29 Haziran 2015 Pazartesi

“TEK SEÇENEK CTP”NİN POLİTİKASI ÜZERİNE

         11 Nisan 1986 tarihli Söz’de, CTP’nin hem mali, hem de siyasi yönden açıklar verdiğini yazarak, düzenin nimetlerinden yararlanan muhalif “Yeni Düzen”cilerin ehlileştiğine değinmiştik. Saptamalarımızı sürdürüyoruz:
         8 Nisan 1986 tarihli Yeni Düzen gazetesinde, “UBP’nin 17 ayda 35.5 milyon TL devlet yardımı aldığı üçüncü sayfada baş haber olarak duyurulurken, CTP, benimsemez göründüğü devletten aldığı parti yardımı v diğer parti hesapları konusunda bir açıklama yapmamayı tercih ediyordu. Sadece 28 Nisan günü Yeni Düzen’de çıkan Mali Sekreterin açık teşekkür ilanından, Londra’da 29 Mart’ta yapılan “CTP ile Dayanışma” gecesindeki piyango ve bağışlardan 5,770 sterlin (yaklaşık 6 milyon TL) gelir sağladığını öğreniyorduk.
 
YANLIŞ DAVRANIŞA KILIF
         Toplumsal değiş, kişisel çıkar sağlama peşinde olan CTP milletvekilleri, Nisan ayı ortasında parlamentoculuk savaşımında bir ileri mevzi daha elde ederek, bir çırpıda kendi maaşlarının 200 bin TL artırılmasına onay veriyorlardı. Parti Genel Başkanı, 28 Nisan günkü makalesinde şöyle yazıyordu: “Ağzı laf yapan, eli kalem tutan aydınlar, bütçeden para çekenlerin didişmesini konuşuyorlar, yazıyorlar. Ulusal Gelir’in sosyal sınıflararası paylaşımı arada kaynayıp gidiyor.” Acaba bunda aydınlar mı, yoksa emekçi halkın kitle partisi mi sorumluydu?  Özgür, eleştirilere şöyle yanıt vermeye çabalıyordu: “ulusal Gelire gerçek anlamda değer katmayan, başka bir deyişle üretici emek sahibi olmayanların maaş kavgasını Ulusal Gelir’den sınıfsal pay alma savaşımı ile karıştırmamak gerekiyor.” Özker Bey üretmeyenlerin ulusal gelirden pay almasına getirilen artışın, üretenlerce tartışılmasını istemiyordu.
         Neyse ki CTP milletvekillerinin “bazı gerekçelerle” (Hasan Erçakıca bunların ne olduğunu açıklamamıştı) siyasal kamu görevlilerinin maaşlarının artırılmasına “evet” demesinden sonra, CTP Parti Meclisi toplanarak, konuyu konuşmuş ve bu kararın “hayır” şeklinde düzenlenmesini istemişti. Böylece hem Parti’nin namusu kurtarılmış, hem de “övünç verici bir öz taşıyan bu karar”la “CTP’yi diğer partilerden ayıran en önemli yanlarından biri daha açığa çıkmıştı.” (Yeni Düzen, 3.5.86)
         Geçen haftaki Söz’de çıkan, CTP milletvekili maaş çeklerinin Parti saymanlığında toplanmasına ilişkin karar gerçekten uygulanırsa, bu övüncü paylaşmaktan biz de gurur duyacağız. Ama CTP milletvekillerinin, Parti Meclisinin bu kararından büyük ölçüde tedirgin olduğu yine gelen haberler arasında.

HEYECANLI, ANCAK PARASAL YÖNDEN SIKINTILI GÜNLER
         8 Mayıs tarihli Yeni Düzen’de bir ilginç duyuru daha yer almıştı. “Değerli CTP üyeleri, sempatizanları ve halkımıza çağrı”da şöyle deniyordu: “Yerel seçimlere girerken birliğimiz, mücadelemiz ve dayanışmamız daima olduğu gibi yüksektir… Seçim günleri partimiz için heyecanlı, ancak parasal yönden sıkıntılı günlerdir. Parasal sıkıntılarımızı gidermek amacıyla, bir kez daha güç kaynağımız partililerimize ve halkımıza başvuruyoruz.” Yine mi parasal sıkıntıya düşülmüştü? Daha 15 gün önce Londra’daki dayanışma gecesinden 6 milyon TL sağlanmamış mıydı?
         Bağış kampanyasının “her zaman olduğu gibi gönülden ve büyük ilgi ile” karşılandığından kuşkumuz yoktu. Zaten birlik, mücadele ve dayanışma daima olduğu gibi yüksekti. Ama tam da yerel seçim kampanyasının açılmasından önce bir de baktık ki, Yeni Düzen gazetesinin başlığında yıllardır kullanılan (ama uygulanmayan) “Birlik, Mücadele, Dayanışma” ibaresi birleşmiş yumrukla birlikte (herhalde gereksiz bulunarak) kaldırılmış. Yayımlanan yerel seçim broşüründe de “Tek Seçenek CTP ve CTP adaylarıdır” görüşü ortaya sürülüyordu. Sık sık gazetenin sütun boşluklarını doldurmak için kullanılan “Emek en yüce değerdir” ibaresi de negatifleşen “Yeni Düzen” başlığı altına alınarak, emekçi yanlısı politika “başköşe”ye çıkartılmıştı! Oysa gerek gazetede, gerekse basımevinde emeğin karşılığı verilmiyor, eşit işe eşit ücret ilkesi yerine, en az ise en çok ücret ilkesi uygulanıyordu. Her gün yapılan fazla mesai ise ücretsiz bırakılıp, “parti sevgisi ve özveri” ile karşılanıyordu. (Son aylarda Yeni Düzen gazetesinin içerik ve biçim hatalarını incelemek, ayrı bir yazı konusu olabilir. Burada girilmeyecektir.)

“FAŞİZM TIRMANDIRILIYOR”
         Siyasi açıklara geçmişken, yine Nisan ayı içinde yapılan bir CTP açıklamasına değinmekte yarar var. 12 Nisan günkü Yeni Düzen’in manşetine bakalım: “Demokrasiye yeni bir saldırı. 4 CTP milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılması isteniyor. Seçim öncesi FAŞİZM TIRMANDIRILIYOR.” Neymiş? Özker Özgür, Devlet Başkanı Denktaş’ın mafya babası olduğunu ima eden bir makale kaleme alarak, “düşünce özgürlüğü”nü kullanmak istemiş. Suçlanan kişi de iddianın kanıtlanması için, dava açmazdan önce dokunulmazlığın kaldırılmasını isteyince, faşizm tırmandırılmış! İkide bir, yerli yersiz kullanılan bu faşizm, ne menem bir şey ki? Faşizm süreklilik mi arzediyor? BU faşizm dedikleri, sadece CTP milletvekilleri mutazarrır oldukları zaman mı tırmandırılıyor? İşbirlikçi ticaret sermayemiz, ne zamandan beri açık ve kanlı diktatörlüğe geçme zorunda kalmış? Yoksa CTP öncülüğündeki emekçi halkın kitle hareketi artık başedilemez boyutlara mı varmış? Neyse uzatmayalım. Öteki 3 CTP milletvekili de, CTP Lefkoşa İlçe Kongresinin yıllık çalışma raporuna alınan dış basın kaynaklı bir yazı nedeniyle suçlanmış. Bakınız 12 yıldır partisinin savunduğu görüşler hilafına, suçlanan CTP milletvekili ne diyor: “Bir Alman gazetesindeki alıntıyı sözlerimizmiş gibi gösterme gayretinin, seçimlerle yakın ilişkisi vardır ve amacı partimize yönelen sistemli yıpratma kampanyasını alevlendirmektir.” Emekçi halkın kitle partisi gerçekleri söyleyerek mi ilerleyecektir, yoksa parmak arkasına saklanarak mı? Neyse, parti programının can alıcı cümlelerini bile bir çırpıda değiştiren bir partiden ancak böyle bir savunma alınabilir. Aynı konuda Çengel dergisine verilen yanıtta da şöyle deniyordu: “Sizin bize mal etmeye çalıştığımız ifadeler, bir Alman gazetesinden alıntıdır… Alıntının altına kendi görüşlerimizi ekledik.” (Yeni Düzen, 14.4.86) İşçi sınıfı biliminden nasibini aldığını iddia eden CTP, 1974’den şu kadar yıl sonra, temel konular üzerinde kaçamak yapacaksa, ellerini yakabilecek o alıntıyı niye raporuna alıyor? Ya da gazetesinde, içeriğini benimsemediği bir yazıyı niçin yorumsuz aktarıyor? Hayır, emekçi halkımıza kendisini “tek seçenek” olarak sunan CTP, politik kıvraklık yapmaktadır. Dün dediği geçmişte kalmıştır, bugün başka havadan çalmaktadır. Belli bir hedefi olmayan, günü birlik politikalarla ancak bu kadarı yapılabilir. Amaç tutarlı, bilimsel temellere dayanan bir politika üretmek değildir. Gün gitsin, para gelsin! Zaten vitrin demokrasisinin gönüllü sol kanadını oynamıyorlar mı?

BAYRAMDAN BAYRAMA OKUYAN GENEL SEKRETER
         Parti Genel Sekreteri Naci Talat, iki yıl önce şu içten açıklamayı kaleme almıştı: “Okumak, bildiklerini yenilemek, yeni şeyler öğrenmek, bizim gibilerin eline her zaman geçen bir fırsat değildir… Parti çalışmaları, köy ve mahalle gezileri, toplantılar derken başka bir şeyle uğraşamaz, yayın dünyasını izleyemez oluyoruz… Kısa iznimle bayram tatilim birleşince on günlük bir dinlenme fırsatı yakaladım. Bu süre içinde nice zamandan beri, okumak için elimin altında tuttuğum bazı eserlere vakit ayırabildim.” (Yeni Düzen, 12.9.84) Yani CTP Genel Sekreteri bayramdan bayrama bazı eserleri okuyabiliyor. Kendi bilgisini tazelemeyen, genişletmeyen bir politikacı, parti üyelerini ve halkı nasıl bilinçlendirecek? Son 6 yıldır, Türkiye’deki hareketli sınıf savaşımı içinde yetişmiş bilinçli gençlerin ülkemize akışı da durduğuna göre, bu parti taze kanı nereden bulacak? Olsa olsa eski ayları kırpıp kırpıp yıldız yapacak ve Meclis’e sokacak. Nitekim de öyle olmadı mı? Keşke vakitleri olsa da, eskiden yazdıklarına, son 10 yıl içindeki Yeni Düzen koleksiyonlarında arşivlenmiş demeçlerine göz atabilseler. Ama öyle pek gerilere gitmeye gerek yok. Son yerel seçim kampanyası dönemindeki yazı ve demeçler, CTP yöneticilerinin içine düştükleri çelişkileri göstermeye yeter de artar bile:

“TKP’NİN DEMOKRASİ İLE İLGİSİ KALMADI”
         CTP’nin “Birlik, Mücadele, Dayanışma” ibaresinin gazete başlığından attığını daha önce söylemiştik. Ama yerel seçimlerde başağa vuracağımız her mühür, emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışmasını yükseltecekti. Niçin CTP diye sorarsanız işte yanıtı: “Çünkü CTP faşizme karşı halkın örgütlü savunma gücüdür. CTP’siz demokrasi yok olur, yerle bir edilir. CTP güç kazandığı oranda demokrasi yerleşir. CTP ilerlediği oranda sömürü geriler.”
29 Mayıs 1986 günkü Yeni Düzen’de gazetenin sorularına verdiği yanıtta Genel Başkan Özker Özgür şöyle diyordu: “CTP Kıbrıs’ın kuzeyinde emeğin tek örgütlü siyasal gücüdür. TKP sermaye sınıfının partisi ile uzlaşmış, bütünleşmiştir… TKP’nin ciddi bir sol parti olmadığı artık ortaya çıkmıştır… Bizim demokrasimiz bir tek Akıncı ile ayakta duruyorsa, bir an önce çökmesinde yarar vardır. Ne Akıncı’nın, ne de partisinin demokrasi ile uzaktan yakından hiçbir ilişkisi kalmamıştır… TKP sermaye ile uzlaşmıştır. Yerel seçimlerden sonra iyiden yokluğa karışacaktır… Son çırpınışlarına tanık olmaktayız.”
Aynı Genel Başkan 5 Haziran günü, gazetesinde çıkan basın açıklamasında, yukarıdaki sözlerini bir çırpıda unutarak, şunları söyleyebiliyordu: “Sermaye çevreleri, TKP ile CTP’nin aralarını daha da açmak ve CTP içinde karışıklık yaratmak amacıyla çirkin bir yayın politikası izlemektedirler.” Aynı günkü “Olmayan Güçbirliği” başlıklı makalesinde de, “iyiden yokluğa karışacağını” ümit ettiği TKP’ye sesleniyordu. Çünkü bir inip, bir tırmanan faşizm yine korku salıyordu: “Biz her şeye karşın, TKP’nin kendini toparlamasını istiyoruz. Ancak yalanla- dolanla değil; ilkelerini belirleyerek ve dürüstçe yaklaşımlar içine girerek. CTP ile TKP’nin ortak yanları vardır. Ayrıldıkları konular da vardır. Ancak işbirlikçi burjuvazinin faşizan eğilimlerine karşı birlikte davranabilirler.”

ÇELİŞKİLİ DEĞERLENDİRMELER
         7 Haziran tarihli CTP Merkez Yönetim Kurulu da, “CTP’nin her bakımdan tek seçenek” olduğu iddiasını fazla abartılmış bulacak ki, demokratik güçlerin eylem birliğini savunduğunu duyuracaktı. MYK, “Yerel seçimlerden emekçi halkın kazançlı, baskıcı faşizan sermaye güçlerinin zararlı çıktığını” saptarken, açıklanan seçim sonuçları bunun tersini kanıtlıyordu: 28 belediyeden 19’unu, 206 muhtarlıktan 173’ünü sağcı adaylar kazanmıştı.
         Seçim sonuçlarını değerlendiren Özker Özgür, yazılı demecinde şöyle diyordu: “Seçim düzeyinin zaman zaman sövgüye indirgenmesi üzücü olmuştur. Ancak halkımız istencini belli etmiştir ve seçim olayı geride kalmıştır. Herkes halkın istencine saygı göstermeli ve seçilenlere yardımcı olmalıdır.” (Yeni Düzen, 3.6.86)
         Aradan daha bir hafta geçmeden Yeni Düzen’in Başyazar’ı CTP Genel Başkanı’nın değerlendirmesiyle çelişen şu ifadeleri kullanıyordu: “Halkın istencinin sandığa yansımasına izin verilmediği koşullarda yapılan yerel seçimlerden sonra, Şeker Bayramını kutluyoruz… Halkın demokratik tepkisine karşı faşizan baskılar gündemdedir… Halkın istenci madem ki devlet terörü ile baskı altındadır, devlet aygıtını sermayenin elinden kurtarmak için Meclis’teki aritmetiğe göre ne yapılabilir?... Faşizm dişlerini göstermeğe başladığı gerçeğini gözardı etmeden, emekçi sınıf ve katmanlardan yana olduğunu söyleyen herkesin bu konuda ciddiyetle kafa yorması kaçınılmazdır.”

RAPOR HASIRALTI EDİLİYOR
         Evet, faşizm denilen ucube yine dişlerini gösteriyordu. CTP’nin oyları azalmış, yöneticilerin sandalyesi sarsılır olmuştu. Parti içinde homurdanmalar oluyordu. Hatta Lefkoşa’daki CTP Belediye Başkanı Adayı, partisinden gerekli desteği görmediğinden yakınarak, parti içi bir soruşturma açılmasını talep ediyordu. Hoş, genel seçimlerde yapılan CTP’lilerin seçim pisliklerine ilişkin rapor hasıraltı edilmişti, kazananın yanına kalmıştı, ama varsın bir soruşturma da bu konuda açılırdı. Raporun doğruluğunu onaylayıp istifa eden CTP yöneticileri, istifalarını geri alıp, raporu parti arşivine yine kaldıramaz mıydı?
         Makale yazarımız Özker Özgür, 13 Haziran tarihli Yeni Düzen’de “Faşizmin Ayak Sesleri”ni duyduğunu açıkça ilan ediyordu: “Yerel seçimler bitti, yankıları sürüyor. Kim kime üç kağıt attı, kim kimin oylarını aldı, hangi oylar disiplinli idi, hangileri değildi, derken yaşam sürüyor. Yaşamlar beraber bozuk düzen de varlığını sürüyor… CTP, UBP-TKP koalisyonu gerçekleştikten sonra bile, TKP’ne karşı düşmanlık gütmedi… Şimdi oturup düşünmek gerekiyor. İşbirlikçi burjuvazinin demokratik güçlere karşı hazırladığı tuzağa bile bile gidip düşecek miyiz? CTP revizyonisttir, Halk-Der goşisttir. Bu suçlamalar kime ne kazandırıyor?.. Faşizmin ayak sesleri duyuluyor beyler. Biz hangimizin revizyonist, hangimizin goşist olduğunu kanıtlamaya çalışırken, devleti faşistleştiriyorlar. TKP, UBP ile aynı hükümet ortaklığında buluşabiliyor. Anti-faşist güçler demokrasiyi savunma platformunda buluşmayacaklarsa, demek ki demokrasi, olduğu kadarı ile bile bize çok geliyor.”

BİLİMDIŞI TAHMİNLER BOŞA ÇIKINCA
         Yerel seçim öncesinde TKP’nin “son çırpınışlarına tanık olan” ve bu partinin “iyiden yokluğa karışacağı” kehanetinde bulunan CTP Genel Başkanı, MYK’nın “yerel seçimlerden halkın kazançlı çıktığı” saptamasına ters düşecek şekilde, “bazı tuzaklar” konusunda TKP’den yardım istiyordu. O halde “Birlik, Mücadele, Dayanışma” ibaresini yeniden “Yeni Düzen” gazetesinin başlığına alma şart oluyor. Aksi takdirde CTP’nin içtenliğine kim inanacak? Partinin eşi bulunmaz ve yetenekli propagandisti, yeni dönem milletvekillerinden Ferdi Sabit, bakınız nelerle meşgul: “TKP’nin bu oportünistliğinin ideolojik formasyonunu tartışma platformuna sokmak artık şarttı… Bu goşizan ögelerin ayrı ayrı tüm fraksiyonları ve ideolojik yapıları tartışılmalı ve tek tek gün ışığına çıkarılmalıdır.” (Yeni Düzen, 9.6.86)
         Demek ki Genel Başkan ile partili milletvekilleri arasında da görüş ve taktik farklılıkları var. Ne yapsak ki acaba? Faşizm hem diş gösteriyor, hem de ayak seslerini yaklaştırıyor. O halde yine “emek en yüce değerdir” deyip, “birlik, mücadele, dayanışma” yükseltilmeli. Ta ki oylarımız artana kadar, meclis içindeki sandalyelerimizin güvenliği sağlanana kadar. Bu yolda her şey mubahtır. Emekçi halka şimdilik, bizden başka seçenekler de olduğunu gösterelim, sonra biz yine TEK SEÇENEK haline rücu edebiliriz. Varsın sömürü, vurgun, işsizlik, pahalılık ve Kıbrıs sorunundaki çözümsüzlük ortamı sürsün. Biz zaten bu sorunlara karşı demeç muhalefetiyle mücadele edip, meclisteki görevimizi sürdürmüyor muyuz? Ne yapalım yani halkımızın istenci, bizi, genel seçim sonuçlarıyla iktidar olarak değil de, “ana muhalefet partisi” olarak belirlemişse!..
 
(“Süleyman K. Aktaşlı” imzasıyla, Söz dergisi, Sayı:36, 20 Haziran 1986)
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder