12 Ocak 2016 Salı

KORUYUCU AŞILAMADA AŞILAMA ORANININ ÖNEMİ VE İSTATİSTİK ÇALIŞMA


20. yüzyılda, en tehlikeli bulaşıcı hastalıklara karşı gerek gelişmiş kapitalist ülkelerin çoğunda, gerekse sosyalist ülkelerde kazanılmış olan zafer, tıbbın en büyük başarılarından biri olarak kabul edilmektedir. Bu zaferin kazanılmasında koruyucu aşıların çok büyük rolü olmuştur. Bilindiği gibi, bulaşıcı hastalıklardan korunmak için seçilecek tek etkin yol, kişilerin bu hastalıklara karşı aşı­lanması ve onlara karşı bağışıklık kazanmaktır.
Dünya Sağlık Örgütü, bu yılki Dünya Sağlık Günü’nün “Her çocuk için aşılanma olanağı” belgisi altında kutlanmasını önermiş ve 6 tehlikeli bulaşıcı çocuk hastalığı olan kızamık, difteri, boğmaca, tetanos, çocuk felci ve vereme karşı mücadeleye dikkat çekmek istemiştir. Çünkü gelişmiş ülkelerde kazanılan zafere rağmen, dünya çocuklarının yüzde 80’inin yaşamakta olduğu gelişmekte olan ülkelerde, aşılarla önlenmesi mümkün olan bu bulaşıcı hastalıklardan, her yıl milyonlarca çocuk ölmektedir.
Gelişmekte olan ülkelerde aşılama kampanyalarının başlatılmasın­dan önce, her yıl 5 milyon çocuk ölmekte, bir 5 milyonu da bu hastalıklar yüzünden ömür boyu sakat kalmaktaydı. Bu korkunç duruma son ver­mek için Dünya Sağlık Örgütü, 1974 yılında Genişletilmiş Aşılama Programı (Expanded Prog­ramme on Immunization - EPI)’nı başlatmış ve başarılı bir çalışma sonunda çiçek hastalığı yer­yüzünden silinmiştir. 1974’de gelişmekte olan ülkelerde bu 6 hastalığa karşı aşılanan çocukların oranı yüzde 5’i geçmezken, bu program sayesinde, bu oran 1986’da yüzde 48’e yükselmiş ve yılda bir milyon çocuğun bu hastalıklardan ölmesi engellenmiştir.
Mayıs 1986’da yapılan 39. Dünya Sağlık Örgütü Genel Kurulu’nda konuşan EPI Başkanı Dr. Ralph Henderson, gelişmekte olan ülkelerdeki çocukların yüzde 60’ını, Difteri, Tetanos ve Boğmaca’nın veya çocuk felcinin ilk aşı dozunu, yüzde 40’ının da 3. dozunu aldıklarını açıklamış­tır. Ama en fakir ülkelerde bu aşılama oranı, DTB için yüzde 15’in altında bulunmakta olup, her yıl gelişmekte olan ülkelerde 5 yaşın altında olan 3.5 milyon çocuk hâlâ daha bu 6 çocuk has­talığından ölmekte, bir o kadar da sakat kalmak­tadır.

KORUYUCU AŞILAMADA İKİ ŞEKİL
Görevi, insanda yapay yoldan belli bir bulaşıcı hastalığa karşı özgül bağışıklık kazandırma olan koruyucu aşılar, bunu iki şekilde sağlamaktadır. Birincisinde, antijen, aşı maddesi olarak vücuda verilmekte ve organizmada immuno-biyolojik olay­lar zinciri başlatılarak, sonunda bağışıklık denen korunma oluşmaktadır. Bu, aşılanan tek tek kişiler­le ilgili olduğundan, buna kişisel korunma denir. İkinci şekilde ise, nüfusun büyük bir çoğunluğu, bulaşıcı salgın hastalığa karşı aşılanmakta ve böylece, sadece kişiler tek tek değil, arada aşılanma­mış kalan kollektifm diğer üyeleri de korunmuş olur. Korunmanın çapı, kollektifte aşılananların çapıyla orantılıdır. Aşılanan her kişi ile enfek­siyon zincirinin bir halkası yok olur ve çoğu kez, kişiler artık hastalanmaz ve yeni bir hastalık zinciri oluşmaz.
Nüfus içinde aşılanmış olması gereken kişilerin yüzde oranı, bulaşıcı her hastalıkta farklıdır. İyi bir kollektif koruma sağlamak için mümkün olan en fazla sayıda kişinin, o hastalığa karşı aşılanması gerekmektedir. Ancak o hastalık için ortalama aşılanma yüzdesinin üzerine çıkıldığı takdirde, aşılama yeterli olur ve bulaşıcı hastalığın salgını önlenebilir. Kişilerin aşıyla korunmuş olup olmamalarına bağlı olan kollektif korunma, belli bir bulaşıcı hastalığa karşı bağışıklık kazan­mada önemlidir, hele bu hastalığın ortadan kaldı­rılması isteniyorsa. Bu nedenle kollektif korunma, kişisel korunmaya kıyasla daha niteliklidir. Belli yıllarda doğanlar, eğer o hastalığa karşı tam ola­rak aşılanmışsa, o hastalık salgınının olduğu yıl, hasta olanların sayısı az olur. Tam olarak aşılan­mamış yaş gruplarında ise hastalık sayısında artış görülür.
Nüfus içinde mümkün olan en yüksek aşılama oranına ulaşmak kolay değildir, bazı zorluklar söz konusudur. Ama bunların aşılması sistemli ve sürekli bir çalışmayla mümkündür. Bu zorluk­ları şöyle sıralayabiliriz:
1. Halkın aşılama konusunda bilgisizliği ve bu konuda uyarılmamış olması
2. Aşıdan korkma, yersiz endişelere kapılma
3. Ülkede merkezi bir aşı kartı sisteminin olma­ması
4. Aşılamaların bildirileceği bir yerin bulun­maması
5. Aşılamaya karşı olanların olumsuz propa­gandası
6. Aşılama konusunda bilgi veren uzmanların yokluğu
Yukarıda adı geçen zorlukların hemen hepsi, bugün Kıbrıs Türk toplumu için geçerlidir. Dönem dönem Sağlık Bakanlığı yetkililerinin başlattıkları kampanyalar yetersiz kalmakta ve Türkiye’deki aydınlatma ve aşılama kampanyalarının bir uzan­tısı şeklinde seyretmektedir. Oysa bizim ülkemizin sağlık koşulları ile zorlukların derecesi farklı­lıklar göstermektedir.
Bunlara ek olarak şu noktalara değinilebilir: Ülkemizde kullanılmakta olan aşı maddelerinin yan etkileri veya aşıdan doğan zararlar hakkında elde herhangi bir istatistiki çalışma bulunmamak­tadır. Gerçi Avrupa malı olan aşıların yan etkileri yok denecek kadar azdır ve uzman eliyle, yerinde indikasyonla yapılan aşılarda bu zararlı denebile­cek etkiler çok seyrek de olsa görülebilmektedir, ama herhangi bir kayıt veya bildirim zorunluluğu yoktur.
Aşılamalar hem özel çocuk muayeneha­nelerinde, hem de Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık merkezlerinde (veya aynı kanaldan okullarda) yapılmaktadır. Ne yazık ki, Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda yayımladığı resmi istatistik rakamla­rı, birbiriyle çelişmekte ve kollektif korunma açısından çok önemli olan ve uluslararası aşılama programlarında, yapılan aşılama programının başa­rısının göstergesi olan aşılanma oranı hakkında, hiçbir bilgi bulunmamaktadır. İlkokul çağı öncesi çocukların büyük bir kısmı, özel çocuk muayenehanelerinde aşılanmakta olmasına rağmen, resmi yıllık istitistikler buna yer vermemektedir. Ülkeye giren aşı miktarını (ithalatçılar eliyle yapılmakta olduğundan) devlet yetkililerinin ithal izin belge­lerinden saptamaları mümkün iken, bu bile ihmal edilmektedir. Bu ihmal aşılama konusu yanında, toplumumuzda en çok görülen hastalıkların sıra­lanmasında da yapılmakta ve özel klinik ve muaye­nehanelerde teşhis ve tedavi edilen hastalıklar ista­tistik dışı kalmaktadır. O zaman da, ülke sağlık politikasının saptanmasında, koruyucu hekimlik çalışmalarında ve geleceğe yönelik planlamada tutarsızlıklar ve eksiklikler olması doğal olmaktadır.
Yine konumuza dönecek olursak, merkezi bir aşılama programının belirlenerek, bu aşı takvi­mine uyulup uyulmadığı ve aşılanan nüfus yüzdesinin doğum yıllarına göre saptanması zorunlu­luğu ile karşı karşıya olduğumuz görülecektir. Örneğin bütün Avrupa ülkelerinde, çocuklara ilkokulu bitirene kadar 6 veya 8 (kızamıkçık ve kabakulak eklenerek) çocuk hastalığına karşı, 12 defa aşılanmaktadır ve bu ülkelerin standard birer aşılama takvimi vardır. Buna göre bazı Avrupa ülkelerinde, kızamık hastalığına karşı aşılanan çocuk oranı şu şekilde gerçekleşmektedir:

Çekoslavakya Sosyalist Cumhuriyeti       %100
Finlandiya                                               %90’ın üzerinde
İsveç                                                       %90’ın üzerinde
Alman Demokratik Cumhuriyeti                %80’in üzerinde   
Federal Almanya Cumhuriyeti                   %50 ile 70 arası
İtalya                                                        bilinmemektedir.

Bu ülkelerden Çekoslavakya ve Demokratik Almanya’da kızamık vakası hiç görülmemektedir. İsveç ve Finlandiya’da ise 2. kızamık aşılaması 6. veya 10./14. yaşlarda yapılmaktadır.


SAĞLIK BAKANLIĞI VERİLERİ ÇELİŞKİLİ
KKTC Sağlık Bakanlığı 1985 yılı Faaliyet Rapo­ru’nun 12. sayfasında verilen aşılarla ilgili istatis­tik veriler ile Başbakanlık Devlet Planlama örgütü tarafından yayımlanan İstatistik Yıllığı 1985’in 59. sayfasında verilen 1985 yılına ait “Devletin Sağlık Servislerinde yapılan aşıların nevine göre dağılımı” tablosundaki rakamlar birbirini tutmaz­ken, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Ayten Berkalp’in 20 Mart 1987 tarihli Yeni Düzen gazete­sinde çıkan “1985 yılında Sağlık Bakanlığının uyguladığı aşılar” tablosu daha önceki verilerle çelişmektedir. Bu üç kaynaktan elde ettiğimiz ve 1985 yılına ait üç resmi yayında yer alan aşı miktarları şöyledir:

Aşı cinsi          İstatistik Yıllığı          Sağlık Bak.     Müsteşarın
                   1985               1985 Raporu   Basın açıklaması

DTB                10,111 doz                 8,902 doz        3,467 çocuk
DT                         -                         10,358              2,785  
Çocuk felci      10,060                      15,747              5,670
Kızamık                385                        1,441              1,401
Kızamıkçık           184                        3,461                3,461

            Sağlık Bakanlığı 1985 yılı faaliyet raporunda ayrıca, 1. 2. ve 3. doz aşılar ile kızamık aşısı­nın yaş gruplarına göre dağılımı verilmiştir. Ama bunların toplamı ile bizim buraya aktardığımız ve sayfa sonunda özetlenen toplam arasında da farklı sonuçlar çıkmaktadır. Öte yandan Dr. Ayten Berkalp’ın Yeni Düzen gazetesine yaptığı açıklamada, doz yerine çocuk birimi yer almakta, bunlardan kaçının 1, 2 veya 3 kez aşılandığı belir­tilmemektedir. Konuşmanın bir yerinde Dr. Berkalp, “Bu arada özel çocuk hekimlerince şehirlerde aşılanan çocuklarımızın da var olduğunu vurgu­lamak istiyorum” demesine rağmen, bunları da kapsaması gereken Bakanlığının bu konuda yeterli ilgiyi göstermediğini gizleyememektedir. Yine aynı yerde “tüm çocuklarımıza kızamık aşısının 9. aydan itibaren uygulanması”ndan söz edilmektedir. Bize göre bu kızamık aşılamalarını etkinliği tartış­malıdır. Çünkü, bilindiği gibi yeni doğan bir bebek, eğer annesi kızamık geçirmişse veya ona karşı aşılanmışsa, annesinden kendisine geçen kızamık antikorları sayesinde, hayatının ilk ayların­da bu hastalığa yakalanmaz.
Çeşitli ülkelerde yapılan bilimsel araştırmalar, çocuğa geçen bu antikorların ortalama 7 aya kadar kanda dolaştığını ve 6 ile 9 aylık bebeklere yapılan kızamık aşısının kanda çok az düzeyde bile olsa, dolaşan bu antikorlar tarafından etkisiz hale getirildiğini göstermektedir. Örneğin Fran­sa’da 1-3 yaşları arasındaki 200.000 çocuk üzerinde yapılan ve aşının etkinlik derecesini ölçmeye yönelik değişik araştırmalarda, serum­daki antikor miktarının yok olmasının (sero-konversiyon) yüzde 95 ile yüzde 98 vakada, 1 yaşından sonra aşılanan çocuklarda görüldüğü saptanmıştır.
Bu ve benzeri bilimsel araştırmalar sonucunda varılan kanı, kızamık aşısının tam olarak tut­ması ve etkili olabilmesi için, en erken 12. ayda ve en uygun olarak da 15. aydan sonra yapılması şeklindedir. Aksi takdirde sero-konversiyondan ön­ce yapılacak olan aşı tutmayacak ve çocuğun 15. aydan sonra bir kez daha aşılanması gereke­cektir. Nitekim bu sonuçların açıklamasından sonra, bazı Avrupa ülkeleri aşı takvimlerinde kıza­mık aşısı yaşını 9. aydan 15. aya almışlardır. Öte yandan 1 yaşından önce yapılan kızamık aşılarında, bu yaştan sonra yapılan aşılamalara kıyasla, daha sık olarak beyin ve sinir sisteminde yan etkilerin görüldüğü de literatürde kaydedil­miştir.

SONUÇ
Ülkemizde gerek devlet sağlık hizmetlerinde, gerekse özel çocuk muayenehanelerinde yapılan koruyucu aşılamaların hepsi de, Sağlık Bakanlığı tarafından saptanmalı ve bu sayı, doz olarak değil, belli yıl doğumluların yüzde kaçının aşılanmakta olduğu şeklinde belirlenmelidir. Bu amaçla, mer­kezi bir aşı bildirim örgütü kurulmalı ve tek tip aşılama kartı ile standard bir aşı takvimine bir an öııce geçilmelidir. Kızamık aşısı, Dünya Sağlık Örgütü’nün, kızamıktan ölüm oranının yüksek ol­duğu az gelişmiş ve tropikal ülkeler için önerdiği 9. ayda değil, Avrupa ülkelerinde uygulanmakta olduğu gibi 15. ayda yapılmalıdır. Ülkenin ve toplumumuzun sağlık ve hastalık envanterinin çıkarılması ve bilimsel çalışmalara yardımcı ol­mak için, Sağlık Bakanlığı yetkililerini sağlık istatistiklerinin saptanması çalışmalarında daha ciddi ve bilimsel olmaya çağırırız.

(Kıbrıs Postası gazetesi, 17 ve 18 Ekim 1987)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder