13 Haziran 2015 Cumartesi

CTP’NİN “MİLLİ ÇİZGİ”YE KAYIŞI -2


Denktaş’ın, “Türkiye katılma­dan Kıbrıs’ın AT’ye girmemesi” görüşünde ol­duğunu bilen Özgür şöyle diyordu: “Kıbns Cumhuriyeti ünvanının Kıbrıs Rum toplumunun tekelinde bulunmasından yararlanılarak yapılan bu girişim, Kıbrıs sorununa çözüm çabalarını kolaylaştırıcı olmayacaktır. Kıbrıs’ın Avrupa Topluluğu’na üyeliğine iki toplum birlikte ka­rar vermelidir. Kıbrıs Rum Ulusal Konseyi’nin Kıbrıs sorunu ile ilgili BM gözetiminde bir dörtlü barış konferansını kabul eder gibi gö­rünürken, ansızın karşı çıkarak Kıbrıs Cumhuriyeti’’nin de temsil edileceği uluslararası bir  konferansı istemesini anlamak mümkün değildir. Kıbrıs Rum tarafının eşitlik ilkesini ortadan kaldıracak biçimde Kıbrıs Rum toplumunun tekelindeki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temsiliyeti üzerinde durmağa başlaması yapıcı bir yaklaşım olmaktan uzaktır.” (“Rumlar yanlış yolda” manşetiyle verilen haberden, Yeni Düzen, 16 Ocak 1992)
Yüzde 18’lik nüfus ve anlaşma sonucu belirlenecek olan yüzde 20-25 oranındaki toprakla, merkezi devlete federal bir yapı içinde katılacak olan Kıbrıs Türk tarafının görüşmecisi  Denktaş, “siyasal eşitlik” deyimi ardına saklanarak, Federal Meclislerde birlikte kullanılacak olan halk ve devlet egemenliğinde yüzde 50’lik bir payı ele geçirmeyi istemektedir. Buna ulaştıktan sonra, yeni federal devletin daha çok Türklerle meskun olacak kuzey eyaletini, uygun bir zamanda merkezden kopartıp, bu kez uluslararası kabul görebilecek ayrı bir devlete dönüştürmeyi planlamaktadır. Yıllardır verdiği demeçler ve yaptığı konuşmalarda, anlaşmaya yaklaşıldığı dönemlerde uyguladığı taktiklerde bu, açıkça görülmekte ve Kıbrıs Rum tarafınca göz önünde bulundurulmaktadır. Durum böyle iken, yanlış bir hesap sonucu parlamento dışında kalmış olan CTP ve TKP, Denktaş’ın bu “milli çizgi” sine bilinçli veya bilinçsiz olarak destek olmaktadır. Özellikle CTP, son aylarda hızlı bir başkalaşım göstererek, geleneksel rotasını değiştirmiş ve yeni politikalar uygulamaya başlamıştır. O kadar ki daha KKTC’nin ilan edildiği günlerde, Denktaş’ın yörüngesine giren CTP kökenli iki gazeteci, hayretlerini gizlememektedirler: “Sonuna kadar bunlara karşı çıkıp da, bir gecede dönmek, olacak gibi değil. Ağır ağır dönseniz de, başı­mız dönmese olmaz mı?” (Ahmet Okan, Yeni Gün, 24 Aralık 1991) “Haydi çocuklar, biraz daha gayret, biraz daha cesaret.” (Sabahattin İsmail, Yeni Gün, 17 Ocak 1992)
 “Bozkurt”dan sonra, soldan dönenlerin yayın organı olarak temayüz eden “Yeni Gün” gazetesi, Ticaret Odası Başkanı Salih Boyacının CTP ve TKP’yi ziyaretlerini bu anlamlı başlıkla vermişti: “Boyacı ”birleştirici” gibi.” (27 Aralık 1991)
Aynı gazete, 16 Ocak 1992 tarihli sayı­sında doğru olan teşhisini şu başlıkla kamuoyuna duyurmaktaydı:  “CTP şerit değiştirdi. CTP içinde sürdürülen egemenlik tartışmalarına paralel olarak, parti başkanı Özker Özgür de Rumlara karşı sert tavır alıyor.” Haberin de­vamında şöyle deniyordu: “Buna göre, CTP Genel Başkanı Özker Özgür bugüne dek izlemediği bir politika güderek, Kıbrıs sorununun çözümünde Cumhurbaşkanı Denktaş’ın da öteden beri ortaya koyduğu egemenliğin paylaşılması tezini savunmaya başladı. CTP’nin bu görüşü savunmaya başlaması ile birlikte, bu partinin öteden beri AKEL ile paralellik gösteren politikası da çelişmeye başladı. CTP’ye yakın kaynaklar, partinin Güney Kıbrıs’ta izle­nen politikalarla daha da çok çelişeceğine ta­nık olunacağı bir sürecin başlatıldığına dikkat çekiyorlar.” (Yeni Gün, 16. Ocak 1992)
Yıllarca CTP milletvekilliği yaptıktan sonra, görüş ayrılığına düşüp TKP’ye giren ve daha sonra SDP Genel Başkanlığına getirilen Ergün Vehbi’nin, CTP’nin iktidar partisi ile diyalog başlatmasını memnunlukla karşıladıkla­rını belirten açıklaması da şöyle devam ediyordu: “CTP’nin bizim uzun zamandır demokra­sinin bir uzlaşma rejimi olduğu, siyasetin ise kavga değil, rekabet içerdiği yolundaki çağrılarımız noktasına gelmiş olmasını ve iktidar partisini “düşman parti” kabul etmekten vazgeçerek diyalog başlatmasını son derece olumlu bulduğumu açıklamak isterim.” (Yeni Gün, 21 Ocak 1992)
CTP’lilerdeki AKEL aleyhtarlığının dozu giderek artarken  Hasan Fadıl 24 Ocak 1992 tarihli Yeni Düzen’de “Güney’de uyuyanlar” başlıklı yazısında şunları yazdı: ‘Türk solu, ülkesinin ve ülke insanlarının geleceği için adil ve kalıcı bir çözümden yanadır. Toplumun esenliği için Kıbrıs’ta federal yapıda ülkenin bütünlüğünü savunuyoruz. Amaç toplumun esen­liği ve bu doğrultuda ülkenin federal bir ya­pıda bütünleşmesidir. Ülkenin bütünlüğü hiçbir zaman toplumun esenliğinden önde gelmez... Rum solu şovenizmin fazlaca etkilediği Rum toplumuna doğru mesajları vermek ve bunu becerebilmek için de Türk toplumunun yapısını iyi tahlil etmek durumundadır... Ulusal Kon­seyde şövenist ihtiyaçlara cevap verici olarak alınan sekter kararlara karşı çıkılmadığı sürece nasyonalizmin batağından kurtulmak mümkün olmayacaktır. Çözümsüzlük en fazla Türk emekçilerini etkilemektedir. Ülkenin kuzeyinde işçiler 806 bin TL asgari ücret temelinde se­falete talim ederken, tavırlarını sadece Güneydekilerin ihtiyaçlarına “yönelik belirlemenin ardından da tümünün siyasal birimi olduğunu iddia etmenin ne anlama geldiğini söylemeye dilim varmıyor.”
Anlaşılan H.Fadıl, Türk kesimindeki as­gari ücretin artırılmasına yönelik sınıf mücadelesinin ve bunun için gerekli bilincin AKEL tarafından verilmesini beklemekte ve “Resmi üyemiz olan herhangi bir Türk ise, ne yazık şu anda yok!” diyen AKEL Genel Sekreteri Hristofyas’ın (Şener Levent’le yapılan söyleşi, Or­tam, 10 Ocak 1990) mucizeler yaratmasrnı hayal etmektedir.
***
CTP’deki önemli politika değişiklikleri Kıbrıs Rum basınında da yankısını bulmakta gecikmedi. Fileleftheros gazetesinde Anthos Likavgis imzasıyla 6 sütunluk başlık altında verilen haberde şöyle deniyordu: “Şimdi değer­lendirmeye alınan diğer bilgiler, Rum tarafın­da artan oranda endişeler yaratıyor. Çünkü Kıbrıs Rumlarının güvendiği dengeler, Kıbrıs Türk toplumu içerisinde değişikliğe uğruyor ve Denktaş’ın kafasındaki sözümona federasyon ile ayrılıkçı ilkelerle uyuşmuyordu.
            ABD Büyükelçisi Robert Lamb açıkla­malarında, Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarının yeniden yakınlaştırılması ve genel olarak da iki taraf arasında bir temasın yeniden kurulmasını çözümün ileriye götürülmesi için bir temeltaşı kabul etti. Böylece Büyükelçi sadece çözümün değil, aynı zamanda bunun işleyebilirlik ve uzun ömürlülüğünün teminatını ortaya koydu... Amerikalı. Büyükelçi, karşılıklı olarak temasla­rın bulunmaması ve tarafların birbirine yabancılaşması ve özellikle yeni ve genç nesillerin her iki toplumda birbirinden kopmasının taksi­mi bir defakto durum yaptığını ve bu taksimin sadece toprak üzerinde değil, yaşamda da kapsama girmesi neticesini doğurduğunu özellikle vurgulamıştır. Amerikan Büyükelçisi, işgal durumunun ötesinde sorumlulukların herhangi bir temas izni vermeyen karşı tarafa ek bir yü­kümlülük getirdiğini de vurgulamış oldu. Bunun ayrı bir önemi vardır. Çünkü haklı olarak Amerikan Büyükelçisi, yeniden yakınlaşmayı tarafların fertlerinin hiçbir koşul altında ol­madan gerçekleştirmesine dayandırmaktadır. O zaman bu temasları engelleyen tarafa dö­nülmesi ve kendilerine bir süper güç olarak bütün baskıların kullanılması suretiyle bu te­maslara artık izin verilmesi gerektiğini hisset­tirmelidir." (Fileleftheros'tan aktaran Halkın Sesi, 6 Kasım 1991)                                  


(Yeni Çağ gazetesi, 23 Mart 1992)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder