4 Şubat 2015 Çarşamba

DENKTAŞ’IN GÖRÜŞMECİLİKTEN İSTİFASI VE KONFEDERASYON REÇETESİ



Milliyet gazetesi yazarı Yalçın Doğan, 1 9 9 1 yılı Haziran a y ı  b a ş ı n d a   yayımlanan bir makalesinde. New York’ta sürdürülmekte olan Kıbrıs sorunu ile ilgili görüşmelerin seyrini şöyle özetlemişti:
“Cuellar’ın Özal’la yaptığı telefon görüşmesinin ardından Bush-Özal telefon görüşmesi ilgi uyandırmış. Özal’ın  “yeni bir Kıbrıs haritası sunması” bekleniyor. Amerika ve Cuellar, bu haritayı bekliyor. Ne var ki, devreye Denktaş giriyor. Üstelik de politik, ya da diplomatik üslubunu hafif tertip hırçınlaştırarak, “Gerekirse Cumhurbaşkanlığından istifa ederim” diye tehditte bulunuyor Denktaş. Hatta bunu biraz daha ileriye götürüyor: “İstifa edip arenayı boş bırakırım demek istemiyorum. Tersine istifa ederek, arenada yer alırım. Örneğin, yeni bir siyasal parti kurarım ve mücadelemi parti kanalıyla yürütürüm.” ... Bunun üzerine New York’a Ankara’dan yeni bir talimat gidiyor. “Yeni Kıbrıs haritası vermekten vazgeçin” talimatı.” (Milliyet’ten aktaran Ortam, 3 Haziran 1991)
         Denktaş’ın Türkiye’ye rest çekerek,”istifa ederim” tehdidini yinelemesi, 15 Temmuz 1991 tarihli Ortam gazetesinde şu şekilde aktarılmıştı:
       “Denktaş’a yakınlığı ile tanınan ve en kritik dönemlerde Denktaş’la ilgili haber ve röportajlar kaleme alan, Gazeteci Nur Batur’un, Denktaş’la yaptığı son söyleşinin ilk bölümü dün Milliyet’te yayınlandı. Söyleşini bir yerinde Denktaş şunları söyledi:
“Öyle bir antlaşma önerecekler ki ben hayır deyip istifa edeceğim. Mesele değil. Hayır der istifa ederim. Halkım hayır diyecek, ayaklanacak. Türkiye’de muhalefet hayır diyecek, ayaklanacak. Memleketi öyle bir kargaşaya, Türk Hükümeti niye götürsün.”
Denktaş, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin vazgeçilmez addettiği 3 konuyu ise şöyle sıraladı: 1. İki toplumlu, iki kesimli federasyon, 2. Tür­kiye’nin tam garantisi, 3. Toprak düzenlemesinde %25’e inilmemesi.”
Denktaş, Türkiye’de yayımlanan aylık bir dergi olan “Doğru Söz”ün sorularını yanıtlarken de, Nur Batur’a söylediklerinin hemen hemen aynısını tekrarlayarak, kabul etmeyeceği bir anlaşmada ısrar edilmesi halinde, istifa edeceğini bir kez daha yinelemişti. (Yeni Gün, 23 Eylül 1991) İki gün sonra, gazetecilerin bir sorusu üzerine, istifasıyla ilgili haberlerin geçmişte yaptığı bir açıklamadan alındığını belirten Denktaş, konuyla il­gili olarak şöyle konuşmuştu:
“Orada söylediğim gayet açıktır. Eğer Kıbrıs Türkünü tatmin edici bir anlaşma önümüze konmazsa, tabiatıyla imzalamayız. İmzalamadık diye görev­den ayrılmamız gerekirse ayrılırız. Bunu geçmişte söyledik. Bu muhalefet basını tarafından “Türkiye’ye kafa tutmak” diye alınmaktadır. Böyle birşey yoktur. Türkiye kendi çıkarlarını koruyacak durumdadır. Ama biz de, halkımızın çıkarlarını koruyabildiğimiz ölçüde korumak mecburiyetindeyiz. (Kıbrıs, 25 Eylül 1991)
Mart 1991’de Avrupa Parlamentosu’nun, Kuveyt’in işgaline son verilmesini
öngören BM kararlarının uygulanmasında uluslararası camianın gösterdiği kararlılığın, Kıbrıs konusunda da gösterilmesini öngören karar tasa­rısını kabul etmesi ardından gazetecilerle yaptığı bir toplantıda konuşan Denktaş, Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın “Türkiye’nin önünden Kıbrıs engeli kalkmalı” şeklindeki sözlerinin yanlış değerlendirildiğini söyleyerek şöyle konuşmuştu: “Türkiye ile Kıbrıs Türkleri geçmişten beri işbirliği içerisinde girişimler yapmışlar ve Türkiye, her zaman bize destek ver­miştir. Türkiye, şu ana kadar beni devre dışında bırakacak bir girişim yapmadı, ama bundan sonra böyle bir girişimin yapılıp yapılmayacağını bi­lemem.” (Kıbrıs, 16 Mart 1991)
Aslında TC Dışişleri Bakanlığına bağlı ve Tugay Uluçevik başkanlığındaki teknik bir heyet, New York’ta BM görevlileriyle birlikte yürüttükleri çalışmalar sonunda, Türk tarafının işgali altında tuttuğu %37’lik Kıbrıs Cumhuriyeti toprağından bir miktar taviz vererek, Rum tarafını İngiliz- Amerikan baskısı altında konfederal bir çözüm şeklini kabul etmeye zorlamaya çalışmaktaydı. Ama Kıbrıs Türk lideri Rauf Denktaş, katı taksimci tutumunu sürdürüyor ve herhangi bir toprak tavizine yanaşmamaktaydı. Nitekim 3 Mayıs 1992 günkü Sabah gazetesine verdiği demeçte, yakın gelecekteki politikası hakkında ipuçları vermekteydi:  “Toprak tavizi verilirse, derhal istifa ederim, ülkeyi seçime götürürüm. Aday olur yeniden seçilirim.”
30 Nisan 1992 günü KKTC Meclis Başkanı Hakkı Atun’un makam odasında yapılan ve aralarında Rauf Denktaş’m oğlu İçişleri, Köyişleri ve Çevre Bakanı Serdar Denktaş’ın da bulunduğu 9 Ulusal Birlik Partisi milletvekilinin toplantısı, Baba Denktaş’ın Haziran 1991’de sözünü ettiği “yeni siyasal parti”nin ilk habercisi oldu. 5 Mayıs 1992 günü Bakanlıktan istifa ettiğini açıklayan Serdar Denktaş, çoğu 1976 ile 1992 yılları arasında yıllarca Bakanlık yapmış olan diğer UBP milletvekili arkadaşlarıyla 9’lar adı verilen bir grup oluşturduklarını açıkladılar. İktidar Partisi UBP’nin Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu’nu iç politik başarısızlıkları yüzünden eleştiren 9’lar, bir günde zem zem suyuyla yıkanmış gibi geçmişin hesabını Eroğlu’nun hanesine yazdılar. Verdikleri muhtıra yüzünden parti disiplin kurulu tarafından UBP’den geçici olarak ihraç edilen 9’lar, 9 Temmuz 1992 günü partilerinden istifa ettiklerini açıkladılar. 30 Temmuz 1992’de, terkettikleri iktidar partisine karşı “Demokrat Parti”yi kurduklarını açıkladılar. Partinin Başkanlığına getirilen Hakkı Atun, 15 Eylül 1992 günü ABD Kıbrıs Koordinatörü Nelson Ledsky ile yaptığı ve ona partisinin kuruluş amaçlarını anlattığını söylediği toplantıdan sonra ağzından baklayı çıkardı: “Partimiz,Türkiye ve Cumhurbaşkanı Denktaş’ın işbirliği halinde alternatifi bir parti olarak ortaya çıkmıştır.” (Kıbrıs, 16 Eylül 1992)
Rauf Denktaş tarafından, danışıklı dövüş oyununda günah keçisi olarak seçilen Derviş Eroğlu, Lefkoşa Kardeş Ocağı Kulübünde yaptığı bir sohbet toplantısında, bir karışlık toprağın bile geri verilmesine karşı olduğu görüşünü tekrarlarken, “basın yazmasın” uyarısıyla birlikte, Denktaş’la aralarında görüş farklılığı bulunmadığını, ancak Denktaş’ın görüşmeci olması nedeniyle konuşamadığını ve taktik gereği kendisinin konuştuğunu belirtmişti. (Yeni Düzen, 27 Haziran 1992)        
İç politik çıkar kavgası nedeniyle Denktaş’ı KKTC’den taviz vermekle suçlayan Eroğlu, Denktaş’m öfkelenmesine yol açmış ve Denktaş, bir demecinde, KKTC’ye herkesin sahip çıktığını ve çıkacağını, bunun bambaşka bir şey olduğunu, bunu kendisinin de söylediğini vurgulayarak, Başbakanın milli stratejiyi ve taktiği bildiği halde, bunu kaale almayarak, yaptığı çıkışların tahammül edilmez hale geldiğini belirtmiştir. (Halkın Sesi, 11 Eylül 1992)
Rauf Denktaş’ın “milli strateji ve taktiği”nin Kıbrıs’ın taksim edilmesi olduğu, ama İsmet İnönü’nün de 1964’de dediği gibi, yasal çerçevede kalınsın diye işe federasyon demekle başlandığını herkes bilmektedir.
Turgut Özal, Kiev gezisi sırasında gazetecilerle sohbet ederken şöyle konuşmamış mıydı?  “Makul olanı yapmamız lazım. Bu hususta şimdiye kadar epey mesafe aldık. Beş kantondan bugün iki ayrı devlete, hatta federasyondan da gevşek olsun demeye geldik. Neredeyse  konfederasyon lafını da söyledim ben. Ne kadar Rum olacakmış, bu konuşuluyor. Yüzdesi şu kadar, bunu geçmeyecek. Moratoryum var. Onu da kabul ettiler prensip itibarıyla, onu da biliyorum. En önemli taraf, bizim için orada Türkiye’nin varlığı lazım. Yani güvenlik bakımından varlığı lazım.” (Cumhuriyet. 15 Mart 1991)
Türkiye’nin 1960’da kurulan ve bağımsızlık, toprak bütünlüğü ve egemenliğini garanti ettiği güney komşusu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprakları üzerinde askerlerinin ve taşıma nüfusunun varlığını inandırıcı kılmak için, Kıbrıs Türk liderliğinin sürekli olarak “her an Rumlar tarafından kesilebiliriz” tezini işlemesi gerekmektedir. Yoksa 1963-67 dönemine ait “Türklerle Rumlar artık birarada yaşayamaz” masalının 1968’den sonra tuzla buz olması gibi, 1974’den beri kan, gözyaşı ve askeri zorla iki ayrı bölgede yaşamaya mecbur edilen Türklerle Rumların yeniden temasının serbest bırakılması, taksim tezinin ruhuna ters düşer. BM Güvenlik Konseyi tarafından önerilmiş olan “Güven Artırıcı Önlemler” paketine yanaşmak istemeyen Kıbrıs Türk liderliği, tam da bu nedenle manevra alanının daraldığını önererek, görüşme masasından kaçmıştır. Denktaş, 1968 yılından beri sürdürdüğü görüşmecilik görevinden çekildiğini açıkladığı 5 Temmuz 1993 günü şöyle konuşmuştur: “Görüşme yolu, görüşme manevraları ideallerle bağdaştırılmadıkça insan hiçbir yere varamaz. Ama “ideallerimiz şudur” diyerek öne atılırsanız, o zaman görüşme ortadan kalkar... Ben bu arayış sürecinde topluma 19 yıl kazandırdım. Hazırladığım iyi bir temel vardır. Bundan sonraki görüşmeci inşallah bu temeli bozmadan, üzerine yeni şeyler bina eder.” (Kıbrıs, 6 Temmuz 1993)
Derviş Eroğlu, Denktaş’m görüşmecilikten ayrılmaması gerektiğini vurguladığı değerlendirme konuşmasında şunları söylemiştir: “Sayın Cumhurbaşkanımız bugüne kadar görüşmeleri kendi inisiyatifiyle yürütmüştür ve istediği manevrayı yapmıştır... Denktaş’ın çözümsüzlük çözümdür” deyişlerimiz karşısında rahatsız olduğu söyleniyor. Sayın Cumhurbaşkanımız aslında geçmişte “statükonun çözüm olduğundan” bahsettiği herhalde kulaklardadır. Benim, KKTC Hükümet Başkanı olarak, KKTC’yi ve bunun varlığını savunmamdan daha doğal birşey olamaz.”(agy)
Denktaş, bir gün sonra yaptığı basın toplantısında şu ilginç açıklamalarda bulundu: “UBP Genel Başkanı ve Başbakan Eroğlu’nun “federasyona inanmadık ve gündemimizde değil” şeklindeki yaklaşımlarıyla, “federasyon görüşmelerini sürdüren Türk tarafının dünyayı kandırdığı” mesajı verilmektedir. Bu durumda görüşmelere devam edemem. (Sanki inanmadığı federasyon tezi ardında, taksim tezini savunarak, Türk toplumuna 19 yıl kazandırdığını söyleyen kendi değilmiş gibi! A.An) BM Genel Sekreterliği’nin anlaşmaya i960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin esas alması, sıkıntı yaratmıştır. ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi Robert Lamb, “egemenlik esasına dayanan bir anlaşma yapamazsınız” şeklinde yaklaşımlar getirmiştir. 1960 Cumhuriyetinin varlığını kabul ettiğimiz anda bütün girişimlerimiz, haklarımız, tapularımız (savaş sonucu ele geçirilip, eşe-dosta dağıtılan Rum malları için verilen yasadışı tahsis belgeleri, A.An) ortadan kalkar ve büyük bir siyasi kaos meydana gelir. Bunu kabul edemeyiz... Türk tarafı açısından Kıbrıs sorunu çözümlenmiştir. Ancak dünya adada uzlaşma istemektedir. Bunun, federasyondan tek yanlı olarak vazgeçmekle yapılmaması gerekir.” (Halkın Sesi, 7 Temmuz 1993)
1974’de Türk ordusunun adayı taksim etmesiyle Kıbrıs sorununun çözümlendiğini öne süren çeşitli açıklamalar yapılmıştır:
TC Dışişleri Bakanı İlter Türkmen: “Kıbrıs’ta meselenin esası bir bakıma çözümlenmiştir. Biz, BM Genel Sekreteri’nin yeni çabaları ışığında toplumlararası görüşmelerin devam etmesi gerektiğini söylüyoruz.” (Cumhuriyet, 24 Ekim 1983) (Görüşürmüş gibi yapıp, dünyayı yıllarca daha kandırmak için. -A.An)
TC Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu: “1974 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği Barış Harekatı’nda her iki toplumun yerleşme yerleri belirlenmiştir. Her iki taraf da kendi kuralları ile yönetilmektedir. Bizim istediğimiz, mevcut olan bu durumun hukukileşmesidir.”(Cumhuriyet, 15 Haziran 1986)
Sovyet lideri Andrei Gromiko: “(ABD Dışişleri Bakanı Kissinger) her ne kadar açık konuşmaktan kaçındıysa da Washington’un, Kıbrıs’ın biri Rumların, öteki de Türklerin olmak üzere iki ayrı devlet haline gelmesine taraftar olduğunu ima etti. Yani Kıbrıs’ta iki ayrı devlet istiyorlardı.”(Gromiko’nun anı kitabından aktaran Kirikas, 10 Haziran 1990)
Dr. Küçük’ün, 1963’de Kıbrıs Cumhurbaşkanı Yardımcısı Makamını terketmesinden sonra bürosunda bulunan ve kendisi ile Denktaş’ın imzalarını taşıyan 14 Eylül 1963 tarihli belgede de taksim’in Türk stratejisi ve politikasının hedefi olduğu gösterilmişti. Denktaş’ın görüşmecilikten çekilme manevrası, BM görüşmelerinde sıkışmasından kaynaklanmaktadır. Oluşturduğu Demokrat Parti ile seçimlere girip, ecelini uzatmak istemektedir. 30 yıllık hedefte herhangi bir değişiklik yoktur.

(Haftalık Yeni Çağ gazetesi, 16 ve 23 Ağustos 1993, Sayı:140 ve Sayı:141)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder