25 Mayıs 2022 Çarşamba

PROTOKOL, CENEVRE SÖZLEŞMESİ ÇERÇEVESİNDE DE DEĞERLENDİRİLMELİDİR

Silahlı çatışma bölgeleri ve işgal edilmiş topraklardaki sivil kişiler, savaş sırasındaki sivil kişilerin korunması ile ilgili ve 12 Ağustos 1949 tarihli 4. Cenevre Sözleşmesindeki 159 madde ile korunmuşlardır. İşgaller, geçici bir süreyle olur ve işgal güçleri, kendi yönetimleri altında korunmakta olan kişilerin çıkarlarının güvence altına almakla yükümlüdürler.

Sözleşmenin 4. Maddesi, koruma altına alınmış kişinin tanımını yapmaktadır. Aynı sözleşmenin 3. Kısmı, işgal bölgesinde “koruma altına alınmış kişilerin statüsü ile onlara nasıl davranılacağını belirleyen kurallar koymuştur (Madde 27-141). Böylece sivil kişiler, cinayet, işkence veya vahşetten; ırk, milliyet, din veya siyasal görüş temelinde ayrımcılık görmekten korunmaktadır.
Sözleşmenin 49(6). Maddesine göre, işgal gücü, kendi nüfusunun bir kısmını, işgal ettiği bölgeye zorla göndermeyecek veya aktarmayacaktır.

Birleşmiş Milletler örgütünün Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak aldığı çeşitli karar ve açıklamalarda, Kıbrıs’taki demografik yapının değiştirilmesinden duyulan üzüntü dile getirilmiştir. Örneğin BM Genel Kurulu’nun 20 Kasım 1975 tarihli ve 3395 numaralı kararında, “bütün taraflar, Kıbrıs’ın demografik yapısında değişiklikler yapma da içinde, 3212 numaralı karara ters düşecek tek yanlı eylemlerden kaçınmaya” çağrılmaktadır. 9 Kasım 1978 tarihli ve 33/15 numaralı BM Genel Kurulu kararında da, “Kıbrıs’ın demografik yapısını değiştirmiş olan bütün tek yanlı eylemlerle ilgili olarak da” üzüntü duyulduğu ifade edilmektedir. BM Genel Kurulu, 20 Kasım 1979 tarihli (No.34/30) ve 13 Mayıs 1983 tarihli (No.37/253) kararlarında da bu durumu yeniden teyit etmiştir.

Hatırlanacağı gibi, BM Güvenlik Konseyi’nin 18 Kasım 1983 tarihli ve 541 sayılı kararı ile bütün ülkelerin Kıbrıs Cumhuriyeti'nden başka bir Kıbrıs devletini tanımaması istenmişti.
BM “Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması ile ilgili Alt Komisyon”un 2 Eylül 1987 tarihli kararında ise şöyle denmektedir:
“Bir çeşit sömürgecilik oluşturan ve Kıbrıs’ın demografik yapısını yasadışı olarak değiştirme girişimi olan, Kıbrıs’taki işgal altındaki bölgelere yerleşimcilerin getirilmesi politikası ve uygulamasından da endişe duyulmaktadır.”

Zaman zaman görüşme masasında da konuşulan ve Türkiye’den Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgelerine aktarılmış olan bu nüfustan bütün BM belgelerde hep dolaylı olarak söz edilmektedir. Ama Kıbrıs sorununun çözümlenmesi aşamasında mutlaka halledilmesi gereken ana konulardan birisini oluşturmaktadır.

2003 yılında yazdığımız “Kıbrıs’a taşınan Türkiyeli nüfusun durumu” başlıklı bir makalede bu duruma değinmiş ve makalenin girişinde şu saptamada bulunmuştuk:
“1974 yazında Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarının %37’lik kuzey kısmını askeri işgal altına alması ardından “mevsimlik işçi” adıyla adaya taşınan Türkiyeli nüfus, son dönemlerde Kıbrıs Türk kamuoyunda tartışma konusu olmaya başlamıştır. Kendilerine KKTC yurttaşlığı verilerek, yıllardır işgal rejimine siyasi destek vermek üzere oy deposu olarak kullanıldıklarını ifşa etmiş olan TC’li nüfusun uluslararası hukuktaki yeri de, artık haklı olarak sorgulanmaktadır.” (Afrika gazetesi, 3-4-5 Eylül 2003) https://can-kibrisim.blogspot.com/.../kibrisa-tasinan...

14 Nisan 2022’de Ankara'da imzalanan ve 20 Mayıs 2022’de Resmi Gazete’de yayımlanan “2022 Yılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması" ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1974 yazından beri Türk Silahlı Kuvvetleri’nin işgali altında tutulan bölgede yapılmak istenen ve protokolde belirtilen amacı da aşan diğer değişiklikler, konuyu 1949 tarihli 4. Cenevre Sözleşmesi bağlamında yeniden değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.

(23 Mayıs 2022, Lefkoşa)

30 Nisan 2022 Cumartesi

AHMET CAVİT AN DA TÜRKİYE’YE ALINMADI

 

Türkiye’ye bir giriş yasağı daha

11 Temmuz 2021 – 17:40 – yeniduzen.com

Cumhurbaşkanlığı Eski Basın ve İletişim Koordinatörü Ali Bizden’in ardından, Araştırmacı Yazar Dr. Ahmet Cavit An da bugün gittiği İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan “giriş yasağı” olduğu gerekçesiyle Türkiye’ye alınmadan geri gönderildi.

AHMET CAVİT AN DA TÜRKİYE’YE ALINMADI

Cumhurbaşkanlığı Eski Basın ve İletişim Koordinatörü Ali Bizden’in ardından, Araştırmacı Yazar Dr. Ahmet Cavit An da bugün gittiği İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan “giriş yasağı” olduğu gerekçesiyle Türkiye’ye alınmadan geri gönderildi.

Kanal Sim’e konuşan An, ablası ile birlikte İstanbul üzerinden İzmir’e transit gitmek için Ercan Havalimanı’ndan ayrıldığını, 06:20 uçağıyla İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na gittiğinde ise, pasaport kontrolünde, görevliler tarafından “G-82” gerekçe gösterilerek ülkeye alınmadığını söyledi.

Havalimanında görevli polis eşliğinde üzerinde Göç İdaresi yazan bir odaya alındığını söyleyen An, kendisine, hakkındaki kararın 2020 yılının Eylül ayında alındığının, detaylı bilginin de Kıbrıs’taki Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nden alınabileceğinin söylendiğini vurguladı.  

Cumhurbaşkanlığı Eski Basın ve İletişim Koordinatörü Ali Bizden de 6 Temmuz akşamı İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda “milli güvenliğe aykırı davranış” ithamı ile Türkiye’ye alınmamış ve sabaha kadar “Kabul Edilemez Yolcular Odası”nda tutularak, Kıbrıs’a geri gönderilmişti.

Ahmet Cavit An kimdir?

1950 yılında Lefkoşa'da doğan Ahmet An, İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonta Leipzig'de çocuk doktoru ünvanını aldı. 1982'den beri Lefkoşa'da serbest hekim olarak çalışmaktadır.

Ahmet Cavit An, Kıbrıs’a yönelik araştırma, inceleme ve kitaplarıyla da biliniyor.

________________________________________

G82 KODU NEDİR?

Ali Bizden’in Türkiye’ye girişine izin verilmemesine gerekçe olarak ‘G82’ kodu gerekçe olarak gösterildi.

‘G82’ kodu, “milli güvenlik aleyhine faaliyetler” olarak nitelendiriliyor ve bu kapsama alınan kişiler sınır dışı ediliyor.

Farklı harfler, farklı kategorilerden kişileri temsil ediyor.

 “A” kodu mahkeme kararlarını, “Ç” kodu geçici olarak ülkeye giriş yasaklarını, “G” ve “O” kodu ülkeye giriş yasaklarını belirtirken, “N” kodu ise (çalışma koşullu) izne dayalı girişle ilgili.

 

Bir Kıbrıslıtürk daha Türkiye’ye alınmadı: Ülkeye girişiniz yasak!

12 Temmuz 2021 – ozgurgazetekibris.com

Muhalif duruşuyla tanınan Kıbrıslıtürk Araştırmacı Yazar Dr. Ahmet Cavit An bugün İstanbul Havalimanı‘ndan Türkiye‘ye alınmadı ve kendisinin ülkeye giriş yasağı olduğu söyleyenerek ülkeye geri gönderildi

An, İstanbul Havalimanı’ndan Türkiye’ye alınmadı

Özgür Gazete‘ye konuşan Dr. An, ablasıyla birlikte İzmir‘e transit uçmak için bu sabah Ercan Havaalanı‘ndan saat 06:20 uçağıyla İstanbul’a gittiğini anlattı. İstanbul Havalimanı’nda polis kontrolü için sıraya girdiklerini belirten An, “Ablam kontrolden geçti, sıra bana gelince durdurdular. Sizi alamayız diyerek ‘G28 nedeniyle’ dediler” dedi. (G28: ‘Milli güvenlik aleyhine faaliyetler”’ olarak nitelendiriliyor ve bu kapsama alınan kişiler sınır dışı ediliyor)

“Ülkeye girişiniz yasak”

Polisin bu açıklamasından sonra kapısında ‘Immigration Department‘ (Göç Dairesi) yazan bir odaya alındığını belirten An, burada neden ülkeye giremediğinin sebebini sorduğunu ve verilen cevabı aktardı.

An, “2020 yılının Eylül ayında alınan bir kararmış bu. ‘Ülkeye girişiniz yasak’ dediler ve ancak Kıbrıs’a dönüp TC Lefkoşa Büyükelçiliği’nden bilgi alabileceğimi söylediler. Elime bir kağıt verdiler ve o kağıtta ülkeye kabul edilmeme nedenleri arasından, ‘Yasa Numarası: 65/58 Article 15-1B hakkında’ yazan maddeyi işaretlediler. Bir sonraki uçuşla da beni adaya geri gönderdiler” dedi.

Ahmet Cavit An kimdir?

Emekli Çocuk Doktrou olan Ahmet Cavit An aynı zamanda Araştırmacı Yazar’dır. An, 1989’da kurulan Bağımsız ve Federal Kıbrıs İçin Temas Grubu’nun da hem kurucuları arasında yer almış hem de Türk Koordinatörlüğü görevini yürütmüştür.   (Özgür Gazete/Özel Haber)

 

Türkiye’nin 'yasaklı Kıbrıslılar' listesi genişliyor: Araştırmacı yazar Dr. An geri gönderildi

KKTC Cumhurbaşkanlığı'nın eski basın ve iletişim koordinatörü Ali Bizden'ın ardından, araştırmacı yazar Dr. Ahmet Cavit An 'G-82' gerekçe gösterilerek Türkiye'ye alınmadı.

12 Temmuz Pazartesi 2021 -  gazeteduvar.com.tr

Nikolaos Stelya

LEFKOŞA - KKTC’nin eski cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın basın ve iletişim koordinatörü Ali Bizden’in ardından, araştırmacı yazar Dr. Ahmet Cavit An, giriş yasağı’ olduğu gerekçesiyle İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Türkiye’ye alınmadan geri gönderildi. Çocuk doktoru olan ve Kıbrıs’la ilgili sayısız kitap ve makaleye imza atan An, ablası ile birlikte İstanbul üzerinden İzmir’e transit gitmek için İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na vardığı esnada, pasaport kontrolünde, görevliler tarafından 'G-82' kodu gerekçe gösterilerek ülkeye alınmadı. 'G-82' kodu, 'milli güvenlik aleyhine faaliyetler' olarak nitelendiriliyor.

Havalimanında görevli polis eşliğinde üzerinde Göç İdaresi yazan bir odaya alınan An, kendisi hakkında Eylül 2020'de alınan bir kararın olduğu konusunda bilgilendirildi. Havalimanındaki yetkililer ayrıca An’a, detaylı bilgiye de Kıbrıs’taki Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nden ulaşabileceğini söyledi.  An, ‘giriş yasağı’ temelinde başka bir uçak ile KKTC’ye geri gönderildi.

Kıbrıslı düşünürün başına gelenlerin benzerini geçtiğimiz hafta başlarında Cumhurbaşkanlığı'nın eski basın ve iletişim koordinatörü Ali Bizden de yaşadı. Kıbrıslı iletişim uzmanı, 6 Temmuz akşamı İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda ‘milli güvenliğe aykırı davranış’ ithamı ile Türkiye’ye alınmamış ve sabaha kadar 'kabul edilemez yolcular odasında' tutularak, Kıbrıs’a geri gönderilmişti.

AN SINIR DIŞI KARARI İÇİN NE DİYOR?

Geçtiğimiz senelerde, Kıbrıs'taki ve Türkiye'deki milliyetçi çevrelerle Kıbrıs sorunu temelinde karşı karşıya geldiğini söyleyen An, 'sınır dışı' kararı karşısında şaşkınlığını gizlemiyor. Kıbrıslı yazar 2003 yılında, Kıbrıs’ta sınır kapıları-barikatların açılmasından evvel AİHM nezdinde ‘örgütlenme özgürlüğü’ temelinde hukuki bir mücadele başlattığı hatırlatmasında bulunduktan sonra, kendisi hakkında, yıllar sonra 2020 Eylül’ünde Türkiye’ye giriş yasağı verilmesine bir anlam veremiyor.

“Karar nasıl ve neden alındı” sorusuna yanıt arayan An, İstanbul’da havalimanında yetkililerin kendisine bir mektup verdiğini ve bu mektupta milli güvenliğe atıf bulunduğuna dikkat çekiyor. An, KKTC pasaportu sahip vatandaşlarla ilgili söz konusu işlem sonucunda 1 aydan 5 yıla kadar ülkeye giriş yasağının gündeme geldiğini de vurguluyor.

KKTC'YE ELEŞTİRİ

Kıbrıs konusunda federal çözümden hiçbir zaman taviz vermediği ve Türkiye’nin 1960 anlaşmaları hilafında hareket ettiği görüşlerini dillendiren An, kendisi hakkında Türkiye’ye giriş yasağı konduğu dönemde Mustafa Akıncı liderliğinin bir savunucusu konumunda olmadığı, KKTC’nin eski cumhurbaşkanıyla Kıbrıs meselesinde ayrı düştüğü noktaların olduğunu da belirtiyor.

Kıbrıs’a yönelik araştırma, inceleme ve kitaplarıyla tanınan çocuk hekimi An, son gelişmeler karşısında KKTC yönetiminin takındığı tavrı da eleştiriyor. An’a göre bu tavır ‘egemen KKTC’ iddiasıyla bağdaşmıyor.

'KAMU MENFAATİ' İDDİASI

Bizden ile An’ın Türkiye’de karşılaştığı muamele Kıbrıs’ta ‘yasaklılar listesi’ tartışmasını alevlendirdi. Söz konusu listede birçok Kıbrıslı aydının bulunuyor olma ihtimali, Kıbrıs’taki muhalefetin tepkisine neden oldu. Son gelişmelere KKTC’deki iktidar kesimleri de tepki verdi.

Kıbrıs basınına konuşan iktidardaki Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Sekreteri, Oğuzhan Hasipoğlu, "Yaşananlar Türkiye’nin kendi kamu menfaatiyle ilgili” dedi. Parti olarak, şu ana dek bir tasarruflarının olmadığı bilgisini de paylaşan Hasipoğlu ayrıca, "Bu, partinin meselesi değildir. Gerek görülmesi halinde, gereken adımları Dışişleri Bakanlığı atacaktır” ifadelerini kullandı.

BİZDEN, TATAR'DAN GÖRÜŞME TALEP ETTİ

Bu arada geçtiğimiz hafta Türkiye’den sınır dışı edilen Bizden, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’dan görüşme talep ettiğini açıkladı. “Ersin Tatar ile görüşme talebimi kendilerinin cumhurbaşkanlığındaki özel asistanına ilettim” açıklamasında bulunan Bizden, şöyle konuştu: “Kabul etmeleri durumunda, kabul edilemez durum hakkındaki düşüncelerimi iletip kendilerinin düşünce ve değerlendirmelerini dinleyeceğim. KKTC cumhurbaşkanlığına kabulüm mümkün değilse de bana bildirmelerini rica ettim."

 

An: Onların bürokrasisi de böyle çalışır

13 Temmuz 2021    -   ozgurgazetekibris.com

Türkiye’ye ‘milli güvenlik aleyhine faaliyetleri’ gerekçesiyle alınmayan ve İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Kıbrıs’a geri gönderilen yazar Dr. Ahmet Cavit An, söz konusu kararın barış ve çözüm yanlılarını korkutma amacı taşıdığını söyledi

An: Karar, barış ve çözüm yanlılarını korkutma amacı taşıyor

İzmir’e gitmek üzere Ercan Havalimanı’ndan İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na sabah saat 06.20’de inen araştırmacı yazar Dr. Ahmet Cavit An, “G-82” olarak kodlanan ‘milli güvenlik aleyhine faaliyetler’ gerekçesiyle ilk uçakla geri gönderildi. Havalimanında görevli polis eşliğinde üzerinde “Göç İdaresi” yazan bir odaya alındığını belirten An, kendisine, hakkındaki kararın geçen yıl Eylül ayında alındığını ve detaylı bilginin de Kıbrıs’taki Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nden alınabileceğinin söylendiğini aktardı. Kıbrıs’ın alternatif tarihi üzerine çalışmaları bulunan Cavit An, yaşadıklarını Mezopotamya Ajansı’ndan gazeteci Sedat Yılmaz’a anlattı.

An: Karar barış yanlılarına karşı

İnternette edindiği bazı bilgilere göre aynı konumda 32 kişilik bir liste olduğunu ifade eden An, hakkındaki kararın geçen yıl Eylül ayında alındığını ve bunun da son cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir ay öncesine tekabül edilmesinin tesadüf olmadığını dile getirdi. Kararın Kıbrıslı aydın, muhalif ve barış yanlısı olanlara karşı olduğunu belirten An, “Seçim öncesi federasyon yanlılarını, çözüm yanlılarını, barış yanlılarını, Türkiye’nin buradaki işgaline karşıt olanları bir liste yapın dediler herhalde. Biz bunları korkutalım dediler. Böyle istediler. Onların bürokrasisi de böyle çalışır” dedi.

“46 senedir ne yapıyorsun?”

Bu kararın siyasal olduğunun altını çizen An, 2003’te Türkiye’ye karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne açtığı davayı kazandığını hatırlattı. Daha önce Facebook sayfasında başkasına ait paylaştığı bir karikatürde Türkiye’ye terörist denildiği yönünde suçlamalara da maruz kaldığını vurgulayan An, “Kaldı ki şimdi ben Türkiye’ye terörist dersem, o karikatürde olduğu gibi, haksız sayılmam. Sen Suriye’nin kuzeyini işgal ettin, Irak’ın kuzeyini işgal ettin. Benim ülkemde de 160 bin Kıbrıs Rum’u, 40 bin Kıbrıslı Türk’ü göçmen yaptın. Adada 46 senedir ne yapıyorsun? Bu sürede 150 bin nüfus aktardın, Kıbrıs Türkleri azınlığa düştü” diye konuştu.

G82 kodu nedir?

“G82” kodu, “milli güvenlik aleyhine faaliyetler” olarak nitelendiriliyor ve bu kapsama alınan kişiler sınır dışı ediliyor. Farklı harfler, farklı kategorilerden kişileri temsil ediyor. Buna göre, “A” kodu mahkeme kararlarını, “Ç” kodu geçici olarak ülkeye giriş yasaklarını, “G” ve “O” kodu ülkeye giriş yasaklarını belirtirken, “N” kodu ise (çalışma koşullu) izne dayalı girişle ilgili.

 

'Kırılma noktası'

13 Temmuz 2021 – yeniduzen.com - Ayşe GÜLER

‘Güvenlik’ gerekçesiyle Türkiye’ye alınmayan KKTC Cumhurbaşkanlığı eski Basın ve İletişim Koordinatörü Ali Bizden’in ardından, Kıbrıslı Araştırmacı Yazar Ahmet Cavit An’ın da girişine izin verilmemesi, gözleri ‘yasaklı listesine’ çevirdi.

 ‘Güvenlik’ gerekçesiyle Türkiye’ye alınmayan KKTC Cumhurbaşkanlığı eski Basın ve İletişim Koordinatörü Ali Bizden’in ardından, Kıbrıslı Araştırmacı Yazar Ahmet Cavit An’ın da girişine izin verilmemesi, gözleri ‘yasaklı listesine’ çevirdi.

Her iki isim, detaylı açıklama için Kıbrıs’taki Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne yönlendirilse de henüz bilgi paylaşımı yapılmadı.

Bilgi almak için aradığımız Polis Basın Subaylığı da resmi açıklama yapılmazken, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı İsmet Korukoğlu ise geçtiğimiz gün yapılan açıklamaya ek bir bilgi vermenin mümkün olmadığını, istişarelerin sürdüğünü belirtti.

Öte yandan 'milli güvenliğe aykırı davranış' ithamı nedeniyle Türkiye’ye girişinin yasaklandığını, İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı’ndaki pasaport kontrolü sırasında öğrenen Bizden ise Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’dan görüşme talep etti.

Bir haftalık sürede hem Bizden, hem de An’ın Türkiye’ye alınmaması, akıllara  ‘sır’ gibi saklanan yasaklı listesinde kimlerin olup olmadığı sorusunu da getirdi. 

Barolar Birliği Başkanı, Avukat Hasan Esendağlı konuyla ilgili endişelerini dile getirdi, Türkiye’nin KKTC vatandaşlarına yönelik yaklaşımını ‘dikkat çekici’ ve ‘kırılma noktası’ olarak değerlendirdi.

Esendağlı, KKTC’deki yetkililerin yaşananlarla ilgili herhangi bir girişim yapmayarak, sessiz kalmalarından duyduğu kaygıyı da dile getirerek, konunun takipçisi olacaklarını aktardı.

Liste Eylül ayında oluşturuldu…

Bizden ve An’ın verdiği bilgiler dikkate alındığında ‘yasaklı listesine’ yönelik kararın geçtiğimiz yıl, Eylül ayında alındığı görüldü.

‘Giriş yasağı’ listesinin Ekim ayında gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde oluşturulması da dikkat çekti.

Türkiye’ye giriş izni verilmeyen Kıbrıslı Araştırmacı Yazar Ahmet Cavit An, YENİDÜZEN’e konuştu:

“Giriş yasağı varsa, bu kararı kim aldı?”

Türkiye’ye giriş izni verilmeyen Kıbrıslı Araştırmacı Yazar Ahmet Cavit An, YENİDÜZEN’e konuştu, “Yaşanılanları düşünce ve fikir özgürlüğü anlamında değerlendirmek gerekiyor. Hakkımda giriş yasağı var denildi, ülkeye alınmadım. Bana kabul edilemeyen yolcu formu gösterildi, 10-15 gerekçe vardı” dedi.

An, “Giriş yasağı varsa, bunu kim aldı? Başkalarına da bu karar alındıysa neden duyurulmaz?” diye sordu.

Giriş yasağı ile ilgili gerekli bilginin TC Lefkoşa Büyükelçiliği tarafından verileceğinin ifade edildiğini söyleyen An, “Yasağın gerekçesini söylesinler, elçilik bize açıklasın” şeklinde konuştu.

An, şöyle devam etti: Türkiye’ye giriş yasağına yönelik kararın Eylül ayında alındığı ifade edildi. Ali Bizden ile aynı tarihler…

Bu olayı fikir ve düşünce özgürlüğü değerlendirmek gerekiyor.

 

Türkiye’ye bir giriş yasağı daha

Bizden: Tatar’ın değerlendirmelerini dinlemek istiyorum

Öte yandan KKTC Cumhurbaşkanlığı eski Basın ve İletişim Koordinatörü Ali Bizden, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’dan görüşme talep ettiğini açıkladı.

Bizden, görüşme talebinin kabul edilmesi halinde Türkiye’ye girişinin yasaklanmasına yönelik düşüncelerini ileteceğini ve Tatar’ın bu konudaki değerlendirmesini dinlemek istediğini belirtti.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Bizden, şöyle dedi: Ersin Tatar ile görüşme talebimi kendilerinin Cumhurbaşkanlığındaki özel asistanına az önce ilettim. Kabul etmeleri durumunda kabul edilemez durum hakkındaki düşüncelerimi iletip kendilerinin düşünce ve değerlendirmelerini dinleyeceğim. KKTC Cumhurbaşkanlığına kabulüm mümkün değilse de bana bildirmelerini rica ettim.

Bizden: Tatar’dan görüşme talep ettim

Barolar Birliği Başkanı, Avukat Hasan Esendağlı:

“Endişeliyim, kırılma noktası…”

Barolar Birliği Başkanı, Avukat Hasan Esendağlı, Ali Bizden’den sonra Ahmet Cavit An’ın da Türkiye’ye girişinin yasaklanmasıyla, Türkiye’deki hükümetin bazı Kıbrıslı Türklere yönelik, daha sistemli denilecek bir uygulama içinde olduğunu gösterdiğini belirtti.

Türkiye’nin KKTC vatandaşlarına yönelik yaklaşımını ‘dikkat çekici’ ve ‘kırılma noktası’ olarak değerlendiren Esendağlı, bu konuda endişe taşıdığını aktardı.

Esendağlı, KKTC’deki yetkililerin yaşananlarla ilgili herhangi bir girişim yapmayarak, sessiz kalmalarından duyduğu kaygıyı da dile getirdi.

“Türkiye, KKTC’nin resmi ilişki içerisinde olduğu tek ülke. Oradan da KKTC vatandaşlarına milli güvenlik tehdidi gerekçesiyle engel konulması, özellikle dünyaya erişim noktasında sıkıntı olan KKTC’li vatandaşlar açısından ciddi bir olaydır” şeklinde konuşan Esendağlı, hem sebeplerini hem de sonuçlarını takip edeceklerini aktardı.

“Türkiye, ifade özgürlüğü açısından sorunlu…”

“Türkiye Cumhuriyeti, düşünce ve ifade özgürlüğü anlamında sorunlu bir yer” diyen Esendağlı, orada TC vatandaşlarına yönelik uygulamaların bunu gösterdiğini kaydetti.

Esendağlı, “Artık idrak etmemiz gereken şey, bu yaklaşımın KKTC’de de muhalif unsur olarak gördüklerine sirayet edeceği noktasıdır” dedi.

Türkiye’nin KKTC’deki muhalif seslere olumsuz bir yaklaşımı olduğunu dile getiren Esendağlı, ilk kez böyle bir tavır içerisine girildiğini belirtti.

Esendağlı, “Her devletin kendi egemenliği altındaki ülkeye girişleri düzenleme noktasında yetkisi var. Bu yetkinin kullanış şekli anlamında buradan yapılacak eleştirilerin çok anlamı olmaz” dedi.

Dışişleri Bakanlığı, Ali Bizden'in Türkiye'ye girişine izin verilmemesi üzerine gerekli girişimlerin yapıldığını, istişarelerin devam ettiğini açıkladı.

Dışişleri'nden yapılan açıklama şöyle:

Cumhurbaşkanlığı Basın ve İletişim eski Koordinatörü Ali Bizden’in 6 Temmuz 2021 tarihinde İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanında Türkiye Cumhuriyeti’ne giriş yapmasına müsaade edilmemesinin öğrenilmesi üzerine, Bakanlığımız ile Ankara Büyükelçiliğimiz ve İstanbul Başkonsolosluğumuz Türkiye Cumhuriyeti ilgili makamları nezdinde gerekli girişimleri yapmıştır. Vatandaşımızın durumuna ilişkin Türkiye Cumhuriyeti ilgili makamları ile istişare devam etmektedir.

 

PROF. DR. LEVENT KÖKER “Toplu bir çıkış lazım”

 “…Ersin Tatar’ın seçildiği Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mustafa Akıncı tehdit edildiğini açıkladı. Herkes bunu normal karşıladı. Bu korkunç bir şey…Böyle bir şey olabilir mi?...”

30 Temmuz 2021  yeniduzen.com

Türkiye ve KKTC arasında yarım asırdır iç siyasetteki müdahale örneklerinin tartışıldığını hatırlatarak, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden başlayarak son dönemde yaşananlarla ilgili değerlendirmelerini soruyorum Levent Köker’e… Şöyle konuşuyor;

“Eskiden beri müdahale oluyor deniliyor ama Ersin Tatar’ın seçildiği Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mustafa Akıncı tehdit edildiğini açıkladı. Herkes bunu normal karşıladı. Bu korkunç bir şey…Böyle bir şey olabilir mi?”

Ünlü ve medyatik mafya lideri Sedat Peker’in ifşaatlarını da değerlendiren Köker, bu ifşaatlarla Kutlu Adalı cinayetinin yeniden gündeme geldiğine ancak daha ifşa edilmemiş birçok başka isim ve olay da olabileceğine işaret ediyor.

“…Şimdi sormak lazım Mustafa Akıncı hakkında da acaba böyle bir Türkiye’ye giriş yasağı kararı var mı?...”

“Ali Bizden’in Türkiye’ye girişinin yasaklanmasıyla ilgili olarak ise, “Türkiye ne pahasına olursa olsun bu kadronun yeniden iş başına gelmesini istemiyor” diyor ve eğer seçilmiş olsaydı bu yasaklamanın belki Akıncı görevdeyken de yaşanabileceğine işaret ediyor ve dikkat çekici bir noktanın altını çiziyor;

“Cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale olmasaydı zaten seçimi Mustafa Akıncı kazanacaktı. Şimdi sormak lazım Mustafa Akıncı hakkında da acaba böyle bir Türkiye’ye giriş yasağı karar var mı?”

Türkiye’ye giriş yasaklılar konusunda 20-25 kişilik bir listeden bahsedildiğine işaret eden Levent Köker, bu listenin özellikle Akıncı yönetimiyle ilgili bir liste olduğunu düşündüğünü söylüyor.

Yine Türkiye’ye girişi yasaklanan Ahmet Cavit An’ın Türkiye Kültür Bakanlığı resmi internet sitesinde özgeçmişinin olduğunu da ifade eden Köker, buradaki tutarsızlığa işaret ediyor.

Müdahale konusunda Türkiye’nin de ağır bir krizi olduğunu belirten Levent Köker, 2017 Anayasa referandumunda yaşanan açıktan müdahalelerle ciddi bir meşruiyet sorunu yaratıldığının altını çiziyor. (…)

 

Dr. Ahmet Cavit An, işbirlikçiler ve TRNC foreverciler!

Serhat İncirli –  7 Kasım 2021 – yeniduzen.com

Dr. Ahmet Cavit An… Daha önce de yazmıştım… Çocukluk – gençlik dönemimizde, yaz aylarında ailesiyle Yeşilırmak’a tatile gelen biriydi… Sürekli elinde kitap vardı… Belki de “şimdilerde çok yapamıyor olsam da”, “okuma” sevgisini kazandıran kişilerden biri olmuştur…

-*-*-

Çok kibar, çok bilgili bir büyüğümüzdü… Hala öyledir… Ve doktordu… Şimdi 71 yaşında…  Yazdığı kitapların, araştırmaların sanırım tümünü okudum… Özellikle “Kıbrıs’ın yetiştirdiği değerler” adlı iki kitap çalışması, bu ülkede benzersizdir…

-*-*-

Elbette Kıbrıs ile ilgili düşünceleri, yönetenlerimizden, ağalarımızdan, biat – itaat edenlerden ve haliyle biat – itaat edilenlerden falan çok farklı… KKTC’de, “Özgür bir yurt istemeyeceksin, istersen de, cezalandırılacaksın” diyenler bir hayli fazla ne yazık ki…

Doktorumuz, bunlara “TRNC foreverciler ve işbirlikçiler” diyor!

-*-*-

Faiz Sucuoğlu yeni kabineyi açıkladı ya geçen gün… Sim Tv’deki programımda, reklam arasına giderken, “Sucuoğlu kabinesini ele geçirdim; reklamlardan sonra ilk ben açıklıyorum” dedim… Şaka yapmaya çalıştım aslında… Ama o reklam arasında, en az 10 kişi aradı…

Amma meraklıyız ha kimin bakan olacağına! Oysa, mevcut yapı içerisinde kimin bakan olduğunun bir önemi yok ki! Hepimiz Kıbrıslı deyişiyle, “tıpkısının aynıyız”… Bazı bölgelerde, “aynısın gibin” diyenler de var sanırım… Kimimiz biatçı – itaatçı ve de dibine kadar işbirlikçi ama çoğunluk ne yazık ki doktorumuzun dediği gibi, “TRNC foreverci”…

-*-*-

Neyse, şaka maksatlı kurduğum kabinede Dr. Ahmet Cavit An’ı da “Sağlık Bakanı” yaptım…

Bu ülkede belki de bu görevi yapabilecek en yeterli insanlardan biridir… İlk mesaj annemden geldi; “… Keşke bu saydıkların olsa”… Çünkü öyle bir kabine yazdım ki; ceplerini, ailelerini, hısımlarını, kredilerini, arsalarını, ganimetlerini değil; ülkelerini çok seven insanlardı onlar…

-*-*-

Ve tümü, aynı zamanda Türkiye’ye girmesi yasak olabilecek kişiler… En azından Dr. An ve Ali Bizden hocam ki her ikisi de kabinedeydi; tescilli “girememiş olanlar”dandı…

-*-*-

Dr. An ile daha sonra yazıştık…  Kısa ama her şeyi anlatan bir mesajı var, izniyle sizlerle de paylaşmak istiyorum:

“… Merhabalar, beni sahte devletin sahte bakanı yapman hoş bir şakaydı. Teşekkür ederim. TC'ye giriş yasağı konusunda bir gelişme yok. Ne TBMM'deki Erkan Baş (TİP) ve Utku Çakırözer’in (CHP) soru önergeleri 15 günlük süre içinde yanıtlandı, ne de benim TC Lefkoşa Büyükelçiliği'ne avukatım aracılığı ile yapmam önerilen "nedenini öğrenme" dilekçeme yanıt geldi. En azından yasağın kaç yıl süreceğini söyleseler... 71 yaşındayım. Ağır bir hastalık durumum olsa, TC'ye gidemem, KC'de de sigortalı değilim, tedavi olamam. Kaldı ki büyük ablamın Ayvalık'taki evine de gidip bakamadık. Küçük ablam da İstanbul'da, buluşamadık. Erdoğan ve AKP zulmü mü desek? Buradaki işbirlikçiler ise kıllarını kıpırdatmadılar. Çözüm ise taa uzaklarda. 80 bin KC'de kayıtlı KT seçmenin, sadece 5 bin 604'ü yurttaşlık bilinci ile AP seçimlerine katılıyorsa, kuzeydeki yüzde 48'lik federalist oy'un ancak yüzde 8'i belki KC'den yanadır. Gerisi TRNC forever'ci olmalı! Selamlarımla...”

-*-*-

Fazla söze gerek yok… Doktorumuzun da dediği gibi; “… biatçılar, itaatçılar, işbirlikçiler ve  TRNC foreverciler yüzündendir ki; tükeniş hızımız artıyor… Ve ne yazık ki uyuyoruz…”

 

"Avrupa vatandaşı olan Kıbrıslı Türklere giriş yasağı uygulanması abesle iştigaldir”

19 Kasım 2021 - yeniduzen.com

Avrupa Parlamentosu üyesi Niyazi Kızılyürek, TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Türkiye’ye giriş yasağı getirilen bazı kişilerle ilgili “ülkeye girecek yabancılara ilişkin alınan kararlar her devletin kendi egemenlik yetkisindedir” sözlerine yanıt verdi.

Kızılyürek “Türkiye Avrupa Birliği’nden vize serbestisi isterken ve Adanın kuzeyine kendi nüfusunu yığarken Avrupa vatandaşı olan Kıbrıslı Türklere giriş yasağı uygulaması abesle iştigaldir” vurgusunda bulundu.

Niyazi Kızılyürek “Hiçbir açıklama yapmadan, sadece “milli güvenlik” gerekçesiyle Türkiye’ye sokulmayan kişiler, AKP’nin 2004 yılında kendi çıkarları için can simidi gibi sarıldığı kişilerdi… Bu da AKP’nin nereden nereye geldiğinin açık bir göstergesidir” dedi.

Kızılyürek’in açıklamasının tamamı şöyle:

Türkiye’nin Federal Kıbrıs’ı destekleyen ve iki devletli çözüme karşı çıkan Kıbrıslı Türklere karşı düşmanca tutumu ne yazık ki her gün daha kötüye gitmektedir. Kıbrıslı Türk Federalistler baskı altına alınırken, ayrılıkçı milliyetçiler Türk Hükümeti’nin desteği ile cesaretlendiriliyorlar.

Türkiye Avrupa Birliği’nden vize serbestisi isterken ve Adanın kuzeyine kendi nüfusunu yığarken Avrupa vatandaşı olan Kıbrıslı Türklere giriş yasağı uygulaması abesle iştigaldir!

Hiçbir açıklama yapmadan, sadece “milli güvenlik” gerekçesiyle Türkiye’ye sokulmayan kişiler, AKP’nin 2004 yılında kendi çıkarları için can simidi gibi sarıldığı kişilerdi… Bu da AKP’nin nereden nereye geldiğinin açık bir göstergesidir.

Çavuşoğlu ne demişti?

Aralarında siyasetçi, yazar ve gazetecilerinin de bulunduğu Kıbrıslıtürk bazı isimlerin ‘Türkiye’ye giriş yasağı’ olduğu gerekçesiyle ülkeye alınmamasına ilişkin iddialar TBMM’deki bütçe görüşmelerinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na soruldu.

Gazete Duvar’ın haberine göre, TBMM Dışişleri Komisyonu Üyesi CHP Milletvekili Utku Çakırözer’in sorularını yanıtlayan Bakan Çavuşoğlu, “Ülkeye girecek yabancılara ilişkin alınan kararlar her devletin kendi egemenlik yetkisindedir” dedi.

Çavuşoğlu aralarında gazeteci, siyasetçi ve aydınların bulunduğu KKTC’lilerin Türkiye’ye alınmamasını yalanlamazken, Çakırözer’in “KKTC vatandaşlarının Türkiye’ye girişine yasak getirilmesinin gerekçesi nedir? Yasak getirilen kişi sayısı kaçtır?” sorularını ise yanıtsız bıraktı.

Çavuşoğlu’nun yanıtını eleştiren Çakırözer şöyle dedi:

“Ortada Kıbrıs basınına da yansıyan vahim iddialar var. 42 kişinin muhalif oldukları gerekçesiyle Türkiye’ye alınmadığı yazılıp, çiziliyor. Hem ‘KKTC bağımsız devlet olsun’ diyorsunuz hem içişlerine karışıyorsunuz. ‘Kıbrıs Türkünün hakkını, hukukunu biz savunacağız’ diyorsunuz, Kıbrıslı gazeteci, siyasetçi ve aydınları ülkeye almayarak oradaki insanların hakkını, hukukunu önce siz çiğniyorsunuz. Bu nasıl bir çelişkidir? KKTC’li gazeteci, siyasetçi ve aydınların Türkiye’ye alınmaması ‘egemenlik yetkisi’ olarak geçiştirilemez. Bu insanların ülkeye alınmamasının, bu hukuk dışı muamelenin gerekçesi nedir? Neden Türkiye’ye alınmadıkları hem onlara hem de kamuoyuna derhal açıklanmalıdır."

Guardian’dan skandal Kıbrıs yorumu. İngilizlerin yeni Kıbrıs senaryosu

9 Ocak Pazar 2022  (odatv.com)

Haberin spotunda “Ekonominin serbest düşüşte olması ve siyasi müdahale iddiaları ile insanlar federal geleceği savunmak için sokaklara döküldüler” ifadeleri kullanıldı...

İngiliz The Guardian gazetesi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile ilgili bugün dikkat çeken bir habere imza attı.

“Türkiye'ye karşı artan öfke, krizden etkilenen kuzey Kıbrıs'ta yeniden birleşme çağrılarına yol açtı” başlıklı haberde adada ekonomik kriz nedeniyle birleşme politikasını yeniden ortaya çıktığını iddia etti.

Haberin spotunda ise “Ekonominin serbest düşüşte olması ve siyasi müdahale iddiaları ile insanlar federal geleceği savunmak için sokaklara döküldüler” ifadeleri kullanıldı.

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Şener Elcil, Kuzey Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı, Bağımsız ve Federal Kıbrıs Hareketi'nin kurucularından Ahmet Cavit An, Kıbrıs Basın-Sen Başkanı gazeteci Ali Kismir’in görüşlerine yer verilen haberde ekonomik krizin KKTC’yi derinden etkilediğine yer verildi. (…)

Habere göre listede yer aldığı düşünülen Kıbrıslı Türkler, yeniden birleşme arzularında birleşiyorlar ve AB'nin en doğudaki üye devletinin bölünmüş kalması gerektiği yönündeki her türlü öneriye karşı çıkıyorlar.

Gazete haberin devamında ise adada Rumlarla birleşmeyi savunarak şu ifadeleri kullanıyor:

Bağımsız ve Federal Kıbrıs Hareketi'nin kurucularından olan Ahmet Cavit An için, geçen yaz İstanbul havaalanında göçmenlik memurları tarafından durdurulmasının anısı hala acı bir şekilde canlı. 71 yaşındaki emekli çocuk doktoru, “İstenmeyen kişi olduğumu söylediklerinde pasaport kontrolündeydim” diyor. “Daha sonra daha fazla bilgi için Lefkoşa'daki Türk büyükelçiliğine yazmam gerektiği söylendi. Avukatım açıklama talep eden taahhütlü bir mektup gönderdikten beş ay sonra hâlâ bir yanıt alamadık.”

2003 yılında kazanılan tarihi bir davada An, iki toplumlu toplantılara katılmak için adanın tampon bölgesine geçmesi engellendiği için Ankara'yı Avrupa insan hakları mahkemesine götürdü. “Öğrenmek istediğim şey, hayatıma devam edebilmem için bu yasağın süresi” diyor.

Ekim ayında Avrupa Gazeteciler Federasyonu, kuzey basın sendikasının başkanı Ali Kismir'in İstanbul havaalanında gözaltına alındıktan ve Türkiye'ye girişi engellendikten sonra tutuklanmasını kınadı.

Türkiye'ye girişi engellenen dördüncü Kıbrıslı Türk olan Kismir, Ankara'nın Tatar'ın seçilmesini sağlamak için seçimlere müdahalesine itiraz eden tanınmış bir köşe yazarıdır. İnançları öyle ki sağ koluna hem Yunanca hem de Türkçe "barış" kelimesini taşıyan bir dövme yaptırıyor.

Son haftalarda Türk muhalefet milletvekilleri, Kıbrıslı Türklerin Türkiye'den men edilmesinin kötü durumunu da gündeme getirerek, bunun anavatanın azınlığı koruma arzusuna ters düştüğünü savundu. (…)


16 Aralık 2021 Perşembe

NAZİF SÜLEYMAN EBEOĞLU (1921-2007) VE ESERLERİ

          Nazif Süleyman Ebeoğlu, 5 Şubat 1921’de Lefkoşa’da doğdu. Babası Ebeoğluları’ndan Türkiyeli tüccar Süleyman Ebeoğlu (1877-1963), annesi Alaybeyler’den Kıbrıslı Fazıla Hanım’dır. Kendinden büyük iki erkek kardeşi daha vardır: Avukat Hakkı Süleyman Sonder (1910-1996) ve öğretmen Reşat Süleyman Ebeoğlu (1913-1973).

İlköğrenimini Ayasofya ilkokulunda yaptıktan sonra, Rüştiye’ye devam etti ve 1938 yılında Lise’den mezun oldu. Aynı yıl Beyrut’a giderek, oradaki Amerikan Üniversitesi’nde Yüksek Ticaret tahsili yaptı. Buradan 1940 yılında mezun oldu ve aynı yılın sonuna doğru Lefkoşa’daki Lise’ye İngilizce öğretmeni tayin oldu ve uzun yıllar bu görevini sürdürdü.

Nazif Süleyman Ebeoğlu, Lise’nin Kaynak dergisinde yer alan bir makalesinde şöyle demekteydi:

“Esasta öğretmen olmak aklımdan geçmiş değildi. Hele Beyrut’ta ticaret tahsili yapmak hiç de düşündüğüm birşey değildi. Felsefe tahsili yapmış olmayı çok isterdim. Birçok hususi sebep buna mani oldu.

Şark müziğinin şiddetle aleyhindeyim. Gayet monoton, melankolik ve birçok hallerde adeta bir iniltiyi andıran bu müziğin Türk inkılabının ruhuna uygun olmadığı kanaatindeyim. Zaten müziği, şark ve garp musikisi diye ayırmanın tamamı ile hatalı olduğu kanaatindeyim. Müzik ya iyi veya fena olur. Bizim musikimizde de canlı, hareketli, insanı hayata bağlayan nağmeler eksik değildir. Bunlara bilhassa halk türküleri arasında rastlarım. Bu gibi parçaları alarak üzerinde işlemeli, onları harmonize etmeliyiz. Bir Türk sanatkârın batı tekniği ile yazdığı bir müzik parçası Türk müziği değil midir?

Musikimizde bir inkılâp yapmamız lazımdır. Eğer ananelerimize bağlı kalarak terakki yolunu tutmuş olsaydık, bugün hâlâ tekkeler açık kalacaktı. Endüstri, ticaret, hatta sanatta garp tekniğinden bihaber olacaktık. Edebiyatımızda batıya yöneldiğimizi unutmamalıyız. Musikimizde de bunu yapmalıyız. Batı tekniği ile çalışmalıyız. (Batı müziğinden, Şark müziğinden daha berbat olduğuna inandığım caz müziğini kastetmiyorum.) Takdir ettiğim musikişinaslardan Strauss, Şopen, Wagner, Paganini ve modernlerden Jeromekern başta gelmektedir.

Genç nesil kendi kendini bulmuş olmasına rağmen, edebiyatımızın istikbali bakımından doğru yoldadır. Daha bir müddet edebiyatımız istikrar bulmayacak gibi görünüyor. Buna da sebep, lisanımızın bir takım kararsızlıklar içerisinde bocalamasıdır. Lisansız edebiyat olmaz. Müfrit Öztürkçe’nin tutunmadığını görüyoruz. Bu tatbik kabiliyeti olmayan teşebbüs, yerini mütedil bir Türkçeleştirme cereyanına terketmiştir.

Çeyrek asra kadar Türk Edebiyatının beynelmilel bir hüviyet arzedeceğine inanıyorum.

Birkaçı müstesna, Kıbrıs’taki genç heveskârların çoğu, eskinin tesiri altındadır. Küçük yaştaki gençlerin gazel veya şarkı yazmalarındaki garabeti düşününüz. Genç şairlerimizin çoğunun Türkiye’deki edebi yenilik cereyanlarından haberi yok gibi görülüyor. Hemen hepsi de egoist benlikleri içerisine çekilmişlerdir. Fildişi kulelerinde oturuyorlar. Şahsi ıstıraplarını, inkısari hayallerini, bedbinliklerinin bir aksulameli olan ölüm arzularını, bedbaht aşklarını terennüm etmeye çalışıyorlar. Bu gibi şiirler, şiir olmaktan çıkalı hayli zaman olmuştur. Genç şairleriin geçmişin değil, yarının şairi olmalarını temenni ederiz.

Sınıf mecmularının birleşerek, bir tek isim altında neşredilmesi şayanı arzudur. Mamafih ayrı ayrı mecmualar neşredilmesi de fayda’dan ari  değildir. Bu rekabeti doğurur. Rekabetsiz de terakki olmaz.” (Sayı:14, Mayıs-Haziran 1950’dan aktaran, Ortam, 23 Ağustos 2002)

VAKİT GAZETESİ (28 Ekim 1938 – 9 Aralık 1940)

Çeşitli dergi ve gazetelerde yazı, öykü ve şiirlerini yayımlanan Nazif Süleyman Ebeoğlu, gazeteciliğe merakı yüzünden kardeşi avukat Hakkı Süleyman’ın çıkardığı Vakit gazetesinde, 17 yaşında iken ilk defa yazmaya başlar. İlk eseri, 16 Kasım 1938  (Sayı:8) tarihli gazetede tefrika edilmeye başlanan “Seni Seviyorum” adlı “yerli his, aşk ve ıstırap romanı”dır. 25 Haziran 1939 (Sayı:40) tarihli 28. tefrika ile sona erer.

21 Temmuz 1938’de (Sayı:51) yayımlanan “Lübnan Notları Münasebetiyle” başlıklı yazısından sonra, “Lübnan’dan bende kalanlar” adlı yazı dizisini 23-30 Temmuz 1938 tarihleri arasında yayımlar. “Yurdumda Bahar” (21 Nisan 1938) ve “Yurdumun Yazı” (11 Ağustos 1940) başlıklı şiirlerinde de ülkesine olan duygularını dile getirir.

23 Ağustos 1940 (Sayı:120) tarihli Vakit’te yer alan “Genç İstidatlar ve Bir Kritik” başlıklı makalesinde, bir gazetenin genç şairlerin gelişigüzel şiirlerine sayfalarını açmasını eleştirdiğini görürüz.

Vakit’teki diğer bazı yazıları şunlardır:  Kakopetriya, Amyantos (28 Ekim 1938), Amyanto, Platres (11 Kasım 1938), Benim adım Seren (Sayı:7, 9 Aralık 1938)

ŞİİR KİTABI

İstanbul’da çıkan “Yedigün” dergisinde de bazı şiirleri yayınlanan Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun 1942 yılında “Beyrut Rıhtımlarında” adlı bir şiir kitabı yayımlanmıştı. (H.Cahit Kitabevi, Lefkoşa, 1942, küçük boy, 16 sayfa)

HALKIN SESİ

Nazif Süleyman’ı 1942 yılında yayımlanmaya başlayan Halkın Sesi gazetesinde de görürüz. Örneğin 21 Ağustos 1943 tarihli nüshada onun “Sanki Göklerden İnmiş” başlıklı bir şiiri var.

Nazif Süleyman Ebeoğlu, Halkın Sesi gazetesinin 8 Ocak 1946 tarihli nüshasında yer alan “Bir Sanatkâra Dair” başlıklı yazısında arkadaşı Şevki ile ilgili olarak şunları yazmaktadır:

         “Şimdi Akbaba’ya karikatürler çizen muhtelif mecmualara resimler yapan Şevki ile lisede bulunduğumuz sıralarda bir resim kolu vardı. O zaman Burhan Bey hocamızdı. Lisenin koğuş binasının altındaki bir oda, stüdyo şekline konarak idaresi Şevki’ye verilmişti.

O sıralarda ben de resim yapmak merakına kapılmıştım ve Burhan Bey’in nezareti altında ilk defa olarak yağlıboya denemelerimi yapmaya başladık. Bu sahada istidadım olmadığını anlamam için çok zaman geçmedi. (…)

Henüz çok genç olmasına rağmen üç beş yıl içinde Türkiye’nin en başta gelen karikatüristlerinden biri arasına girmiştir. Türkiye’de bu kadar genç yaşta bu kadar üstün bir karikatüristin şimdiye kadar gelmiş olduğunu hiç de zannetmiyorum. Şevki’nin daha ziyade geçimi kaygusu ile kendini karikatüre vermesini ben de hiç de iyi karşılamadım ve onun hesabına üzülüyorum. Onu yakından tanıyan ve seven en yakın arkadaşı olmaklığım dolayısile emniyetle söyleyebilirim ki Şevki herşeyden evvel büyük bir ressamdır. Ve onun geçim kaygusuyla sanatını karikatürde harcaması milletimiz için büyük bir kayıptır.    Bütün bunları niye mi yazıyorum aziz okurlarım. Memleketimizin neler yetiştirebileceğinin bir misalini size vermek için. Şevki ile bu memleket ne kadar gurur duysa azdır.” (Harid Fedai, bu makalenin Ocak dergisinin Haziran 1946 tarihli 7. sayısında da çıktığını belirtmektedir.)

         Hikmet Afif Mapolar, İstiklâl gazetesinin 2 Temmuz 1950 tarihli nüshasında çıkan bir makalesinde “Dr. Küçük’ün üç ahbap çavuşlar” dediği kendisi, Mim Varoğlu ve Nazif Süleyman’ın Halkın Sesi’nden kovulmadıklarını, kendi arzularıyla ayrıldıklarını anlatmaktadır.

ÇIĞ ANTOLOJİSİ

Nazif Süleyman Ebeoğlu, 1943 yılında Lefkoşa’da Ergenekon Kitap Kulübü Yayını olarak yayımlanan ve Kıbrıslı Türk edebiyatçıların şiir ve düzyazılarına yer veren “Çığ” adı verilen ortak yapıta da bir şiiriyle katılır. Türkiye’nin Lefkoşa Konsolosluğu’nda görevli Hikmet Taşkent’in edebiyata hevesli Kıbrıslı Türklerle birlikte hazırladığı bu kitapçık, onların seslerini Türkiye’deki edebiyat çevrelerine duyurmayı amaçlamaktaydı. 

BİRİNCİ CEPHE

24 Mart 1944 tarihli ve Mustafa Bitirim tarafından yayımlanan “1inci CEPHE” başlıklı 32 sayfalık bu eleştiri kitapçığının kapağında şunlar yazılı: “Eser tamamıyle gayri siyasi olup, tenkid mahiyetinde, fikridir.” 

“Lise Öğretmeni Nazif Süleyman” imzasını taşıyan “Şiir Bolluğu” başlıklı yazı (s.25-30), onun burada yer alan bir başka önemli çalışmasıdır.

“Son birkaç yıl zarfında memlekette bir sürü şairler türedi” diyerek başladığı makalesinde, şu görüşleri dile getirmektedir:

         “Hasılı memleketimizde bugün bir şiir anarşisi var, diyebiliriz. (…) Şiirin ne olduğunu bilmeden şiir karalayanlara karşı insafsız olmalıyız. Bilhassa gazetelerimi bu hususta bir metod dahilinde hareket etmelidir. Ya hiç şiir neşretmemeli veya edilenlerin hakikaten birer san’at eseri olmalarına dikkat edilmelidir. Her eline kalem alan şiir yazar, makale karalarsa, o zaman ne gazetenin, ne de gazetecinin kıymeti kalır.

         Halkımız anlayışlıdır. Bu alt alta dizilmiş satırlardan artık bıkıp usanmıştır. Şiire karşı bir nefret duyulmıya başlıyor. (…) Bunun önüne geçilmelidir. Bunun yegâne çaresi esaslı ve metodlu tenkidlerle şair olmıyanlara şair olmadıklarını anlatmaktır. O zaman onlar kendiliklerinden sahneden çekilecekler ve yerlerini hakiki kıymetlere bırakacaklardır.

         Çizmeden yukarı çıkmıyalım.”

 İNKILÂP GAZETESİ

         Nazif Süleyman Ebeoğlu, 19 Mayıs 1945 ile 21 Mart 1946 tarihleri arasında yayımlanan İnkılâp gazetesin de de köşe yazarlığı yapmıştır. İnkılâp’ın 25 Kasım 1945 tarihli (Sayı:25) nüshasında yer alan “Edebiyat ve Hayat” başlıklı köşesinde, edebiyat ve sanat konularında yazmaya başlayan Ebeoğlu,  bu yazıda o günlerin ünlü filmi “Gone with the Wind” (Rüzgar Gibi Geçti) filmine değinir. Yine aynı köşede, İstanbul’da yayımlanan Yedigün adlı edebiyat-sanat dergisine, Kıbrıslı Türk edebiyatına gösterdiği yakın ilgiden dolayı teşekkür eder.  

         İnkılâp’taki köşesinde bazen de “Fikir ve Hayat” başlığını kullanan Nazif Süleyman Ebeoğlu, gazetenin verdiği bilgiye göre, 10 yıldır edebi ürünler vermekte olup, o sıralarda Kıbrıs Türk Lisesi’nde Felsefe ve Tabi’iyet öğretmenliği yapmaktaydı ve İnkılap gazetesi, onun Lise’nin Edebiyat öğretmenliğine tayin edilmesini talep etmekteydi.

DÜNYA DERGİSİ

Haşmet M. Gürkan, Temmuz 1945 ile 1947 yılı başları arasında yayımlanan Dünya dergisini incelediği, “1940’larda bir dergi: Dünya” başlıklı ve Yeni Kıbrıs dergisinin Ocak 1985 tarihli sayısında yayımlamaya başladığı yazı dizisinde şunları yazmaktaydı:

“Kitapçı Kemal Rüstem’in çıkardığı ve 1 yıl kadar yayınlanan “Yeni Mecmua” dergisinin kapanması üzerine, bu defa 1945 ilkbaharında başka bir kitapçı, bu kez Hüseyin Cahit’e, kolları sıvayıp yeni bir edebiyat ve sanat dergisi çıkarma fikrini çocukluk ve mahalle arkadaşı öğretmen Nazif Süleyman Ebeoğlu vermiştir.

Şair ve öğretmen Nazif Süleyman, imzalı imzasız birçok yazılar yazıyordu Dünya’ya. Edebi yazılar, şiirler, öyküler, İngilizceden çeviriler vb. Bunların bazılarına Nazif Süleyman, bazılarına Nazif Süleyman Ebeoğlu, kimilerine de N.S.E. veya Satlıoğlu diye imzalar atıyordu. Aslında derginin yazı işlerini yöneten kendisiydi, ne var ki Lisede öğretmen olduğu için bu husus gizli tutuluyordu. Ebeoğlu’nun Dünya sütunlarında çıkan çevirileri arasında Somerset Maugham’dan yaptığı ve 9 sayı süren “Red” adlı uzun öykü, yine bir İngiliz romancısı olan Hugh Walpole’un “Deniz Kulesi” adlı yapıtından parçalar dikkati çeker.”

İnkılap gazetesinin 21 Aralık 1945 tarihli (Sayı:36) nüshasında, İstanbul’da çıkan “En Son Dakika” gazetesinden aktarıldığı duyurulan bir haberden anlaşıldığına göre, Nazif Süleyman’ın bu çevirisi, Türkiye’de de yayımlanmıştır. Haber şöyle:

“Arkadaşımız Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun Hugh Walpole’den çevirdiği “Deniz Kulesi” isimli eseri İstanbul’da “Vakit” arkadaşımızda tefrika edilmeye başlandı.”

Ağustos 1945 tarihli Dünya’nın 2. sayısında yer alan Nazif Süleyman imzalı yazı “Çocuklarımıza Allah ve Hayat Hakkında Neler Söylemeliyiz?” başlığını taşıyor.

Dünya’nın Eylül 1945 tarihli 3. sayısında Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun

“Lübnan Türküleri: Bir Rüya Akşamında” başlıklı şiiri ve “Satlıoğlu” imzasıyla çıkmış “Bir Lübnan Hikayesi”nin 2. bölümü var.

         Ekim 1945’de çıkan 4. sayıda ise “Dünyayı kadınlar idare etmiş olsaydı” başlıklı iki sayı sürecek makalesi yer alıyor.

Ebeoğlu’nun Dünya dergisinin Kasım 1945 tarihli 5. sayısında çıkan bir başka önemli makalesi, “Yarının Türk Şiirinin İki Büyük Müjdecisi: Nazım Hikmet Ran – Necip Fazıl Kısakürek” başlığını taşımaktadır. Nazif Süleyman Ebeoğlu, bu makalesinde Nazım Hikmet’in Taranta Babu’ya 5. Mektubu ile Necip Fazıl’ın “Bir Gemici Türküsü, Merdiven, Ölüler ve Zaman” şiirlerini konu etmekte ve şu görüşlere yer vermekteydi:

  “Allaha giden yollar bendedir” diyen Necip’le “Bende her mısra bir yanar dağ hatırlatır” diyen Nazım, son devir Türk şiirinin yetiştirdiği iki büyük kahramandır. Modern Türk şiirinin iki temel taşıdır ve onların zamanı fetheden iki dahi olduklarını söylersem, hiç de hata ettiğimi zannetmiyorum. Necip ve Nazım, ileri nesiller tarafından daha fazla anlaşılacak, yıllar boyunca bir çığ gibi büyüyeceklerdir.

Türk şiirinin bugünkü durumundan ve geleceğinden bütün dünyanın tanıyacağı Necip ve Nazım’ımız olduktan sonra. İki kutup, biri içe, biri dışa bakıyor. Bu içle dış birleştiği gün, hakiki ve beşeri Türk şiiri doğacaktır. Ve o günler çok uzak değildir.”

Aynı derginin 2. sayfasında Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun  “Bu şiir Tohum’un ilk sayısı için hazırlanmıştır” notunu koyduğu ve “Transatlantik” şair Necip Fazıl Kısakürek’e” ithaf ettiği “Tohum” adlı şiiri yer almaktadır. Aynı sayıda ayrıca “Son neslin kuvvetli hikayecisi Zahir Güvemli’nin Nazif Süleyman’a gönderdiği bir hikaye”nin derginin gelecek sayılarında yayımlanacağı duyurulmaktadır.  

Nazif Süleyman Ebeoğlu, Ocak 1946’da çıkan Dünya dergisinin 6. sayısındaki “Ayın düşüncesi” köşesinde “Tanrıya Dönüş” başlığı altında konuyla ilgili görüşlerini dile getirmekteydi.  

         Dünya’nın Haziran 1946 tarihinde çıkan 8. sayısında Zahir Güvemli’nin “Kibar” adlı öyküsü yayımlanmakta ve şu bilgi verilmekteydi:

“Hususi surette gönderilen bu hikaye, arkadaşımız Nazif Süleyman Ebeoğlu tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir ve hazırlamakta olduğu "Modern Turkish Short Stories” adlı eserde yer alacaktır.”

 Ebeoğlu’nun “Azap” adlı şiiri de 7. sayfada yer almaktadır.  

SÖZ GAZETESİ

Kurun gazetesinin kapanmasından sonra Söz gazetesindeki “Günler Boyunca” başlıklı köşesinde görüş ve düşüncelerini dile getiren Nazif Süleyman Ebeoğlu, Söz’ün 14 Ağustos 1946 tarihli (Sayı:2923) son sayısındaki “Söz’ün son yazısı” başlıklı veda yazısını da kaleme almış ve “Neşriyatımıza aynı kadro ve daha zengin neşriyatla ve HÜRSÖZ ismi altında devam edeceğiz” diye yazmıştı.  

HÜRSÖZ GAZETESİ

       Nazif Süleyman Ebeoğlu, Hürsöz gazetesinin 21 Ağustos 1946 tarihli (Sayı:5) nüshasında “Günler Boyunca” başlıklı sütununda yazmaktadır.  24 Ağustos 1946 tarihli gazetede ise bir şiir çevirisi var: “Kızıl Sonata, Yazan: Thomas Burke, Çeviren: N. S. E.”

         Hürsöz, 6 Eylül 1946 tarihli (Sayı:20) nüshadan başlayarak, Ebeoğlu’nun hazırladığı “Edebiyat ve Fikir Sayfası”na yer verir.

19 Eylül 1946 tarihli Hürsöz’de, “Siyah Boğa, Yazan: Gibson Cowan, Çeviren: Satlıoğlu” başlığı altında bir roman tefrikası başlar.

Nazif Süleyman Ebeoğlu, 24 Eylül 1946 tarihli (Sayı:38) Hürsöz gazetesinde yer alan ve 4 gün süren “Us kardeşler” başlıklı bir yazısında, “6 yıldan beridir Vakit ailesindenim” diye yazmakta ve 1938’de üniversitede iken “Herkesin Kanım” adlı bir hikayesini Vakit gazetesine gönderdiğini belirterek, Vakit, Haber ve Son Dakika gazetelerini çıkaran Rasım, Hakkı Tarık ve Asım Us kardeşlerin Vakit gazetesinde yayımlanan şu eserlerinin adlarını vermekteydi: Bir yaz güneşi, Bir Lübnan hikayesi, Tercüme roman: Vatansızlar (E.M.Remarque).

Ebeoğlu, 26 Kasım 1946 (Sayı:99) tarihli Hürsöz’de yer alan “Şiirde Yurd Sevgisi” başlıklı yazısında, Osman Türkay’ı tebrik ederek, “Bizim adaptasyoncu heveskârların yıllardır başaramadığını Türkay birkaç mısraı ile yapmış” diye yazmıştı. Yazısında ayrıca Türkay’ın sözü edilen şiirinden bir bölüm aktarmaktaydı:

“Martılar gibi yüzmek ister suda emeller / Torostan Beşparmağa selam götüren yeller / Annemin hayat kokan ılık nefesi gibi”.

         Ebeoğlu, Hürsöz gazetesinin 18 Aralık 1946 tarihli (Sayı:122) nüshasında başladığı “Hürriyet Kasidesi” başlıklı makalesinde, altı gün süreyle Namık Kemal’in şiirini İngilizceye çeviren Necmi Sagıp Bodamyalızade’yi konu etmekteydi.  

Hürsöz, 25 Mayıs 1947 tarihli nüshasındaki “Edebiyat ve Fikir Sayfası”nda, A.Esad ve Urkiye Mine’den birer şiir ve Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun  “Büyük Bir Rönesansın Eşiğinde” başlıklı yazısı yer almaktadır.

Hürsöz gazetesi, 25 Ekim 1947 tarihli nüshasında, Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun “Türkiye’den Geliyorum” başlıklı yazı dizisini tefrika etmeye başlar.   

         Aynı tarihli gazetedeki “Edebiyat ve Fikir Sayfası”nda “Bir Sanatkâr Tanıtıyoruz: Karikatürist Şevki” başlığı altında şunlar yazılmaktaydı:

         “Karikatür ve Yeni Gün’de resimleri çıkıyor. (…) Şevki bu yurdun çocuğudur. (…) Burada kalsaydı adı duyulmayacaktı. Zira, Karikatür ve Resim sanatına kendini vermek isteyenler için bu memlekette fırsat ve imkan yoktur. Bir ressam veya karikatüristin eserlerini neşredecek mecmua ve neşir vasıtası olsa bile, bu dergiler klişe yaptırıp resim bastıracak kadar gelir temin edemiyor.”

         Ebeoğlu’nun hazırlamakta olduğu bu sayfada ayrıca “İsmet Vehit Güney’i tanıtmaktan bir zevk duymaktayız” denerek, Güney’in dünyadaki resim sanatı üzerine kaleme aldığı “Sanat ve Hayat: Resmin Doğusu ve Resim Sanatı-Umumi bir bakış” başlıklı bir makalesine ve Ebeoğlu’nu resmeden bir karikatürüne yer verilmekteydi.

YAYIMLANMAYAN KİTABI: “KAYBOLAN DÜNYA”

Nazif Süleyman Ebeoğlu, Ocak dergisinin Kasım-Aralık 1946 tarihli (Sayı:11-12) nüshasında yer alan “Kaybolan Dünya” başlıklı bir yazısında, yakında Ergenekon Kitap Kulübü yayını olarak çıkacağını duyurduğu kendi eserini tanıtmaktaydı. Bu kitabın yayımlandığına dair herhangi bir bilgiye ulaşamadık. Ama Ebeoğlu, “Olgunluk dönemimin eseri” diye nitelendirdiği bu romanını, bir süre sonra Hürsöz gazetesinde tefrika etmeye başlayacaktır. (“Kaybolan Dünya’ya Dair” (Nazif Süleyman Ebeoğlu), Hürsöz, 2 Şubat 1947. Yarın tefrikası başlıyor.)

Ocak dergisinin yine 11-12. sayısındaki “Ayın Düşüncesi: Kendimizi Batıya Tanıtmak meselesi” başlıklı yazı da Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun imzasını taşımakta. Tanıtımın edebiyat ve sanat ile olacağını vurgulayan onun bu yazısı, daha sonra 17 Ocak 1950 tarihli İstiklâl gazetesinde de yayımlanacaktır. 

KURUN GAZETESİ

Nazif Süleyman, babası Süleyman Ebeoğlu’nun sahibi olduğu ve 7 Ocak 1948 ile 28 Haziran 1948 tarihleri arasında 134 sayı çıkardığı günlük Kurun gazetesinin Yazı İşleri Müdürlüğünü de yapmıştır, ama Lise’de öğretmenlik yaptığından gazetenin künyesinde adı yer almamıştır. Gazetenin “Başyazı”ları Nazif Süleyman Ebeoğlu tarafından yazılmaktaysa da, yine bu yüzden imzasız çıkmaktaydı.

Kardeşi Hakkı Süleyman Sonder, bize küçük kardeşi ile ilgili olarak şu bilgileri vermektedir:

“1950 yılında ((1948 olmalı – A.An) Kurun gazetesi çıkmaya başladı. Babam Süleyman Ebeoğlu,  sahibi görünüyordu, ama formalite icabı. O, bu işten anlamıyordu. Esas çıkaran kardeşim Nazif Ebeoğlu idi. Çok güzel bir İngilizcesi vardı. Rahmetlik Gökmen’le (Hikmet Afif Mapolar) birlikte çıkarıyorlardı. Ben hâkim olduğum için gazeteyle pek bir ilgim yoktu. Bir yıl kadar yayınlayıp vazgeçtiler. Büyük boy bir gazeteydi. Sonra İngiltere’ye gitti. Halen de oradadır.

Diğer kardeşim Reşat Süleyman Ebeoğlu (1913-1973) ise, uzun yıllar Öğretmen Koleji Müdürlüğü yapmıştı. Ben 1953’den sonra hâkimlikten ayrılınca, enosise karşı Halkın Sesi ve Hürsöz gazetelerinde çok yazılar yazdım, ama tekrar aktif gazeteciliğe dönmedim.” (23 Ekim 1989-Halkın Sesi- Sabahattin İsmail ile yaptığı söyleşiden)

Kurun’un 15 Mart 1948 tarihli (Sayı:56) nüshasında Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun A.Meritt’den “Yan, Cadı Yan” adı ile çevirdiği bir romanın 12. bölümü tefrika edilmekteydi.

Nazif Süleyman Ebeoğlu, Kurun’un 19 Mayıs 1948 tarihli (Sayı:110) nüshasında yer alan ve imzasıyla çıkan “Türk Ordusu Geçerken” başlıklı makalesinde, 1947 yılının 30 Ağustos günü İstanbul’da Taksim’de seyrettiği Türk ordusunu ve izlenimlerini anlatmaktaydı.

Kurun’un 27 Haziran 1948 tarihli (Sayı:134) son nüshasında yer alan “Patavatsız” imzalı “Sabah Keyfi” sütununun altında, Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun bir fotoğrafı var. Burada, Cyprus Mail gazetesinin yazarlarından ve Kurun’un yazı ailesinde bulunan Ebeoğlu’nun Temmuz ayında Türkiye’ye gideceği ve oradaki izlenimlerini her iki gazeteye de göndereceği duyurulmaktaydı.

İSTİKLÂL GAZETESİ

Özker Yaşın’ın “Nevzat ve Ben” adlı kitabında (1. Cilt, İstanbul 1997) Nazif Süleyman Ebeoğlu ile ilgili olarak şunları yazmaktadır:

         “Nevzat (Karagil), 10 Eylül (1950) Pazar günü Lefkoşa Türk Lisesi İngilizce öğretmeni Nazif Süleyman Ebeoğlu ile buluştu. Ebeoğlu, Lisede İngilizce öğretmenliği yanında Necati Özkan’ın İstiklâl gazetesinde yazı yazıyor, Reuter haberlerini İngilizceden Türkçeye çeviriyordu. Aynı zamanda Kıbrıs’ta yayınlanan tek İngilizce günlük gazete olan Cyprus Mail’in “Turkish News” köşesini hazırlıyordu. Bu köşede Kıbrıs’taki Türk gazetelerinde yayınlanan önemli haberleri, İngiliz ve Rumların ilgisini çekecek makaleleri, özel halinde İngilizceye çevirip yayınlıyordu.

         Nazif Süleyman Ebeoğlu ilginç bir kişiliğe sahipti. Beyrut Amerikan Üniversitesinde okumuştu. İngilizcesi Türkçesi kadar güzel ve güçlüydü. İyi bir şairdir. Bir duygu adamıydı. Lisedeki öğrencilerine bir hoca gibi değil, arkadaş olarak davrandığından çok seviliyordu. Dr.Fazıl Küçük’e muhalifti. Bu yüzden kişiliğini pek beğenmediği halde ve biraz da ağabeyi Reşat Süleyman’ın baskısı ile, Necati Özkan’ın İstiklâl gazetesinde çalışmayı kabul etmişti. Reşat Süleyman, Necati Özkan’ın kızkardeşi ile evliydi. Nazif aynı zamanda İstiklâl gazetesinin Edebiyat sayfasını yönetiyor, gazetede İngilizceden çevirdiği roman tefrikalarını yayınlıyordu.

         Nevzat, Yeşilada dergisinin son sayısında Nazif S. Ebeoğlu’nun “Ah İstanbul” adlı şiirini yayınlamıştı. (…) Nazif Süleyman’ın bu şiiri yayınladığı günlerde henüz İstanbul’a gidip bu güzel şehri görmemişti. Şiir Yeşilada’da yayınlandıktan kısa bir süre sonra İstanbul’a gitti. Nevzat ile buluşup birlikte şehrin görülecek yerlerini gezdiler. Boğaziçi’ne, Büyükada’ya gittiler. Beyoğlu Çiçek Pasajında kafayı çektiler. Nazif Süleyman Ebeoğlu, Nevzat ile bir konuşma yaptı ve Türkiye izlenimlerini Cyprus Mail gazetesine yazdı.

“Cypriots in Turkey” başlıklı bu uzun yazıda Nevzat Karagil adı ile Kıbrıs Okullarından Yetişenler Cemiyeti’nin Türkiye’deki çalışmaları, ilk kez Kıbrıs’ta yaşayan Rumlara, İngilizlere ve diğer yabancılara duyurulmuş oldu.” (s.419-420)

İstiklâl gazetesinin 28 Ekim 1949 tarihli ilk sayısında yer alan Nazif Süleyman imzalı “Türkiye Notları”nda “Yolculuk, Lefkoşe, İstanbul” konu edilmeye başlanıyordu.

3 Aralık 1949 tarihli nüshada ise Nazif Süleyman’ın Türkiye’deki Zafer gazetesinde çıkan ve İsmet Vehit Güney’in sergisi hakkındaki “Kıbrıs’ta Sanat Hareketleri” başlıklı yazısı iktibas edilmekteydi.

         Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun İstiklâl gazetesinde çıkan diğer yazılara örnek olarak şunlar verilebilir:

-19 Ekim 1950, Günün Yazısı: Egemen Ayrılırken (Nazif S. Ebeoğlu), Lisede 4 yıl çalışan ve Kıbrıslı olan Niyazi Egemen’in Türkiye’ye dönmesi konu ediliyor.

-28 Kasım 1950, Günler Boyunca: Garib Bir Mecmua (Satlıoğlu)- Eğitim Mecmuası eleştiriliyor: İçinde ilginç yazı yok, 5 sayfa Tüzük, Haberler ve Misafir öğretmenlerin konuşmaları yer alıyor.

-19 Ocak 1951, Günün Yazısı’nda N. S. Ebeoğlu, “Göçmenlere Yardım” konusunu işliyor. (30 Ocak 1951’deki yazısında da, Bulgaristanlı göçmenlere yapılan yardım kampanyasında hedefin “En az 2.000 sterlin” olması gerektiğini vurgulamaktaydı.)

-27 Ocak 1951, Günün Yazısı: Konferans ve Propaganda. Milli Türk Birliği Partisi’nin Konferansına 60’dan fazla kişinin gelmediğinden şikayet eder.

-11 Şubat 1951, Mustafa Özker Yaşın’ın “Ümit Dünyası” şiirini yayımlar. 9 Şubat 1951’de çıkan yazısında da “Sizinle tanışmak istiyoruz. Nazif Süleyman Ebeoğlu’nu görünüz” notu yer almaktaydı. Nitekim 21 Şubat 1951 tarihli İstiklâl’de Mustafa Özker Yaşın’ın ilk yazısı yer alır: “Görüp Düşündükçe: İnsanlık”.

-15 Mart 1951, Günün Yazısı: Şehirlere Akın (N.S.Ebeoğlu):

         “Yurdumuzda iktisadi bakımdan zayıf duruma düşmemizin en büyük amili de hiç şüphesiz bizde bir gelenek haline gelen memur olmak zihniyetidir. Pek iyi bir şekilde müstahsil bir eleman olarak çalışmak imkan ve fırsatlarına sahip olan birçok gençler, hatta ailelerinin de teşvikile, hükümet kapısında bir iş bulmağı bir ideal sayıyorlar. (…) Yurdumuzun ve Türklüğümüzüm istikbali ve emniyeti için gençliğin şehirlere akınını durdurulmalıdır. Bundan başka çaremiz yoktur.”

Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun İstiklâl gazetesinde çıkan çeviri romanları şunlardır:

1.Hugh Walpole’un “Deniz Kulesi” adlı romanı. “Mütercimi: Nazif S.Ebeoğlu” imzasıyla, 23 Nisan 1950 tarihli İstiklâl gazetesinde tefrika edilmeye başlandı. Logo resmindeki imza, “Haşmet” idi.  14 Ekim 1950 tarihli İstiklal gazetesindeki 93. tefrika ile bitti ve sonunda şu not var: İstanbul 14 Mart 1948, Vakit gazetesinden)

2.Kaçırılış (Kidnapped) Yazan: R.L.Stevenson, Mütercimi: Nazif Süleyman Ebeoğlu. Bu çeviri roman tefrikası da İstiklâl’in 29 Ekim 1950 tarihli nüshasında başladı ve 8 Nisan 1951 tarihli nüshadaki 128. Tefrika ile bitti. Altında ise “İmza: Nazif Süleyman Ebeoğlu: Haziran 13/1944” yazıyor.)

NAZİF SÜLEYMAN EBEOĞLU’NUN ADADAN AYRILIŞI (1951)

Nazif Süleyman Ebeoğlu, uzun yıllar öğretmenlik ve yazarlık yaptığı ülkesinden 1951 yılında ayrılır ve Türkiye’ye yerleşir. Hikmet Afif Mapolar’ın çıkardığı Memleket gazetesinin 14 Mayıs 1951 tarihli nüshasında (Sayı:71), konuyla ilgili şu haber verilmekteydi: “Nazif Süleyman Ankara’daki vazifesine başladı.”

Halkın Sesi gazetesinin 3 Ağustos 1951 tarihli nüshasında yer alan “Yavuz Konnolu’dan Sayın Halkımıza Zaruri Bir açıklama” başlıklı yazıda ise, Nazif Süleyman’ın adadan ayrılma nedeni hakkında şunlar yazılmaktaydı:

“Türkiyede Marshall Yardım teşkilatında, hatırımda kaldığına göre, bana gösterdiği teklifnamede 7600 Türk Lirası senelikle çalışmağa davet edilmişti. İzin dilekçesini verirken istikbalinin bu suretle çok daha açık göründüğü için ayrılmak mecburiyetinde olduğunu da söylemişti.”

         Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun öğretmenlik yaptığı Lefkoşa Türk Lisesi’nin Kıbrıs kökenli olan ve Türkiye’den getirtilen Müdürü Yavuz Konnolu,  aynı günkü Hürsöz gazetesinde de yer alan bu açıklamasında, İstiklâl gazetesinde konuyla ilgili olarak çıkan bir haberi hedef alarak, “Ben Kıbrıslıyım, her Kıbrıslı gibi bu memlekete hizmet etmek hakkına haizim” şeklinde kendini savunmaktaydı.

 TÜRKİYE’DEKİ GÖREV YERLERİ

         İstiklâl ve Hürsöz gazetelerinin 27 Haziran 1952 tarihli nüshalarında yer alan haberlerden de şunları öğreniyoruz:

“Bir yıldan beri Ankara’da Amerikan Yardım Heyeti Kara Grubu Karargâh Komutanlığında tercüman olarak çalışmakta olan vatandaşımız Bay Nazif S. Ebeoğlu, dün deniz yolu ile adamıza gelmiştir. 3 haftalık tatilini geçirdikten sonra geri dönecektir.”

 Ankara’da iken Ulus gazetesinde yazar ve yöneticilik yapan Nazif Süleyman Ebeoğlu, ayrıca Ankara’daki İngiliz Büyükelçiliğinde de tercüman olarak görev yapmıştır.

    Bozkurt gazetesinin 11 Ekim 1954 tarihli nüshasında şu haber yer almaktaydı:

“Uzun yıllar Lefkoşa Türk Lisesi’nde öğretmenlik yapmış bulunan Bay Nazif Süleyman Ebeoğlu, bir müddetten beri Türkiye’de bulunmakta ve İngiliz Büyükelçiliğinde vazife görmekteydi. NATO teşkilatının Napoli Merkezi’ne tayin edildi... Tebrik ederiz.”

    Bozkurt’un 11 Nisan 1959 tarihli nüshasında da şu haber var:

“Halen Ankara’daki İngiliz elçiliği basın ateşeliği memurlarından Bay Nazif Süleyman, Bayram tatili için Kıbrıs’a geldi. Ankara’da yayınlanmakta olan “Hakimiyet” gazetesi yazı ailesi arasındadır.”

  13 Nisan 1960 tarihli Halkın Sesi gazetesinde de 1. sayısı Mart ayında çıkan “Çevre” adlı edebiyat dergisinin 2. sayısının çıktığını haber veren imzasız yazıda, ayrıca şunlar belirtilmekteydi:

“Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun “Kıbrıslı bir şair” yazısı, Kıbrısta yeni Türk edebiyatının tutulup sevilmesinde çok emeği geçmiş Nazif Hocanın fikirlerini aksettirmesi bakımından önemli.

1940-52 yılları arasında Kıbrıs’taki basın hayatının ve sanat çalışmalarının popüler siması Nazif S. Ebeoğlu ne yazık ki Kıbrıstaki genç nesil tarafından pek tanınıp bilinmiyor.

1952-1959 yılları arasında Ankarada, Amerikan Yardım heyetinde ve İngiliz Sefaretinin basın işlerinde çalışan Nazif Süleyman Ebeoğlu Türkiye gazetelerinde basın hayatını devam ettirmiştir. “Kıbrısta bir şair” başlıklı yazısı yayınlanalı iki yıl olduğu halde Kıbrıs’ta her hangi bir dergi ve gazeteye ilk defa iktibas edilmektedir.”

Bu yazının Özker Yaşın tarafından yazıldığı anlaşılmaktadır. Yaşın, “Nevzat ve Ben” adlı anı kitabında (İstanbul, 2003, Cilt:2, s.916) Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun Ankara’da yayımlanmakta olan Hakimiyet gazetesinin 6 Ocak 1958 tarihli nüshasında “Kıbrıslı Bir Şair: Özker Yaşın” adlı yazıyı yayımladığını belirterek, yeniden aktarmaktadır.   

  Özker Yaşın, anılarını anlatırken bir başka yerde “1968 yılı Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarını Kıbrıs’ta uzakta, Londra’da geçirdim” derken, “Londra’ya Nazif Süleyman Ebeoğlu ile birlikte gittik. Bir ay kadar Nazif’in emekli olduktan sonra İngiltere’ye yerleşmek düşüncesiyle satın aldığı evinde kaldım. (…) Ağustos ayı sonunda yine Nazif ile birlikte Kıbrıs’a döndük” diye yazmaktadır. (İstanbul, Cilt:3, 631)

EMEKLİLİĞİ

Nitekim Nazif Süleyman emekliliğe ayrılınca Londra’ya yerleşmiştir.

Londra’da 21 Haziran 1987 tarihinde yapılan “Edebiyatta Kıbrıslı Türk Kimliği” Paneline konuk olarak çağrılan Nazif Süleyman Ebeoğlu, orada yaptığı konuşmada şunları söylemişti:

“Davetiniz için teşekkür ederim. Yıllardan beri ilk defa böyle bir toplantıya katılıyorum. Söyleyecek pek bir şeyim yok. Edebiyattan uzak kaldım, eski dönemi biliyorum. Ama aradan o kadar çok zaman geçti ki, pek bir şey hatırlamıyorum.

 O zaman neden şiir yazıyordum? Neden edebiyat faaliyetleri yapıyordum? Bilemem. Bu sorulara cevap bulmak zor. İnsanın içinden geliyor, sebebini bilmeden yazmaya başlıyor. Aslında, kendimi başarısız hissediyorum. Kıbrıs’ta edebiyat faaliyetleri bizimle başladı deniyor; ama ben, 30 yıldır ne şiir yazdım, ne de Kıbrıs Türk Edebiyatını izledim. Şimdi söyleyecek neyim olabilir? Benim zamanımda Kıbrıslı kimliği diye bir şey yoktu. Lefkoşa Türk Lisesi’nde müdürlük yaparken, eğitimde ve kültürde olduğu gibi, edebiyatta da Türkiye’yi takip ediyorduk. Türkiye’nin kimliği bizim kimliğimizdi. Benim şiirlerim de İstanbul’da Yedigün dergisinde çıkıyordu. Edebiyata böyle başladık.

Dediğim gibi, şimdiki kimlik tartışmalarını bilemiyorum. Yıllardır Kıbrıs’tan uzağım. Benden sonrakilerin şiirlerini okuyup hayran kaldım. Ama onlar, hocalarıyım diye, çok büyük işler yaptığımı zannediyorlar. Yeni yetişenler daha iyi yazıyorlar. Onlar konuşsunlar, ben dinleyeyim.” (Edebiyatta Kıbrıslı Türk Kimliği, İstanbul 1988, s.16)

Bener Hakkı Hakeri, Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun biyografisinde “Kıbrıs Karava Amerikan Radyo İstasyonu’nda memurluk” yaptığını ve “1963’te Radyo İstasyonu kaldırılıp, Beyrut’a nakledilince Beyrut’a, oradan da Londra’ya gittiğini” belirtmekte ve “Kaybolan Dünya” adlı romanının da İstiklâl gazetesinde tefrika edildiğini kaydetmektedir.  (Kıbrıs Türk Ansiklopedisi, Cilt:2, Lefkoşa 1992, s.273) Yukarıda da belirtildiği gibi, “Kaybolan Dünya” romanı Hürsöz gazetesinde tefrika edilmiştir, İstiklâl’de değil.

 Deniz Yılmaz ise, “Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun Hürsöz gazetesindeki Edebiyat Yazıları” başlıklı lisans tezinde, Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun, 1971 yılında çalışmaya başladığı İsrail’deki Amerikan Elçiliği’nden 1980 yılında emekliye ayrıldığını ve ondan sonra, Londra’ya yerleştiğini kaydetmektedir. (Yakın Doğu Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Lefkoşa, 2012, s.1)  Emekliliğinde de tercümanlık mesleğini bazen sürdüren Nazif Süleyman Ebeoğlu, Londra’da 2007 yılında vefat etmiş ve orada gömülmüştür.

(Kıbrıs Türk basını ve edebiyatında kalem oynatmış olan “Nazif Süleyman Ebeoğlu’nun Hayatı ve Eserleri”ni kayıt altına alan 12 sayfalık bu çalışma, Gürgenç Korkmazel adlı bir arkadaşımın, bu yazarımız hakkında hazırladığı bir kitapta yer almak üzere 2014 yılında onun isteği sonucu hazırlanmıştır. Bu kitabın basılıp, basılmadığı hakkında herhangi bir bilgi bana iletilmemiştir.)