20 Mart 2014 Perşembe

AKEL VE KIBRIS TÜRK FAKTÖRÜ


 
            15 Ekim 2000 tarihli Haravgi gazetesine göre, AKEL'in 13 Ekim akşamı düzenlediği bir etkinlikte konuşan AKEL Genel Sekreteri Hristofyas, Kıbrıs'ın uzun yıllar ve çetin mücadeleler sonucu bağımsızlığını kazandığını, bu mücadelede halkın çoğunluğunun yer aldığını, ancak iç cephede bazı hatalar olduğunu ve Kıbrıs Türk faktörüne gereken dikkatin verilmediğini söyledi.

            Kıbrıs Cumhuriyeti'nin doğuşundan itibaren, komplolar ve aç gözlülüklerin nişangâhında bulunduğunu belirten Hristofyas, Türkiye'nin kendi yayılmacı politikasını Kıbrıs'a karşı ileri götürmek için çalışan çıkarları istismar ettiğini, ancak Kıbrıs'ın iç cephesinde bu niyetlerin hayata geçişine yol açacak durumlar olmasaydı güdülen hedeflere ulaşılmasının mümkün olamayacağının itiraf edilmesi gerektiğini söyledi.

            Kıbrıslıların büyük bir bölümünün Kıbrıs Cumhuriyeti'ni gerekli olan sevgi ve saygı ile kucaklamadığını, birçokları tarafından, Zürih uzlaşmasının, çok geçici ve Enosis veya Taksim için bir geçiş aşaması olarak kabul edildiğini belirtti ve ortak kazanım olan Kıbrıs devletinin çalışmasına olanak vermediğini söyleyerek, şöyle devam etti:

            "Kıbrıs Türk toplumuna faşist TMT, şiddet ve kanla empoze edildi. Bu örgüt taksim politikası ve Ankara'nın aç gözlülüğünün taşıyıcısı oldu. Kıbrıs Rum toplumunun başta Makarios olmak üzere demokratik güçlerinin direnişi faşizmin empoze edilmesine olanak vermedi. Aşırı sağ ve EOKA-B'nin faaliyetleri ve 15 Temmuz 1974 darbesi, Atilla istilasına kapılarını açtı ve Türk işgaline yol açtı."

            AKEL Genel Sekreteri, Kıbrıs Rum toplumunun iki bölgeli, iki toplumlu federasyonu tarihi bir uzlaşma olarak kabul ettiğini, bunun işgal ile değil, Kıbrıs Türk vatandaşları ile bir uzlaşma olduğunu, bunun hedefinin adanın kesin taksimini önlemek, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni toprak açısından ve egemenlik açısından bütün olarak iki toplumun ortak vatanı yapmak olduğunu söyledi.

            Hristofyas, milliyetçi zihniyetlerle de mücadele edilmesi gerektiğini, bunlardan birinin Kıbrıs'ı ikinci bir Elen devleti olarak görmek isteyen zihniyet, Türk tarafında ise Kıbrıs'ı Türkiye'nin bir devamı olarak görüp taksimde ısrar eden zihniyet olduğunu belirtti ve konuşmasını şöyle sürdürdü:

            "Kıbrıslı Rumlar olarak bu adanın yalnız bize ait olmadığını anlamalıyız. Bu yalnız bizim vatanımız değildir. Bu adanın geleceği için tek söz sahibi bizler değiliz. Ada, Kıbrıslı Rumlara ve Türklere, hepimize aittir. Kıbrıs ortak vatanımızdır. Bundan dolayı, doğru anlamı ile federal çerçevede siyasi eşitlik, Kıbrıs Türklerine bir lütuf olarak görülmemeli ve karşılıklı saygı koşulları altında birlikte yaşamaya olanak verecek kaçınılmaz doğal ve kolayca anlaşılır bir koşul olarak görülmelidir. Siyasi eşitlik, ekonomik eşitlik ve sosyal adaletle tamamlanmalıdır. Bu da ulusal zenginliğin hakça dağılımı anlamındadır. Şöyle ki hoşgörüsüzlük ve şovenizm üretmek için ideal seralar yaratacak ekonomik ve sosyal dengesizlikler olmamalıdır.

            Diğer yandan Kıbrıslı Türk vatandaşlarımız işgalin hak yaratmadığını anlamalıdırlar. İstila sonuçları hakça bir çözüm için zemin oluşturamaz. Bir çözümün hakça olabilmesi, iki toplumun adalet duygularını tatmine bağlıdır. Her iki toplumun da haklarını güvence altına almalıdır. Ancak bir toplumun haklarının güvenliği, diğer toplum aleyhine olmamalıdır."

 
UYARI 50 YIL ÖNCEDEN YAPILMIŞTI 

            Rum basınından alınan bu haber, 16 Ekim 2000 tarihli Kıbrıs gazetesinde, "Hristofyas: "Kıbrıs Türk faktörüne gereken dikkat verilmedi" başlığı ile yayımlandı. Avrupa gazetesi de "Hristofyas'ın konuşması" başlığını kullandı ve uzun metni tam olarak yayımladı.

            Hristofyas'ın bu önemli saptaması, bize 50 yıl önceki bir başka saptamayı anımsattı. Ama ne yazık ki, Kıbrıs işçi sınıfının partisi olmakla övünen AKEL'in bizzat kendisi, Kıbrıs Türk faktörüne gereken dikkati hâlâ daha vermemektedir. İşte yakıcılığını yitirmeyen bu konuya parmak basan ve yarım yüzyıl önce konuya gereken dikkatin verilmesini isteyen tarihsel bir makaleyi de biz, bu vesileyle ilerici kamuoyumuzun dikkatine getirmek istiyoruz.

            Halkın Sesi gazetesinin 19 Mart 1952 tarihli nüshasında yer alan ve "AKEL'in organı "Demokratis"ten naklen: Kıbrıs Halkının Kurtuluş Mücadelesi. (Yazan: G.İoannidi, K.Koliyannis, P.Rusu, Çeviren:K.Muhtaroğlu) =Türk Azınlığı=" başlıklı yazıda  şöyle denmekteydi:

           "Kıbrısta Milli azınlığı teşkil eden 70-80.000 Türk vardır. Aşikardır ki Emperyalist İdare, Kıbrıs halkının antiemperyalistlik mücadelesini parçalamak için bu mevcudiyeti istismar etmektedir. Bunda, Türkiye'nin mukavemetinden ve adanın coğrafi mevkii ile eski Türk Osmanlı hükümetinin haklarını istismar eden adalı bey ve ağaların müzaheretinden yardım görmektedir. Gerek Yunanistan, gerekse Türkiye'nin mukavemetini kendi hesaplarına uyduran İngiliz ve Amerikan Emperyalistleri kendi mukavemetlerinde muvaffak olmak, Rum ve Türk işçisini baskı altında bulundurarak emperyalist menfaatlarına hizmette bulunmaları için Kıbrıslı Rumları olduğu gibi, Türk ağalarını da kullanmaktadır. Bunlar hem Rum, hem de Türk işçisi ile çiftçisinin, demokratik kuruluşuna aykırıdır.

            Fakat Emperyalistlerin istismar ettikleri halkın milli hisleri, Türk azınlığının siyasi sahadaki geriliği ve adadaki milli muhalefeti, AKEL ve Emperyalist mücadele için ciddi meseleler doğurmaktadır. Türk azınlığı meselesi Antiemperyalist mücadele için esas meseledir. Ve AKEL bu gibi meselelere ciddiyet ve katiyetle karşı koymalıdır. Partinin çalışmaları, Türk azınlığını fesatçılıktan, Emperyalist idarenin milis kuvveti ve Türk bendesi olmaktan ayırarak, Rum işçi sınıfının dostu yapmaya yönetilmelidir. Mesele, Türk çiftçisi ile işçisinin, Türk mukavemetinin de aynen Emperyalist İdarenin esaret yolu olduğuna inandırmaktır. Mahut Yunanistan'a ilhak propagandası parolası ise, Türk işçisinin buna güç inanacağı aşikârdır. AKEL Türk azınlığına, Yunanistan'la ilhakta temin edilecek müstakil idarenin Kıbrıs Türklerine bol otonomi, Milli, Dil, Siyasi, Dini vs.'de gelişme sağlayacağını veciz ve hassas kelimelerle açıklamalıdır. AKEL eğer Türk azınlığı işçisini de, siyasi sahada ve teşkilat olarak nüfuz edip kazanmaya muvaffak olmadıkçe, Kıbrıs halkının mücadele partisi lideri olmıyacaktır. Türkler Rumlara ve AKEL'cilere itimat etmiyorlar. Zira büyük Yunanistan şovenizmine emniyetleri yoktur.

            Yalnız Rum ve Türk işçisine günlük halk meseleleri için yapılan halk mücadelesi dahilinde Türklerin de kendilerine ait meselelerde gösterecekleri faaliyetle yıkılmaz birlik perçinleşecek ve Türkler doğru yolun ve kurtuluşlarının Türkiyeli ağalar ve beyler ile olmıyacağına, fakat Rumların demokratik faaliyetlerle yaptıkları halk mücadelesinde olduğuna inanacaklardır.

            Türklerin ve Rumların halk sendikaları, tek cemiyetleri ve diğer zirai teşkilatları olmalıdır. İşçi sınıfının bir tek partisi olmalı. Bu tek partinin (AKEL) Milli Türk Kolu olabilir. Fakat Rumlar ve Türkler nerede beraber çalışırlarsa çalışsınlar, siyasi cemiyetlerin faaliyetleri halk için olmalıdır. Türklerin çoğunlukta oldukları yerlerde AKEL'in Milli Türk Kolu haritada da tesbit olunabilir ve AKEL'in faaliyet sahası içinde müstakil idareye sahip olabilir. Gençlik için de bir cemiyete ihtiyaç vardır. Kadınlara gelince, Türk ve Rum kadınının bir arada teşkilatlı olması daha doğru olduğu halde, Türk kadınlarının daha geri olmaları, çarşaf geymeleri ve Türklerdeki malûm manialar, ihtimal ayrı cemiyetlere lüzum gösteriyor.

            Kıbrıs'taki Türk meselesi, bütün Milli mesele içerisinde, hususi Milli bir meseledir. Eğer AKEL'in Türk azınlığına karşı tam Milli bir siyaseti olmazsa, Yunan Milli Davasını, ilhak davasını da gerektiği gibi karşılayamayacaktır.

            AKEL, Türk azınlığının ve Halk Antiemperyalist Kurtuluş Mücadelesi Cemiyetinin tenvir edilmesinde büyük dikkat göstermelidir.  "


(Yusuf Aydın imzasıyla, Kıbrıs’ta Sosyalist Gerçek, Sayı:58, Kasım-Aralık 2000)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder