10 Haziran 2015 Çarşamba

CTP’NİN KURULUŞUNA İLİŞKİN BAZI ANILARDAN-1

Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin 27 Aralık 1970’de kurulması üzerinden tam 25 yıl geçmiş. Bir zamanların istenmeyen muhalefet partisi, aradan geçen süre içinde Kıbrıs Türk liderliğinin “onsuz hükümet kurulamayan” partisi haline dönüştürülmüş. Kıbrıs Türk toplumunun siyasal tarihini ileride yazacak olanlar, bu başkalaşım süreciyle ilgili ilginç saptamalarda bulunacaklardır. Biz burada, CTP’nin kurucularından ve ilk Genel Başkanı olan avukat Ahmet Mithat Berberoğlu’nun, 25. kuruluş yıldönümü nedeniyle Yeni Düzen gazetesinde çıkan “CTP nasıl ve neden kuruldu?” başlıklı iki yazısından bazı bölümleri aktararak, geçmiş siyasal yaşamımızla ilgili önemli gerçekleri bir kez daha vurgulayacak ve bu vesileyle bir başka CTP kurucusundan partinin kuruluşunun öncesiyle ilgili pek de bilinmeyen bazı noktaları belirteceğiz.
Berberoğlu, 1970 öncesi yer alan olaylardan ve bir siyasal partinin kurulması fikrini ortaya çıkaran nedenlerden söz ederken, 1955 sonrasında zamanın İngiliz sömürge yönetiminin Kıbrıs Türk liderliği ile birlikte Türk-Rum çatışmasının nasıl başlatıldığını şöyle anlatıyor:
“İngiliz İdaresi, EOKA saldırılarını kendilerine dönük olmaktan çıkarıp, Türklere para karşılığında giydireceklerı üniforma ile Türk  toplumuna dönük bir saldırı haline getirmeyi ve Rum-Türk çatışmasını başlatmayı öngörüyordu. Biz, Türklerin İngiliz teklifini reddederek İngilizlerin tuzağına düşmeyi önlemek istiyorduk. Plan gayet sarihti. EOKA mensupları, Yardımcı veya Özel Polisleri İngilizin üniformalı silahlı elemanları olarak öldürecek ve öldürülen üniforma içinde Ahmet veya Mehmet olduğu ortaya çıkınca, Türk Cemaatı ile EOKA’nın arası açılacak ve kısa zaman içinde EOKA’nın başlattığı saldırı Türk-Rum mücadelesi haline getirilecekti. İngiliz Müstemleke İdaresi bu gelişmeyi istismar ederek dünyaya karşı, iki toplum çarpışıyor, ben de düzeni ve barışı koruma tedbirleri almak zorunda kalıyorum diyebilecekti. Bu önerimiz ve açıklamamız karşısında, üst kademe Başkanı (Dr.F. Küçük), “Konu gerçekten önemlidir, ancak biz daha yüksek makamların görüşünü almadan karar vermiyelim diyerek, meseleyi tetkike almıştı. İki hafta sonra beni telefonla arayarak, “En üst Makamın görüşünü açıkladı - Alınız İngilizin parasını, vurunuz düşmana tekmeyi”. Bu görüş karşısında önerim değerlendirilmedi. Sonunda Türk Cemaatı olarak çok zararlı çıkacağımızı düşünerek moralim bozulmuş ve haftalarca üzüntü içinde bocalamıştım... (1960’da) İngiliz İdaresi, Yardımcı Polis, Özel Polis ve Komando yazılıp EOKA’ya karşı görev yapan Türkleri unutmamış, onlara mali yardım yaparak İngiltere’ye  yerleşmelerini sağlamak suretiyle canlarını kurtarma teklifini yapmıştı. Birçok eski Yardımcı ve Özel Polisler ile Komandolar bu teklifi kabul edip aileleriyle birlikte Londra’ya göç etmişlerdi. Sayıları Toplumumuzun nüfusu açısından çok önemli olan bu zorunlu göçmenleri kaybetmek suretiyle, yanlış kararın sonucu olacak toplumumuz bir sille daha yemişti.” (27.12.1995)
Berberoğlu, 1960 sonrasındaki Temsilciler Meclisi’ndeki Türk üyelerin özgür bireyler olarak çalışmalarının engellendiğini de şöyle anlatmaktadır:
“Temsilciler Meclisinde bulunan 15 Türk Milletvekilinin oluşturduğu Meclis Grubu ne yazık ki düzensiz ve disiplinsiz olarak çalıştığı için belli odakların etkisi altında kalarak, doğruyu ve gerçeği görememesi nedeniyle, Meclisteki Türk kanadına tanınmış olan Anayasal hak ve yetkilerin, Devlet, Memleket ve Vatandaşlık aleyhine kullanılması gibi çok hatalı ve tehlikeli kararlar alınmasına yol açmıştı. Böyle bir olayı önlemek için 1962 yılında TC Büyükelçisi Sayın E. Dırvana hepimizi Büyükelçiliğe davet ederek bizi ikaz etmesi ve atılması kararlaştırılan yanlış adımın geri alınmasını istemesi karşısında, 15 Türk Milletvekili, Sayın Büyükelçinin huzurunda, yanlış adımın atılmayacağı hususunda söz vermiş olmasına rağmen, 2 gün sonra, kendisine “Büyük” dedirten kişinin telkiniyle, Mecliste aynı yanlış adımı atmak gafletini göstererek, önemli bir tasarının yasalaşmasını önlemişti. Bu olay, benim siyasal örgütlenme gereksinimi doğrultusundaki inancımın ve gayretlerimin haklı olduğunu açıkça ortaya koymuştu... (Aralık 1963’den sonra) Kendisine “Büyük” dedirten kişi veya kişiler, bu kez Kıbrıs’tan sürgün edilmiş iddiasıyle, Kıbrıs Türk toplumuna sahip çıkmaya cesaret edememişler ve hatta sürgün safsatasıyle, kahramanlık iddiasına sarılmışlardı. “Büyük”lerin Lefkoşa’da kalan müritleri, başta bayrağı olmak üzere, iki toplumun referandumu ile kabul edilmiş olan Kıbrıs Cumhuriyetine ait tüm kurum ve kuruluşları, düşüncesini ortadan kaldırmak kampanyası başlatarak, Türklerin yaşadığı bölgelerde kaos yaratmışlardı. Bu karanlık günlerde, Türk kesimlerini zapturapta almak ve Türk toplumunun acil ihtiyaçlarını sağlamak, güvenlik ve disiplini oluşturmak için merhum Dr. F. Küçük başkanlığında GENEL KOMİTE adı altında bir üst organ kurulmuştu. Genel Komitenin bir üyesi ve Birleşmiş Milletler Barış Gücü nezdinde “Political Liaison Officer” (Siyasal İrtibat Görevlisi) olarak dört yıl süreyle (1964—1967) hizmet ettiğim bu Komitede yapılabileceğin en iyisinin yapılması için büyük gayret gösterildiği halde, siyasal örgütlenme eksikliği devamlı olarak kendini gösteriyordu. 1967 yılına kadar görevini devam ettiren Genel Komite, bir süre sonra Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi adı ile kabuk değiştirmiş ve bu değişiklik yapılırken yine siyasal örgütlenme gözardı edilmişti. Toplumun siyasal örgütlenmesinden üst düzey yetkililerinin çekindiği, hatta korktuğu açıkça ortada idi. Niye çekiniyorlardı; amaç Topluma yardım etmek, Toplum yararına hizmette bulunmak idiyse, Toplumda siyasal örgütlenmeyi önlemenin manası ne olabilirdi. Bu sorular beni devamlı olarak meşgul etmiş ve üst düzeydeki politikacıların iyi niyet göstermediklerine ve Toplumu “cemaat” hatta “ümmet” veya “kabile” statü­sünde tutarak, istismar yoluyle şahsi veya bir avuç kafadarının menfaatlerini korumaya yönelik niyetin hakim olduğuna inanmıştım. Bu inanç bende kökleştiği zaman 1969 yılı sonları idi. 1970 yılı içinde milletvekilliği seçimleri yapılacaktı. Yıllar boyunca hayal ettiğim çağdaş bir siyasal Parti kurulması zamanı geldigine inanıyordum... Kurulacak olan siyasal partinin program ve tüzüğünü hazırlayarak gerekli olan müracaatı yaptık. Müracaatımıza olumlu cevap gelmedi. Bize Temmuz 1970’de yapılacak olan seçimlere partisiz katılınız, seçimlerden sonra istediğiniz Parti’yi kurmaya izinli sayılacaksınız, deniliyordu... Temmuz 1970 seçimleri yapılmış, tansiyon normal düzeyde seyrediyordu. Bize yakılan yeşil ışıktan yararlanma zamanı gelmişti...” (28.12.1995)
Ahmet Mithat Berberoğlu, devamla 27 Aralık 1970 günü kurulan CTP’nin, Siyasal Partiler Yasası olmadığı için önce Türk Cemaat Meclisi’nin Dernekler Yasasına göre gecikmeli de olsa tescil ettirildiğini, 1975’deki KTFD Anayasası’nın kabulünden sonra da yasal siyasal parti statüsünü aldığını anlatmaktadır.   
(sonu haftaya)

CTP’NİN KURULUŞUNA İLİŞKİN BAZI ANILARDAN-2
Yeni Batı Trakya adlı ve İstanbul’da yayımlanan bir dergide, gazeteci Nazım Şen tarafından kaleme alınmış “Nevzat Karagil’in Hayatı ve Mücadeleleri” başlıklı yazı dizisinde şöyle denmektedir:
“CTP’nin kuruluşuna 1961 yılında başlanmış ve parti ancak 1970 yılında kurulabilmiştir. 9 yılda kurulabilen ve 23 yıl sonra iktidar ortağı olabilen CTP’nin kuruluşunda da Nevzat Karagil’in etkisi olmuştur... Ergazi’li Nevzal Karagil, CTP’nin kuruluşunu 1961 yılında Lefkoşa’da başlatmıştır... 1961 yılı başlarında 40 yıllık arkadaşı ve meslektaşı ünlü avukat Ahmet Mithat Berberoğlu’nun Lefkoşa’daki Ankara Sokak’ta 5 No’lu yazıhanesinde avukatlık stajını yaparken Karagil, planı ve programı olan bir Türk partisinin kurulması çalışmalarını da yürütüyordu. Kıbrıs Cumhuriyeti Büyükelçisi Kıbrıs kökenli Emin Dırvana, Elçilik Basın Ateşesi Kıbrıs doğumlu ... diplomat Mehmet Ali Pamir’le temaslarda bulunuyor, Türkiye ve İngiltere yüksek okul ve üniversitelerinden mezun olanlarla Kıbrıs’ta serbest meslek sahibi başarılı aydın, işadamlarıyla biraraya gelerek kurulacak parti için ön çalışmalarını yürütüyordu... Arkadaşlarının görüş ve önerileri doğrultusunda Nevzat Karagil tarafından hazırlanan ve Mehmet Ali Akpınar tarafından daktilo edilen kurulacak siyasi partinin tüzük ve çalışma programları hem Kıbrıs’ta, hem de Türkiye’deki Kıbrıslılar ve Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Masası’nda çok olumlu karşılanmıştı.
                Kurulacak partinin beş isim içinde Nevzat Karagil’in teklif ettiği “Cumhuriyetçi Türk Partisi – CTP” adı üzerinde karar alındı ve amblemi de “üzüm salkımı” oldu.
                Partinin kuruluşu açıklanacağı sırada Ömerge (Bayraktar olmalı- A.An) Camii’nin bombalanması olayı vuku buldu. Bu nedenle partinin kuruluşu ileriye bırakıldı. Bu olay unutulduktan bir süre sonra, partinin kuruluşu gerçekleşip açıklanacağı sırada Avukat A. Muzaffer Gürkan ve Avukat Ayhan Hikmet’in öldürülmeleri, acı bir olay oldu. Bu olay da unutulur gibi olduktan sonra partinin kuruluşu açıklanacağı sırada 21 Aralık 1963 olayı başladı. 21 Aralık 1963 olayı bir türlü sona ermiyor ve partinin kuruluşu bu yüzden bir türlü yapılamıyordu... (1968’de) CTP, resmen kurulmamasına rağmen Dr. Fazıl Küçük’ün karşısına Kıbrıs Başhakimi Mehmet Zekâ Bey’i çıkarmayı kararlaştırdı. Zekâ Bey’in adaylığı hususunda görüşmelerde bulunmak üzere Nevzat Karagil Ankara’ya gitti ve Ankara’da ilgililerle görüşerek Zekâ Bey’in adaylığı üzerinde olumlu hava yaratırken, beklenmedik bir anda Zekâ Bey’in adaylığı haber olanak etrafa sızdırıldı. Ve bu acelecilikten ötürü Zekâ Bey’in adaylık hususu suya düşmüş oldu. Böylece bir fırsat daha kaçırılmış oldu.
Dr. Fazıl Küçük’ün Cumhurbaşkanı Muavinliği ilan edilince partinin kuruluşu tekrar yürütülmeye başlandı. Çalışmalar ağır yürüyordu; tekrar Ankara’ya gidip ilgililerle ve ileri gelen Kıbrıslılarla görüşmek icap etti. Karagil 1969 ve 1970 yılları içinde Ankara ve İstanbul’a üç-dört kere gitti. Fakat Nevzat Karagil, partinin kurulması ve açıklanması için her türlü hazırlığı bitirdikten sonra, Kıbrıs’a dönüş yolunda iken, partinin CTP adıyla 27 Aralık 1970 tarihinde kurulduğunu acı içinde öğrendi. Oysa partinin kuruluşu üç merkezde yapılacak ve basın toplantılarında açıklanacaktı. Başta Berberoğlu olmak üzere, bir kısım kurucu olacaklarla öyle mutabakata varılmıştı. Bu mutabakata göre, Avukat Ahmet Mithat Berberoğlu Lefkoşa’da,  Avukat Nevzat Karagil İstanbul’da, Avukat Cahit Yılmazoğlu da Londra’da yapacakları basın top­lantılarında CTP’nin kuruluşunu dünyaya açıklayacaklardı. CTP’nin kurucuları Ahmet Mithat Berberoğlu, Ahmet Mithat Akpınar, Avukat Hüseyin M.Celâl, Avukat Ayhan Çiftçioğlu, Hüseyin Ziya Demircioğlu, Mustafa Sıtkı Dersev, Dişhekimi Ramiz Gökçe, Dr.Şemsi Kazım, Ahmet Mutallip, Derviş Ahmet Raşit, Özker Yaşın, Avukat Hüseyin Cahit Yılmazoglu idi.
               Nevzat Karagil, CTP’nin kurucuları arasında dahi gösterilmedi. (Turancı olması buna gerekçe olarak söylenmiş. -A.An) Buna rağmen Karagil başta, Genel Başkan olan Avukat Ahmet Mithat Berberoğlu’na her türlü desteği vermekte geri kalmadığı gibi, onunla olan ilişki ve arkadaşlığını sür­dürdü ve  halen sürdürmektedir.
           CTP’nin kuruluşu sağlıklı olmadı. Berberoğlu’nun Genel Başkanlığı da Dr. Fazıl Küçük’ün aşiret idareciliği kadar dahi başarılı olamadı.
              Avukat Mithat Berberoğlu’ndan sonra CTP’nin Genel Başkanı olan Özker Özgür’ün ve bir kısım arkadaşlarının mutlu Barış Harekâtından sonraki tutumu ve politikası bu partinin başarılı olmasını engellemiştir. Bu son seçimlerde eski tu­tum ve politikasını bırakıp Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP)’nin daha olumlu ve daha milli politikasını kabul edince, bu seçimlerde daha başarılı olmuş ve Ku­zey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde hükümet ortağı olmuştur.” (Sayı:123, Kasım-Aralık 1993)
               
              Kendisinin bir Rumeli Türkü olduğunu yazan Nazım Şen, Nevzat Karagil’in anılarına dayanarak kaleme aldığı yazısının sonunda, Türkiye’deki Kıbrıslılar arasında yaptığı bir araştırmada “CTP’nin son beş-altı aydan bu yana genel tu­tumundaki değişiklik nedeniyle Türkiye’deki Kıbrıslılar CTP’ye artık şüphe ile bakmamaktadır” şeklinde bir yargıya vardığını aktarmaktadır.
                Görüldüğü gibi, Nevzat Karagil’in verdiği bilgilere göre, CTP’nin kuruluş çalışmaları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk kuruluş yıllarına, yani 1961’e kadar uzanmaktadır. Bu arada 27 Eylül 1960 günü, her ikisi de avukat olan Ahmet Mu­zaffer Gürkan ile Ayhan Hikmet’in haftalık Cumhuriyet gazetesinin çevresinde toplanmış demokratların oluşturduğu Kıbrıs Türk Halk Partisi’ni de anmak gerek. Bilindiği gibi iki avukatın 23 Nisan 1962 gecesi öldürülmeleri ardından bu mu­halif siyasal örgütlenme girişimi de akamete uğramıştı.
            Kıbrıs Türk siyasal partileri ve muhalif hareketlerinin geçmişiyle ilgili olarak ileride yazılacak tarih kitaplarında, şüphesiz daha ayrıntılı bilgiler verilecek ve var olan boşlukların giderilmesine çalışılacaktır. Ama CTP gibi bir partinin ilk kuruluş çalışmalarıyla ilgili yukarıda özetlenen bilgilerin, bugünkü CTP yönetimi tarafından göz ardı edilmesi, ya da bilinmemesi bir eksikliktir.
  Daha da önemlisi, bazı çevreler tarafından öne sürüldüğü gibi, CTP’nin bizzat Kıbrıs Türk liderliğinin bir kanadı tarafından kurdurtulduğu ve “muhalif, komünist güçlere karşı mücadelede CIA’den para sızdırma aracı olarak kullanıl­dığı”, karşısında oluşturulan sözümona Atatürkçü derneklerle de mücadelenin kızıştırıldığı şeklindeki iddialara, o günleri yaşayanlar tarafından açıklık getirilmelidir. Bunun da ötesinde, Berberoğlu’nu Genel Başkanlıktan indirtip, yerine Özker Özgür’ü getirten, AKEL sempatizanı grubun bütün çalışmaları, yazıya dökülüp, siyasal tarihimizin arşivlerine bir an önce kazandırılmalıdır. Başta Özker Özgür olmak üzere, o günün kadrolarından bu görevin yerine getirilmesini bekliyoruz.

(İki yazılık dizi olarak hazırladığım ve ilk bölümü Yeni Çağ gazetesinin 21 Ocak 1996 tarihli 263. sayısında yayımlanmak üzere verdiğim bu yazılar, gazete yönetimi tarafından sansür edilerek yayımlanmadı. Ben de, 23 Eylül 1990 tarihli 4. sayısından beri her hafta yazdığım bu gazeteye artık yazı vermeme kararını aldım.)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder