16 Haziran 2015 Salı

FEDERALİZM VE AYRILIKÇILIK


Eski sömürgeci ülkeler olan gerek İngiltere, gerekse Fransa, milliyetler sorununun emperyalizmin “böl-yönet” taktiği sonucu karmaşık bir hal aldığı eski sömürge ülkelerde, federal anayasalar hazırlayarak, kurulan genç devletlerin ulusal kurtuluş hareketlerinin önüne çözümü zor sorunlar çıkartmışlardı. Yeni sömürgeciliğin bir bileşeni olarak hazırlanan bu politikalar, bağımsızlığa yeni kavuşmuş ülkelerdeki devlet yapısını, şeklini ve özelliklerini derinden etkilemiş ve bazı hallerde genç devletlerin geleceğini tehlikeye atacak boyutlara ulaşmıştır.
Sömürgeci ülkenin kendisi tarafından veya kendi denetimindeki yerel yasama meclisi tarafından hazırlanan yeni devletlerin anayasalarının pek azı, genç devletin  yurttaşlarının onayından geçmiş, ya da anayasayı hazırlamak üzere oluşturulmuş kurucu meclisler tarafından onaylanmıştır. Örneğin Gana, Tanganika ve Uganda’da Kurucu Meclis’ler anayasayı yaparken, Nijerya ve diğer İngiliz Uluslar Topluluğu’na bağlı ülkelerde anayasalar, bağımsızlık kararı ardından oluşturulan Meclis’lerce kabul edilmiştir.

AFRİKA’DA AYRILIKÇILIK
Yerli halka siyasal iktidarın devredilmesi ve sömürgeci ülkenin geri çekilmesi ardından kurulan genç devletlerde, çeşitli kabile veya farklı milliyetler arasında yaratılan düşmanlığın yeniden alevlendiğine tanık olunmuştur. Bu anlaşmazlık, bazen ayrılma isteği şeklinde olurken, bazen de Avrupalı sömürgecilerin keyfi olarak ayırdıkları veya biraraya topladıkları halkların yeniden şekillenmesi isteği ile belirginleşmiştir. Örneğin Fildişi Sahili’nin doğu sınırında yaşayan Akan kabilesi olan Sanwi’ler, ayrılmalarına izin verilmesini ve Gana’daki ana Akan toplumuyla birleşmeyi istemişlerdir. Gana’nın doğu sınırında yaşayan Ewe’ler de, Togo’da yaşayan kabilelerinin diğer üyeleriyle bütünleşme arzusunu gösterirken, Somalia ise Kenya, Etiyopya ve Fransız Somalisi’nde yaşayan Somali’lerle bütünleşecekleri bir Somali Cumhuriyeti’nin kurulmasını istemektedir. Eskiden İngilizler tarafından Nijerya’nın bir parçası olarak yönetilen Güney Kamerun, 1960 yılında Fransız Kamerunu ile birleşerek, Nijerya’da kalan Kamerun’un bir parçası olarak addettiği Sardauna Eyaleti ile birleşmek için ajitasyonunu sürdürmekteydi. Daha büyük bir devlet örgütüne üye olmak, onların ayrılma isteğini engelleyememiştir. Böylece 1973 yılından önceki son 10 yıl içinde Çad, Nijerya, Etiyopya, Uganda, Kenya, Sudan ve Mali Federasyonu’nda açıkça ayrılma tehditleri yapılmıştır. Bunlardan üç tanesinde, yani Kongo, Mali ve Nijerya’da tehditler gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle bunları doğuran koşulları kısaca incelemek gerekir:
Her üç ülkede ayrılma nedenleri çok farklıydı. Kongo’daki ayrılıkçı Katanga eyaletinin ardında Belçika ve NATO vardı ve ayrılıkçılık istekleri eskiye dayanmaktaydı. Burada en büyük ayrılma unsuru, Katanga’nın mineral ve diğer metaller açısından aşırı derecede zengin olmasıydı. Ayrılma kararını Bakanlar Kurulu almıştı.
Doğu Nijerya’da ise petrol zenginliği söz konusuydu. Kurucu Meclis ve Danışma Konseyi oluşturulmuş, halk 27 Mayıs 1967’de en erken bir zamanda özgür, bağımsız ve egemen bir Biafra Cumhuriyeti’ni ilan etme kararını almıştı.

İKİ BİRİMLİ FEDERASYONLARDA AYRILMA
Belki de en dramatik ayrılma, Afrika’daki tek başarılı ve kansız ayrılma olan Senegal’in 20 Ağustos 1960’da Mali Federasyonu’ndan ayrılmasıdır. Bugünkü adı Mali olan Soudan’da toplanan Senegal, Soudan, Yukarı Volta ve Dahomey liderleri, 29.12.1958’de bir araya gelerek bir federasyon kurma kararı almışlardı. Yeni devlet 20 Ocak 1959’da “Mali Federasyonu” adıyla kuruldu. Ama sonradan çıkan anlaşmazlık sonucu, Yukarı Volta ile Dahomey’in anayasayı imzalamaması sonucu federasyon Senegal ve Soudan arasında oluştu. Mali Federasyonu 20 Haziran 1960’da bağımsızlığına kavuştu. Senegal ile Soudan liderlerinin birbirleriyle çatışan hedef ve ideolojileri, federasyonun yıkılmasından büyük ölçüde sorumluydu. Senegal’deki iktidar güçlerinin konumunu yitirmek istemeyen Senegalli liderler, Senghor’un sözleriyle “Senegal ruhunun özerkliği”ni güvence altına alacak bir federal yapı istediler. Soudanlılar ise merkeziyetçilikte ısrarlıydılar. Öte yandan federasyon, hizmet ve yararlarının dağılımında iki birimin eşitliği ilkesi üzerine kurulmuştu. Ama bu ilkenin uygulanması, iki taraf arasında anlaşmazlık çıkardı. Yürütmenin gücü, devlet başkanında mı, yoksa başbakan arasında mı bölüşülmeliydi?
Merkeziyet yanlısı Soudanlılar, birinci şıkkı istemiş olmalarına rağmen, ikinci şık kabul edildi. İlkesel konulardaki bu anlaşmazlıklar, siyasal gelişmelerle körüklendi. Federasyon kurulduğu zaman, her ülkenin kendi etkin iktidar partisi vardı ve bu durum federasyonun doğuşuyla birlikte yeni federal bir parti kuruldu. Federal Partinin, federasyonun siyasetinde ve hükümetinde, ya da onu oluşturan birimlerde ne gibi bir rolü olacağı konusunda anlaşmazlık çıktı. Soudanlılar, ülkenin siyasi yönden bütünleşmesi için federal partinin hem federal, hem de bölgesel hükümetleri denetlemesini istediler. Parti üyeliğinin hem federal, hem de bölgesel düzeyde mümkün olmasını talep ettiler. Oysa Senegalliler, kendi bölgelerindeki partilerini korumak istiyorlardı. Devlet Başkanlığı için konan adaylar arasında ve ordunun başına getirilecek kişiyle ilgili anlaşmazlıklar çıktı. Bunun üzerine Senegal Cumhuriyeti 20 Ağustos 1960’da Mali Federasyonu’ndan ayrıldı. Soudan da adını Mali Cumhuriyeti’ne çevirdi.
Mali Federasyonu’nun yıkılması, sadece iki birimden oluşan federasyonun oluşturulmasındaki tehlikeyi göstermektedir. Ernest Milcent’in de vurguladığı gibi, “federal makamların, federe devletler arasındaki hakem rolünü oynayamaması halinde, federal bir devlet güçlü bir şekilde kurulamaz. Mali federal hükümeti de bu rolü oynayamamıştı. Çünkü federasyon sadece iki devletten oluşmaktaydı. Böylece devletler arasında çıkan anlaşmazlık, federasyonun tepesinde etkilerini göstermişti. Bir başka deyişle, Senegal ile Soudan arasında bir anlaşmazlık çıkması halinde, hakem görevini yürütecek herhangi bir makam yoktu.” (Carter, Ed. African One-Party States, 1962, s.107)
İki birimli diğer bir federasyon olan Pakistan’ın doğudaki kanadı ile kendisi arasında, binlerce mil uzaklıkla ayrılmış olan Hindistan toprağı vardı ve iç savaş sonucu 23 Mart 1971’de Bangladeş kurulmuştu. (bkz. B.O.Nwabueze, Constitutionalism in the Emergent States, London 1973, 9. Bölüm)

FEDERAL DEVLETTE AYRILMA HAKKI YOK
Bilindiği gibi uluslararası hukuk kurallarına göre, federal devletlerde federasyonu oluşturan birimlerin ayrılma hakkı yoktur. Bu ancak konfederal yapıdaki devletlerde vardır. (bkz. E.Yüksel, Federasyon-Konfederasyon ayrımı, Ortam gazetesi, 18.9.1989) Eğer ayrılmaya ilişkin yasal bir hak varsa, bu devrim yapma hakkı ile değil, ancak anayasal koşullar altında, ya da anayasanın dayandırıldığı bazı yasal ilkeler çerçevesinde gerçekleştirilebilir. Anayasasında ayrılma hakkına açıkça onay veren üç tane federal devlet vardır. Bunlar SSCB, Burma ve Melezya’dır. Ama uygun koşullar altında ayaklanma hakkının mutlaklığı arasında bir ayrım yapmak zorunludur. Bkz. R.W.Emerson, From Empire to Nation, 1962, 16. ve 17. Bölüm)

KIBRIS’TA AYRILIKÇILIK
Günümüzde ise kendi kaderini tayin hakkı, yeni sömürgeci çevreler veya milliyetçi liderler tarafından ayrılıkçı eğilimleri haklı göstermek için kullanılıp yorumlanmakta ve kendi durumlarını güçlendirmeleri amacıyla ortaya atılmaktadır. Hatırlanacağı gibi, Kıbrıs Türk toplumu lideri Rauf Denktaş, 15 Kasım 1983’de, 1974’den beri Türk ordusunun denetiminde bulunan Kıbrıs Türk toprakları üzerinde ayrı bir devlet ilanı için koşullar yaratarak, bir yandan kendisinin 3. Kez devlet başkanı olmasını engelleyen KTFD Anayasasının yerini alacak yeni bir Anayasa yapma yolunu açmış, öte yandan da 40 kişilik meclise gönderdiği 30 kişilik atanmış üye ile güçler dengesini ayrılık yanlıları leyhine bozmuştu. Yeniden Başkanlık seçimlerinin yanaştığı ve federal çözüm yanlısı güçlerin giderek güçlendiği genel seçimler öncesinde, Rauf Denktaş’ın toplumlararası zirve görüşmesinde anlaşılmış çerçeve dışına çıkarak, ayrılma hakkını gündeme getirmesi çok manidardı.
Bugün Kıbrıs’ta var olan milliyetler sorunu, politik, ekonomik, ideolojik, anayasal ve halkların sosyal kurtuluş mücadelesi esnasında ortaya çıkan diğer sorunlardan oluşan büyük bir bütündür. Kendi kaderini tayin hakkı ilkesinin 1974 sonrası oluşturulan koşulların yardımıyla, etnik-ulusal temelde ve bir ayrılma şeklinde gerçekleştirilmiş olması, toplumlararası anlaşmazlığı daha da keskinleştirmiştir. Gerçi tarihsel deneyim, ayrılıkçılığa karşı mücadelede bu hakkın reddinin gerekli olmadığını, aksine bu ilkenin tutarlı bir şekilde öğretilmesini göstermektedir. Ama kanımızca Kıbrıs somutunda ayrılma ve “bağımsız” ayrı bir devletin kurulması aşırı bir tedbir olmuştur. Oysa toplumlararası görüşmelerde “Federal Kıbrıs Cumhuriyeti”ni oluşturmak hedeflenmiştir. Ortaya çıkan güçlükler hiç de çözümlenemez sorunlar değildir. Yeter ki karşılıklı iyi niyet ve uzlaşma isteği olsun. Ama federasyon oluştururken, ille de ayrılma hakkını öne çıkarmak ve konfederal öneriler getirmek, BM ilkeleri ile önceki doruk anlaşmalarına ters düşmektedir.
Kabul etmek gerekir ki, her iki halk topluluğu arasında bir güvensizlik yaratılmıştır. Ama yeniden dostça ilişkilerin kurulması da olanaksız değildir. Böylesi durumlarda, uzun süre bir düşmalık ve karşılıklı güvensizlik ortamında yaşamış olan halkların, eşitliklerinin formel kabulünden çok, kendi çıkarlarının daha somut garantilere bağlanmasını istemesi doğaldır. (bkz. G.B.Staruschenko, Özgürlüğüne kavuşan ülkelerde ulus ve devlet, Moskova 1967, s.260) Nitekim Afrika ülkelerindeki etnik sorunların çözümünde esas olan ilkeler, onların anayasalarına yansımıştır. Kıbrıs’ta da bunun böyle olması gerekecektir.

NİJERYA ÖRNEĞİ
Örneğin Nijerya’nın ileri gelen bilim ve politika adamlarından Dr. Obafemi Awolowo, ülkesinin  geçirdiği deneyimlere ve özellikle 1966-70 yıllarının olaylarına dayanarak ve başta Sovyetler Birliği olmak üzere diğer ülkelerin milliyetler sorununun çözümüne ilişkin deneyimlerinden yararlanarak Nijerya için mutlaka federal bir anayasa gerektiğine ve ancak böyle bir anayasanın ülkede var olan çeşitli etnik-ulusal grupları bir arada tutabileceğine ve etkin bir yönetim altında kalkınmayı da teşvik edeceğine parmak basmıştı.
Dr.Awolowo’ya göre, artık Nijerya’nın önünde duran ikilem, daha önce olduğu gibi, ünitarizm ile federalizm arasındaki seçme değil, ama konfederalizm ile federalizm arasındaki seçme idi. Aynı seçme, bugün Kıbrıs için de geçerli ve günceldir. Ünitarizm gibi konfederasyon da, Nijerya’daki günün koşullarına uymamaktaydı. Çünkü konfederasyonda merkezi hükümet, tamamıyle devlet hükümetlerinin iradesine bağımlı olur.
Nijeryalı bilim adamı “Nijerya Anayasası Üzerine Düşünceler” adlı kitabında (İbadan, 1966), Sovyetler Birliği de dahil olmak üzere bazı ülkelerdeki devlet oluşumu deneyimlerini inceleyerek, şu sonuçlara varmıştır: “Bir ülkede tek, iki veya çok dil konuşuluyorsa ve uzun bir zaman dilimi içerisinde farklı milliyetlerin oluşmasına yol açan toplumlardan meydana gelmişse, o ülkenin anayasası federal olmalı ve federasyonu oluşturan birimler, dil ve milliyet eşitliği temelinde örgütlenmelidir.”
Dr.Awolowo, 1975 Ağustos’unda ülkesindeki askeri rejime sunduğu planda şöyle diyordu: “Bizim  dört hedefimiz, şimdi şaşmaz bir biçimde ve açıklıkla ortaya çıkmıştır. Federalizm, demokrasi, iyi liderlik ve sosyalizm. Bu dört hedeften en acil olanı federalizm’dir.” (Aktaran İsmailova, R.N., Tropikal Afrika’da etnik sorunlar çözümlenebilir mi?, Moskova 1978, s.128-129)
Görüldüğü gibi Afrika’daki ilerici politikacılar, etnik sorunların, var olan devlet sınırları içinde çözümlenmesini ve bütün halkların eşitliği ilkesini savunarak, gerçek ulusal (ülkesel anlamda) birliğin yaratılmasını ana istem olarak yükseltirken, tutucu güçler de sınırların yeniden çizilmesinde ve etnik temele dayalı yeni devletlerin oluşmasında  ısrar etmekteydiler.

KIBRIS’TA DURUM
Kıbrıs’ta ise 1963 yılı sonunda, Rumların adanın Yunanistan’a bağlanması (enosis) talepleri karşısında Türklerin etnik temele dayalı ayrı bir devlet kurmak amacıyla (bkz. İfadem, Kleridis’in Anıları, Yeni Düzen gazetesi, 25 Aralık 1989-6 Ocak 1990) fonksiyonel federatif Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devlet yapısından ayrılmaları ile başlayan anayasal sorun, 6 yıl süren toplumlararası görüşmelerde anlaşma aşamasına gelindiği 1974 yazındaki olaylar ardından, ada topraklarının kuzeydeki yüzde 37’sinin garantör ülke Türkiye tarafından denetim altına alınmasıyla boyut değiştirmiş ve nüfusun kuzeyde Türk ve güneyde Rum olarak iki ayrı bölgede toplanması sonucu, Kıbrıs, de facto taksim edilmiştir. Bu olağanüstü durumdan hareketle oluşturulan “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” ise, konuyla ilgili BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi’nin kararlarına aykırı olduğundan uluslararası kabul görmemekte ve tanınmamaktadır. Ayrı devlet ilanını, Kıbrıslı Türk nüfusun kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde değerlendirmek yanlış ve hukuk dışıdır. Çünkü Kıbrıslı Türkler bu ayrılmayı, dış bir askeri güç olan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğünü korumayı üslenmiş üç ülkeden biri olan Türkiye’nin silahlı desteğinde ve Kıbrıslı Rumların savaş sonucu terketmek zorunda kaldıkları topraklar üzerinde gerçekleştirmişlerdir. 1974 sonrasında Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a aktarılmış olan göçmen nüfus ise, Kıbrıslı Türklerin seçimlerdeki gerçek iradelerinin yansımasını engellemektedir, çünkü onlara da oy hakkı ver,ilmiştir.
26 Şubat 1990’da New York’taki BM Merkezinde BM Genel Sekreterinin gözetiminde yapılan iki toplum liderinin doruk toplantısında, Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ön anlaşmasının imzalanması beklenirken, Türk toplumu lideri Rauf Denktaş’ın anlaşılmış çerçeve dışına çıkarak, Türk toplumu için kendi kaderini tayin hakkının Rum toplumunca kabul edilmesini, bir başka deyişle 1983’te kurulan KKTC’nin varlığının kabulünü istemesi, görüşmeleri çıkmaza itmiştir.

FEDERALİZMİN ÖNKOŞULLARI
Bir süreden beridir Kıbrıs Türk liderliğinin federal devlet tezinden uzaklaşmış olmasına rağmen, muhalif partiler bu tutuma onay vermemişlerdir. Çünkü bugünün verili koşullarında Kıbrıs adası ve devletinin birliğinin yeniden sağlanması için tek çıkar yol, federal yapıyı bir an önce oluşturmaktan geçmektedir. Nitekim İngiliz Anayasa Bilimcisi Sir Kenneth Wheare’ın federal bir hükümetin kurulması için gerekli gördüğü koşullar, şu anda Kıbrıs için geçerlidir:
1. Ortak savunma ihtiyacı,
2. Bazı dış güçlerden bağımsız olma isteği ve sadece birlik yoluyla bağımsızlığın kazanılabileceğinin anlaşılmış olması,
3. Birlikten ekonomik yarar sağlama beklentileri,
4. Federal birlikten önce, sözkonusu birimlerin belli siyasi hedef birliği,
5. Coğrafi komşuluk ve
6. Siyasal kurumların benzerliği.
Burada vurgulanması gereken nokta, Wheare’ın birlik için gerekli olan önkoşullar listesine dil, “ırk”, din veya milliyet gibi faktörleri almamış olmasıdır.
Federasyon oluşturulduğu zaman, eyalet devletleri, anayasal sözleşmenin kendini yetkili kıldığı konularda kesin söz sahibi olan merkezi hükümetin kararlarına uymak zorundadırlar. Federasyonda merkezi ve bölgesel hükümetler arasında sadece eşgüdüm değil, ayrıca işbirliği yapılması da zorunludur. Her iki tarafın muhalif duyguları arasında bir denge oluşturmak gereklidir. Ama bu denge öyle oluşturulmalıdır ki, birlikten yana olan güçler, ayrılıktan yana olan güçlere üstün gelmelidir. Wheare’ın dediği gibi (bkz. Federal Government, London 1963), eğer söz konusu toplumlar kendilerini bağımsız bir hükümete ayak uydurmaya hazırlamamışlarsa, federal hükümetin ilk önkoşulu sağlanmamış demektir. Kaldı ki, daha federal devleti oluşturmadan ayrı devlet kurma hakkının her hal ve şartta gerçekleştirilmesi gerektiğini savunmak hiç de yapıcı bir politika değildir.
Lenin bu konuda şöyle demektedir: “Kendi kaderini tayin etme özgürlüğünün savunucuları, yani ayrılma özgürlüğünü destekleyenler, kendilerini haklı göstermek için ayrılıkçılığı kayırırlar. Tıpkı, eşlerinin boşanma özgürlüğünü haklı çıkarmak için, aile bağlarının yıkılmasını isteyenlerin ahmaklık ve ikiyüzlülüğü gibi.” (Bütün Eserleri, Cilt:20, s.426)
Kıbrıs’ın birliğini, ve bağımsızlığını federal bir çatıda gerçekleştirmek için federalistlere büyük görevler düştüğü unutulmamalıdır.


(Yeni Çağ, 23 ve 30 Aralık 1990)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder