16 Haziran 2015 Salı

1968’DE YEREL ÖZERKLİK VE TAKSİM’LE İLGİLİ RUMLARIN KAYGULARI NEYDİ?


           Kıbrıslı Rum politikacılardan Glafkos Kliridis, “Kıbrıs: İfadem” adlı anılar kitabının 2. cildinde, 1968 yılı Kasım ayı sonunda Ati­na’yı ziyaretinden sonra Makaryos’la yaptığı uzun bir toplantıda, toplumlararası görüşmeler­de tek pürüz olarak yerel yönetim konusu kal­dığını ve kendisini istifa noktasına getiren bu konuyla ilgili Rum tarafının kaygularını şöyle anlatıyor: (s. 274)
“Yerel yönetim konusunu yasal olarak nasıl yerleştireceğimiz hususunda Makaryos’un tercihi şuydu: Bu, Türk oylarının bir yüzdesini de sağlayacak olan artırılmış bir çoğunluk gerektiren bir yasayla yapılmalıydı. Makaryos, (merkezi) hükümet ile yerel yönetim yetkileri­ni ayıracak herhangı bir anayasal düzenlemeyi reddetti. Ayrıca merkezi bir yerel yönetim makamının olmasına da karşı çıktı. Ama Denktaş tarafından daha önce önerilen, kazalar düzeyinde merkezi yerel makamların, eğer mutlaka zorunlu olmaları halinde düşünülebi­leceğine işaret etti.”

YEREL ÖZERKLİK TAKSİMİ TEŞVİK EDECEK
Kliridis, anılarının daha ileriki sayfaların­da 14 Aralık 1968 günü Paris’te bir araya ge­len Kıbrıs Dışişleri Bakanı Spiros Kipriyanu ile Türkiye Dışişleri Bakanı Bay Çağlayangil arasında yapılan görüşmenin gizli tutanağını açık­lamaktadır. Tutanağın bazı bölümleri şöyle:
“Kipriyanu sözlerini şöyle sürdürdü: Şim­di de Bay Kliridis ile Bay Denktaş arasındaki görüşmeler sorununa geliyorum. Ana engelin, yerel özerklik sorunu olduğu doğrudur. Kıbrıs’ta yerel özerklik kavramına bazı gerçekler te­melinde bakılmalıdır. 1) Kıbrıs küçük bir ülke­dir; yerel özerkliğin yönetim ve kalkınma açı­sından önemli bir rol oynadığı büyük ülkeler gibi değildir. 2) Geçmişte Kıbrıs’taki yerel yönetim sistemi, çok tatmin edici bir şekilde çalışmıştır. 3) Yerel özerklik, şimdi siyasal bir önem kazanmıştır ve sadece bir yönetimsel sorun olarak görülemez. Çünkü Kıbrıslı Türkler kendileri için yerel özerklikten söz ederken, ayrılıkçı bir görüş temelinde konuşmaktadırlar. Bu ayrılığın ve sonunda taksimin teşvik edileceği korkusunu yeniden canlandırmıştır. Kıbrıs Türklerinin var oluşlarının tanınması gerektiğini söylediniz. Biz, onların din, eğitim ve kültür konularında tam bir özerkliğe sahip olmaları gerektiğinde anlaşmayı kabul etmiş bulunuyo­ruz. Bunu sadece kabul etmekle kalmadık, ayrıca hükümetin bunu sürdürmeleri için onlara mali yardımda bulunmasında da anlaştık. Ama yerel özerklik konusuna gelindiğinde, bunun nüfusun etnik kökeniyle hiçbir ilişkisi olmama­lıdır. Yerel özerklik sisteminin, devlet içinde devlet yaratmasına karşı güvencelendirilmiş olması gerekir.” (s.281-282)

İŞBİRLİĞİ TEK GELECEKTİR
Raporun bir başka yerinde şöyle deniyor: “Kıbrıslı Türklerin vazgeçtikleri şeyler, asla kendi yararları için olmayan şeylerdi. Şimdi bizim hedeflememiz gereken, içinde Kıbrıslı Türklerin de yararlanıp ilerleyebildikleri bir üniter devlet yaratmaktır. Rumlar, Kıbrıslı Türklerden her yönden çok daha iyi durumda­dırlar. Şu anda adadaki ekonomik durum çok iyidir. Sadece Kıbrıs Türk enklavlarında iyi de­ğildir. Kıbrıslı Türklerin ülkenin ilerleme ve kalkınmasına katılması kendi yararlarına de­ğil midir? Ayrılık onlara hiçbir yarar sağlama­yacaktır. Konuları gerçekçi bir şekilde ele almak için, görüş ve hayal gücü gereklidir. Yeni uygulanamaz görüşler niye sunulsun? Sa­dece yeni karışıklıkları önlememiz değil, Kıb­rıslı Türkler de içinde, bütün Kıbrıs’ta yaşa­yanların yararına olacak bir ortam yaratmalı­yız. Zürih ve Londra Andlaşmalarıyla ilgili olarak iki neden yüzünden başarısız olduk. Bu andlaşmalar bağımsızlığı olmayan bağımsız bir Kıbrıs devleti yarattı ve birliği olmayan üniter bir devlet oluşturdu. Kıbrıslı Türklerin yararına verilen hakların doğallıkla kendi ya­rarlarına olmadığı kanıtlanmıştır. Anormal du­rumlar yaratarak, bunların normal çalışmasını bekleyemezsiniz. Size dün söylediğim gibi, son zamanlarda Türkiye Büyükelçiliği’ndeki bir resepsiyonda bazı Kıbrıslı Türklerle konuşma fırsatını buldum. Hepsinin de, işbirliğinin ken­dileri için tek gelecek olduğuna inandıklarını farkettim. Ayrılık durumunu düşünmek, tamamıyle gerçeklere uymamaktadır. Kıbrıslı Türk­lerin güvenliği sorunu da aynıdır. Bazıları söylediklerimizin teorik olduğunu öne sürebilir, ama sanırım çok gerçekçi sözlerdir. Kıbrıslı Türkler kendi güvenliklerini herhangi bir çeşit ayrılıkla güvence altına alamazlar. Güvenliği sağlayacak barışma ortamıdır. Şimdiki durumu ele alalım. Eminim ki, enklavlar dışında yaşa­yan Türkler, enklavlar içinde yaşayanlara kı­yasla kendilerini daha güven içinde hissettikleri gerçeğinin farkındasınız.”

İSTENEN YEREL ÖZERKLİK YOLUYLA BAŞKA BİRŞEY Mİ?
Kipriyanu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dedi­niz ki, Türkiye’nin herhangi bir saldırgan planı olmadığına bizi inandırması ve bizim de Kıbrıs­lı Türkleri tehlike içinde olmadıklarına inandırmamız zaman alacaktır. Bütün bu korkuların en fazla gerçek olanı, ayrılık ve çeşitli yön­temlerle teşvik edilebilecek olan taksim korku­sudur. Halkımızın düşüncesine göre ve haklı olarak da, enosis ve taksime aynı şekilde bakı­lamaz. Enosis, bir başka ülkeyle birleşmektir ve bu, büyük ölçüde dış mülahazalara dayan­maktadır. Ama biz, Kıbrıs’ın içinde gerçek olarak var olan taksim korkusunu ortadan kal­dırmalıyız. Bölünmenin teşvikine izin verecek herhangi bir düzenlemeyi engellemeliyiz. Kıb­rıslı Türklerin taksim istemediklerine inanma­lıyız. Herkesin, çözüm için bağımsız ve üniter bir Kıbrıs devletinin temel olacağını şimdi ka­bul ettiği bir gerçektir. Ama hakkı önermeyip, içeriğini boşaltmada dikkatli olmalıyız. Olabildiğince çabuk bir çözüm için içtenliğimizden ve istekliğimizden sizi temin etmek isterim. Bu görüşmelerin sonunda, sonuçlar üreteceğinden ümitliyiz. Tabii ki ilerleme, yerel özerklikle ilişkili zorluklar aşılırsa daha hızlı olabilir. Bu Kıbrıslı Türklere de bağlıdır. Çünkü daha önce de belirttiğim gibi, Kıbrıs Türkleri siyasal bir karar almak zorunda olabilirler. Bir başka deyişle, Kıbrıs’ın gerçekleri içinde, istedikleri­nin yerel özerklik olup, yerel özerklik yoluyla başka bir şey olmadığına karar vermelidirler.” (s. 283-285)


(Yeni Çağ gazetesi, 8 Aralık 1991)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder