11 Eylül 2022 Pazar

GAZETECİ ŞİNASİ BAŞARAN’IN ÖNEMLİ İKİ ANISI

Kıbrıs Türk liderliğine yakınlığı ile bilinen gazeteci Şinasi Başaran, 8 Temmuz 2022 sabahı öldüğü zaman, haberi basına yansıtan oğlu Turan Başaran idi. Hakkında çıkan tanıtıcı bilgiler ise çok kısıtlıydı: “İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nde gazetecilik okuyan, ülkenin ilk "mektepli" gazetecilerinden olan Şinasi Başaran, uzun yıllar Kıbrıs Türk halkına birçok alanda hizmet etmiş, başarılı gazetecilerimizdendi.”

Şinasi Başaran, 1960’lı yıllardan beri gazetecilik yapmış olmasına karşın, daha çok ileri yaşlarında Akdeniz TV’deki programları ve Doğan Harman’ın Kıbrıslı gazetesindeki yazıları ile kamuoyunda tanınmıştı. Onun 13 Mayıs 2009 tarihli Kıbrıslı gazetesindeki köşesinde yer alan “Kıbrıs’ta anlaşma istemeyen yegane ülke İngiltere’dir” başlıklı makalesinden bazı bölümleri aktarıyoruz:

“Kıbrıs konusunda göreceksiniz ki her taşın altından İngilizlerin parmakları bulunmaktadır. Dikkat edin, elleri var demiyorum, parmakları var diyorum. (…) İngilizler Kıbrıs konusunda da zaman zaman Kıbrıslı Türklerin yanında ve zaman zaman da Kıbrıslı Rumların safında yer alır görünmektedirler. Halbuki İngilizler ne Kıbrıslı Türklerin ve ne de Kıbrıslı Rumların yanında yer almamaktadır. Onlar, yani İngilizler, yalnız kendi çıkarları doğrultusunda (hareket ederler.) (…) Gelin size bundan yıllar önce şimdiye kadar yazmadığım ve üzerinden neredeyse on iki yıl geçmiş bir olayı anlatayım. Tam tarihini hatırlamayacağım. Evimin yanması ile birlikte tüm notlarım yanmıştı. Ama bu olay hala daha o günkü gibi hatırımdadır. Bir sonbahar akşamıydı. Yakından tanıdığım ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nde çalışan bir arkadaşın beni ziyaret ediyor ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nde çalışan üst düzey bir yetkilinin benimle karşılıklı görüşmek istediğini söylüyor. (…) Ve ikimiz başbaşa görüştük. İngiliz Yüksek Komiserliği’ndeki zatın benden istediği şuydu: Siz Mr. Denktaş2a yakın bir gazetecisiniz. Ona deyin ki bugünlerde devamlı ayrı devletin üzerinde dursun ve tanınma istesin.” Konuşmanın özü buydu. Hayretler içerisinde kaldım. Tecrübeli İngiliz diplomat, Türkleri sevdiğini ve bu ülkeye Rumların hakim olmasını istemediğini söylüyordu. Aşağı yukarı bu görüşme hal hatır ve diğer konularda yarım saat sürdü. Karımın ikram ettiği kahveden çok “ceviz macununu” beğendi ve iki tane yedi. Karım arada çeşitli karpuz ve portakal macunları getirdi. İngiliz diplomat bunların da tadına bakmayı ihmal etmedi. Ayrılırken de “bu görüşmemizi mutlaka President Denktaş’a acele olarak ilet” demeyi de unutmadı.  Tarihe ışık tutması için bu anımı da yıllar sonra burada yazmak istedim. Bana bu konuda aracılık eden ve İngiliz diplomatı evime getiren kişi ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da hayattadır. Onların da bu konuyu unutmalarına imkan yok zannederim. Alel acele bana böyle bir ziyarette bulunulmasının sebebini ancak ertesi gün öğrenebildim. Ben sabah sabah Denktaş Beye giderek durumu anlattım. Gülümseyerek bana “biraz sonra bazı misafirleri ile bana geliyorlar. Bu İngiliz diplomasisidir” dedi. Ve devam etti: “İngilizler zaman zaman bu tip kişileri ziyaret ederler ve siyasilere mesaj yollarlar. Bunlar da siyasinin yakınında bulunan gazeteciler olur.” Günler sonra İngilizlerin Rumlara karşı bir silah olarak Türkleri ve Türklere karşı bir silah olarak da Rumları kullandıklarını öğrendim. Yaaa işte böyle. İngilizler hazır üslerinde rahat iken, neden bir çözüm için çaba harcasınlar ki. Bu olay da göstermektedir ki İngiltere, Kıbrıs’ta bir çözümü kesinlikle istememektedir. Bu olayı başka türlü yormak bilmem doğru mu? İngilizlerin dünya siyasetindeki kıvraklığını bilenler, hiç şüphe yok ki benimle aynı görüşü paylaşacaklardır. (…)

                                                              <<<< >>>> 

Gazeteci Hasan Hastürer, 3 Mayıs 2021 tarihli Kıbrıs gazetesindeki köşesinde gazeteci Şinasi Başaran ile ilgili olarak bize şu bilgileri aktarmıştı:  

“Yıllar evvel Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan’ın öldürülmeleriyle ilgili araştırma yapıp yazmıştım. O araştırmamda önce Şinasi Başaran’la konuşmuştum. Başaran, o akşam Ayhan Hikmet’in cinayet sonrası fotoğraflarını çekendi. O akşamı şöyle anlatmıştı Şinasi Başaran: “O akşam Halkın Sesi’ndeydim. Bir yerlere gideceğim için şık giyinmiştim. Gece yarısına doğru telefon çaldı, arayanı Dr. Küçük sandım. O değildi. Sadrettin diye bir polisti. Cumhurbaşkanı Muavinliği’nde görevli... Polisin telsizinden Karababa’da birini vurduklarını bana aktardı. Karababa’yı ve Ayhan Hikmet’in orada kaldığını biliyordum. Bir süredir vurulacaklarına dair söylentiler de var olduğu için bisikletle doğru oraya gittim. Kapı açıktı, üst kattan bir kadın çığlığı geliyordu. Merdivenlerden yukarı çıktım. Ayhan Hikmet cansız yatıyordu, fotoğraflarını çektim. Çıkarken kapıda polis kumandanı Niyazi gumandan ve Kemal Nami ile karşılaştım... Yanlarında bir de Rum polis komutanı vardı. Rum, ayrılmama engel olmak istedi. Niyazi gumandan, “Git” dedi. Oradan ayrıldım Foto Sport’ta filmleri yıkayıp, fotoğrafları basıp, Dr. Küçük’e gittim. Haberi Halkın Sesi’nde yayımlayıp yayımlamayacağımı sordum. “Biz yayımlamayacağız, kim yayımlarsa yayımlasın” diye yanıt verdi. Eve gittim. Gecenin o çok geç saatinde Mahi Gazetesi’ni yayımlayan Nikos Samson gelip benden Ayhan Hikmet’in fotoğraflarını istedi. Fotoğraf yoktu, ısrar edince filmi verdim.” O noktada böylesi önemli filmi neden verdiğini de sormuştum... Şinasi Başaran, “Aramız çok iyiydi. Daha sonra ben de onun iyiliğini gördüm” demişti.”

(11 Eylül 2022)

16 Ağustos 2022 Salı

KIBRISLI TÜRK SOLUNUN 1970’E KADAR KIBRISLI RUM SOLU İLE İŞBİRLİĞİNDEKİ SORUNLAR

Kıbrıs'ın 1571’de Osmanlı İmparatorluğu’na katılması ardından, adaya çeşitli tarihlerde getirilip yerleştirilen Müslüman Türk nüfusun kesin sayısı hakkında herhangi bir kayıt bulunmamakla beraber, bunun 20-30 bin kadar olduğu tahmin edilmektedir. Kıbrıslı Müslüman Türkler, bu tarihten başlayarak, ada nüfusunun kalıcı etnik bir parçası haline gelmiş ve sayıları, toplam Kıbrıs nüfusunun üçte biri ile beşte biri arasında değişmiştir. Kıbrıs'ta bundan böyle, birbirinden tamamen farklı dil, din ve kültüre mensup iki ana etnik toplum yan yana yaşamaya başlamış ve birbirlerini karşılıklı olarak etkilemişlerdir.

Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların ortak yaşam ve karşılıklı etkileşimlerinde, ticaret ve iletişim dili olarak Rumca kullanılmıştır. Osmanlı döneminde resmi hükümet dili Türkçe idi. Saray yöneticileri, Hıristiyan reaya ile Türkçe bilen resmi bir Rum tercüman (dragoman) aracılığıyla temas kurabiliyordu. Bunun yanında Rum orta tabakalarının ileri gelenleri ile özellikle karma köylerdeki bazı Rumlar, Türkçe biliyorlardı. Ada nüfusunun çoğunluğunun Rumlardan oluşması, Rum kültür geleneğinin daha güçlü ve yaygın olması ve Türk nüfusunun büyükçe bir kısmının Rumca konuşabilmesi nedeniyle, Kıbrıs'taki ticaret dili de Rumca olmuştu.[1]

Adanın yönetimi, 1878’de İngilizlere devredildi. 1881’de yapılan nüfus sayımına göre, Kıbrıs’ta yaşamakta olan toplam 186,173 kişiden 137,631’i (%73.9), Rumca konuşan Ortodoks Hıristiyan, 45,458’i (%24.4) Türkçe konuşan Müslüman ve 3,084’ü (%1.7) de Latin, Maronit ve Ermenilerden oluşmaktaydı. [2]

1911’deki nüfus sayımında anadilinin Rumca olduğunu söyleyenlerin 1,191’i Müslümanken, Türkçenin anadili olduğunu söyleyenlerin 139’u Rum Hıristiyandı.[3] Ana dili olarak Rumca konuşan Türklere, daha çok Lefkoşa ve Baf kazalarında rastlanmaktaydı.

1921 yılı nüfus sayımına göre, Lefkoşa kazasında 1,019 ve Baf kazasında 350 Türk, 1931 yılı verilerine göre de Lefkoşa kazasında 1,004, Baf kazasında 521 Türk, ana dili olarak Rumca konuşmaktaydı. Bazı köylerdeki Türkler de, hem Türkçe, hem de Rumca bildikleri halde, Rumcayı daha çok benimsemekte ve kendi aralarında da bu dili kullanmaktaydı.[4] 1955'lere kadar Rumca konuşan Müslüman köyler, adanın her tarafına yayılmış ve Rumlarla aynı geleneksel yaşam biçimini sürdürüyordu. 

 

KAVANİN MECLİSİ’NDEKİ İŞBİRLİKLERİ

Kıbrıs’ta yaşayan iki ana etnik-ulusal toplum olan Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin, Osmanlı yönetimi altında iken, ağır vergi yüküne ve baskılara karşı bazen birlikte ayaklandıkları bilinmektedir. 1878’de başlayan İngiliz yönetimi altında da, Türk üyeler Kavanin Meclisi’nde, Rum üyelerin enosis konusunu gündeme getirmedikleri zamanlarda, birlikte hareket ederek, ada halkının genel çıkarlarını savundular. Bunun örnekleri 1902 yılı içinde iki defa görüldü. Nisan 1902’de, üç Türk üyeden ikisi (Hafız Ziyai ile Ahmet Derviş), Rum üyeler tarafından dile getirilen, Meclis yetkilerinin genişletilmesi ve egemen güç olan İngiltere’nin veto hakkının kaldırılması taleplerini destekledi. Haziran 1902’de, Rum üye Yorgo Şagalli’nin enosis emelinden söz etmiş olmasına rağmen, yine Ziyai ve Derviş Efendiler, İngiltere tarafından Osmanlı hükümetine her yıl ödenen 92,800 sterlin tutarındaki “Haraç”ın (Tribute) Kıbrıs bütçesinden alınmamasını isteyen Rumlarla birlikte oy kullandılar. İlginçtir, her iki olaydan sonra da, İngiliz yöneticiler, muhalifleri kışkırttı ve “Mebuslarımız adayı Yunanistan’a vermek için Rumlarla birlik yaptılar” söylentisi yayıldı. [5]

Kavanin Meclisi’nin 7 Mayıs 1903 tarihli oturumunda Kıbrıslı Rum üyelerin yeniden enosis emelinden söz etmeleri üzerine, Derviş Efendi, 18 Haziran 1903 tarihli oturumda Meclis’e bir karar tasarısı sunarak, İngiltere’nin adadan ayrılması halinde adanın geri Türkiye’ye verilmesini talep etti. Kıbrıslı Türkler, bu politika değişikliğinden sonra, Kıbrıslı Rumlarla adanın ihtiyaçlarına yönelik işbirliği yapma politikasından uzaklaştı ve Kıbrıs’ın siyasal statüsünde değişiklik yapılması önerilerine hep karşı durdular.[6] Bu dönemde iki toplum arasında enosis sorunu yüzünden meydana gelen çeşitli olaylar, resmi Kıbrıs Türk tarih yazıcıları tarafından ayrıntılı olarak ele alındığı için burada anlatılmayacaktır.[7]

           

KOMÜNİSTLERİN KIBRISLI TÜRKLERLE TEMASI

Kıbrıs Komünist Partisi, 14 Ağustos 1926’da resmen kurulduğu zaman, kurucuları arasında herhangi bir Kıbrıslı Türk yoktu. Partinin amaçlarından biri, “Rumlar ile Türklerden oluşan İngiliz aleyhtarı bir cephenin kurulması” olmasına rağmen, Kıbrıs Türk toplumu ile olan teması çok sınırlıydı. Parti önceleri adanın bağımsızlığını, daha sonra da özerkliğini desteklemişti. Kıbrıs Komünist Partisi ile adanın Yunanistan ile birleşmesini (enosis) savunan Kıbrıslı Rum milliyetçiler arasındaki fikir ayrılığı da, komünistlerin ana hedefi olan “anti-emperyalist birlik cephesi”nin kurulmasına engel oldu.

Öte yandan Kemalizm, Türkiye’de ve Kıbrıslı Türkler arasında geçerli olan tek ideoloji idi. Türkçe dilinde yayımlanmış sosyalist eserler, Kıbrıs’ta yok gibiydi. 1923’de yasaklanmış olan Türkiye Komünist Partisi’nin etkisi ise, Türkiye’de bile yok denecek kadar azdı. [8]     

            1919 yılında Leymosun’da kurulan İnşaat İşçileri Birliği, Kıbrıs işçi sınıfının ilk sendikasıdır ve sınıfın kendi kimliğini oluşturma yolunda atılan ilk adımdır. İnşaat işçilerinin mali durumlarını iyileştirmek için işverenlere karşı örgütlenmeleriyle başlayan örgütlü sınıf savaşı, tütün işçileri, liman işçileri, terziler, dülgerler ve ekmekçiler gibi diğer meslek dallarında da birçok işçi birliğinin oluşturulmasının yolunu açmıştı. [9]

            Elimizdeki bilgilere göre, 1924’de tek bir örgüt çatısı altında bütün işçileri örgütlemiş olan Leymosun İşçi Merkezi’nin faaliyetlerinde, Kıbrıslı Türk işçiler de yer almıştı. Kıbrıs Komünist Partisi’nin kurucularından olan Yannis Lefkis, anılarında, İşçi Merkezi’nin tüzüğünün iyi Rumca bilen Mustafa adlı bir Kıbrıslı Türk tarafından Türkçe’ye çevrildiğini ve bu kişinin sonradan Türkiye’ye göç ederek, Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nda bir süre çalıştığını yazmaktadır. Merkezin açılış törenine, hem Kıbrıslı Türkler, hem de Kıbrıslı Rumlar katılmış ve tüzük, oybirliği ile kabul edilmişti. [10]

 

ÇİFTÇİLER ARASINDA TEMAS

1920 yılının Ağustos ayında Lefkonuk köyünde köylülerin taleplerini hükümete iletmek üzere, Kityum papazı tarafından yönetilen bir toplantı sonrasında kurulan 10 kişilik çiftçi komitesinde üç Kıbrıslı Türk de yer almaktaydı. 1922’de benzeri bir köylü toplantısı Leymosun’da yapıldı. 

Resmi tarih kitaplarında yer verilmeyen çiftçiler arasındaki bu tür işbirliklerinden biri de, 13 Nisan 1924’de, Avukat Kiryakos Rossidis’in girişimi üzerine Lefkonuk’ta düzenlenen ve Kıbrıslı Rum ve Türklerin katıldığı “Kıbrıs Rençberler Kongresi”nin toplanmasındaydı.

Rossidis, Mağusa bölgesinden bazı Müslüman dini liderlerin de yardımı alarak, Kıbrıs’ın her yanından 250 Kıbrıslı Rum ve 64 Kıbrıslı Türk temsilciyi bir araya getirdi. Kongrenin sonuç bildirisinde, öşür vergisinin kaldırılması ve acilen bir Ziraat Bankası’nın 500,000 İngiliz paundu sermayeyle kurulması talep edilmekteydi. İlginçtir, bu kongrede Kıbrıslı Türk çiftçiler de yer aldığı için, adanın Yunanistan'a bağlanması (enosis) gibi siyasi konuların tartışılması reddedilmişti. Seçilen yürütme komitesinde 12 Kıbrıslı Rum ve 6 Kıbrıslı Türk (Mehmet Ratip (Bodamya), Ali Vechi (Mari), Hakkı Efendi (Yenağra), Faik Bey (Tera), Ali Hacı Hüseyin (Fota), H. Asım (Malya)  yer almaktaydı. [11]

Komite tarafından daha sonra hazırlanan örgüt Nizamnamesi, Türkçe olarak Söz Matbaasında basılarak, adadaki bütün Türk köylerine dağıtılmıştı.[12]

Yürütme Komitesi’nin Aralık 1924’de yapılan ikinci toplantısında bir Çiftçi Partisi’nin kurulması konusu yeniden tartışılır ve Lefkoşa’da İkinci bir Tarım Kongresi’nin toplanması çağrısı yapılır. Haziran 1925’deki bu toplantıda, ilkinden farklı olarak iki toplum üyelerinden oluşacak bir temsilci heyetin Londra’ya gönderilmesini de içeren, siyasi konular gündeme gelir, ama talepler belirlenemez.

Öte yandan İngiliz sömürge yönetiminin köylülerin ekonomik talepleri karşısındaki ilgisiz tavrı karşısında, komite, çalışmalarını sonlandırma kararı alır. Zaten Komitenin,  Rossidis’in ve bazı diğer burjuva siyasetçilerin kişisel hırslarına hizmet ettiğine ilişkin bazı eleştiriler yapılmaktaydı. Nitekim Rum-Türk ortak bir Çiftçi Partisi kurulması girişimi de, kişisel görüş ayrılıkları yüzünden gerçekleştirilemez. [13]

Rossidis, Kasım 1925'de yapılan Kavanin Meclisi seçimlerinde Meclis’e girmeyi başarmasına rağmen, çiftçi borçlarının uzun vadeli kredilere dönüştürülmesi ve faiz oranının %7’ye düşürülmesi için sunulan bir yasa önerisine karşı çıkmıştı. [14]

1925 yılında borçlu köylülere yardımcı olmak amacıyla bir Ziraat Bankası kuruldu. Çiftçiler, tarımsal sömürü ve tefecilikle mücadele etmek üzere kooperatiflerde örgütlendiler. 1914 ile 1925 arasında 27 kooperatif kurulmuşken, 1930’lara gelindiğinde 402 köyde kooperatifler işlev görmekteydi. [15]

           

GAZETELER ARASINDA TEMAS

            Kıbrıs’taki ilk komünist yayınlardan biri olan ve ilk sayısı 1 Ocak 1925’de yayımlanan “Neos Antropos” gazetesi ile “Birlik” adlı Kıbrıs Türk gazetesinin iyi ilişkiler içinde olduğunu görülmektedir. Birlik gazetesi, 30 Ocak 1925 tarihli (Sayı:53) nüshasında, Leymosun’da yayımlanan Neos Antropos gazetesinin yazarları adına H.Solomonidis tarafından kaleme alınmış olan bir mektubu yayımlar.

Bay Solomonidis, “Neos Antropos” gazetesinin ilk sayısının çıkması nedeniyle, Birlik gazetesinin gönderdiği mektuba teşekkür etmekte ve şunları yazmaktaydı:

 

“Lefkoşa’da yayımlanan Birlik İdarehanesine,

Kıbrıs’ta yaşayan vurguncu kapitalistlerin iktisadi kemendi altında kıvranan biçare köylü çiftçilerimiz ile kasabalı işçilerin haklarını savunma maksadıyla yayımlamayı başardığımız “Genç Adam” adındaki gazetemizin yaşama geçmesi dolayısıyla gönderdiğiniz tebrike teşekkür ederiz.

Gazetemiz hedef ve maksadı adadaki her iki toplumu birbiriyle pek sıkı ve samimi bağlarla bağlamak ve karşılıklı menfaatlerinin sağlanmasına yardımcı olmaktır.

Önce, gazetemizin yarısını Türkçe yayımlamaya karar vermiş isek de burada bir Türk matbaası mevcut olmadığından bu işi başaramayıp pek çok üzüldük.

Umarız ki bu yüce maksat için siz de bizimle işbirliği yaparak, halka gerçek yolu bulmada yardımcı olacaksınız. Gazetenizi büyük bir ilgi ile izlemekteyiz.

Leymosun’da yayımlanan Neos Antropos yazarları adına H. Solomonides”[16]

Birlik gazetesi de, bir sonraki nüshasında, Neos Antropos’un bir makalesini Türkçe olarak yayımlamıştı. Bu makalede, Kıbrıs halkının, Yunan idaresinde yaşamak uğruna, İngiliz idaresinden ayrılmak istemediği belirtilmekte ve şöyle denmekteydi:

“Kendi kendine Kıbrıs Milli Meclisi adını vermiş olan meclis, siyaset sahnesinde Kıbrıs ehalisinin temsilcisi olarak arz-ı endam ediyor. Ve iç işlerimizin sakat olduğunu, yasa geçirme konularını ikmal ederek, bazı şişkin kafalı kimselerin yol göstericiliğinde adanın Yunanistan’a bağlanması için girişimlerde bulunuyor ve kararlar vererek, yazılar göndermeğe kalkışıyorlar.

Kendigelen başkanların sakat bir görüşü sonucu olarak uçuruma yuvarlanmaktadır. Kıbrıs işçi ve çiftçi kitlesinin namına olarak bu düzme ve gülünç meclisin sınıf vekaletini ciğerlerimizin bütün gücüyle protesto ederiz. Yabancı hükümete karşı ülkenin siyasetini düzenleyen diktatörlük kuvvetini ve kezalik asi bir teşkilat olarak kurulmasını protesto eder ve sorarız: Bu makamı kendiliklerinden takınmış olan milli meclis üyeleri, halkı ne sıfatla temsil edecekler? Ne salahiyetle Kıbrıs sakinleri arasına nefret tohumları saçmağa devam edecekler? Ve ne cesaretle Kıbrıs işçi ve çiftçi kitleleri adına arz-ı endam edeceklerdir. Bu efendiler ne salahiyetle bütün ehalinin arzusunu susturarak onların onayı olmadan kararlar alıyorlar. İşçi ve çiftçi kitleleri adına kendilerini protesto ederiz; onların her hareketini reddederiz. Üye efendiler biliniz ki çılgın siyasetinizden dolayı işçi ve köylünün hiddeti son dereceyi bulmuştur. Ülkenin laneti üzerinize yağacaktır; çünkü onların alçalmasına başlıca sebep sizlersiniz.

Son haber aldığımıza göre, Kıbrıs’taki İngiliz boyunduruğu hakkında Atina basınına haberler gönderiliyor. Ancak bu halk, hiçbir şehirlinin vekaletini kabul etmiyor. Açıktan açığa şunu bilmelidir ki Kıbrıs ehalisi Yunan idaresini denemek pahasına İngiliz idaresinden çıkmak niyetinde değildir. İngiliz halkçıları idareyi ellerine alıp bize özgürlük verinceye kadar bu halk, mücadelesini sürdürecektir. Kıbrıs ehalisi kaynaşmak üzere yalnız dünya işçi komünistleri ve özellikle İngiltere’dekileri tanıyor. Çünkü sömürgeler halkının gerçek özgürlüğünü yalnız onlar takdir ediyorlar, onlardan gayrileri şarlatan ve maceraperestlerdir.”[17]

            Kıbrıslı Türklerin toplum sorunlarını çözmeye yönelik olarak 7 Haziran 1924’de Mağusa’da oluşturdukları “Kıbrıs Türk Cemaat-ı İslâmiyesi” adlı bir örgüt ile 1 Mayıs 1931’de Lefkoşa’da toplanan “Kıbrıs Türk Milli Kongresi”, sonuç vermeyen iki siyasal girişim olarak burada kaydedilmelidir.

 

KIBRISLI TÜRK İLERİCİLER DE ÖRGÜTLENİYOR 

Kıbrıs, 1925’de Taç Kolonisi ilan edilir. Meclis’teki Kıbrıslı Rum üye sayısı 9’dan 12’ye çıkarılırken, Kıbrıslı Türk üye sayısı 3 olarak kalır. Fakat atanan İngiliz üye sayısı 6’dan 9’a çıkarıldığından, denge korunmuş olur. Ekim 1925’de yapılan seçimlerde ılımlı Rum adaylar başarı kazanırken, 6 aşırı enosisçi adaydan ancak bir tanesi seçilir. Rum üyelerden üçü ise, ilk defa emekçilerden yana bir programla seçilir.

Lefkoşa’daki Amele Kulübü’nün 1920’den beri başkanı olan Yorgo Hacıpavlu, 1925’de yayımlamağa başladığı “Laiki” adlı kendi gazetesinde ve seçim programında, hükümet ve Kıbrıslı Türklerle işbirliğini savunmuş; Haraç ve Aşar Vergisi’nin kaldırılması gibi yerel ihtiyaçların karşılanmasını, daha özgürlükçü bir anayasanın getirilmesini istemişti.[18]

14 Ağustos 1926’da yapılan gizli bir toplantıda 20 Kıbrıslı Rum tarafından kurulan Kıbrıs Komünist Partisi (KKP)’nin kurucuları arasında herhangi bir Kıbrıslı Türk yoktu, ama partinin atletizm kulübünde 12 Kıbrıslı Türk üye vardı. Ayrıca İnşaat İşçileri Birliği’ndeki Kıbrıslı Türk üyeler de sınıf kardeşleriyle birlikte grevlere katılmaktaydı. Leymosun’dan Kemal Ahmet adlı bir Kıbrıslı Türkün KKP Merkez Komitesi’nin üyesi olduğu da biliniyor.[19]

            “Neos Antropos”, 8 Ocak 1927 tarihli sayısında şunları yazar:

“Milli restorasyon sadece yabancı boyunduruğundan kurtulduktan sonra sağlanabilir. Burjuva veya proletarya, Rum veya Türk olsun, ister Yunanistan’ı, ister özerkliği isteyen, bütün Britanya aleyhtarı unsurlar, yabancı yönetime karşı işbirliği yapmalıdır.”

            KKP’nin 1. Kongresi, “Sosyalist Balkan Federasyonu” çerçevesinde “Bağımsız Kıbrıs” hedefini belirler. Bu görüşün, Yunanistan’la birleşmek isteyen Kıbrıslı Rum milliyetçiler tarafından rağbet görmemesi ve tartışmaların artması üzerine, KKP, 1927 yılında sırf bu konuyu görüşmek ve politik çizgisini değiştirmek üzere, ilk olağanüstü kongresini toplar. Ne var ki, enosis konusunda açık bir tavır belirlemez. Çünkü örnek aldığı SBKP, enosise karşıdır ve bunu açıkça kınamaktan kaçınmaktadır.

            Kıbrıslı Türk işçilerin Leymosun’daki Amele Merkezi’nde Rumlarla birlikte örgütlenmiş olduklarından ve Merkez’in tüzüğünün de Türkçeye çevrildiğinden yukarıda söz etmiştik. İşte 1927 yılında bu Merkez’de yapılan 1 Mayıs kutlamasında Ali Feruzi adında ve Komite üyesi olan bir Kıbrıslı Türk işçinin de konuşma yapanlar arasında olduğunu biliyoruz. [20]

            Kavanin Meclisi’ndeki Rum ve Türk üyeler, Haraçla ilgili maddenin bütçe tasarısından çıkarılmaması üzerine, 1927’de hep birlikte red oyu kullanırlar. Bunun üzerine, adaya yeni atanmış olan Vali Ronald Storrs, bütçeyi bir Emirname ile yürürlüğe koymak zorunda kalır. İngiltere, kısa bir süre sonra, Haraç’ı kaldırır.

 

HAVIPAVLU: “SADECE TÜRKLERLE İŞBİRLİĞİ YAPARSAK İLERİYE GİDEBİLİRİZ”

            Meclis’te oluşan bu işbirliğinin devamı konusunda “Nea Laiki” gazetesinin 23 Eylül 1927 tarihli sayısında bir makale yayımlayan Hacıpavlu, “sadece Türklerle işbirliği yaparsak ileriye gidebiliriz” diye yazar. Yorgo Hacıpavlu, 3 ay sonra aynı gazetenin 23 Aralık 1927 tarihli sayısında, şu görüşleri dile getirir:

“Kavanin Meclisi’nde güçlü bir Rum-Türk işbirliği için gerekli ön koşullar yoktur. Ancak, Türk toplumunun dinsel vakıf mallarını yönetmekte olan Evkaf ile cami ve okulların bakımını sağlayan Hükümetin, bu toplum üzerindeki güçlü etkisini durdurması halinde, gerçekten halkçı olan Türk temsilcilerinin Meclis’e girebileceğine inanmaktayım. Evkaf’ın vesayetinden kurtulmak isteyen ilerici Türkler vardır, ama gerici unsurların muhalefeti ile onların çabaları akamete uğramaktadır. Bu nedenle ilerici Türklerin iktidara gelmesine yardımcı olmak bir görevdir. Çünkü sadece onlar, hükümetin gizli anahtarı olmayı reddedebilirler.”

Hacıpavlu bu makalesinde daha da ileri giderek, Türkçe el ilanları basılmasını ve Kavanin Meclisi’nde yapılan görüşmelerde Türk üyelerin ne kadar az rol oynadıklarının ve yerli çıkarların savunulmasında nasıl başarısız kaldıklarının Türk toplumuna teşhir edilmesini önermekteydi.[21] 

1928 yılında Kıbrıs’ta İngiliz sömürge yönetiminin 50. yıldönümü nedeniyle yayımlanan KKP Manifestosu’nda, adaya özerklik verilmesi talep edilir. Kıbrıslı Rumlardan oluşan bir heyet, 1929 yılı içinde Londra’ya giderek, İngiliz İşçi Partisi Hükümeti’nden, adanın Yunanistan’la birleşmesini talep eder. O sırada, Yunanistan ve Kıbrıs Komünist Partilerinin enosise açıkça karşı oldukları bilinmektedir.

KKP, Haziran 1930’da yapılan Kavanin Meclisi seçimlerine “özerklik” sloganı ile katılır ve oyların %15 kadarını toplar, ama milletvekili çıkaramaz. Bu seçimler sırasında, Kıbrıslı Rum aday Hacıpavlu’nun, Evkaf’ın Türk delegesi Münir Bey’in karşısındaki Kemalist aday olan Necati Bey’in seçim kampanyasını desteklediğini görmekteyiz. Necati Bey, Kıbrıs’taki Türkiye Konsolosu Asaf Bey tarafından da desteklenmektedir Nitekim Meclis üyeliğini büyük bir başarı ile kazanır.  

1895’de kabul edilmiş olan eğitim yasası ile Kıbrıs’ta daha çok Yunanistan ve Türkiye’deki eğitim müfredatı izlenmiş ve adaya özgü bir sistem kurulmamıştı. 1930’da Türkiye’deki eğitim sisteminde yapılan değişiklikler, aynen Kıbrıs Türk okullarına taşınır ve 23 Nisan ile 29 Ekim, milli günler olarak kutlanmaya başlanır. Gazeteler aracılığıyla tohumları ekilen Türk milliyetçiliği, toplum liderliğini Evkafçı-İngilizci ve Halkçı-Milliyetçi olarak ikiye böler. 

            Halkçı Necati, Kavanin Meclisi’nde Kıbrıs’ın Anadolu’nun bir parçası olduğundan söz ederken, yine bir Kıbrıslı Türk milletvekili olan İngiliz yanlısı Dr. Eyyub, Evkaf yanlısı “Hakikat” gazetesinde çıkan makalelerinde, her iki memleketin farklı yönetim ve sosyal yapılara sahip olmalarına rağmen, milliyetçilerin Türkiye’de yapılan her fiil ve hareketi taklit etmek istediklerinden şikâyet etmektedir.[22]

Aynı Dr. Eyyub, Mayıs 1930’da Kavanin Meclisi’nde yeni Belediye Yasası’nın görüşülmesi sırasında, Belediye Başkan Yardımcılarının Türk üyeler arasından seçilmesini önererek, Rum milletvekillerinin tepkisine yol açar. Hacıpavlu, ona şu yanıtı verir: “Sayın üye, böylece, bir teneke dolusu zeytinyağını almak için, tek bir zeytin önermektedir.” Kıbrıslı Rum milletvekili P. Kakoyannis ise şöyle konuşur: “Dr. Eyyub’un önerisi kabul edilirse, azınlığa daha çok haklar verilmiş olacaktır. Çünkü Türkler, halen Belediye Başkanı makamına da seçilme hakkına sahiptirler.”[23]   

            1929 ile 1934 yılları arasında dünyada ekonomik kriz varken, Kıbrıs’ta da kuraklık ve yoksulluk hüküm sürüyordu. Ekonomik bunalım sonucu, binlerce topraksız köylü, köylerden kasabalara gelmiş ve işçi sınıfına katılmıştı. Sınıf bilincinin gelişmesinde çeşitli meslek kollarında çalışan işçilerin oluşturdukları sendikalar, bu dönemde önemli bir rol oynamıştı. Kıbrıs halkı, sosyalizm fikirlerine yönelmiş ve işçi sendikalarında örgütlenmeye başlamıştı.

Öte yandan, İngiliz sömürge yönetimi, ceza yasasını değiştirip, solcu kitapları yasaklayarak, işçi sınıfı hareketinin gelişmesini engellemeye çabalamaktaydı. [24]

Kıbrıs Komünist Partisi (KKP)’nin yayın organı olan Neos Antropos’un 13 Haziran 1930 tarihli nüshasında yer alan Ahmet Fethullah imzalı bir makalede, Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin ortak bir örgüt kurması gerektiği üzerinde durulmaktaydı.[25] Nitekim bir yıl sonraki polis raporları, sadece Kıbrıslı Türklerden oluşan bir komünist yapıdan söz etmektedir.[26] Bu örgütün ileri gelenleri olarak dellâl Salim Aziz Bulli ile bakkal Ahmet Hulûsi’nin [27] ve ayrıca avukat kâtibi Osman Vehbi [28] ile Terzi Naim Hoca’nın adlarını biliyoruz.

Kıbrıslı Rumlar ise, enosisçi-milliyetçiler ile komünistler olarak iki kampa ayrılmıştır.  25 Mart 1931’deki kutlamalar sırasında meydana gelen çatışmalardan sonra, Lefkoşa’da 5, Leymosun’da 25 komünist tutuklanır. Polis kayıtlarına göre, adadaki komünistlerin sayısı son 6 ayda 181’den 365’e yükselmiştir ve yaptıkları toplantılar çok kalabalık olmaktadır.  

           

KAVANİN MECLİSİ’NDEKİ DENGENİN BOZULMASI

Halkçı Necati Bey, 28 Nisan 1931 günü Gümrük Vergisi ve Gelirleri Yasa Tasarısı’nın oylanması sırasında, diğer iki Kıbrıslı Türk üyenin katılmadığı bu oturumda, Kıbrıslı Rum üyelerle birlikte olumsuz oy kullanınca, Kıbrıslı Türk üyelerin 1878’den beri Sömürge Yönetimine sağladığı otomatik destek ortadan kalkar. Bu, 1927’deki Bütçe Tasarısı’nın Kavanin Meclisi’ndeki oylamasında görülen Türkler ile Rumların birlikte karşı oy kullanmaları olayından sonra yaşanan yeni bir işbirliği örneği idi. Bu duruma çok öfkelenen dönemin İngiliz valisi Ronald Storrs, Necati Bey’i, anılarında yazdığı şekilde, “Kavanin Meclisi’nin 13. Kıbrıslı Rum üyesi, o küçük Türk” diye nitelendirir.[29]

Kıbrıslı Türk işçilerin sınıf bilinci kazanıp, ilk defa örgütlenmeye başladıkları bu yıllarda, Lefkoşa’da dağıtılan 28 Temmuz 1931 tarihli Türkçe bir bildiride, “Filergadon” ve “Panergadigi” derneklerine kayıtlı olan işçilerin buralardan ayrılıp, kendi derneklerine üye olmaları istenmekteydi. Çağrıda yer alan 17 imzadan 2’si, terzi Mehmet Hüseyin ile kumaş boyacısı Mehmet Emin İbrahim’e aitti.

            PEO Sendikasında yöneticilik yapmış olan Pavlos Dinglis, 19 Haziran 2003'de PASİDİ lokalinde sendikacı Andreas Ziartidis'i anma etkinliğinde yaptığı konuşmada, sözü edilen bu bildirinin 28 Temmuz 1931 tarihini taşıdığını ve Rumlarla Türklerin sendikalarda örgütlenmeleri için "Lefkoşa ve çevre köyleri işçilerine" ortak bir çağrıda bulunduğunu belirtmekte ve çağrıyı imzalayan üçüncü bir Kıbrıslı Türkün ismini Mustafa Hıfzı olarak vermektedir. Nitekim 4 Ağustos 1931 tarihli bir gizli polis raporunda da 3 Ağustos 1931 günü Türkçe bir açıklamanın Lefkoşa’nın Türk sakinleri arasında dağıtıldığı ve 17 imza sahibinden ikisinin Türk olduğu adlarıyla belirtilmekteydi. [30]

Kıbrıslı Türk yazar Altay Nevzat, “Kıbrıs Türkleri Arasında Milliyetçilik: İlk Dalga” başlıklı doktora tezi çalışmasında, bu dönem ile ilgili olarak bize yeni bazı bilgiler sunarken, şöyle demektedir:

            “Kıbrıs’taki komünist hareketin hala daha, çok az Türk üyesi olduğu anlaşılmaktadır. Türk sempatizanların adları, İngiliz dosyalarında ve Kıbrıs Türk basınında çok seyrek yer almaktadır.

Bununla birlikte Ekim İsyanı’nın hemen öncesinde, harekete daha büyük miktarlarda Türkü çekmek için yeni çabalar söz konusuydu. Enosis hedefini reddetme konusuyla ilgili komünist açıklamalara daha büyük bir özen gösterilmekle kalınmıyor, ayrıca daha dolaysız çabalar vardı.

10 Ağustos 1931 tarihli bir gizli polis raporuna göre, durum ilerlemekteydi. Lefkoşa’da dellal Salim Aziz Bulli ile bakkal Ahmet Hulusi, “Türk komünistlerin önderliğini yapmayı üstlenmişler” ve “komünizm dersleri aldıkları Vatiliotis’in evini (Kızıl 102) sıklıkla ziyaret etmekteydiler.”

“Türkçe komünist kitaplar almak için ülke dışına yazı yazmış olmaları”  ve  “Ahmet Hulusi’nin 200 Türkü komünist olarak kaydetmiş olması”  bir yana, en ilginç açıklama şuydu: “Salim Aziz’i Türk komünistlerin Başkan’ı ve Ahmet Hulusi’yi de Sekreter’i olarak atamaya karar vermişlerdi. (Sub-Inspector of Police to Local Commandant of Police, 10th August 1931. SA1/607/1931, 452.) Rumların ve Türklerin, komünist harekette bile, siyasal olarak tam bir bütünleşme içinde olduklarını göstermesiyle, bu düzenlemenin önemi çarpıcıydı.” [31]

Tam da bu sırada, 13 Ağustos 1931 tarihli ve 500 sayılı Söz gazetesinde “Sürüden ayrılanı kurt yer!” başlığı altında çıkan ve o günlerde Kıbrıslı Türk solcuların siyasal faaliyetleri hakkında bize fikir veren bir makalede şunlar yer almaktaydı:

            “Son birkaç haftadır Lefkoşada olduğu gibi diğer kaza merkezlerinde de komonistler beyannameler çıkarıyorlar ve asnafı Bolşevikliğe davet ediyorlar. Biz, Komonistlerin neşrettikleri beyannameleri tahlil ve terviç edecek değiliz; yalnız bunları imza edenler arasında bir kaç ta Türk ismi gördüğümüz için en ziyade bunlarla meşgul olacak ve buna dair fikir ve kanaatımızı izaha çalışacağız... Bolşeviklere yanaşan ve karışan Türklerin kimler olduklarını bilmiyoruz. Fakat kimler olursa olsun, bu hareketleri ile bizi gücendirdiler ve pek tehlükeli bir vaziyete soktular... Kendini bilmeyen cahil bir iki Türk, Komonistlerin propagandasına kapılmış ve bizden ayrılmışlarsa, bunda Cemaatımızın bir kusuru ve hatası yoktur. Hata varsa bizden ayrılan ve karanlık yollara sapanlardadır ki bunları da sürüden ayrıldıkları için hiç şüphe etmeyiz ki kurtlar yiyecektir.”

Kıbrıslı Türk ilericilerin sınıf bilinci kazanıp, ilk defa örgütlenmeye başladıkları bu dönemde 16 sayfa tutan “Lefkoşa Amele Kulübü”ne ait  “Nizamname-i Esasisi”, 20 Ekim 1931’de Türkçe olarak 500 adet basılarak, tanesi bir kuruşa satılmıştı.[32]

 

MİLLİYETÇİ AYAKLANMA VE SONRASI

İngiliz Sömürge Yönetimi, Necati Bey’in Rumlarla birlikte oy kullanması sonucu Meclisten geçemeyen yasayı zorla uygulamak isteyince, Kıbrıslı Rumlar, Ekim 1931’deki enosis yanlısı milliyetçi eylemlerini başlatırlar ve Vali Storrs’un konağını yakarlar. KKP, bu dönemde Kilise'nin enosis propagandasına karşıdır ve parti kararına göre, taraftarlar toplantılara katılır, ama enosis yerine özerklik talebini dile getirir.

İngiliz Sömürge Yönetimi, bu eylemleri fırsat bilerek, Kavanin Meclisi’ni kapatır ve anayasayı yürürlükten kaldırarak, bütün siyasi faaliyetleri yasaklar. KKP ve ona yakın sekiz kuruluş, Ağustos 1933’de, var olan yasalarda yapılan değişiklikler ardından yasadışı ilan edildiler. Komünist Parti’nin liderleri ada dışına gönderildiler.

Bu olaylardan sonra, “Hronos” adlı Kıbrıs Rum gazetesi, 4 Ekim 1933 tarihli nüshasında, Gilan köyünden Hasan Hilmi adlı bir Kıbrıslı Türkün de, komünizm propagandası yapma suçundan tutuklananlar arasında olduğunu yazmıştı. [33]

Böylece, 1941’e kadar sürecek ve yeni dönemin valisinin adı ile anılacak olan Palmer-okrasi denen bir baskı dönemi başlamış olur. Ama bu dönemde de siyasi işbirliği olanakları bulunur. 

 

ORTAK “ÖZERKLİK” TALEBİ

            Kıbrıs Türk gazetesi “Ses”, 18 Haziran 1937 günü “Siyasi Cemiyet” başlığı altında, “Eleftheria” adlı Rumca gazeteden aktardığı bir haberde, Lefkoşa yanında diğer kasabalarda da şubeleri olacak olan ve Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler tarafından kurulmuş ortak siyasi bir cemiyetin, adaya özerklik verilmesini desteklemekte olduğunu duyurur. Tanınmış Lefkoşalı avukat Yannis Kleridis, bu siyasi cemiyetin önderi olup, sabık Kavanin Meclisi üyesi M. Hami, Larnaka Belediye azası ve avukat Bay Celal Şefik, Leymosun Belediye azası ve diş doktoru Bay Nazif (Denizer), kendi kasabalarında bu cemiyetin oluşumuna katılan Kıbrıs Türk ileri gelenleri arasındadır.

Necati Bey’in 5 ve 12 Haziran 1937 tarihli Söz gazetelerinde yayımlanan “Muhtar İdareye Meylimizin Hakiki Sebebleri Nelerdir?” başlıklı makale dizisinin, gazetenin direktörü M. Remzi Okan tarafından durdurulması ise ilginç bir gelişmedir.[34] Tepki gösteren bir başka yayın organı da “Ses”tir. Bu gazetenin 25 Haziran 1937 tarihli nüshasında yer alan ve “Türk-İngiliz elbirliği yerine, Türk-Rum siyaset ve kültür birliği mi başlıyor?” başlıklı makalede, kapatılmış olan Kavanin Meclisi’nin eski üyelerinden olan M. Hami’nin adı geçen siyasi cemiyete katılımı eleştirilir.

Kemalist Türk milliyetçiliğini savunan Kıbrıs Türk gazetelerinden olan “Ses”te çıkan bu başyazı ile “Söz” gazetesinin tutumu, o günlerde egemen olan Kıbrıs Türk düşüncesi hakkında bize iyi bir fikir vermektedir.

1937 yılında Londra’daki Kıbrıslı komünistler tarafından “Kıbrıs için Özerklik Komitesi” kurulur. Aynı komite Kıbrıs’tan gelen ve 200 kişinin imzasını taşıyan ve temelli anayasa değişiklik önerilerini içeren bir memorandumu, 1939’da Sömürgeler Bakanlığı’na sunar, ama kabul görmez.

 

ORTAK EKONOMİK ÖRGÜTLERDEN İLK KOPUŞ

Bu gelişmelerden hemen sonra, Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler, İkinci Dünya Savaşı sırasında İngilizlerin safında çeşitli cephelerde savaşıp hizmet verirken, ülke içindeki zor ekonomik koşullara karşı, ortak sendikalarda örgütlenirler. Enosis sorunu yüzünden ortak sendikalardan ilk kopuş, 1942 yılının sonunda “Kıbrıs Türk Marangozlar Sendikası”nın kurulmasıyla olur. Daha sonraki büyük kopuş, 1944 yazında olur.  PEO Genel Sekreteri Andreas Ziartides’in Kıbrıslı Türk işçilere danışılmadan yazıp, Kıbrıs’ı ziyareti sırasında İngiltere Sömürgeler Bakanı Yardımcısı Sir Cosmo Parkinson’a verdiği ve adanın Yunanistan’a bağlanmasını talep eden mektup, bu kopuşun nedeniydi. Bu noktada, 1941’de kurulan Kıbrıs Emekçi Halkının İlerici Partisi (AKEL)’nin enosis politikasının, Kıbrıslı Türklerle siyasal işbirliği için en büyük engeli oluşturduğu da vurgulanmalıdır. [35]   

            İngiliz sömürge yönetimi, 1941’de siyasal parti çalışmalarına izin verince, AKEL, Kıbrıs Komünist Partisi’nin yasal organı olarak kurulur. AKEL’in kurucuları arasında da yine herhangi bir Kıbrıslı Türk yoktur. Kıbrıslı Türk ilericiler, daha çok işçi sendikalarında örgütlenirler ve zamanla onların ileri gelenleri, AKEL’e de üye olurlar.

Kasım 1941’de oluşturulan Tüm-Kıbrıs Sendika Komitesi (PSE), 1945’e gelindiğinde 12,961 işçiyi bünyesinde toplamış ve mücadelesini 1946’da kurulan “Tüm-Kıbrıs İşçi Federasyonu” (PEO)’ya devretmişti. Kıbrıslı Türk işçiler, Rum sınıf kardeşleri ile birlikte PEO’ya bağlı çeşitli sendikalarda örgütlenmişti. Ne var ki, Kıbrıslı Rum sendika yöneticilerinin sendika toplantılarında sadece Rumca konuşmaları, Rumcayı bilmeyen Kıbrıslı Türk işçileri huzursuz etmekteydi. O dönemi yaşamış olan Kıbrıslı Türk sendikacılardan Mehmet Niyazi Dağlı, bize şu bilgileri vermektedir:

“İşçiler sendikalarını kurduktan sonra toplantılar başladı. İsteklerini hükümete ve askeri makamlara iletmeye başladılar. Fakat toplantılarda hep Rumca konuşulurdu ve Türkler anlamazlardı. Bana sorarlar,  kendilerine konuşanları anlatırdım. Ama bu, çok zaman alırdı. Bu nedenle sendika yöneticisine, toplantılarda Türkçe konuşmaların Rumca’ya çevrildiği gibi, Rumca konuşmaların da Türkçe’ye çevrilmesi gerektiğini, Türk işçilerin konuşulanları anlamadığını söyledim. Fakat bu konuda tedbir alınmadı ve toplantılar aynı sistemle devam etti. Bu nedenle ben de Türk işçiler için sendika kurmaya karar verdim. (…)

1942 yılında arkadaşlarla dülgerler olarak bir birlik kurmaya karar verdik. Avukat Fadıl Niyazi ile konuştuk ve bize yardımcı olmasını istedik. O zaman (kazalarda) komiserlikler vardı ve bütün resmi yazışmalar buralara yapılırdı. Avukat Fadıl, Komiserliğe bir yazı yazarak, Türkler olarak ayrı bir sendika kurmak istediğimizi bildirdi. Komiserlik bize aynı işkolunda yalnızca bir sendika kurabileceğimizi, bunun yasalar ile sınırlandığını söyledi. O zaman biz de yasaların değiştirilmesi yönünde baskı yaptık. Sonunda farklı isim altında sendika kurma hakkı verildi. Yasalarda değişiklik yapıldı. Tabii yayınlanan bu yasalar İngilizce olduğu için biz Avukat Fadıl Bey’e 7 lira ödeyerek bu yasaları Türkçe’ye çevirttik. Hükümet dairelerinde Türk memur olmadığı için, yayınlanan yazılar Türkçe’ye resmi yollardan çevrilemiyordu. Avukat Fadıl Bey, Türk İşçi Birlikleri’nin yönetmelik ve tüzüklerini de yazdı. 12-14 kişi toplanarak “Lefkoşa Türk Dülger İşçiler Birliği”ni kurdu. Zamanla çalışarak üyelerimizi de çoğalttık.”[36]

Burada ilginç bir durum daha ortaya çıkmıştı. Niyazi Dağlı, arkadaşı Salih Türker ile birlikte, dülgerler dışındaki diğer zanaat sahipleri ile Amele Birliği kurmak üzere düzenledikleri bir toplantıda, katılan arkadaşlarının Türkçe bilmedikleri için kendisini anlamadıklarını ve bunun üzerine Rumca konuşarak düşüncelerini anlattığını belirtmektedir. Amele Birliği kurulduktan sonra, Türkçe bilmeyen bu işçilere ders vermek üzere, zamanın Maarif Müdürü’ne başvuruda bulunan sendikacılar, kendilerine bir okul ve öğretmen sağlanmasını rica ettiler. Böylece gönüllü öğretmenlerle Haydarpaşa Okulu’nda Kıbrıslı Türk üyelere 3-4 ay süreyle Türkçe dersler verildi.[37]

Ada halkını oluşturan iki ana etnik-ulusal topluma mensup emekçiler, 1942 yılına kadar ortak çiftçi ve işçi kuruluşlarında örgütlenmişlerdi. AKEL, 1943’ün başında yapılan 2. Kongresinde, Yunanistan ile birleşme politikasını benimseyince, hem sendikal harekette, hem de siyasal çalışmalarda, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasında bazı sorunlar çıkmaya başladı. Burada, ilk defa olarak, işçi sınıfının etnik temelde bölünmese tanık olduk.

             Kıbrıslı Türk çiftçiler de, Kıbrıslı Rumların adayı Yunanistan’a bağlama (enosis) talepleri yüzünden, 30 Nisan 1943’de ortak örgüt Tüm Çiftçilerin Kıbrıs Birliği (PEK)’ten kopup, Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği’ni oluşturdular.

           

AYRILMA NEDENLERİ

Derviş Ali Kavazoğlu’nun takma adı olan D.A.Alkan imzasıyla, Halkın Sesi gazetesinin 13 Haziran 1944 (Sayı:429) tarihli nüshasında yer alan “Türk Amele Birliği Rumlardan niçin ayrılmıştır?” başlıklı yazısında, Lefkoşa Amele Birliği Kaza Heyeti Sekreteri Yagovides’in 28.5.1944 tarihli Aneksartitos gazetesindeki makalesine şöyle yanıt verilmekteydi:

            “(...) 25 Martta birlik binanızı kendi bayraklarınızla süslediniz ve bu günün önemini belirten bir çok nutuklar söylediğiniz halde, bizim hiç bir milli günümüzde birliğinize hiç bir Türk bayrağı çektirmediniz ve bu gibi günlerimizden hiçbirini tesid için tek bir kelime bile söylemediniz En fenası şu ki en büyük spor bayramımızda Ankaradan radyo dinlememize fırsat bile vermediniz. (...) Genel sekreteriniz Bay Zartides, Kıbrısın Yunanistana ilhak edilmesi için İngiltere Başvekaletine tantanalı bir telgraf çekmiştir! Birliğinizde yüzlerce Türk ve birçok Ermeniler aza bulundukları halde, bazı genel toplantılarınızda “kardeşler! Yunan olmamız dolayısile mücadeleye devam ederek teşkilatlanmalıyız ki harp sonunda milletimizi yükseltebilelim!” diye haykırıyordunuz. Mademki ırk ve din farkı gözetmiyorsunuz hükümetçe tanınmış olan kaza heyeti arasında neden bir tek Türk bulunmuyor? (...).” 

            20 Haziran 1944 tarihli Halkın Sesi gazetesinde yer alan “Lefkoşa Türk Amele Birliği Sekreteri Mehmet Niyazi” imzalı ve “Lefkoşa Kaza Amele Birliği Sekreteri’ne Açık Mektup”ta, 28 Mayıs’ta Aneksartidos gazetesinde yer alan bir açıklamaya yanıt verilmekteydi.  Mektubun içeriğinden anlaşıldığına göre, 15 Temmuz 1943 günü akşamı iki işçi birliğinden heyetler uzun bir toplantı yapmış ve Türk heyeti ayrılma gerekçelerini şöyle dile getirmişti:

“Bizleri ayıran lisan; Türk hakkının gaip olması ve bize verilmiyen kıymet ve ehemmiyettir. İşte tam o anda bize bu gün tebliğlerinizde neşredilen sözleriniz söylenmedi mi? O zamana kadar gerek umumi ve gerek hususi toplantılarda hiç bir Türke konuşma hakkı verilir miydi? Ve yahut binbir ısrarla söz alan Türkün sözleri dinlendi mi? Alaycı ve utandırıcı kahkaha ve alkışlarla susturulmaz mıydı? O zamana kadar konferanslar Türkçe olarak söylenir miydi? Birlik binanızda kendi milli bayrağınızı ve sair bayrakları dalgalandırdığınızda hiç bir Türk bayrağı çekildi mi?”

            Mektup, 22 Haziran 1944 tarihli Halkın Sesi’nde şöyle devam etmekteydi:

            “1 Mayıs 943 yortusunda yüzlerce Rumca yazılı tabellalardan Türkçe olarak kaç tane vardı? Hiç... hiç... Bizleri bir siyasi, milli maksatlarınızı yüzümüze aksettirmediniz mi? Kıbrısın Yunanistana ilhakı için Lortlar kamarasına telgraf çekmediniz mi? 943te yapılması kararlaştırılan umumi bir grev kararında Türkçe konuşulmadığından ani olarak hatanızı yüzünüze vurunca Rum amelesi dağındıktan sonra Türk işçisini yağmur içinde durdurtmak istemediniz mi?

Grevlerden sonra işlere gönderilen işçilerden Rumlar tercih edilmez miydi? Günlerce birliğinize gidip gelen bir işsiz Türkü hangi işe gönderdiniz? Kıbrısın Yunanistana ilhakı için teşkilatlandığınızı propaganda sahasında yaydığınızda bize aksi mukabelede bulunmayor muydunuz? Vs. Bütün bunları ilk temasımızda beyan ettiğimizde hata eseri olarak kabul ettiğnizi ve artık bu gibi hadiselerin olmıyacağını vait ettiğinizi unuttunuz mu? Askeri ve hükümet işlerinde Türklere olan haksızlıkları araştırıp hallettiniz mi? Hiç olmazsa nüfus nisbetinde işçi çalıştırttınız mı? Türk işçisinin yevmiyesi Rum işçisi gibi müsavi veya ona yakın tutulması için araştırmalar oldu mu? Sözün kısası Türkün hakkı hiç gözetildi mi? Hayır!..Hayır!..Hayır!..”

            13 Ağustos 1944’de enosis konusu yüzünden PEO’dan ayrılan Kıbrıslı Türk işçilerin oluşturduğu Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri’nin üye sayısı, 1945’de 843’e yükselmişti. [38]

Kıbrıs Türk gazetesi Yankı, 26 Şubat 1945 tarihli (Sayı:9) nüshasında, “Rum fırkaları ve biz” başlıklı bir makalede, Leymosun Belediyesi’nin çıkardığı bir dergide “Türklerin durumu” başlığı altında çıkmış bir yazıya değinerek, şunları yazmaktaydı:

“Leymosun belediyesinin dergisi ise ilhaka taraftar olmadığımızı kabul etmekle beraber, ileride bu davaya katılmamızı sağlamak için gayret sarfedilmesini istiyor... Biz Türkler, Türk-Rum dostluğuna gerçekten inanmışızdır. Fakat esefle görüyoruz ki Rum dostlarımızın bize karşı gösterdikleri sevgi, siyaset nezaketinden öteye geçmemiştir. Çünkü hala belediyelerde ikinci reislik makamını bile bize vermemekte ısrar ettiklerini ve belediye işlerinde Türkçeyi ihmal ettiklerini görüyoruz.”

            3 Mayıs 1945 tarihli Halkın Sesi gazetesinde yayımlanan “Lefkoşa Türk İşçi Birliği’nin Dilekçesi”nde, hükûmet işlerinde Türk işçisinin kayırılmadığından şikâyet edilmekte ve 1 Mayıs İşçi Bayramı nedeniyle Sömürgeler Bakanlığı Müsteşarlığı’ndan talep edilenler arasında şunlar da vardı:

“Lefkoşada her mahalleye konulan sokak levhalarına Türkçenin de yazılması; her Türke resmi makamlardan gönderilecek her hangi bir evrak Türkçe olmalı, Rumca ve İngilizce olmamalıdır.”

            Yankı gazetesinin 6 Mayıs 1945 tarihli nüshasında çıkan ve “Türk İşçi Birlikleri”nin İngiltere Müstemleke Müsteşarlığı’na gönderdiği bir mektupta da şu talepler yer almaktaydı:

            “Türk memur veya işçisinin Rum tesiri altında ezilmesine meydan verilmemelidir ki Türkler de ön bulabilsinler ve başarı gösterebilsinler... Lefkoşada her mahalleye konulan sokak levhalarına Türkçenin de yazılması... Her Türke resmi makamlardan gönderilecek her hangi bir evrak Türkçe olmalı. Rumca ve İngilizce olmamalıdır... İşçi Bayramı olan 1 Mayısın ve Milli günlerin resmen tanınması ve tesit edilmesi... Kıbrıs Türklerinin Hükûmet tarafından İslâm ünvaniyle değil, Türk ünvaniyle tanınması ve mekteplerimizin de bu nam altında tavsif edilmesi...”

Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği’nin önde gelenlerinden Kemal Deniz de kendine ait Ateş gazetesinin 15 Ekim. 1946 tarihli nüshasında yer alan “Belediyelerimiz Teşkilatını Nasıl Görmek İsteriz” başlıklı makalesinde, ortak yönetilen belediyelerin Türklere yönelik uygulamalarını eleştirmekte ve sokak tabelalarının mutlaka Türkçe yazılmasını ve Belediye Meclisi’ndeki tartışmaların Türkçe olmasını istemekteydi.

 

MADEN İŞÇİLERİNİN KOŞULLU İŞBİRLİĞİ

Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri Kurumu’na üye olan Lefke Madenciler Birliği ile PEO üyesi Maden İşçileri Sendikası’na bağlı maden işçileri, 1945 yılı sonunda Lefke’de bulunan Amerikan Kıbrıs Maden Şirketi (CMC)’nin işyerlerinde çalışan maden işçilerinin taleplerini görüşmek üzere toplandılar. Lefke’deki bir kahvehanede yapılan bu toplantıya Türk işçiler adına İrfan Süleyman ve Yusuf Mustafa katılırken, Rum işçileri PEO’ya bağlı Maden İşçileri Sendikası’nın Genel Sekreteri Pandelis Varnava, Avraam Hristu ve Hristos Morfitis temsil etmekteydi.

Lefke Türk Madenciler Birliği, maden işçilerinin taleplerini PEO’ya bağlı olan Maden İşçileri Sendikası temsilcileri ile görüşmeyi kabul etmek için, önce, adanın Yunanistan’a bağlanması talebinin gündeme getirilmeyeceğine ilişkin bir bildiri yayımlaması şart koştu. Bunun kabul edilmemesi üzerine toplantı ertelendi ve maden işçilerinin talepleri tartışılamadı.

Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri Kurumu adına Hasan Şaşmaz,  PEO Genel Sekreteri Andreas Ziartidis’e gönderdiği bir mektupta, iki toplumun birbirinin ulusal duygularına ve kuruluşlarına saygı gösterilmesi koşuluyla, ekonomik alanda ve grev girişimlerinde işbirliği yapabileceklerini duyurması üzerine, PEO, önce bu mektubu yanıtlamaktan kaçındı. Ama üç ay sonra Ziartides tarafından verilen resmi yanıtta, Türk İşçi Birlikleri ile işbirliği yapmaya hazır oldukları bildirildi. 

Maden işçileri, 1947 yılında ortak bir toplantı yaparak, Lefke-Mavrovuni-Ksero yöresinde 1 Mayıs’ta işi, bir günlüğüne boykot ederek, birlikte kutlama yapmayı kararlaştırdılar. Şirket yönetimi bu haberi öğrenince, işyerlerine dağıttığı bildirilerde, 1 Mayıs’ta ocaklara yeterli sayıda işçi inmemesi durumunda, işyerlerini üç günlüğüne kapatacağını duyurdu. [39]

 

MADENCİLERİN ORTAK 1 MAYIS KUTLAMASI

Türk ve Rum maden işçilerinden oluşan ortak komite, yaptığı değerlendirmede, oybirliği ile alınan karardan geri dönülmeyeceğini ve 1 Mayıs’ın bütün işçiler tarafından gün boyunca kutlanacağını açıkladı. Nitekim 1 Mayıs 1947 günü, tek bir maden işçisi bile madenlere inmedi.

Gerçekleştirilen kutlama toplantıları ve geçit törenleri görülmeye değer ve duygulandırıcıydı. Mavrovuni-Lefke yöresindeki toplantılarda Kıbrıslı Türklerin katılımı daha da belirgindi. Çünkü oradaki maden ocaklarında 700’e yakın Kıbrıslı Türk işçi çalışmaktaydı. 2,000’e yakın işçinin gerçekleştirdiği bu ortak eylem, çok önemliydi. Çünkü Kıbrıs işçi hareketinde etnik-ulusal temele göre ayrılmış olan sendikaların, ilk kez ortaklaşa düzenledikleri bu gösterilere, işçilerin eşleri ve çocukları da katılmıştı. Kutlama yürüyüşü, Ksero’dan başlayıp, Lefke’deki maden işçilerinin mahallesinden geçerek, Mavrovuni’deki sendika binaları önünde sonlandırıldı. Yürüyüş sonunda ise, kaza yöneticisine verilmek üzere, işçilerin taleplerini içeren bir bildiri onaylandı.     

İşçi sınıfının uluslararası dayanışma günü olan 1 Mayıs 1947’de, maden işçilerinin işbaşı yapmaması üzerine, Kıbrıs Maden Şirketi’nin Genel Müdürü Hendricks, tehditlerini gerçekleştirdi ve işyerlerini üç gün süreyle kapattı. Sendikanın olayı protesto etmesine rağmen lokavt, 5 Mayıs’a kadar sürdü. Maden ocaklarının açılmasından sonra da ilişkiler gerginliğini korudu. Ama bu eylem, maden işçilerinin daha da bilinçlenmesine, sendikalarına daha fazla sahip çıkmalarına ve hem kendilerinin, hem de ailelerinin birbirlerine daha fazla kenetlenmelerine yol açtı. Bu olayları izleyen 1948’deki büyük grev, bu tespiti doğrulayacaktı. 

Ekim 1947’de, “İşçinin Yolu Şaşmaz” adlı ilk solcu Kıbrıslı Türk yayın organı çıkarıldı. Bu aylık dergi, içeriğinin “çok ideolojik” olması gerekçesiyle ikinci sayısından sonra yayınını durdurdu.

 

BÜYÜK MADEN GREVİ

Kıbrıs Maden Şirketi’ne ait Lefke-Mavrovuni (Karadağ) madeninde çalışan 2,000’e yakın işçi, 16 Aralık 1947 günü bağlı oldukları sendikalar aracılığıyla işverenden 23 maddede toplanan bazı taleplerde bulundular. Bu taleplerin bazıları şunlardı: Örgütlenme hakkı, daha az çalışma saati, daha yüksek yevmiye, daha fazla mesai ücreti, tatil günlerinin 5’i ödenekli olmak üzere 7’den 13 güne çıkartılması, işçi sınıflamasında değişikliğe yol açacak bir ücret artışı. İş sözleşmesinde daha liberal ölçülerin kullanılmasını da isteyen madencilerin bu taleplerini değerlendiren işveren temsilcisi Harvery, bu talepleri reddetti. Onun görüşüne göre, son ücret ayarlamasından bu yana hayat pahalılığında hiçbir değişiklik olmamıştı ve bu talepler, işçi maliyetlerini yüzde 25 oranında artıracaktı.

Hem işveren, hem de işçi tarafı görüşlerinde diretiyor ve değişiklik yapmıyordu. Madenlerde çalışan 700 kadar Türk işçisinin örgütlü olduğu Lefke Madenciler Birliği’nin üyesi olduğu Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri Kurumu adına Genel Sekreter Aziz Tuncay ile Tüm Kıbrıs İşçi Federasyonu (PEO) adına Genel Sekreter Andreas Ziartidis tarafından Lefkoşa’da 8 Ocak 1948 günü imzalanan işbirliği protokolu sayesinde, iki işçi federasyonu arasında temas ve işbirliği kolaylaştırıldı. Madenlerde, limanlarda, ulaşım, tekstil ve ayakkabı alanlarında, fırınlarda, inşaatlarda, hükümet ve askeri işyerlerinde ve diğer iş kollarında ortak grevler ve başka eylemler düzenlenmesine olanak sağlandı.

13 Ocak ile 17 Mayıs 1948 tarihleri arasında 125 gün süren Büyük Maden Grevi, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum sendikacılar arasındaki işbirliğinin güzel bir örneği oldu. Kıbrıs Türk liderliğine yakın olan Halkın Sesi ve Hürsöz gazeteleri, başlangıçta greve destek verdiler. Ama daha sonra desteklerini geri çektiler. İlk defa olarak günlük bir işçi gazetesinin çıkarılmasına ihtiyaç vardı. Bu ancak 19 Mayıs 1948’de, yani grevin sona ermesinden iki gün sonra mümkün oldu. Gazetenin adı “Emekçi” idi. Bu gazete günlük yayınını, 1949 yılında bir süre ara verdi, ama daha sonra haftalık olarak yeniden yayımlanmaya başlandı. Kıbrıs Türk lideri ve Halkın Sesi gazetesinin sahibi olan Dr. Küçük’ün açtığı bir zem ve kadih davası yüzünden, “Emekçi” gazetesi yayınını durdurmak zorunda kaldı. 

 

 

“ENOSİS VE YALNIZ ENOSİS” POLİTİKASI ÖNEMLİ BİR ENGEL

Ezekias Papayuannu, Ağustos 1949’da yapılan 6. Kongre’de AKEL’in yeni Genel Sekreteri olarak seçildi. Sloganı “enosis ve yalnız enosis” idi ve Yunanistan Komünist Partisi’nin lideri olan Nikos Zahariadis’in desteğine sahipti. 

Yunanistan Komünist Partisi’nin yasadışı yayını olan Neos Kozmos, Kasım 1951 tarihli nüshasında, enosis sloganının, o zaman var olan koşullarda, en güçlü bir anti-emperyalist hareketliliği sağladığını yazmıştı.

            Aralık 1951’de yapılan AKEL’in 7. Kongresinde kabul edilen bir kararda, “Hâlâ daha, şoven (Türkiye’ye bakan) Türk burjuvazisinin ve toprak ağalarının etkisinde bulunan Kıbrıs Türk azınlığı içindeki kişilere daha fazla dikkat verilmesi” çağrısında bulunuldu. [40]

            AKEL’in milliyetçi politikası, Kıbrıs Türk toplumunu partiden gittikçe daha fazla yabancılaştırmaktaydı. Bir Kıbrıs Rum gazetesi olan Neos Anthropos’da yayımlanan ilginç bir makale, birkaç gün sonra, Halkın Sesi gazetesinin 19 Mart 1952 tarihli nüshasında iktibas edilmişti. 

            G.Yuannidi, K.Koliyannis ve P.Rusu tarafından kaleme alınan makalenin başlığı şöyleydi: “Kıbrıs Halkının Kurtuluş Mücadelesi =Türk Azınlığı=”

            Yazının bazı bölümlerinde şöyle denmekteydi:

            “Türk azınlığı meselesi Antiemperyalist mücadele için esas meseledir. Ve AKEL bu gibi meselelere ciddiyet ve katiyetle karşı koymalıdır. (…) Mahut Yunanistan’a ilhak propagandası parolası ise, Türk işçisinin buna güç inanacağı aşikârdır.(…) Türkler Rumlara ve AKEL’cilere itimat etmiyorlar. Zira büyük Yunanistan şovenizmine emniyetleri yoktur. (…) Türklerin ve Rumların halk sendikaları, tek cemiyetleri ve diğer zirai teşkilatları olmalıdır. İşçi sınıfının bir tek partisi olmalı. Bu tek partinin (AKEL) Milli Türk Kolu olabilir.(…) Kıbrıs’taki Türk meselesi, bütün Milli mesele içerisinde, hususi Milli bir meseledir. Eğer AKEL’in Türk azınlığına karşı tam Milli bir siyaseti olmazsa, Yunan Milli Davasını, ilhak davasını da gerektiği gibi karşılayamayacaktır.(…)” 

           

YENİDEN ORTAK ÖRGÜTLENME VE KURULAN TÜRK BÜROLARI

            19 Ağustos 1952 tarihli Hürsöz gazetesinin, AKEL yayın organı Rumca Neos Demokratis gazetesinden aktardığı bir habere göre, AKEL, “Türk toplumu için bir Türk Kolu kurulması ve Türk yoldaşlara toplum arasında gazetelerini çıkarmaları için yardım etme” kararı aldı.  

            Kasım 1952’de, 1948 Büyük Maden Grevi’nden sonra yeniden PEO’ya bağlı sendikalarla birleşen Kıbrıslı Türk işçiler için de ayrı bir Türk Bürosu kurulması kararlaştırıldı.  1952’den beri PEO Merkez Komitesi üyesi olan Ahmet Sadi Erkurt (kapanan “Emekçi gazetesinin de sahibi ve başyazarı idi), Mart 1954’de “PEO Türk Bürosu”nun başkanlığına getirilirken, kazalarda da birer Türk temsilci görevlendirildi. 1954 yılı sonunda PEO’da örgütlenmiş Türk işçi sayısı 1,500’e ulaştı. Artık onlar için sık sık Türkçe bildiriler ve “İşçi Bülteni” adlı aylık bir bülten yayımlanmaktaydı.

            Ahmet Sadi Erkurt anılarında o günleri şöyle anlatmaktadır:

“Türk İşçi Birlikleri, PEO ile birleştikten sonra, yeni bir durum meydana geldi. Türk işçileri aydınlatılmalı idi. PEO’nun işçiler için İşçi Gazetesi vardı. Ama bu gazete Rumca lisanında yayımlanıyordu. Türk işçilerinin pek azı Rumca okuyabiliyordu. Her ne kadar da Lefkoşa ve Mağusa Türk Dairesi mesulleri Rumca biliyorlardıysa da, Larnaka ve Leymosun mesulleri Rumca okuyamıyorlardı. Bilseler bile iyi aydınlatıcı iş olamazdı. Türk işçisinin elinde bir Türkçe evrak olmalı ve okumalı idi. Çünkü Türkçe gazeteler işçi problemlerine değinmezler, çoğu kere aleyhe yazarlardı. Bu yüzden dairemiz, aylık bir Türkçe bülten yayımlamaya karar aldı. 1954’de bültenimiz yayımlanmaya başladı. Bu bülteni ben hazırlıyor, daktilodan geçirdikten sonra, poligrafta tabediyordum.”[41]

 

KIBRISLI TÜRK AKEL ÜYELERİ VE ENOSİS SORUNU

            28 Şubat 1954 tarihli Hürsöz gazetesinin, solcu Neos Demokratis’ten aktardığı bir habere göre, AKEL, Kıbrıslı Türklere hitaben yayımladığı bir duyuruda, Türkleri İngilizlere karşı Rumlarla beraber kardeşçesine mücadeleye davet etmekte ve ilhaktan Türklerin hiçbir zarar görmeyecekleri belirtilmekteydi.

Oysa Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı (enosis) konusu, Kıbrıslı Türk ilericilerin çok duyarlı olduğu bir konuydu. O günleri yaşayanlardan terzi Kamil Ahmet’in verdiği ilginç bir bilgi, belki de yukarıda sözü edilen AKEL duyurusu ile ilgilidir:

“1950’li yılların ilk yarısında, AKEL tarafından Türkçe olarak hazırlanmış ve Kıbrıslı Türklerin Rumların enosis talebini desteklemelerini isteyen bir bildiri, Lefkoşa’nın Türk kesiminde AKEL’in Türk üyeleri tarafından dağıtılmazdan önce, bildiriyi ilk okuyan bakkal Hikmet Ağa’nın karşı çıkması üzerine dağıtılmayıp, imha edildi.” [42]

            Yine o kuşaktan terzi Ferit Hüseyin Uray ile bir söyleşi yapan Serhat İncirli Londra Toplum Postası gazetesinde şunları yazdı:

“Ferit Hüseyin Uray, AKEL’in enosis politikası yüzünden partiden uzaklaşanlar arasındaydı. Uzaklaştırılanlar dersek de pek hatalı olmayız. İnkılapçı AKEL’den yardım almayı da durdurmuştu veya AKEL yardımı kesmişti. Ancak gazetenin yayınlanması sürecekti. Bir grup Kıbrıslı Türk gazeteyi yayınlamaya devam ettiler. Zamanla bütün Türkler AKEL’den kopacaklardı.” [43] 

            AKEL’in enosis politikasını bir de ayakkabıcı Kamil Tuncel’den dinleyelim:

            “Sendikalarda başarılı Kıbrıslı Türkler de AKEL’e üye yapılmaya başlandı. Ben ve bazı arkadaşlarımın o seviyeye geldiğini gören büyüklerimiz, partiye üye olmamız için çağırdı. AKEL Yürütme Kurulunda olan ve Kıbrıslı Türklerin de mesulü Bavlagis ile tanışma fırsatı bulduk. Aynı zamanda tanıdığımız arkadaşlarımız Ahmet Sadi Erkurt ve Derviş Ali Kavazoğlu ile de bir araya geldik. İlk olarak partinin anayasasını, amaçlarını ve hedeflerini öğrenip, kabullendikten sonra, üye olmamız gerekirdi. Esasen biz, oraya gitmeden, partinin bir çok faaliyetlerini bilen kişilerdik. Orada tek takıntımız Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhak edilmesi isteği olduğunu ileri sürdük. Ama bizi bir takım örneklerle ikna etme yoluna gidildi. Öncelikle AKEL, sosyalizmin gerçekleşmesi için mücadele veren bir partiydi. Ama biz, Kıbrıs’ta bir başımıza bu rejimi kuramazdık. Ancak bizden daha güçlü bir devletle birleşerek, sosyalizmi gerçekleştirebilirdik.

O zamanki koşullarda en uygun devlet Yunanistan’dı. Bir başka neden de, Kıbrıs halkının ekseriyeti Rumlardı. Ayrıca Kıbrıs’ta varolan AKEL Komünist Partisi çok güçlüdür. Yunanistan’da olan Yunan Komünist Partisi de güçlüydü. Onlarla elele verdiğimizde daha da güçlü olup, Sovyet Rusya’nın da yardımını alarak, Balkan devletleri gibi, hem Yunanistan’da, hem Kıbrıs’ta sosyalist rejimi kurabilirdik. Bunlar gerçekleştiği gün, Sovyet Rusya Ortadoğu’ya inecekti ve petrollere hakim olacaktı. İşte Anglo-Amerikalılar’ın korkulu rüyası buydu.

O zaman biz Türkler sorduk, neden Yunanistan’a değil de Türkiye’ye olmasın, hem Türkler buranın eski sahibiydi? Çok güzel ve mantıklı örnekler yanında şunları da ekliyorlardı:

Kıbrıs Türkleri azınlıkta, Türkiye’de Komünist Partisi çok çok zayıf, hatta AKEL ve Yunanistan Komünist Partisi ile kıyas edecek olursak, Türkiye’de Komünist Partisi yok denecek kadar azınlıkta. Türkiye’de sendikal faaliyetler çok zayıf, çünkü Türkiye’nin hükümetleri

 Sendikalaşmanın önünü tıkamıştı. Geçiş yoktu. Türkiye’de işçi sınıfına karşı çok baskı vardı. Hele sosyalist ve komünist rejime karşı, Türkiye’nin çok büyük bir alerjisi olduğu bir hakikatti. Bunları bize gayet iyi bir şekilde izah ettiler. Elle tutulur, gözle görülür örnekler de ortaya koydular.

Ben şahsen sendikacılığı ve sosyalizmi birbirine bağlayarak, bu söylenenlere inanıp, AKEL’e 1954 yılı içinde üye oldum ve çok yakın bir zamanda sosyalizmi gerçekleştireceğimize inanıyordum. Çünkü komünist partiler, o tarihlerde her memlekette en kuvvetli partilerdi. Böylece Kıbrıs’ta proleterya sınıfının tüm hakları yürürlüğe girecekti, hatta daha elde edemediğimiz İhtiyat Sandığı ve Sosyal Sigorta Sandığı kurulacaktı. İşçi sınıfının da çok büyük bir refaha kavuşacağına inanıyordum.” [44]

 

“AKEL’Cİ TÜRKLERİN SİYASİ AYLIK BÜLTENİ”

30 Mart 1954 tarihli Halkın Sesi gazetesi, 28 Mart günü Halk Sinemasında yapılan ve Evkaf’ın kayıtsız şartsız Kıbrıs Türk toplumuna devredilmesi talebinin dile getirildiği toplantıda, “AKEL’ci Türklerin Siyasi Aylık Bülteni, Numara 1, Mart 1954” başlıklı bir yayının dağıtıldığı duyurulmaktaydı. Verilen bilgiye göre, dergi Türkçe olarak yazı makinesi ile hazırlanıp, bir Rum matbaasında basılmıştı. İlk paragrafında Evkaf Mitinginin desteklenmesi yanında, içerdiği yazılarda komünist propagandası yapılmaktaydı.[45]

            17 Haziran 1954 tarihli Hürsöz gazetesindeki bir makalede ise “Rum Komünist Partisi AKEL, bugün kendi çerçevesinde bir Türk Bürosu vücuda getirmiştir” denmekteydi.

Halkın Sesi gazetesinde 31 Temmuz 1954 günü yer alan bir başka makalede de şöyle denmekteydi: “İdeolojilerini pek açık olarak meydana koyanlar, şimdi de yeni bir Türkçe gazete çıkarmak için faaliyete geçmişlerdir. Hatta bu şahıslar, çıkartacakları gazetenin mali durumunu sağlamlaştırmak için köy köy dolaşarak, gazetelerine abone yazıyorlar. Sayın halkımızı uyanık olmaya davet ediyoruz. Tatlı sözlere kanmayınız.”

            17 Ekim 1954 tarihli Halkın Sesi gazetesi, “Kıbrıs Rum Komünist Partisi AKEL’in gayretkeşliği” başlığı altında verdiği bir haberde, bir gün önce Lefkoşa sokaklarında “AKEL Türk Kolu” tarafından hazırlanan “AKEL’ci Türklerin Beyannamesi”nin dağıtıldığını haber vermekteydi. Karpaz’daki Galatya köyüne kadar geniş bir şekilde dağıtımı yapılmış olan, “Partinin Türk Kolu”nun bu ilk Türkçe bildirisi, 20 Ekim 1954 günü Halkın Sesi gazetesinde tam metin olarak yayımlanmış ve 4 gün süren “Küstahlık” başlıklı bir yazı dizisinde gazetenin sahip ve başyazarı Dr. Fazıl Küçük tarafından eleştirilmişti.

Bu tarihi ilk bildiride, tanınmış Türk şairi Nazım Hikmet tarafından Kıbrıslı Türklere gönderilmiş olan mesajdan aktarılmış şu istek de yer almaktaydı: “Kıbrıs’ta barış için, hürriyet için, Kıbrıs’ın sömürge olmaktan, emperyalizme askeri üs vazifesi görmekten kurulması için dövüşen Kıbrıslı Rum kardeşlerinizle el ele verin. Aynı safta yan yana dövüşün.” [46]

 

SOLCULARA BASKI SONRASI GELEN LEFKOŞA’NIN İLK DEFA TAKSİMİ

            Gerek PEO sendikası, gerekse AKEL partisi içinde örgütlenmiş olan ilerici Kıbrıslı Türklerin desteğini alan “İnkılapçı” adlı haftalık gazete, 13 Eylül 1955’de yayımlanmaya başlar. Sadece 14 hafta yayımlanabilen “İnkılapçı” gazetesi, o günlerde önemli olan bütün toplumsal ve ekonomik konularda makaleler ve haberler vererek, emekçilerin sesi haline gelir. Ama İngiliz sömürge yönetiminin 14 Aralık 1955’de olağanüstü durum ilan etmesi üzerine, AKEL’in günlük yayın organı Neos Demokratis ile birlikte kapatılır. Başta AKEL olmak üzere solcu köylü, gençlik ve kadın örgütleri yasadışı ilan edilir, birçok solcu tutuklanıp hapse atılır.

“İnkılapçı”nın 12 Aralık 1955 tarihli son sayısında yer alan “Tehdit” başlıklı yazıdan anlaşıldığı üzere, o zamanki Kıbrıs Türk liderliği ve ona bağlı yeraltı örgütleri, “İnkılapçı”yı çıkaran ekibe “İnkılapçı gazetesini durdurunuz, öldürüleceksiniz, kafanız ezilecektir” vb sözler içeren tehdit mektupları göndermişti.

            23 Nisan 1956 günü Lefkoşa’nın Türk semtinde iki Türk genci tedhişçiler tarafından öldürüldü. Bunlardan biri, Türk polis eri Nihat Vasıf’tı ve polis, onun öldüren iki kişinin bir Türk kızı tarafından yakalatıldığını duyurdu.

          Öldürülen ikinci Türk, Ardath Sigara Fabrikası’nda gece bekçisi olarak çalışan Cüfer Ferhat’tı. Polis, evli, 2 çocuk sahibi ve karısı hamile olan Cüfer Ferhat’ın, yardımcı polis olan bir Türk tarafından öldürüldüğünü ve bu polisin tutuklandığını, hakkında dava okunacağını açıkladı. Yardımcı polis olan diğer üç Türk de fabrikada yağmacılık yapmakla itham edildi.

          Ertesi gün, yani 24 Nisan’da, Türk gençleri, Lefkoşa’daki Ay Luka ve Ay Kasyano mahallelerindeki Rum evlerine ve Belediye Pazarı’ndaki Rum dükkanlarına hasar verdiler, yağmalar yapıp, yangınlar çıkardılar.  

          Kıbrıs Türk liderliğine yakın basın organları, bu olayları sol eğilimli Kıbrıslı Türklerin yaptığını yazarak, onları hedef gösterdi. Halkın Sesi gazetesi, 27 Nisan 1956 tarihli nüshasında, “Geçen akşam bazı TEK azaları tevkif edildi” başlıklı haberinde, solcu eğilimi ile bilinen “Türk Eğitim ve Spor Kulübü” (TEK)’in yapılan araştırmalar sonucu bazı evraklarının müsadere edildiğini de duyurarak, şöyle yazmıştı:

         “Geçen gün sabahleyin Lefkoşa’nın bazı noktalarında çıkan bazı hadiselerde bu kulübün bazı azalarının rolü olduğundan şüphe edilmektedir... Liderlerinin bazıları kanundışı ilan edilmiş olan Rum Komünist Partisi AKEL’in paralı organları olduğundan şüphe ediliyor.”

         27 Nisan 1956 tarihli Halkın Sesi gazetesinde, manşetten verilen şu haber yer almaktaydı:

         “Lefkoşa’da sokağa çıkma yasağı dün öğleden sonra 5’den itibaren bu sabah 4’e kadar tatbik edildi. Şehir, kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrıldı.” Haberin devamında şöyle denmekteydi: “Yasağın kaldırıldığı 11 saat esnasında şehir, Batı ve Doğu Berlin gibi, Kuzey ve Güney Lefkoşa tarzında iki kısma ayrılmış, Baf kapısından Mağusa kapısına kadar devam eden sokak tamamen kapalı kalmıştır.”

          29 Nisan 1956 tarihli Halkın Sesi ise ihbar nitelikli yayınlarına devam etmişti: “Kanun dışı bir teşkilat ile alakalı olduklarından şüphelenilen solcu temayüllü 23 Türk, tevkif kanunu tahtinde Pile yakınlarındaki siyasi mevkuflar kampına sevk edilmişlerdir.”

         Ayrıca Bozkurt gazetesinin 30 Nisan 1956 tarihli nüshasında şu haber yer almaktaydı: “Solcu İşçi Birlikleri Vali Harding’e gönderdikleri bir telgrafta, bazı Türk sendikalistlerin tevkif edilmelerini protesto etti.”

         Halkın Sesi gazetesi, 1 Mayıs 1956 tarihli nüshasında “Aziz Kıbrıs Türkü” başlıklı şu duyuruyu yayımlamaktaydı:

         “Kıbrıs davası her gün leyhimize doğru yürümekte, gaye ve maksadımıza bizi kolay eriştirecek emareler ortaya çıkmaktadır. Yalnız aramıza sokulan sütü ve kanı bozuk bazı komünist uşakları, her ne pahasına olursa olsun, bu sağlam davamızı çürütmek ve eritmek için büyük gayretler sarfettiklerini anlıyoruz. Bunlar cemaati yanlış yola sevketmek için canla başla çalışıyor. Dikkatli olalım. Kötü niyetlerinin kimlere hizmet etmek olduğunu takdir et ve dikkatli ol.”

            Tutuklanan ilerici Türkler arasında bulunan Ahmet Sümer ile Derviş Ali Kavazoğlu, Cüfer Ferhat’ı öldürmekle suçlanmaktaydı. Tutuklulara çeşitli baskılar yapılmakta, suçlamaları kabul etmeleri istenmekte ve yerleri sürekli değiştirilmekteydi. Bu baskıları protesto etmek ve uğradıkları haksız suçlamaları kamuoyuna duyurmak isteyen tutuklu solcu Türkler, açlık grevi yaptılar.

            Sendikacı Derviş Ali Kavazoğlu, “Eli nasırlı işçiler, ev, bina, dükkan inşa eder, ama yakıp yıkmaz, yağma yapmaz, hele hiç insan öldürmez” diyerek tepkisini göstermekteydi.

            Merkezi Cezaevi’nde kalan grubun başını Tabelacı Cahit çekiyordu. Bayramda mahkumlara birkaç defa Cuma namazını ve Bayram namazını o kıldırmış, diğer mahkumların da sempatisini kazanmıştı. Merkezi Cezaevi’ndeki 20 ilerici Kıbrıslı Türk adına Derviş Ali Kavazoğlu tarafından hazırlanan bir mektup, cezaevindeki mahkumların yardımıyla bütün gazetelere gönderildi, ama mektubu sadece Cyprus Mail ve Haravgi gazeteleri bastı. 3 Mayıs 1956 tarihli Haravgi’de yayımlanan mektubun tam metni şöyleydi:

          "Bize atıfta bulunduğu anlaşılan ve 28 Nisan 1956 tarihli Cyprus Mail gazetesinde yer alan Dr. Küçük’ün açıklamalarını okuduk. Haber şöyledir:

“Bir Türk polisin öldürülmesi ardından meydana gelen Salı ve Çarşamba günlerindeki olaylar, durumu istismar eden komünistlerin işidir. Komünist eğilimli ve şimdi kapanmış bulunan toplum kulübünden gelmektedirler ve önde gelenlerinden yirmisi tutuklanmış bulunuyor.”

          Şimdi Lefkoşa Merkez Hapishanesinde olan biz yirmi Türk mahpus, Dr. Küçük’ün gerçeklere aykırı olan bu açıklamalarını güçlü bir şekilde kınıyoruz. Barış içinde yanyana var olup, dostça yaşamanın, Kıbrıs’taki iki toplumun yararına olduğuna inanıyor ve bunda ısrar ediyoruz. Hükümetin kovuşturmalara başlaması ve kendimizi savunma hakkını bize vermesini talep ediyoruz.

Bu araştırmalar sayesinde, davanın hayret verici bir şekilde bulunamaması mümkün olacak ve olayların gerçek sorumlusu ortaya konmuş olacaktır

 

20 Türk mahpus adına

Derviş Ali Kavazoğlu”

 

         Delil yetersizliğinden serbest bırakılan solcu Kıbrıslı Türkler, Lefkoşa’nın üç milden fazla uzağına seyahat edememe ve geceleri sokağa çıkma yasağına tabi tutuldular. Her gün sabah ve akşam, en yakın polis karakoluna bildirim yapmak zorunda bırakıldılar.[47]

 

AKEL TÜRK KOLU’NUN UYARI MEKTUBU

Bu sırada Türkiye ve Kıbrıs Türk liderliği, hep birlikte, adanın taksiminin Kıbrıs sorununun tek çözüm yolu olduğunu öne süren politikalarını sürdürmekteydiler. Adanın taksim edilmesine karşı olan Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk solcular da, seslerini yükseltmekte ve bu politikaya muhalefet etmekteydiler. Örneğin AKEL’in “Kıbrıs Türk Kolu”, o sıralar adayı ziyaret etmekte olan Prof. Nihat Erim’e verdikleri 19 Ocak 1957 tarihli bir mektupta, ona şu görüşlerini iletmişlerdi:

“Ayrılmaz bir bütün olan Kıbrıs halkı, Türkler ve Rumlar, bu topraklarda yüzyıllarca birlikte yaşamışlar ve yaşamaktadırlar.(…) Ortaya atılan adayı taksim etme fikri, Kıbrıs meselesinin nihai hâl şekli olmayacağı gibi, kabili tatbik de değildir. Çünkü Kıbrıs Türk ve Rum halkı ayrı ayrı iki mıntakada yaşamamaktadır. Böylece ortaya bir muhaceret işi çıkacaktır ki, o zaman Kıbrıs çıkmazı ikinci ve en büyük çıkmaza girecektir. Böyle hadiselerin hangi menfaatlere hizmet ettiğini tarih hepimize göstermiştir.” [48]

           

 

TMT’NİN İLK TEDHİŞ DALGASI

1 Mayıs 1958 günü, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk işçilerin birlikte yürüyüş yapıp, emperyalizm ve sömürgeciliğe karşı ortak mücadele verme kararlılığını dile getirmelerinden sonra, TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) bir bildiri yayımlayarak, Kıbrıslı Türk işçilerin, Kıbrıslı Rumların da örgütlü olduğu PEO sendikasından istifa etmelerini talep etti. Kıbrıslı Rumlarla işbirliği yapanların da cezalandırılacağı uyarısında bulundu.

Bu bildiriden sonra, o günlerin günlük gazeteleri, “PEO’dan istifa” ilanlarıyla doldu ve ilk tedhiş eylemi, 22 Mayıs 1958’de PEO’nun Türk bölümünün başkanı olan Ahmet Sadi’nin öldürülmesi girişimiyle başladı. 24 Mayıs’ta, “İnkılapçı” gazetesinin yazı işleri müdürü olan Fazıl Önder öldürüldü. 30 Mayıs 1958 tarihli Bozkurt gazetesinde sol eğilimli birisi olmadığına dair duyurusu yayımlanan berber kalfası Ahmet Yahya, bir gece önce kalmakta olduğu han odasında meçhul şahıslar tarafından öldürülmüş ve ölüm haberi aynı günkü Halkın Sesi gazetesinde yayımlanmıştı. Başka ilerici Kıbrıslı Türkler de, Lefkoşa ve Leymosun’da ya öldürüldü veya yaralandı. Kıbrıs Türk liderliğinin yeraltı örgütü olan TMT’nin bu ilk tedhiş dalgasından sonra, ilerici Kıbrıslı Türkler ya adayı terk etti, ya da sindirilerek, sessizliğe gömüldüler.      

           

İKİNCİ TEDHİŞ DALGASI “CUMHURİYET”ÇİLERE KARŞI

1960’da Kıbrıslı Rum milliyetçilerin enosis ve Kıbrıslı Türk milliyetçilerin taksim taleplerinin dışında, bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin kurulması, yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Kıbrıs Cumhuriyeti’ne sahip çıkan ve onun kurulduğu 16 Ağustos 1960 günü ilk sayısını çıkaran “Cumhuriyet” adlı haftalık Kıbrıs Türk gazetesi çevresinde, taksimci Kıbrıs Türk liderliğine karşı demokrasi mücadelesini sürdüren demokratlar, 27 Eylül 1960’da da Kıbrıs Türk Halk Partisi’ni kurdular.

            8-11 Mart 1962’de yapılan AKEL 10. Kongre’sinde partinin yeni 3. programı kabul edildi. İngiliz Sömürge Yönetiminden kurtulmuş olan adada, geleceğe yönelik “enternasyonalist bir milliyetler politikası” belirlenmemiş olup, “Azınlıklar için” başlığı altında Kıbrıs Türk toplumundan da, Ermeni, Maronit ve diğer azınlıklardan olduğu gibi dostluk, kardeşlik ve anti-emperyalist işbirliği talep edilmekteydi.[49] Parti’nin yeni programı, genel olarak, içte kamusal ve siyasal hayatın demokratikleştirilmesini, dışta da kendi kaderini tayin hakkı ile Kıbrıs’ın bağımsızlığının tamamlanmasını öngörmekteydi. [50]

AKEL’in 1949’dan beri Genel Sekreterliğini yürüten Ezekiyas Papayuannu’nun verdiği bilgilere göre, 1930’lu yıllarda Komintern ile bağlantısı kesilen KKK, 1944 yılında AKEL ile birleşmiş ve AKEL kendisini KKK’nin tek ve gerçek devamcısı olarak ilan etmişti. Yine Papayuannu, AKEL ile SBKP’nin ilk defa temas kurmasının, kendisinin tedavi için Moskova’ya gittiği 1957 yılında gerçekleştiğini açıklamıştı. AKEL, o sıralarda Moskova’da yapılmakta olan Dünya Komünist ve İşçi Partileri Danışma Toplantısı’na, Papayuannu’nun rahatsızlığı nedeniyle katılamamıştı. [51]

Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan ülkelerden biri olan Sovyetler Birliği, ticari ilişkiler yanında, kültürel ilişkilerini de kurmuş ve SBKP ile AKEL arasında yakın bir işbirliği geliştirilmişti. Bağlantısız bir dış politika güden yeni Cumhuriyet, içte kurulan anayasal dengelerin sürdürülebilmesi için toplumlararası barış ortamının devamına muhtaçtı. Bunun bilincinde olan “Cumhuriyet” gazetesi yazarları, her iki toplum içindeki fanatik unsurları eleştirmekteydi. Örneğin daha 14 Kasım 1960 tarihli gazetede “Cemaatlararası çarpışmalardan fayda umanlara ihtar” başlığı altında, Rum ve Türk aşırı unsurlarına “şoven neşriyata artık son verilmelidir” çağrısında bulunulmaktaydı. Gazetenin 2 Ocak 1961 tarihli nüshasında dile getirdiği fikirler, bugün de güncel olup, doğruluğunu korumaktadır:         

“Bugün ortada, Kıbrıs’ta yaşayan iki esaslı toplum tarafından, yani Kıbrıslılar tarafından idare edilen bir Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti vardır, yürürlüktedir ve müstakil bir devlet olarak Birleşmiş Milletler üyesidir. Kıbrıs Devletinin tab’aları tek milletten olmadığı için, Kıbrıs çok milletli devletler kategorisindedir... Kısaca Kıbrıs’ın istiklâliyeti, herhangi bir millete veya devlete ilhak edilmesi değil, Kıbrıs’ın Kıbrıslılar tarafından idare edilmesi demektir. Kaldı ki bu, esas prensip olarak,  Kıbrıs Anayasasına da geçirilmiş ve ilgililer tarafından imzalanmıştır.”

“Cumhuriyet”in özellikle Kıbrıs Türk toplumunu uyarıcı yayınlarından tedirgin olan çevreler, gazetenin 23 Nisan 1962 tarihli 89. sayısında çıkan ve Lefkoşa’nın Rum kesimindeki iki caminin bombalanmasının sorumlularını ima eden bir yazı üzerine telaşa kapılıp, o günün gecesi, “Cumhuriyet”in sahip ve yazarları olan Ahmet Gürkan (35) ile Ayhan Hikmet’i (33) öldürttüler.

            “Cumhuriyet” gazetesi yazarlarından Dr. İhsan Ali, Rumca Fileleftheros gazetesine verdiği bir demeçte, gazetenin yayınının devamı için çaba göstereceklerini belirtmişse de, bu gerçekleştirilemedi. Kıbrıs Türk liderliğinin taksim politikasına muhalefet eden demokratlara karşı girişilmiş olan bu ikinci tedhiş dalgası, toplumu, toplumlararası çatışmaların başlamasından sonra daha da artacak olan yeni bir baskı ve korku dönemine soktu.

 

“İSTEDİĞİMİZ COĞRAFİ AYRILIK”

            Taksimci Kıbrıs Türk liderliği, 21 Aralık 1963’de toplumlararası çatışmaların başlamasından sonra, ortak devlet yapısından ayrıldı. Adada kurulmuş olan anayasal düzenin üç garantöründen biri olan Türkiye, Nisan 1964 ortalarında Türkiye’nin Kıbrıs tezinin federasyon olduğu belirtmekle birlikte, buna ters düşen yorumlara ve değerlendirmelere de rastlanıyordu.

Türkiye Başbakanı İsmet İnönü, BM arabulucusu Sakari Tuomioja ile görüşürken, federasyon tezi üzerinde ısrar etti, Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin ise “Bizim tezimiz federasyondur. İstediğimiz coğrafi ayrılık, mahalli muhtariyettir. Adada coğrafi esaslar üzerine kurulacak bölgelerde Türklerin ve Rumların ayrı ayrı yaşamalarının sağlanması ve böylece bu bölgelerde bir güvenlik tesisi ile birlikte, bu bölgelere bağımsızlık tanınmasının Türk hükümetinin tezinin ana hatları olarak arabulucuya ilettiğini” bildirdi. [52]

            Sovyetler Birliği adına Kruşçev tarafından Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a verilen özel bir mesajda, Kıbrıs’ın Yunanistan’a katılması demek olan Enosis hareketine Sovyetler Birliği’nin kesinlikle karşı olduğu bildirildi ve en iyi çözüm yolu olarak self-determinasyon gösterildi. Çözüm yollarından biri olarak ileri sürülen adanın taksimine karşı olunan mesajda, Kıbrıs’a dışarıdan gelecek bir saldırıya karşı Sovyetler Birliği’nin garantisinin sürdürülmesi için Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tarafsızlık politikasından ayrılmaması gerektiği belirtilmekteydi.[53]

İnönü, 8 Eylül 1964’de TBMM’de hükümetinin Kıbrıs’ın geleceği konusundaki görüşlerini dile getirirken, federasyon tezi ile neyi amaçladıklarını ilk defa şöyle açıklamıştı:

“Muahede hükmü dâhilinde bulunmak için resmî ağızdan taksim sözü ile değil, federasyon şekli ile münakaşaya başladık.” [54]

 

“İKİ ULUSAL TOPLUM”

            Türkiye Dışişleri Bakanı Erkin’in Moskova’ya yaptığı ziyaret sonunda 5 Kasım 1964’de yayınlanan Ortak Bildiri’de de Kıbrıs konusunda şöyle denmekteydi:

“Taraflar Kıbrıs sorununun, Kıbrıs’ın bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı esasını ve her iki ulusal toplumun kanuni haklarına saygı ve Ada’da iki ulusal toplum varlığının tanıma esası üzerine, barış içinde yaşamalarını sağlayacak bir şekilde, barışçı yollarla çözümlenmesine taraftar olduklarını belirtmişlerdir.” [55]

Bildiride Türkiye’nin federasyon tezine doğrudan doğruya değinilmemekle beraber, Sovyetler Birliği, Kıbrıs’taki “iki ulusal toplum”un varlığını kabul etmekteydi.     

Podgorni başkanlığından bir Sovyet heyetinin 4-15 Ocak 1965 tarihinde Türkiye’yi ziyareti sırasında, Podgorni yaptığı konuşmalarda, iki ay önce yayınlanan Erkin-Gromiko ortak bildirisinde olduğu gibi, yine Kıbrıs’ın bağımsızlığı ve iki toplumun varlığı ilkesi kabul edilmişti.

          Öte yandan Podgorni’nin yaptığı konuşmalar Kıbrıs’ta tepki ile karşılanmış ve bu hususta bilgi isteyen Kıbrıs Komünist Partisi AKEL ile Sovyetlerin Kıbrıs Büyükelçiliği arasında bir anlaşmaya varılamamıştı. [56] 

 

“FEDERAL BİR ŞEKİL DE OLABİLİR, AMA…”

21 Ocak 1965 tarihinde Sovyet Dışişleri Bakanı Gromiko, İzvestia gazetesinin “Kıbrıs’taki şu andaki durum ve Kıbrıs sorununun çözümü için ileri sürülen çeşitli projeler hakkında ne düşünüyorsunuz?” şeklindeki sorusunu cevaplandırırken, diğer şeyler yanında şöyle dedi:

            “Şimdi asıl sorun, Kıbrıs’ın bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü güven altına almaktır. Ancak, o zaman Kıbrıs halkı, başkalarını ilgilendirmemesi gereken tüm sorunları dış karışma olmaksızın serbestçe çözümleyebileceklerdir.

            Kıbrıs devletinin iç örgütüne gelince, bu Kıbrıslıların kendilerini, Kıbrıs halkını ilgilendiren bir durumdur. Kıbrıs halkı, Rum ve Türk ulusal toplumlarının özel durumlarının tek, egemen ve birleşik bir Kıbrıs devleti çerçevesinde dikkate alması ve bunların yararlarının gerçekleştirilmesini mümkün kılacak herhangi bir devlet şeklini bağımsız ve egemen olarak seçebilecektir. Federal bir şekli de seçilebilirler. Bu şekil dahi, elbette tek, merkezi bir hükümetin, tek bir savunma örgütünün ve keza merkezileştirilmiş bir yönetim ve yargı örgütlerinin varlığını öngörmektedir. Kıbrıslılar kendi tarihi geleneklerini ve memleketlerinin hususiyetlerini de göz önünde tutarak, diğer milletler tarafından bugüne kadar elde edilmiş tecrübelerden yararlanabilirler. Tekrar ediyorum: Kıbrıs Cumhuriyetinin devlet yapısı sorununa bir çözüm yolu bulunması Kıbrıs halkının bizzat halledeceği bir hükümranlık konusudur. Bu sorunun hallinde her türlü dış karışma girişimi de şiddetle kınanmalıdır.” [57]

Gromiko’nun bu demeci, Kıbrıs Rum çevrelerinde olumsuz karşılanmış ve Cumhurbaşkanı Makarios “Kıbrıs probleminin federal sisteme dayanan bir hal tarzına bağlanması teklifi, üzerinde tartışma dahi yapılmadan reddedilecektir” şeklinde tepki göstermişti. Ancak, Makarios’un bu kanısı uzun sürmemiş ve Lefkoşa’daki Sovyet Maslahatgüzarının şu uyarısı ile karşılaşmıştı:

“Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhak edilmesi, yani kuvvet yolu ile kabul ettirilmesi halinde Türkiye karışmaya karar verirse, Sovyetler Birliği Kıbrıs’a yardım için savaş tehlikesine atılmayacaktır. Sovyetler, Enosis bir hükümet darbesi ile kabul ettirilecek olursa, Kıbrıs’ın bölüneceği inancındadır.”[58]

 

AKEL’İN TEPKİSİ

Gromiko’nun demeci üzerine 26 Ocak 1965 günü olağanüstü bir toplantı yapan AKEL Merkez Komitesi ile Merkez Kontrol Komisyonu’nun onayladığı kararda ise şöyle denmekteydi:

“Bu görüşlerle ilgili olarak partimizin tavrı açıktır ve bilinmektedir. Merkez Komitemiz, Kıbrıs ulusal sorununun temelinin farklı ulusal bilince sahip, ayrı bir ulusal varlık yaratmak değil, ezici çoğunluğu Rum olan Kıbrıs halkının milli rehabilitasyonu olduğu ana noktasından hareketle, siyasi çizgimizin 10. Kongre’de de tanımlandığı gibi, bağımsızlığın tamamlanması, askersizleşme ve kendi kaderini tayin olduğu ve bunun değişmeden kaldığını yeniden teyit eder. Merkez Komite, bunun sonucu olarak federasyonu ilkesel ve esaslı nedenlere dayanarak reddeder. Çünkü federasyon yanlıştır. Kıbrıslı Türkler, ada üzerinde dağınık olarak yaşamaktadırlar. Federasyon çeşitli nedenlerle pratik olarak uygulanamaz... Siyasi çizgimiz, tam bağımsızlık, askersizleşme, kendi kaderini tayin ve enosis’tir.” [59]

            7 Şubat 1965 günü Lefkoşa’da yapılan bir parti toplantısında konuşan AKEL Genel Sekreteri E. Papayuannu, şu görüşleri dile getirdi:

 “Kıbrıs sorununun çözümü, ayrı ulusal bir varlık yaratmakla değil, çoğunluğu Rum olan Kıbrıs halkının milli restorasyonunda bulunabilir... Partimiz federal çözümü reddeder. Federal çözüme değinen Bay Gromiko’nun demecinin ilgili bölümüne ilişkin yapıcı eleştirimiz budur.” [60]

            1965 yılı Nisan ayında AKEL Merkez Komitesi’nin Kıbrıslı Türk üyelerinden Derviş Ali Kavazoğlu’nun sendikacı Rum arkadaşı Kostas Mişaulis ile birlikte pusuya düşürülerek, katledilmesi, üçüncü tedhiş dalgasını oluşturur. Artık siyasal ortam, ayrılıkçı Kıbrıs Türk liderliğinin kesin tekelindeydi.

            AKEL Genel Sekreteri E. Papayuannu, 19 Ağustos 1965 günü Orta-Doğu Haber Ajansı’na verdiği demeçte şöyle demekteydi:

            “Kıbrıs sorunu iki ayrı ulusal toplumun sorunu olmayıp, birleşik bir varlık olarak Kıbrıs halkının sorunudur… Sadece Kıbrıslı Türklerin değil, Kıbrıs’ta yaşayan diğer azınlıkların da azınlık hakları tamamen garanti edilebilir. Garanti edilecek olan imtiyazlar değil, demokratik azınlık haklarıdır”[61]

Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios, “mümkün olan çözüm”e yönelerek, Şubat 1968’de yeniden seçilmesi ve Mart ayından itibaren, “normalizasyon” politikasına yönelmesi ile toplumlararası ilişkiler yumuşamaya başlar. Haziran 1968’de toplumlararası barış görüşmelerinin başlaması ardından, Kıbrıs Türk muhalefet güçleri yeniden mücadelelerini yükseltirler. Eylül 1968’de Kıbrıs Türk İlkokul Öğretmenleri Sendikası’nın (sonradan KTÖS adını alacak) ve Aralık 1970’de Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)’nin kurulması, sendikal ve siyasal hakların yeniden tesisi konusunda önemli kilometre taşları olur.[62]

Türkiye’de yükseköğrenim gören Kıbrıslı Türk gençlerin genelde sol eğilimde olmaları sonucu, Kıbrıs Emekçi Halkının İlerici Partisi olarak AKEL’e karşı bir sempatinin gelişmesine yol açar. Ne var ki AKEL, hala daha adanın bağımsızlığı ve “milliyetler sorunu”nun çözümü doğrultusunda bütün Kıbrıslıların katılacağı bir siyasi program oluşturamamıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir Ortodoks-Rum devleti olarak Yunanistan’a bağlanması politikasını uygulamaktadır. Sonunda ada, 1974 yazında bir faşist Yunan darbesi ve Türkiye’nin adanın kuzeyini işgal etmesiyle iki ayrı bölgeye ayrılacak ve taksim gerçekleştirilecektir!

 

(Bu çalışma Türkçe olarak tarafımdan hazırlanmış olup, Nikos Hristofis tarafından yapılan Yunanca çevirisi, küçük bazı değişikliklerle, kendisinin editörlüğünü yaptığı “Ulus ve Sınıf Arasında: Solcular ve Kıbrıs Sorunu, 1920-1974” başlıklı ortak kitapta yayımlanmıştır. Selanik: Psifides Yayınları, 2022,  s.113-177)

 



[1] An, Ahmet, Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar, Lefkoşa 1999, s.19 ve 32

[2] Census of Cyprus. Report, 1881

[3] Lukach ve Jardine, Kıbrıs’ın El Kitabı, Lefkoşa 2007, s.45

[4] Konur, İsmet, Kıbrıs Türkleri, İstanbul 1938, s.30

[5] Georghallides, G. S., A Political and Administrative History of Cyprus 1918-1926, Nicosia 1979, dipnot 4, p.72

[6] Bkz. An, Ahmet, Kıbrıs Türk Liderliğinin Oluşması (1900-1942), Lefkoşa 1997, s.14-15

[7] 1895-1907 yılları arasındaki protesto mektupları için bkz. Osman Örek, History Speaks, Nicosia, March 1971, ayrıca Sabahattin İsmail, İngiliz Yönetiminde Türk-Rum İlişkileri ve İlk Türk-Rum Kavgaları, Lefkoşa 1997, 394s., Ahmet C. Gazioğlu’nun iki kitabı, Enosis Çemberinde Türkler (1878-1952), Lefkoşa 1996, 505s. ve Enosise Karşı Taksim ve Eşit Egemenlik (1951-1959), Lefkoşa 1998, 472s.

[8] Cankat, Kemal, Ekim Devriminin Kıbrıs işçi sınıfının siyasal örgütlenmesine etkisi, Söz gazetesi, 6-13 Kasım 1987

[9] An, Ahmet Kıbrıs’ta işçi sınıfının oluşumu ve ilk sendikal hareketler, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfi ve Tarih Vakfı tarafından, 17-18 Ekim 2015 tarihinde İstanbul’da düzenlenen “Osmanlı İmparatorluğu’nda İşçi Sınıfının Oluşumu” konulu konferansa sunulan bildiri

[10] Aktaran Michalis Michaelides, The Turkish Cypriot Working Class and the Cyprus Labour Movement, The Cyprus Review, Fall 1993, s.33-57

[11] Eleftheria, 16 Nisan 1924'den aktaran Yannis Katsourides, Kıbrıs Komünist Partisi Tarihi, Lefkoşa 2014, agy, s.129

[12] M.Akif, Kıbrıs’ta Türk Matbaacılığı ve Gazeteciliği, Kıbrıs gazetesi, 7 Kasım 1949, Sayı:31

[13] An, Ahmet, İşçi Sınıfının Geçmişteki Güzel İşbirliği Günleri, Afrika gazetesi, 23-26 Kasım 2005

[14] Eleftheria, 12 Mayıs 1926'dan aktaran, Y. Katsourides, agy, s.133

[15] Eleftheria, 6 Kasım 1930’dan aktaran, Y. Katsourides, agy, s.59

[16] Aktaran Harid Fedai, Eski Basınımızdan, Kıbrıs gazetesi, 6 Mayıs 2002

[17] Birlik gazetesi, 6 Şubat 1925, Sayı:54’den aktaran Harid Fedai, Eski Basınımızdan, Kıbrıs, 8 Temmuz 2002

[18] Georghallides, G.S., Cyprus and the Governorship of Sir Ronald Storrs, Nicosia 1985’den aktaran Ahmet An, Kıbrıs Türk Liderliğinin Oluşması (1900-1942), Lefkoşa 1997, s. 88-89

[20] Neos Antropos, 21 Mayıs 1927’den aktaran Y. Katsourides, agy, s.185

[21] Georghallides, G.S., Cyprus and the Governorship of Sir Ronald Storrs, Nicosia 1985’den aktaran Ahmet An, Kıbrıs Türk Liderliğinin Oluşması (1900-1942), Lefkoşa 1997, s.98-99

[22] Hakikat gazetesi, 9 Mayıs 1931

[23] An, Ahmet, agy, s. 113

[24] An, Ahmet, “İşçi Sınıfımızın İlk Öncüleri, 1958’e Kadar Emek Hareketinde Kıbrıslı Türkler” kitabı içinde, “Kıbrıs İşçi Sınıfının Geçmişteki Güzel İşbirliği Günleri” başlıklı ek yazı, Lefkoşa 2011, s.220

[25] Aktaran Yannis Katsurides, Kıbrıs Komünist Partisi Tarihi, Lefkoşa 2014, s.185

[26] An, Ahmet, İşçi Sınıfımızın İlk Öncüleri, 1958’e kadar Emek Hareketinde Kıbrıslı Türkler, Lefkoşa 2011, s.17

[27] Nevzat, Altay, Nationalism amongst the Turks of Cyprus: The First Wave, University of Oulu, Finland, 2005, s.328-329

[28] Mapolar, Hikmet Afif, Aslar: Bir Devre Adını Yazanlar, Lefkoşa 2016, s.85

[29] Orientations, London 1943, p.502

[30] Yerel Polis Komutanından Polis Başkomutanına yazılmış rapor, 4 Ağustos 1931, SA1/607/1931, 27, agy, s.328

[31] Nevzat, Altay, agy, s.329

[32] An, Ahmet, Kıbrıs’ta Türkçe Basılmış Kitaplar Listesi (1878-1997), Ankara 1997, s. 12

[33] Aktaran Michaelides, Michalis, The Turkish Cypriot Working Class and the Cyprus Labour Movement, The Cyprus Review, Fall 1993, s.33-57

[34] Söz Direktörü M.R.Okan imzalı “Açık Muhabere Bay M. Necati Özkana” başlıklı not, Söz, 12 Haziran 1937.

[35] An, Ahmet, Lefkoşa’daki Dayanışma Evi’nde 13 Mayıs 2017 günü “Sol ve Kıbrıs Sorunu” grubu tarafından düzenlenen “İkinci Yıllık Konferans 2017’de okunan bildiri.  

[36] Yenidüzen gazetesi, 9 Ocak 1990

[37] An, Ahmet, İşçi Sınıfımızın İlk Öncüleri, 1958’e kadar Emek Hareketinde Kıbrıslı Türkler, İstanbul 2011, s.183

[38] An, Ahmet, “İşçi Sınıfımızın İlk Öncüleri, 1958’e Kadar Emek Hareketinde Kıbrıslı Türkler” kitabı içinde, “Kıbrıs İşçi Sınıfının Geçmişteki Güzel İşbirliği Günleri” başlıklı ek yazı, Lefkoşa 2011, s.223

 

[39] An, Ahmet, Kıbrıs’ta Fırtınalı Yıllar (1942-1962), Lefkoşa 1996, s.141

[40] Adams, T.W., AKEL: The Communist Party of Cyprus, California 1971, s.40

[41] Ahmet Sadi imzalı ve “Londra Mektubu” başlıklı 15 yazılık diziden, Londra Toplum Postası, 16 Mart-6 Temmuz 1995

[42] Aktaran Ahmet An, İşçi Sınıfımızın İlk Öncüleri, 1958’e Kadar Emek Hareketinde Kıbrıslı Türkler, Lefkoşa 2011, s.141

[43] Londra Toplum Postası gazetesinde Serhat İncirli ile yaptığı “Kıbrıslı Komünist Ferit Frank’ın Öyküsüdür” başlıklı söyleşi, 20 Mayıs 2004’den itibaren 7 yazılık dizi olarak yayımlanmıştır.

[44] Düşmana inat, bir gün daha yaşamak, Lefkoşa 2011, s.207-208

[45] An, Ahmet, Kıbrıslı Türklerde Sınıf Sendikacılığından Etnik Sendikacılığa Geçiş ve İşçi Muhalefeti (1944-1960), Lefkoşa 2005, s.202

[46] Halkın Sesi, 20 Ekim 1954’den aktaran An, Ahmet, agy, s.208-214

[47] Konuyla ilgili gazete haberlerinden alıntılar ve o dönemin diğer gelişmeleri için Bkz. Ahmet An, Kıbrıslı Türklerde Sınıf Sendikacılığından Etnik Sendikacılığa Geçiş ve İşçi Muhalefeti (1944-1960), Lefkoşa 2005, s.245-246 ve Ahmet An, Kıbrıslı Türklerin Siyasal Tarihi (1930-1960): Basının Aynasında Kıbrıslı Türklerin Unutturulan Siyasal Geçmişi ve Liderlik Kavgaları, Lefkoşa 2006, s.536-541

[48] Erim, Nihat, Bildiğim, Gördüğüm Ölçüler İçinde Kıbrıs, Ankara 1975, s.55-57

[49] Programme of AKEL (Cyprus), Nicosia 1962, s.26-27

[50] An, Ahmet, KKK/AKEL Belgelerinde Kendi Kaderini Tayin Hakkı ve Kıbrıs Türk Toplumuna ilişkin Kronolojik Değinmeler. Şu kitap içinde, Masis Kürkçügil, Kıbrıs Dün, Bugün, İstanbul 2003, s.184

[51] Barış ve Sosyalizm Sorunları Dergisi, Prag, Aralık 1972, s.1613

[52] Cumhuriyet (İstanbul) gazetesi, 19 Nisan 1964

[53] Cumhuriyet (İstanbul) gazetesi, 13 Nisan 1964

[54] Dışişleri Belleteni, Ekim 1964, Sayı:2, s.63 ve ayrıca Nihat Erim, Bildiğim, Gördüğüm Ölçüle İçinde Kıbrıs, Ankara 1975, s.427-428

[55] Bkz. Keesing’s Contemporary Archives 1964-65, s. 20500

[56] Cumhuriyet gazetesi, 10-14 Ocak 1965’ten aktaran Aysel İ. Aziz, Sovyetlerin Kıbrıs Tutumları, 1965-1970” başlıklı makale, Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Aralık 1969, s.204

[57] Dışişleri Belleteni (1965), Sayı:4, s. 56-57’den aktaran Ertan Yüksel, Kıbrıs’ın Taksimi Kastedilerek Federasyon Tezinin Türk Görüşü Olarak Öne Sürülüşü ve Sovyetler Birliği’nin Federasyon Anlayışı, Söz dergisi, Lefkoşa, 17 Ocak 1986, Sayı:14 ile 21 Şubat 1986, Sayı:19 arasında 6 yazılık dizi.

[58] Cumhuriyet gazetesi, 28 Ocak 1965’den aktaran Aysel İ. Aziz, agm, 1969, s.210

[59] AKEL Newsletter, December 1964-January 1965

[60] AKEL Newsletter, February-March 1965 

[61] AKEL Newsletter, August-October 1965

[62] An, Ahmet, Kıbrıs Türk Solunun Dünü ve Bugününe Kısa Bir Bakış, Kıbrıs’ta Sosyalist Gerçek, Temmuz 1996, Sayı:6 ve şu kitap içinde, Ahmet An, Kıbrıs Nereye Gidiyor? İstanbul 2002, s.223-231. Ayrıca Rumca çevirisi için bkz. Ex İbarhi (Lefkosia), No.47 (Kasım 2003) ile No.51 (Mart 2004) arasında çıkmış 5 yazı.