31 Ocak 2018 Çarşamba

KIBRIS’TA GENEL SEÇİMLERE GİDERKEN


İki yıl kadar önce kana bulanan Kıbrıs’ta henüz adil ve kalıcı bir çözüme varılmış değil. Toplumlararası görüşmelerin aralıklı olarak sürdürüldüğü ve çözüm önerilerinin karşılıklı olarak verildiği bir dönemde Ada halkının %18’ini oluşturan Kıbrıs Türkleri, kuzeyde oluşturdukları federe devlet sınırları içerisinde genel seçim hazırlıkları yapıyorlar. 
Kurucu Meclis tarafından hazırlanan Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası’na göre 17 Aralık 1975’te yapılması gereken seçimler, hatırlanacağı gibi muhalefetin karşı çıkmasına rağmen, önce süresiz olarak ertelenmiş, daha sonra ise yerel seçimlerin 23 Mayıs 1976, genel seçimlerin de 20 Haziran 1976 tarihinde yapılması kararlaştırılmıştı.
Geçtiğimiz ay içinde belediye ve muhtarlık seçimleri için sandık başına giden Kıbrıs Türkleri, 1953 yılından bu yana ilk defa olarak yerel seçimlere katılıyordu. 1882 yılından 1957 Haziranına kadar aksamadan çalışan Kıbrıs’taki belediye Meclisleri, Türk ve Rum üyelerinden oluşmakta idi. İngiliz sömürgecilerinin “parçala ve yönet” politikası sonucu olarak 1957 yılında Türk üyeler, ortak belediyelerden ayrıldılar. O sıralarda NATO Genel Sekreteri olan H. Spaak’ın da desteklediği MacMillan planına göre, beş büyük şehirde Türklere ayrı belediye kurma hakkı tanınıyor ve ada halkını bölücü ilk ayrılıkçı kurum oluşturuluyordu.
Sonradan emperyalizmin her iki toplum içindeki işbirlikçileri ve onların eliyle kurulan faşist ve şovenist yeraltı örgütleri, toplumlararası çatışmaları başlatacak ve günümüze kadar sürdürülen Kıbrıs’ın taksimi planı yürürlüğe girecekti.
Ada halkının, ortak düşman olan emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı birlikte mücadeleye girmesi halinde, yenilginin kaçınılmaz olacağını gören emperyalist çevreler önce, Türk toplumundaki demokratik ve ilerici güçlerin gelişmesini engellediler. 1957-58’lerde Türkiye’deki Amerikancı hükümetler ve ona bağlı olan Kıbrıs Türk liderliği, “Ya taksim, ya ölüm” çığlıkları ile emperyalizmin politikasını savunurken, buna karşı çıkan Kıbrıslı Türkler de faşist yeraltı örgütlerince ya öldürüldü veya tehdit ve baskı altına alındı. 1960’da toplumlararası anlaşmazlıkların körükleyicisi Kıbrıs Anayasasının hazırlayıcıları arasında yer alacak olan Prof. Nihat Erim’e göre, taksim esasına dayanacak yeni formülle, Kıbrıs Türkleri adada ayrı bağımsız bir devlet meydana getirmeliydi.
Bugün, adaya müdahale eden 45 bin kişilik Türk Silahlı Kuvvetlerinin denetimi altında bulunan %40’lık Kıbrıs toprağı üzerinde Türk Federe Devleti kurulmuştur. Devlet başkanlığına getirilen ve Türkiye’nin 68. ili olmak üzere Hatay örneği bir bağımsızlıktan yana olan Rauf Denktaş, Birleşmiş Milletlerdeki yenilgiden sonra Anayasada öngörülen seçimlerin yapılmasına razı olmuştur. Hazırlanan “Seçim ve Halkoylaması Yasası”, çeşitli anti-demokratik yanlarına, Anayasaya aykırı maddelerine ve muhalefetin karşı çıkmasına rağmen, iktidarın oyları ile kabul edilmiştir.

PARTİLER
Önümüzdeki günlerde Kıbrıs Türk Federe Devletinde yapılan olan genel seçimlere dört siyasi parti ve bağımsız adaylar katılmaktadır:
1. Ulusal Birlik Partisi: Toplum yönetimini yıllardır elinde tutan iktidarın partisidir. 1958’lerin “Türkten Türke Kampanyası” ve savaş sonrası “Ganimet Ekonomisi” ile gelişen işbirlikçi ticaret burjuvazisinin politik örgütüdür. Anayasanın 81. Maddesinde belirtilen “Devlet başkanlığı ile parti başkanlığı aynı kişide birleşemez” hükmüne rağmen, Rauf Denktaş kurucusu olduğu UBP’nin genel başkanlığına seçilmiştir. Parti içinde, “eski kadroyu, hırsızlar ve ahlaksızlarla birlikte temizleyeceğiz” diyerek ortaya çıkan “Reformcular”ın muhalefeti, son parti kurultayında “eskiler”in üstün gelmesi ile yok edilmiştir. Lefkoşa Belediye Başkanlığı için UBP’nin gösterdiği adayın bir TMT üyesi olması, gerek parti üyeleri, gerekse halk tarafından tepki ile karşılanmıştır. Nitekim seçimlerde muhalefetin adayı büyük farkla belediye başkanlığını kazanmıştır.
2. Halkçı Parti: Kurucu Mecliste oluşan “Özgürlükçü Grup” ile Denktaş tarafından azledilen eski Planlama ve Koordinasyon Bakanı Alper Orhon başkanlığında kurulmuştur. Orhon’la sonradan anlaşamayan “Özgürlükçüler”, HP’den ayrılarak iki ay kadar önce Toplumcu Kurtuluş Partisi’ni oluşturmuşlardır. HP’nin Türkiye uyruklu eski bir “Sancaktar”ı Lefkoşa’dan aday göstermesi, muhalefet partileri arasında kurulması tasarlanan güçbirliğini engellemiştir. Yerel seçimlerde pek bir güç gösterememiştir.
3. Toplumcu Kurtuluş Partisi: Uzun yıllar Rauf Denktaş’la birlikte çalışmış, fakat onun izlediği politikayı onaylamayan “Özgürlükçü Grup” ve diğer bazı liberaller tarafından kurulmuştur. UBP ve HP gibi “Anavatanla bütünleşme”den yanadır. On bir yerleşim bölgesinde yapılan belediye seçimlerinde CTP ile güçbirliğine gitmesi, muhalif adayların üç yerde belediye başkanlığını kazanmasını sağlamıştır.
4. Cumhuriyetçi Türk Partisi: Seçimlere katılacak en eski siyasi partidir. Genel başkanı olan Ahmet Mithat Berberoğlu, 1973 yılında Kıbrıs Cumhurbaşkanı Yardımcılığı seçimlerinde adaylığını koymuş, fakat sonradan geri çekilmeye zorlanmıştı. Altı yıldır çeşitli baskı ve engellemelerle karşılaşan CTP, Kıbrıs Türkleri arasında geniş bir demokrat tabana sahiptir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını öngören anti-emperyalist bir politikadan yanadır. Bu nitelikleri yüzünden Denktaş ve TMT’nin boy hedefi haline gelmiştir.       

FAŞİST KOMANDOLAR
Türkiye’deki “Milliyetçi Cephe” iktidarı tarafından Kıbrıs’a gönderilen faşist komandoların da UBP saflarında seçim kampanyasına katıldıkları ve yönetim organlarının geniş ölçüde işbirlikçi sermayenin elinde bulunduğu bir ortamda, KTFD’nde devlet başkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine gidilmektedir.
Yeni Yasama Meclisini oluşturacak olan 40 milletvekilliği için 170 kadar partili ve bağımsız aday yarışacaktır. İşsizlik, pahalılık, kaçakçılık, yolsuzluk, iltimas ve baskının egemen olduğu bir yönetime karşı yerel seçimlerde, sınırlı da olsa, bir başarı gösteren muhalefetin, güçbirliğini koruduğu takdirde, genel seçimlerden daha da güçlenerek çıkacağı sanılmaktadır. Ne var ki, KTFD Seçim Yasasına göre bağımsızların veya partilerin, ortak aday listeleri hazırlayarak seçimlere katılmaları yasaklanmıştır.
Seçmenlerin oyları iki kademede değerlendirilecektir: Mutlak çoğunluk esasına göre düzenlenmiş olan ilk kademede, bir seçim bölgesinde geçerli oyların yarısından bir fazlasını alan adaylar, kendi partileri çoğunluğu sağlamamış olsalar bile milletvekili seçileceklerdir. Eğer geriye milletvekilliği kalırsa, o zaman da ikinci kademede nisbi temsil esasına göre değerlendirme yapılacaktır. Bu karma sisteme göre, bir seçim bölgesinde oyların yarısından fazlasını alan bir parti, o bölgeye ayrılmış milletvekilliklerinin üçte birini otomatikman çıkaracaktır. Ayrıca seçilen bu üçte bir milletvekillerinin oyları parti listesinde yine kalacak ve bu oylar yeni değerlendirmede aynı partiye üçte bir milletvekilliği daha çıkarma olanağını verecektir. Böylelikle oy çoğunluğunu almış bir parti, peşinen üçte iki milletvekilliğini kazanacak ve halkın oy vermediği bir aday, kazanan adayların oyları yardımı ile seçilebilecektir.
Her on iki kişiye bir asker düşen Kıbrıs’ta, iç ve “dış göçmen”lere tarla, bahçe, buzdolabı dağıtarak, UBP’nin iktidarda kalmasını sağlamak isteyen Denktaş ve çevresi, seçimlerden sonra da ganimet ve yağma ekonomisini sürdürmeyi amaçlamaktadır. “Türkiye bizi tutuyor, toplumu bizden başkasının yönetmesini istemiyor, biz seçilmezsek yardım kesilecek” şeklinde bir tehdit kampanyası yürütülmektedir.        

ÇÖZÜM BEKLEYEN SORUNLAR
Oysa 1974 yazından bu yana yığılan birçok sosyal, ekonomik ve politik sorun çözüm beklemektedir. 200 bin kişinin terkettiği konutlara 40 bin kişi yerleştirilememiştir. Savaş öncesi, Kıbrıs’ın milli gelirine sebzecilikten 10 milyon Kıbrıs lirası, narenciyeden 12.5 milyon Kıbrıs lirası sağlandığı halde, bugün Türk bölgelerinde bir iki sebze ekili aile işletmesi dışında ekili alan bulunmamaktadır. Sebze ve meyveler, Türkiye’den getirilmektedir. Oysa Kıbrıslı Rumlar, güneye on binlerce kişi göç ettiği halde, “ekilmedik bir karış toprak kalmasın” sloganı ile hem kendi ihtiyaçlarını karşılamışlar, hem de dış ülkelere patates ve sebze ihracatı yapmaktadırlar. Üretim araçlarının %70’i kuzeyde kalmış olmasına rağmen, savaş öncesi ihracat düzeyine yaklaşılmıştır.
Daha iyi çalışma şartlarının sağlanması ve hızla yükselen hayat pahalılığı karşısında daha yüksek ücret için direnişe geçen petrol işçileri ve hekimlerin grevleri, Bakanlar Kurulu tarafından “toplum hayatı ve refahı tehlikeye girebilir” gerekçesiyle yasaklanmıştır. Sanayi Holding’te çalışan işçiler, ilk ve orta öğretim öğretmenleri ile hastane ve sağlık personelinin ihtar grevleri, demokratik kuruluşların çeşitli protesto bildirileri, geniş halk yığınlarının hoşnutsuzluğunu dile getirmektedir.
Öte yandan tam bir vergi adaletsizliği hüküm sürmekte vergi ve döviz kaçakçılığı yapan para babaları, Kıbrıs bankalarından düşük faizle kredi alarak Avrupa bankalarına yüksek faiz karşılığında para aktarmaktadırlar. Böylece hem faiz farkı kazanmakta, hem de borçlu görünerek, vergi ödememektedirler.
1 milyar TL’sını aşkın bütçenin yarıya yakın bir kısmının yerel gelirlerden sağlanması planlanmışken, 1975 mali yılı içinde tahmin edilen gelirlerin ancak %60’ı toplanabilmiştir. Denktaş iktidarı, Türkiye hükümetlerinden aldığı yüz milyonlarca lirayı ölçüsüz olarak kullanmaktadır. Çalışanların %8’ini oluşturan şişirme memur kadroları ve cari giderler için yılda 863.978.722 TL harcanmaktadır.

ETİ ŞİRKETİ
İhracat ve ithalatın büyük bir kısmını gerçekleştiren Endüstri ve Ticaret İşletmeleri (ETİ) Şirketi sermayesinin büyük bir kısmı, yönetime ait olmakla birlikte, bir kısım hisseler de bazı büyük tüccarlara satılmıştır. Hissedarlar arasında Denktaş ve bazı Bakanlar da vardır. 10 yıl süreyle gelir vergisinden muaf olan ETİ Şirketinin körüklediği hayat pahalılığını önlemekle yükümlü olan Devlet Başkanı ve Bakanların, bu şirketin ortakları arasında bulunması, halk arasında tepkilere yol açmaktadır. ETİ Şirketi hukuk danışmanı ve Lefkoşa Türk Bankası Yönetim Kurulu Başkanı olan Ümit Süleyman Onan’ın, Kurucu Meclis 2. Başkanı ve toplumlararası görüşmelerdeki yeni Türk temsilci olması da başka bir tartışma konusu olmaktadır.
1974 yazından beri “olağanüstü durum”un yürürlükte olduğu Türk bölgelerinde 20 Haziran 1976 günü yapılacak olan Devlet Başkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinde, demokratik ve anti-emperyalist bir yönetimin işbaşına getirilmesi mücadelesi, Kıbrıs sorununun adil ve barışçı bir çözüme ulaştırılması mücadelesinden ayrı düşünülemez.
Birleşmiş Milletler kararlarının iki yıla yakın bir süredir uygulanmadığı, NATO ve emperyalizmin bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin içişlerine karışmaya devam ettiği bir ortamda, demokrasiden yana olan muhalif güçlerin ne dereceye kadar üstün geleceğini önümüzdeki günler gösterecektir.

(“Dr. Ali Yüksel” imzasıyla, Cumhuriyet gazetesi, İstanbul, 15 Haziran 1976)
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder