6 Mart 2014 Perşembe

ABD’NİN KIBRIS TÜRK SOLUNA BAKIŞI


Amerika Birleşik Devletleri, İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere’den devraldığı Ortadoğu bölgesinin himayesi görevini yürütürken, Doğu Akdeniz’deki stratejik konumdaki Kıbrıs adasını da politikalarına dahil etmişti. 1950’lere kadar Kıbrıs ile doğrudan ilgilenmemiş olan ABD, 1954 yılı Eylül ayında Dışişleri Bakanı Dulles’in ağzından görüşünü şöyle ortaya koyuyordu: “Kıbrıs’tan İngilizler çıktığı takdirde komünistler adayı alırlar.”

Amerikan emperyalizminin Kıbrıs’la ilgili kuşkuları, özellikle 1960’tan sonra Sovyetler Birliği’nin Kıbrıs Cumhuriyeti ile kurduğu iyi ilişkiler nedeniyle iyice artmıştı. (Ali Akansel, Amerikan Emperyalizmi ve Kıbrıs’ın Bağımsızlığı, İlke dergisi, İstanbul, Ağustos 1974, s.62)

Öte yandan Doğu bloku dışında İtalyan Komünist Partisi’nden sonra halkı üzerinde en etkin parti durumundaki AKEL, Temsilciler Meclisi’ndeki 35 Rum sandalyesinden 5’ini kazanmış, 1970 seçimlerinde de bunu 9’a çıkaracaktı. 1960 Kasım’ında ise adada örgütlenmiş 71 bini aşkın Rum işçiden 50 bine yakın bir kısmı, AKEL’in büyük dayanak noktalarından birini meydana getiriyordu.

BİRİNCİ TEDHİŞ DALGASI
Nüfus olarak Rumlara kıyasla azınlıkta bulunan Kıbrıslı Türkler arasında da sol fikirler sınırlı bir taraftar toplamış ve solcu işçi sendikası PEO’ya üye olan Türk işçilerinin sayısı, 1958 yılına gelindiğinde 3,000’e yaklaşmıştı. Ekonomik bilinç nedeniyle PEO’ya ilgi fazla iken, siyasi bilincin henüz yeterince gelişmemiş olması yüzünden AKEL’in Türk üye sayısı dört rakamlı sayılara ulaşmamıştı. 1958 yılı 1 Mayıs İşçi Bayramı gösterilerine birlikte katılan Rum ve Türk işçiler, anti-emperyalist sloganlar haykırarak, Kıbrıs’ta barış içinde yanyana yaşamış olan iki toplum arasında İngiliz sömürge yönetimi ve onların dümen suyundaki Türk liderliğince başlatılmak istenen ayrılıkçı ve şovenist tutumu protesto etmişlerdi. İşte bu son ortak gösterilerin üzerinden bir hafta geçmeden, taksimci Türk liderliğine bağlı gözü dönmüş paralı katiller, solcu Türklerin ileri gelenleri üzerine saldırtıldı. Rumlarla işbirliği ve dostluğu savunan ilerici Türkler bir bir öldürüldü, canlarını kurtaranlar adayı terk etmek zorunda kaldı. TMT’nin kanlı tedhişi ve baskıları, işçileri sendikalarından istifaya zorladı. (Mehmet Yüksel, Kıbrıs’ta faşist baskılar ve faşist örgütlenmeler, İlke dergisi, İstanbul, Kasım 1974) 1958 yılında 8 Türk sendikasında 1,137 işçi örgütlü iken, bu sayı 1959’da PEO’dan istifa edip, Türk sendikalarına geçme sonucu, 36 sendikada 4,829 örgütlü Kıbrıs Türk işçisi şeklinde değişecekti. (Kemal Cankat, Emekçi Halk Hareketimizin Geçmişinden – 12 yazı, Söz gazetesi, 31 Temmuz 1987)

İKİNCİ DALGA
1958’den sonra gelen ikinci tedhiş dalgası, 1962 yılı Nisan’ında Kıbrıs Türk liderliğine muhalif Cumhuriyet gazetesinin sahip ve yazarları olan, her ikisi de avukat Ahmet Muzaffer Gürkan ve Ayhan Hikmet’in aynı gece yine yeraltı örgütünün katilleri tarafından öldürülmesiyle yaşandı. Artık ortam Aralık 1963 çatışmaları için hazırdı. Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’ni enosis veya taksim yoluyla ortadan kaldırmak, İngiliz-Amerikan emperyalizminin ana stratejisini oluşturmaktaydı. 1965’de öldürülen sendikacılar Derviş Ali Kavazoğlu ile Kostas Mişauli de bu stratejinin kurbanları olacaklardı.

Zamanın Sovyet yöneticileri, emperyalizmin Kıbrıs adasını Doğu Akdeniz’de batmayan bir uçak gemisi olarak değerlendirdiklerini vurgularken, Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin de emperyalizmin yaymakta olduğu “Kıbrıs’ın Akdeniz’in Kübası olabileceği” tezini savunmaktaydı.

ABD’NİN KIBRIS’A İLGİSİNİN NEDENİ VE ANTİ-KOMÜNİZMDE İŞBİRLİĞİ
Çatışan toplumları ayırmak gerekçesiyle adaya bir NATO gücü gönderilmesi önerisini, BM Barış Gücü’ne dönüştürmeyi başaran Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makaryos’a çok kızan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı George Ball, 18 Eylül 1964’de Chicago Dış İlişkiler Konseyi’nde yaptığı bir konuşmada, ABD’nin Kıbrıs’a ilgi duymasının 8 nedeni arasında son olarak şunu da saymıştı:

“Başpiskopos’un Moskova ile flört etmesi ve yasal Komünist Partisi AKEL’in gücü yüzünden bu yerel çatışma, Sovyetler Birliği’nin stratejik Doğu Akdeniz’e zorla karışmasına yol açabilir.” (T.W.Adams-A.J.Cotrell, Cyprus between East and West, Baltimore, 1968, s.4)

1993 yılı başında, 30 yıl yasağı kalkan İngiliz belgeleri açıklandığı zaman, 1962 yılında Türkiye’nin Kıbrıs’ta komünizmin güçlenmesinden kaygı duyduğu, bazı Türk yetkililerin Kıbrıs’ta komünizm aleyhtarı propaganda faaliyeti başlatılmasını önerdikleri ortaya çıkmıştı. 4 Ocak 1962 tarihli ve Ankara’daki İngiltere Büyükelçiliği’nden merkeze çekilen bu mesaja göre, Türk Dışişleri’nin Kıbrıs Masası yetkilileri, anti-komünist propagandanın gizli servisler tarafından yürütülmesinin daha yerinde olacağı görüşünü taşımaktaydılar. (Kıbrıs, 3 Ocak 1993)

Gerek Türk, gerekse Rum kesimlerinde kurulmuş olan gizli servis ağları, CIA (Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü)’nin mali desteğiyle 1960’lı yıllar ile 1970’li yılların başında yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda faaliyetlerini sürdürmüşler. Öte yandan konunun uzmanı ABD’li sözümona bilim adamları, Kıbrıs’taki komünist tehlikeye dikkat çeken çeşitli makale ve kitaplar yayımlamışlardır. Bunlardan en çok bilineni Prof. Thomas W. Adams’tır. 1964’de “U.S. Army Area Handbook for Cyprus”, 1968’de Alvin J. Cottrell ile birlikte “Cyprus between East and West” ve 1971’de “AKEL: The Communist Party of Cyprus” onun kitaplaşmış çalışmalarıdır.

“ULUSLARARASI KOMÜNİST MESELELER YILLIĞI”NDA YIL YIL KIBRIS
CIA ile işbirliği halinde çalışan Stanford/California’daki Hoover Enstitüsü, her yıl dünyadaki komünist faaliyetlerin ülke ülke incelendiği bir yıllık yayımlamaktadır: “Yearbook on International Communist Affairs”. 1973 tarihli yıllıktan başlayarak, Kıbrıs’la ilgili bölümü Thomas W. Adams kaleme almaktadır. İsviçre’nin Basel Üniversitesi kitaplığında inceleme olanağı bulduğumuz bu yıllıkları, 1967 yılında yayımlanmış olan 1966 Yıllığı’ndan başlayarak, 1991 Yıllığı’na kadar gözden geçirdik. Aşağıda, bu yıllıklardan çıkardığımız ve Kıbrıslı Türk solculara ilginç gelecek olan Thomas W. Adams’ın değerlendirmelerini bulacaksınız. Her yıllık, genellikle bir önceki yıla ait KP faaliyetlerini özetlemektedir:

1966 Yıllığı’ndan: AKEL’in 11. Kongresi’nde Ahmet Sadi adlı bir Kıbrıslı Türk bir konuşma yapmıştır... AKEL, World Marxist Review (WMR) dergisinin Şubat 1966 tarihli sayısında çıkan bir makalede, “ayrılma veya federasyona karşı olmak, Türk azınlığın demokratik haklarıyla yurttaşlık haklarına karşı olmak değildir” görüşünü savunmuştur.

1971 Yıllığı’ndan: 25 Ocak 1970 tarihli Haravgi’de çıkan ve AKEL’in Baf Sekreteri Yannis Sofoklis tarafından kaleme alınmış olan bir makalede, “AKEL’in Rumlarla Türkler arasında dostluk ve işbirliğini geliştirip, güçlendirmek için birçok çabalarda bulunduğu” öne sürülmektedir: “... AKEL, Kıbrıs Türk azınlığına, Kıbrıs Rumlarının düzeyinde konut, iş, çalışma ve sosyal refahtan yararlanması için yardımların artırılmasından yanadır. AKEL ayrıca, Kıbrıs Türklerine yerel özerklik verecek olan, Kıbrıs’ta federatif ve kantonal bir sistemi savunan Türkiye’ye Sovyetlerce verilen desteğe karşıdır.”

1973 Yıllığı’ndan: 7 Mayıs 1972 tarihli Cyprus Bulletin’de iktibas edilmiş olan Makaryos’un Eleftheros Kosmos gazetesiyle yaptığı söyleşiden alınan  bir bölümde Makaryos şöyle demektedir: “Son yıllarda, Kıbrıs’ta komünizmin geliştiği şeklinde bir görüş, bazıları tarafından ifade edilmektedir. Ben bu görüşü paylaşmıyorum. Ayrıca şunu söylemem gerekir ki, Kıbrıs’ta komünizm kendine özgüdür. Sol kanat AKEL partisinin bütün üyelerine de komünist denmektedir. Ama kelimenin tam anlamıyla komünist değildirler. Çünkü büyük bir çoğunluğu fazla dindar olup, komünizmin materyalist teorileri hakkında hiçbir şey bilmemektedirler.”

1975 Yıllığı’ndan: Kliridis, BM Genel Kurulu’nun son toplantısından sonra yaptığı konuşmada şöyle demiştir: “Şimdiki koşullar, üniter bir devletin varlığı temelinde bir çözüme izin vermemektedir.” Ama Kliridis, adanın coğrafi temelde federasyonunu öngören herhangi bir fikri de reddetmektedir. (Atina Radyosu, 7 Kasım 1974)

1976 Yıllığı’ndan: Temmuz 1975’de AKEL ve EDEK yetkilileri ile yeraltındaki “Türkiye’nin ilerici güçleri”nin temsilcileri arasında çok olağandışı bir toplantı yapılmıştır. Ortak bildiride, Kıbrıslı Türkler tarafından savunulmuş olan her şeye tamamiyle karşı çıkılmaktaydı. Örneğin kuzeyden yapılan ihracat ve ithalata karşı çıkılıyordu. (Vradini, Atina, 9 Temmuz 1975)

Adadaki Kıbrıs Türk toplumu içinde açıktan açığa komünist olduğunu söyleyenlerin varlığı bilinmezken, genç insanlardan bazıları, özellikle Türkiye üniversitelerinde okumakta olanlar, Marksizm’den etkilenmişlerdir.

1977 Yıllığı’ndan: AKEL, mütenasip olarak, iktidarda olmayan dünyanın en güçlü komünist partisidir. (Washington Post, 7 Eylül 1976)

10 Şubat 1976 tarihli Zaman gazetesindeki bir makalede şu soru sorulmaktadır: “AKEL’e soruyoruz, enosisçi mi, değil mi?”

AKEL, “geçmişte yüzlerce Kıbrıslı Türk üyesi bulunduğunu ve bunların çoğunun TMT tarafından öldürüldüğünü” iddia etmiştir. (Haravgi, 12 Aralık 1976) Parti Genel Sekreteri Papayuannu, halen AKEL’in “Kıbrıslı Türk üyeleri ve genelde Kıbrıslı Türk ilericiler ile temasta olduğunu” iddia etmekte ve bunun kolay olmadığını söylemektedir: “Onlarla teması korumakta büyük zorluklar olduğu gerçeğine rağmen, yine de hem onlar, hem de AKEL düzenli temaslar için bir yol bulmaktadırlar. İşgal bölgelerindeki ilerici Kıbrıs Türklerinin çalışmaları hakkında bize bilgi vermektedirler ve biz de onları Kıbrıs hükümeti ile partimizin politika ve görüşleri hakkında aydınlatmaktayız.(agy)

Sayıca çok az olması gereken AKEL’in Kıbrıslı Türk üyeleri, Kıbrıs Komünist Partisi’nin 50. Yıldönümü kutlamalarına bir selamlama mesajı göndermişlerdir. Mesajdan bir bölüm: “Partiye, Marksizm-Leninizme ve proleter enternasyonalizmi ideallerine bağlı olarak, 1960’ların başında birlikte öldürülmüş olan, Rum-Türk dostluğunun ölümsüz sembolü Kavazoğlu ve Mişauli yoldaşlarımızın kahraman örneğine sadık kalarak, bağımsız, birleşik, askerden arınmış ve Rumlarla Türklerin dostça yaşayacakları bir Kıbrıs’ta ortak ülkemiz için mutlu bir gelecek kurma mücadelemizi yükselteceğiz.” (Demokratia, 13 Aralık 1976)

1980 Yıllığı’ndan: Mayıs 1978’de yapılan 14. AKEL Kongresi’ne Kıbrıslı Türklerin temsilcisi olarak katıldığını açıklayan “Muzaffer Ahmet” adını kullanan bir kişi, geçmişte Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasında yakın işbirliği bulunduğundan söz etti. (Lefkoşa Radyosu, 27 Mayıs 1978) Papayuannu ise, Kongre’yi açış konuşmasında şöyle dedi: “Kıbrıslı Türk yurttaşlarımıza yönelik, onların Kıbrıslı Rumlara karşı duydukları güvensizlik ve şüpheleri ortadan kaldırmak için kendilerine her türlü yardımda bulunmalıyız.” (Cyprus Mail, 26 Mayıs 1978)

1981 Yıllığı’ndan: AKEL, kendisinin Rum ve Türk emekçi halkının partisi olduğunu öne sürmektedir. (WMR, Eylül 1979)

AKEL, Kıbrıs’ın Türk kesiminde resmen yasaklı olmasına karşın, KTFD’de bazı aktif komünist cephelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bir gözlemci şunu kaydetmiştir: “Türkiye’deki komünist fraksiyonların hemen hepsi, Kıbrıs’ta da bulunmaktadır. Özellikle CTP ve Genel Başkanı Özker Özgür olmak üzere, bazı parti ve örgütlerden destek ve koruma görmektedirler. (Hergün, İstanbul, 28 Aralık 1979)

Aralık 1978’de Lefkoşa’da yapılan Uluslararası Öğrenci Birliği (IUS)’nin konferansına DGD ve diğer örgütler katılmıştır.

1982 Yıllığı’ndan: Kıbrıslı Rum komünistlerin Türk kesimine geçmesine izin verilmediği halde, AKEL, “tarafsız yerlerde” sempatizanları ile toplantılar yapmakta olduğunu öne sürmektedir. Ama asla yer adı verilmemiştir. (Haravgi, 12 Temmuz 1979) Şüphesiz Londra’da yaşamakta olan Kıbrıslı Türk komünistler vardır ve resmi temaslar bu Türklerle yapılmış olabilir.

AKEL liderleri, “yasadışı Türkiye Komünist Partisi” ve Türk denetimi altındaki Kuzey Kıbrıs’ta, normalde “dostça ilişkiler” içinde oldukları kişilerle “yakın işbirliği”ni sürdürdüklerini kabul etmektedirler. (Tercüman, 1 Nisan 1981)

Adanın bölünmüş statüsü altında durumları zayıf olan Kıbrıslı Türkler arasında komünist etkisinin artmakta olduğuna ilişkin kayıtlar vardır ve kuzeydeki aktif komünistler Ö.Özgür’ü desteklemektedirler. (Hergün, 28 Aralık 1979)

AKEL Genel Sekreteri E.Papayuannu, Kıbrıs’ın kurtuluşu, tam bağımsızlığı ve özgürlüğü sağlanmadan, komünizm hedefinin gösterilmesinin imkânsız olduğunu söylemiş ve Kıbrıs’ta komünist bir programın dış güçlerin müdahalesine yol açacağını ve adanın bütünüyle Türkiye tarafından ele geçirilmesine veya kuzeyin güneyden nihai olarak kopmasına yol açacağını öne sürmüştür. (Baltimore Sun, 18 Temmuz 1980)

Denktaş, Kıbrıs Türk kesiminde yapılan genel seçimlere Maoist unsurların katıldığını öne sürmüştür. (Halkın Sesi, 13 Mart 1981)

Kliridis’e göre, AKEL, Kıbrıs’ta Marksizmin yayılmasını teşvik etmemekte ve bir sınıf mücadelesi yürütmemektedir. Sadece Moskova’nınkine paralel olan bir dış politika izlemektedir. (Anti, Atina, 16 Ocak 1981)

Kıbrıs dışında yüksek öğrenim gören öğrencilerin %8’i sosyalist ülkelerde okumaktadırlar.

AKEL’in gençlik örgütü EDON, 10 binden fazla üyesi olduğunu öne sürüyor.

1983 Yıllığı’ndan: AKEL, her yılın Eylül ayında “partinin normal faaliyetleri için para sağlamak ve parti için gösterilen kitle desteğinin sembolik olarak ifade edilmesi” amacıyla fon oluşturma kampanyası açmaktadır. AKEL için kullanılacak ek sermaye, ayrıca “üretim ve mal dağıtımı dallarında, partinin sıkı denetimi altında sürdürülen faaliyetlerden sağlanmaktadır (kooperatifler, perakende mağazaları, mali kuruluşlar, turizm acenteleri, ihracat-ithalat kuruluşları). Bu faaliyetler sonucu AKEL, “Belki de adanın en büyük işvereni” haline gelmiştir. (Anti, 16 Ocak 1981)  

AKEL, bölünmüş Kıbrıs’taki KTFD’de resmen yasaklanmış olmasına rağmen, komünistler, adadaki azınlıktaki nüfusu cezbetmeye çabalamayı asla durdurmamışlardır.

AKEL, devlet, kilise ve manastırlara ait arazinin, topraksız köylülere verilmesini istemektedir. (Cyprus Mail, 8 Nisan 1981)

Başpiskopos Hristostomos, komünistlerin ne İsa’ya, ne de Yunanistan’a inandıklarını söylemiştir. (Agon, 21 Temmuz 1982)

Kliridis, AKEL’in S. Kipriyanu’yu Cumhurbaşkanı adayı olarak destekleme kararının Doğu Almanya Elçiliği’nde alındığını öne sürmüştür. (Simerini, 19 Mayıs 1982)

 

1984 Yıllığı’ndan: Adanın Kıbrıs Türk kesiminde komünist cephe grupları vardır ve bu grupların temsilcileri Dünya Nükleer Savaşa Karşı Barış ve Yaşam Konferansı’na katılmışlardır. (Haravgi, 22 Haziran 1983)

Haziran 1983’de, savaşla ikiye ayrılmış Kıbrıs’ın tamamen askersizleştirilmesi ve nükleer silahların yasaklanması çağrısının yapıldığı ve 20 bin kişinin katıldığı bir barış yürüyüşü gerçekleştirmiştir. 3 Haziran 1983 tarihli Simerini’ye göre, Cumhurbaşkanı Kipriyanu, “İngiliz üsleri dışarı” sloganına kızmıştır. (1982’de yapılan Barış Gösterisine de 25 bin kişi katılmış ve Leymosun ile Ağrotur arasındaki 20 kilometrelik yolu yürümüşlerdi. –WMR, Ekim 1982)

 

1985 Yıllığı’ndan: “AKEL, herkes için mutlu bir yaşam kurma ve onlarla barış ve uyum içinde yaşamak istediğimiz Kıbrıs Türk toplumunun bütününe bir zeytin dalı uzatmıştır.” (Haravgi, 23 Şubat 1984)

AKEL Genel Sekreteri E. Papayunanu, Kıbrıslı Türkler ile yakınlaşma ve anlayış için bir yol bulunması gerektiğini vurgulamış ve Kıbrıs sorununun askeri değil, siyasal yönden çözümleneceğini söylemiştir. (Haravgi, 13 Temmuz 1984)

AKEL’in hedeflerinden biri de “özgür bölgede yapıldığı gibi, Kıbrıslı Türkleri (işgal altındaki bölgelerde yaşayan Marksistleri ve ilerici, demokratik grupları) da yurtsever cepheye dahil etmektir. (WMR, Ekim 1982)

AKEL Merkez Komitesi, KKTC’nin 1. Kuruluş Yıldönümü'nde yayımladığı bildiride, bunun “istila ve işgalin yol açtığı oldu-bittinin pekişmesi ve adamızın kesin olarak taksimi için hesaplanmış bir adım” olduğunu kaydetti. (Haravgi, 11 Kasım 1984)

 

1986 Yıllığı’ndan: Haziran 1985’deki KKTC seçimlerinde CTP, oyların %21.3’ünü topladı ve yeni Meclis’teki 50 sandalyeden 12’sini kazandı.

Kipriyanu'nun kendisi, AKEL ile oluşturduğu 30 aylık Minimum Program’a Aralık 1984’de son vermişti. Bir yıl sonra AKEL, Kipriyanu’yu ABD Başkanı Reagan’ın yazılı isteği üzerine Minimum Program’a son verdiği suçlamasında bulundu. Buna ek olarak AKEL, Kipriyanu’nun Başkan Reagan’la gizli bir anlaşma yaparak, “Komşumuz Lübnan halkına karşı müdahale etmesi için” Larnaka’daki havaalanında ABD’ye kolaylık sağlamakla suçladı. Aynı zamanda Kıbrıs Cumhurbaşkanı, “Lefkoşa’da bir casus radyo istasyonu yapımı için” ABD’ye izin vermekle de suçlandı. (Haravgi, 6 Aralık 1985)

AKEL üyelerinin devlet mekanizmasında görev almaları ve terfi etmelerinin durması ardından, AKEL’in sağ kanattaki DİSİ ile birleşerek, Şubat’ta parlamentoda Kipriyanu için güvenoyu istemesi ve erken Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidilmesi çağrısında bulunması, bir sürpriz oluşturmadı. (Economist, 2 Mart 1985)

8 Aralık 1985’de yapılan seçimlerde AKEL, %5 oy kaybına uğrayarak, oy oranını %27.4’e düşürdü. AKEL, yıl boyunca ABD’nin Kıbrıs’ta Türk askeri birliklerince işgal edilmiş bölgelerde üs elde ettiği” suçlamalarında bulundu.

 

1987 Yıllığı’ndan: Bir AKEL Politbüro üyesi son zamanlarda şunları öne sürdü: “Saflarında yüzlerce Kıbrıslı Türk olan tek parti biziz ve binlerce Kıbrıs Türkü Tüm-Kıbrıs İşçi Federasyonu (PEO)’ya üyedir.” (WMR, Ekim 1986)

CTP, 1970’de kurulmuş olup, parti gazetesi olan Yeni Düzen’de AKEL propagandasının çoğunu yayımlamaktadır. Haziran 1985’deki KKTC seçimlerinde CTP oyların %21.3’ünü toplamış ve yeni Meclis’teki 50 sandalyeden 12’sini kazanmıştır. TKP daha küçük bir partidir, ama aynı seçimde oyların %15.9’unu ve 10 sandalyeyi kazanmayı başarmıştır.

Bozkurt gazetesi 17 Ekim 1986 tarihli sayısında, iki sol kanat partisinden heyetlerin Dünya Barış Konseyi’nin Kopenhag’taki toplantısına da katıldıklarını yazmış ve hatta katılanların kim olduklarını gösteren bir de fotoğraf yayımlamıştır.

 

1988 Yıllığı’ndan: AKEL, adanın kuzey kesiminde resmen yasaklanmamış olmasına rağmen, komünistler orada açık bir varlık oluşturmaya asla girişmemişlerdir. 1960 öncesinde Kıbrıslı Türkler arasında parti kartı taşıyan komünistler olmuş olabilmesine rağmen, bugünkü sayı belki de önemsizdir. Aynı gözlem, defakto taksim edilmiş olan adanın güney yarısında gelişmekte olan AKEL’in işçi cephe örgütü PEO’daki Kıbrıslı Türk üye sayısı hakkında da yapılabilir.

CTP Genel Başkanı Özker Özgür’ün kızına Prag Üniversitesi için tam burs verilmiştir. Bu, şimdiye kadar bir Kıbrıslı Türk öğrenciye verilen ilk burstur. CTP ayrıca, üyeleri Bulgaristan ve Sovyetler Birliği’ndeki konferanslara katılan DGD’yi de desteklemektedir.

 

1989 Yıllığı’ndan: (Thomas W. Adams’a) 26 Eylül 1988 günü AKEL Merkezi’nde verilen ve resmen açıklanmış olan bilgiye göre, AKEL’in 15 bin üyesi vardır.  (Bu yıllıkta ilk defa, Yeni Düzen gazetesinin adı AKEL’in yayınları arasında gösterilmektedir.-A.An)

AKEL, sadece güneyde Kıbrıslı Rumlar arasında çalışmaktadır... KKTC’deki komünist duygular, CTP şemsiyesi altında gelişmektedir... Nisan 1988’de AKEL Genel Sekreteri Papayuannu’nun ölümü üzerine AKEL’e taziye mesajı göndermiş olan Kıbrıs’taki tek siyasal parti CTP olmuştur. Tahminlere göre, Sovyetler Birliği, CTP’ye, ona bağlı olan DGD’nin düzenli olarak konferanslara katıldığı Bulgaristan üzerinden destek vermektedir. Eğer Kıbrıs’ın kuzeyi ile güneyi, gelecek bir “Federal Cumhuriyet”te birleşecek olursa, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk komünistlerin birleşik oy gücü, böylesi garip bir hükümet altında yapılacak herhangi bir Cumhurbaşkanlığı seçiminde oyların çoğunluğunu sağlayacaktır. (abç-A.An)

 

1990 Yıllığı’ndan: Hem TKP, hem de CTP’nin liderleri, yıl boyunca biri Prag’ta, öteki de “Yeşil Hat”ta olmak üzere iki kez, beş Kıbrıs Rum parti liderleriyle buluşmuşlardır.

Eğer Kıbrıs’ın kuzeyi ile güneyi bir gün “Federal Cumhuriyet”te yeniden birleşecek olursa, her iki toplumdaki sol kanat partilerin birleşik oy gücünün, bir Cumhurbaşkanlığı seçiminde oyların çoğunluğunu sağlayabileceği tahmin edilebilir. (İlk defa 1989 Yıllığı’nda dile getirilen ve burada daha açık bir şekilde formüle edilen “CIA’nin korkusu”, ABD’nin neden iki devletli bir konfederasyon peşinde olduğunu açıklarken, emperyalizmin işbirlikçisi olagelmiş Kıbrıs Türk liderliğinin de “Rum düşmanlığı” politikasının nedenini ortaya çıkarmaktadır. –A.An)

AKEL, Kıbrıs Türk toplumu içinde yasaklanmış olmamasına rağmen, parti, Kıbrıslı Rumlar arasında yol açacağı eleştiriler nedeniyle burada aktif olmamayı seçmiştir.

Şimdi KKTC’de iki tane sol kanat siyasal partisi vardır: TKP ve CTP. Bu iki partiden biri, partinin gazetesi Yeni Düzen’de sürekli bir köşesi bulunan Özker Özgür’ün Genel Başkanlığı altındaki CTP olup, KKTC’de çok kararlı bir şekilde AKEL çizgisini papağan gibi tekrarlamaktadır.

AKEL Merkez Komitesi yayımladığı bir basın açıklamasında, “ABD, demeç vermek yerine, Kıbrıs sorununun çözümlenmesine daha çok yardımcı olmalıdır” denilmiştir. (Haravgi, 11 Mayıs 1989) Açıklamada daha sonra, ABD’nin atması gereken üç özel adım şöyle sıralanmaktadır: İlk olarak “Güvenlik Konseyi’nin daha aktif müdahalesini sağlamak için yapılan çabalara engel olmayı durdurmalıdır.” Bu tavır, bir ay önce SSCB tarafından da savunulmuştu. (Fileleftheros, 5 Nisan 1989) İkinci olarak, “ABD, Kıbrıs konusunda uluslararası bir konferansın toplanmasına karşı çıkmaya son vermelidir.” Ve üçüncü olarak, “ABD, her iki tarafın sabır, kararlılık ve bir işbirliği ruhu göstermelerini talep etmelidir.” Ama Kıbrıs’taki “taksimci felsefelerini terk etmeleri için etkisini Türkiye ve Denktaş üzerinde kullanmalıdır. Böylece BM ilkeleri temelinde adil ve yaşayabilir bir çözüm için yol açılabilecektir.” (Haravgi, 11 Mayıs 1989) BM Genel Sekreteri’nin Aralık Raporu da “Kıbrıs barış görüşmelerinde süregelen tıkanmadan Türkiye’yi suçlamadığı için” eleştirilmekteydi.

(1990 Yıllığı’ndan başlayarak, Türkiye ile ilgili bölümü Kolombiya Missuri Üniversitesi’nden Kıbrıslı bir Türk olan Birol Yeşilada yazmaya başlamıştır!)

 

1991 Yıllığı’ndan: AKEL’den yapılan resmi bir açıklamaya göre, üye sayısının 16 bin kişi olduğu öne sürülmüştür.

AKEL’in 1990’da yapılan 17. Kongresi’ne katılan 20 ülkeden 25 heyet arasında sadece 11’i kendisini Komünist Parti olarak tanıtmışlardır. Şimdi partilerin çoğunluğu, kendilerine sosyalist veya sosyal demokrat parti demeyi tercih etmektedirler.

AKEL’in Kıbrıs Türk toplumu içinde yasaklanmış olmamasına rağmen, parti, “yeşil hat” üzerinden temas sağlamanın zorluğu yüzünden, kuzeyde aktif olmamayı seçmiş bulunuyor.

Kıbrıslı Türkler arasında üç tane sol kanat partisi vardır. CTP, TKP ve YKP... Üç sol kanat partisi de, Kıbrıs sorunu için federal bir çözümü savunmakta ve buna ulaşmada toplumlararası yakınlaşmanın bir araç olduğuna inanmaktadır. CTP liderine göre, “üç sol kanat partisi de, kendi kendilerine özgüdürler ve hiç biri de Kıbrıs’ın güneyinde veya dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir partiyi kopya etmemektedirler.” (6 Kasım 1990’da Özker Özgür ile yazar Thomas W. Adams’ın yaptığı kişisel iletişimden öğrenilmiştir.)

CIA uzmanları tarafından hazırlanan ve her yıl “Yearbook of International Communist Affairs” adı altında kalın bir cilt olarak yayımlanan Yıllık’lardan görebildiğimiz sonuncusu 1992 yılında yayımlanmış 1991 Yıllığı idi.

 

Görüldüğü gibi, gerek Kıbrıs Rum kesiminde, gerekse Kıbrıs Türk kesiminde faaliyet gösteren ve CIA’nin gözaltında tuttuğu “sol kanat partileri”nin hepsi de “nevi şahsına münhasır” bir yapıya sahip olmalarına rağmen, birlikte hareket etmeleri halinde, Kıbrıs’ın siyasal hayatında yol açabilecekleri değişiklik ve yenilikler, Amerikan emperyalizminin bölgedeki çıkarlarına ters gelişmeler olarak görülmektedir.

 

“KIBRIS’TA KOMÜNİZMİ BİZ ÖNLEDİK!”
Kıbrıs Türk lideri Rauf Denktaş’ın KKTC’nin ilanından sonra, “Kıbrıs’ta komünizmi biz önledik. Batı bunu bilmelidir” (Milliyet, 16 Mayıs 1984) veya “Kıbrıs Türk halkı, adanın Akdeniz’de bir Küba olmasını önlemiştir” (Cumhuriyet, 23 Mayıs 1984) şeklinde konuşmuş olması, 1958’den beri sürdürülen toplumların ayrı yaşaması gerektiği tezinin ne anlama geldiğini açıklamaktadır.

 

“KOMÜNİSTLER BİRLEŞİRSE?”   
Türkiye’deki faşist 12 Eylül Cuntası’nın lideri Kenan Evren’in, 18 Kasım 1983 günü kendisini ziyaret eden ABD Başkanı Reagan’ın özel temsilcisi Rumsfeld’e söyledikleri de konuyu iyice açıklamaktadır:

“Denktaş bir kere bu çıkışı yaptıktan sonra (KKTC’nin ilanı-A.An), bundan dönmesi çok zordur. Siz acaba Kıbrıs Türkleri arasındaki iç durumu biliyor musunuz? Her gün komünistler kuvvet kazanıyor. Bugün, Meclis’te çoğunluğu Denktaş, ancak bir farkla sahip bulunuyor. Bu durum devam etiği takdirde, bundan sonra yapılacak ilk seçimde tahminim sol grup, iktidarı ele alacaktır. Rum tarafında zaten komünistler var. Türk tarafında da komünist bir grup var. Bunlar birleştikleri takdirde, işte o zaman Akdeniz’de tam Sovyetlerin arzuladığı gibi bir durum meydana gelmiş olur. Acaba Amerikalı dostlarımız bunu mu arzu ediyorlar? Denktaş, bağımsızlığını ilan ettikten sonra, Anayasa’nın değiştirilmesi için harekete geçti.” (Milliyet gazetesinde yayımlanmış olan Kenan Evren’ın Anıları’nın 13. Bölümünden aktaran Yeni Düzen, 24 ve 25 Mayıs 1991)

ABD ve TC Gizli Servisleri ile uyum içinde çalışan Kıbrıs Türk liderliği, 1958’deki kanlı provokasyonlarla başlattıkları Türk-Rum çatışmasını, 1963 Aralık ayında yeniden alevlendirmişler ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti devletinden kopup ayrılmalarını gerçekleştirmiştir.

 

“İŞBİRLİĞİ YAPARSAK DAVAYI KAYBEDERİZ”
Dr. Fazıl Küçük, 10 Mart 1964 tarihinde TC Başbakanı İsmet İnönü’ye gönderdiği bir mesajda şöyle demekteydi:

“Bilindiği gibi memurlarımız, kendilerine verilen direktife uyarak, emeklilik hakları dahil maaş, tahsisat ve diğer ücretlerini feda etmiş ve meslekten ihraç durumuna kendilerini bilatereddüt sokmuşlardır... Geri işbirliğine dönme -geçici bir süre için bile olsa- davamızın gaip edilmesine müncer olacağına inanmaktayız. Şimdiye kadar bizi öldürenler, malımızı yakıp yağma edenler ile bir arada yaşayamayız tezini savunduğumuz malumdur. Bu böyle iken, Rumlarla gene bir arada ve hatta bir dam altında beraberce yaşamağa ve işbirliği yapmağa başladığımız an, tezimizi temelinden yıkmış olacağımız kanaatindeyiz. Bir araya gelindikten sonra, bilhassa Güvenlik Konseyi’nin kararı muvacehesinde tekrar federasyon şekline bile gidilmesi ihtimal haricinde olacağı bedihidir.” (Rauf R.Denktaş, Arşiv Belgeleri ve Notlarla İlk Altı Ay, Lefkoşa 1992, s.44)

EOKA-B VE CIA İLİŞKİSİ
1967-74 döneminde Yunanistan’daki faşist cuntanın yöneticilerinden Papadopulos ve Yuannidis, CIA ile doğrudan ilişki halinde çalışmaktaydılar ve Kıbrıs’taki adamları ve EOKA-B örgütünün yardımıyla anti-komünizm, enosisçilik ve Makaryos’un ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmaları koordine etmekteydiler. Kıbrıs’ın bağımsızlığına karşı yürütülmekte olan çeşitli tedhiş hareketlerinin başladığı 1969 ile 1971 yılları arasında, Kıbrıs’taki CIA sorumlusu olan Eric Neff’in 1974 yılı başında, 15 Temmuz darbecilerinin Cumhurbaşkanlığına getirdikleri Nikos Samson ile temas etmiş olması ilginç bir gelişmeydi. Kıbrıs’ta ele geçirilen EOKA-B belgelerine göre, darbeden hemen önce Atina’dan Kıbrıs’a gönderilen CIA paraları günde 6 bin dolardı. ABD’nin Atina’daki Büyükelçisi Tasca ile Yuannidis’in ilişkisini CIA sağlıyordu. Makaryos, darbeden sonra Le Monde gazetesine verdiği bir demeçte, EOKA-B’nin önde gelen bir üyesi adına ABD’de kesilmiş olan 33 bin dolarlık bir çekten söz etmiş ve çek sahibinin bu para transferi hakkında herhangi bir açıklama yapamadığını belirtmişti. (Le Monde’dan aktaran Nea Ellas, 18 Eylül 1974)

22 Haziran 1975 tarihli To Vima gazetesine bir demeç veren Darbeci Albay Yuannidis, “Makaryos’u ne Amerikalılar, ne de Türkler istiyorlardı” şeklinde konuşurken, Oriana Falaci ile yaptığı bir söyleşide de “Afrodit Harekâtı’nı yaparak, Makaryos’u alaşağı etmesi halinde Türk askeri yetkililerinin herhangi bir tepki gösteremeyeceklerine dair onlardan güvence aldığını” söylemişti. (aktaran Fileleftheros, 7 Kasım 1974)

NATO’CU GARANTÖRLER
Amerikan Merkezi İstihbarat Örgütü CIA’nin Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs’taki yerli işbirlikçileri eliyle planlayıp, uyguladığı 15 Temmuz Darbesi ile onu izleyen 20 Temmuz Türk Müdahalesi ve adanın %37’lik kuzey topraklarının işgali, Amerikan emperyalizminin Kıbrıs üzerindeki kötü emellerinin birer sonucudur.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğünün garantörü olan üç NATO ülkesinden biri olan Yunanistan, Kıbrıs’ın yasal hükümetine karşı faşist bir darbe düzenlerken, ikinci garantör ülke olan Türkiye, Kıbrıs’ın topraklarını işgal ederek, ikiye bölmüş ve kuzeyinde kendine bağımlı bir devletçik oluşturmuş, ada üzerinde 1960’dan beri iki egemen askeri üs bulunduran üçüncü garantör ülke ve eski sömürgecisi İngiltere ise tüm bu olanlara seyirci kalmış, kılını kıpırdatmamıştır.

 

BM KIBRIS CUMHURİYETİ’Nİ ESAS ALIYOR
1968 yılından beri BM gözetiminde sürdürülmekte olan toplumlararası görüşmelerin 1993 yılında vardırıldığı aşamayı, görüşmecilik görevinden istifa ettiğini açıklayan Türk görüşmeci Rauf Denktaş şöyle özetlemiştir:

“BM Genel Sekreterliği’nin anlaşmaya 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni esas alması, sıkıntı yaratmıştır. ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi Robert Lamb, “egemenlik esasına dayanan bir anlaşma yapamazsınız” şeklinde yaklaşımlar getirmiştir. 1960 Cumhuriyeti’nin varlığını kabul ettiğimiz anda bütün girişimlerimiz, haklarımız, tapularımız (savaş sonucu ele geçirilip, eşe-dosta dağıtılan Rum malları için verilen yasadışı tahsis belgeleri, -A.An) ortadan kalkar ve büyük bir siyasi kaos meydana gelir. Bunu kabul edemeyiz... Türk tarafı açısından Kıbrıs sorunu çözümlenmiştir. Ancak dünya adada uzlaşma istemektedir. Bunun federasyondan tek yanlı olarak vazgeçmekle yapılmaması gerekir.” (Halkın Sesi, 7 Temmuz 1993)

TÜRK BARİKATINA NEDEN GEREK VAR?
Denktaş’ın görüşmecilikten çekilme manevrası, BM görüşmelerinde sıkışmasından kaynaklanmaktadır ve geçicidir. 1974’de Türk ordusunun gerçekleştirdiği taksim çözümünü, konfederal bir yapı içinde hukukileştirme çabaları sürdürülmektedir. Ne hazindir ki, “nevi şahsına münhasır” Kıbrıs Türk solu, taksime ve onun sonuçlarına karşı, hedefleri belirli, politikası açık bir alternatifi henüz sunamamıştır. Çoğu kez de, gerek Denktaş’ın, gerekse onun ağababalarının kurdukları tuzaklara düşmektedir. Toplumlararası gerçek temaslara konan yasakları kaldırmak yönünde mücadele vermekte de isteksiz görünmektedir. Sabah yazarı Çetin Altan bile şöyle yazmaktadır:

“Kıbrıs’ta artık dünya birleşmesinden kopuk bir Türk inadı, ters durmaktadır. Kıbrıs’ın, Rum Komünist Partisi aracılığıyla Sovyet nüfuzu altına girme olasılığı kalmamıştır. O yüzden Türk barikatına da gerek kalmamıştır.” (aktaran Kıbrıs, 1 Ekim 1992)

Çetin Altan, Türk barikatına gerek kalıp kalmadığını bir de Rauf Denktaş’a ve CIA’nin Kıbrıs uzmanlarına sormalıdır. Sosyalist Kıbrıs’a giden yola barikatları koyan onlardır. 

(Sosyalist Gözlem, Ekim 1993, Sayı:5)   

 

 

27 Şubat 2014 Perşembe

AHMET AN KRONOLOJİSİ


Doğum Yeri ve Tarihi: Lefkoşa, 1 Mart 1950

Eğitim aşamaları:

*** Zehra Növber Anaokulu           : 1955-56

*** Atatürk İlkokulu             2.sınıf    : 1956-57

                                               3.sınıf    : 1957-58

                                               4.sınıf    : 1958-59

                                               5.sınıf    : 1959-60

                                               6.sınıf    : 1960-61  - Okul müsameresinde “Arabacı” müzikali

*** Bayraktar Ortaokulu 1.sınıf    : 1961-62  - Okul korosu  

                                               2.sınıf    : 1962-63

                                               3.sınıf    : 1963-64

*** Lefkoşa Türk Lisesi   1.sınıf    : 1964-65  - Lise Bandosu’na giriş

                                          2.sınıf    : 1965-66  - Okul Orkestrası LETÜL’e giriş

    - Askerliğe başlama: K.T.Mücahitler Bandosu

      (Alto saksofon): 22 Haziran 1965

    - 10 Eylül 1966: Bozkurt gazetesi İkinci Bilgi Yarışmasında 3.

      Ödül (Nisus marka kol saati)    

3.sınıf    : 1966-67   - 2 Mart 1967: Halkın Sesi gazetesi Kültür Müsabakası

                                    Birinciliği (Adler marka daktilo)

     -3 Mart 1967: Okullararası Şiir Okuma Yarışması Birinciliği                                                                

Bekleme: 1967-68   -Toplam askerlik süresi:4 yıl 2 ay 7 gün (Terhis:1 Eylül 1969)

 
*** İstanbul Üniversitesi

                Fen Fakültesi       1.sınıf    : 1969-70
      Cerrahpaşa Tıp Fk.        2.sınıf    : 1970-71
                                            3.sınıf    : 1971-72
                                            4. sınıf   : 1972-73
                                            5. sınıf   : 1973-74
                                            6. sınıf   : 1974-75

(20 Temmuz 1974 ile 20 Ağustos 1974 tarihleri arasında Lefkoşa Türk Genel Hastahanesinde görevli)

Mezuniyet-Tıp Doktoru Diploması’nın alınış tarihi: 30 Mayıs 1975

***Basel ve Londra’da ihtisas bursu için bekleme:     Yaz 1975-Yaz 1976

***Alman Demokratik Cumhuriyeti’ndeki yaşam:

·         Herder Institut-Aspirant Dil Kursu : 27 Eylül 1976-23 Mart 1977        

               Almanca Diploması: 20 Nisan 1977 (Deutschlehrgang: “iyi” )

·         Leipzig-Karl Marx Üniversitesi-Kinderklinik’te Çocuk Hastalıkları ihtisası: 13 Nisan 1977-31 Mayıs 1981

·         İleri Almanca Dil Kursu: 23 Mayıs 1977-29 Kasım 1979, Diploma: 29 Kasım 1979 (Deutschlehrgang für Fortgeschrittene: “pek iyi”)

·          90’dan fazla ülkeden, 1300’den fazla öğrenci ve doktora öğrencisinin sosyal faaliyetlerini koordine eden KMU-Uluslararası Öğrenci Komitesi’ne 1 Kasım 1977’de seçilerek, ISK Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi ve 7 Kasım 1978’den 21 Ekim 1980’e kadar ISK Başkanı görevinde bulundu.

·         ISK’daki başarılı sosyal çalışmaları için, Ekim 1979’da “FDJ-Aufgebot DDR-30” madalyası ve Haziran 1980’de “Ehrenmedaille der FDJ für die festigung unserer Freundshaft” ile onurlandırıldı ve ödül olarak 8-17 Ağustos 1979 tarihleri arasında Sovyetler Birliği’ni (Moskova-Leningrad) ziyaret etti.

·         İhtisas Sınavının yeri ve tarihi: Akademie für Aerztliche Fortbildung der DDR-Berlin, 13 Nisan 1981

·         “Çağımızda toplumsal gelişmenin teorik ve pratik temel meseleleri” başlıklı Marksizm-Leninizm kursuna, 1978/79 ders yılından başlayarak, üç yıl süreyle katıldı ve “pek iyi” derecesi ile bitirdi. (2.6.1981-KMU Leipzig, Sektion Marxismus-Leninismus, Lehrbereich Auslaenderstudium)

***Federal Almanya’da iş arayışı ve siyasal çalışmalar: Eylül 1981- Ağustos 1982

***Kıbrıs’a dönüş- Kıbrıs Türk Tabibleri Birliği’ne kayıt: 23 Haziran 1982

·         Çocuk Hastalıkları Muayenehanesinin (Müftü Ziyai Sokak No.38, Lefkoşa) açılışı: 1 Eylül 1982

       ·         CASP bursu ile 2 ay süreyle ABD’de mesleki temas : 1 Ekim-30 Kasım 1991

               (Washington Hospital Center’de “Neonatal Resuscitation” konusunda ve Children’s Medical Center,

               Washington D.C’deki General Pediatric Ambulatory’de gözlemler)      

 
      ·         Bağımsız ve Federal Kıbrıs için Temas Grubu Kıbrıs Türk Koordinatörü: Ekim 1989-1992

·         Tıp Mesleğine Mensup Kıbrıslıların İşbirliği Komitesi, KT Koordinatörü: 1989-1992

·         Avrupa İnsan HaklarıKomisyonu’na 1. Şikayet: 13 Mayıs 1991-Application No.: 18270/91

·         Avrupa İnsan HaklarıKomisyonu’na 2. Şikayet: 8 Eylül 1992-Application No.: 20652/92

·         Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı: 20 Şubat 2003 (Manevi tazminat: 15.000 Euro + Masraf: 4,715 Euro)

Emekliliğin başladığı tarih:  1 Mart 2004

İşyerinin kapanması: 31 Mart 2009 (Arşivin bir kısmı Kültür Dairesine verildi ve Devlet Senfoni Orkestrası Binası’ndaki bir odaya taşınma.)  

Üye olduğu kuruluşlar:

       ·         Kıbrıs Türk Serbest Çalışan Hekimler Birliği Yönetim Kurulu üyeliği: Mart 1984-1996

·         Kıbrıs Türk Sanatçı ve Yazarlar Birliği: 1990-1992 (Genel Sekreter)

·         Yeni Kıbrıs Derneği Yönetim Kurulu üyeliği (Faal üye): 22 Aralık 2003-18 Mart 2006

·         Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği üyeliği (Başkan Yardımcısı): Eylül 2004-Aralık 2007

·         European Movement Cyprus + ERPIC üyeliği : 2003 yılından beri, halen sürüyor.

·         Kıbrıs Nöroloji ve Genetik Enstitüsü (Cyprus Institute of Neurology and Genetics), Yönetim Kurulu (Board of Directors) üyeliği (KC Sağlık Bakanlığı adına): 25 Ağustos 2005’den beri üçer yıllık üç dönem (2014’e kadar.)

·         Dr.İhsan Ali Vakfı : 8 Nisan 2009’dan beri Yönetim Kurulu üyesi, 2 Kasım 2009’dan beri Başkan

               Yardımcısı (Vakfın çalışmaları 15 Ekim 2012’de geçici olarak durdu.)

Yayımlanmış kitapları:

       1.       Kıbrıs'ta İsyanlar ve Anayasal Temsiliyet Mücadelesi (1571-1948) Mez-Koop Bankası Yayını, Lefkoşa  1996,
               124s.
      2.       Kıbrıs'ta Fırtınalı Yıllar (1942-1962) Galeri Kültür Yayını, Lefkoşa 1996, 175s. (Resimli 2. basım: 2005,
               247s.)
       3.       Kıbrıs Türk Liderliğinin Oluşması-Dinsel Toplumdan Ulusal Topluma Geçiş Süreci (1900-1942), Galeri Kültür
               Yayını, Lefkoşa 1997, 286s.
      4.       Kıbrıslılık Bilincinin Geliştirilmesi, Galeri Kültür Yayını, Lefkoşa 1997, 151s.
      5.       Kıbrıs’ta Türkçe Basılmış Kitaplar Listesi (1878-1997), KKTC Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Bakanlığı
               Yayınları No.41, Ankara 1997, 115s.
      6.       Kıbrıs Türk Kültürü Üzerine Yazılar, Kıvılcım Yayınları No.5, Lefkoşa 1999, 263s.
      7.       Kıbrıs Sorununun Perde Arkası: Adadaki İngiliz Üsleri ve Amerikan Tesisleri, Gelenek  Yayınları: 31, İstanbul
               2000, 92s.
      8.       Kıbrıs Nereye Gidiyor?, Everest Yayınları, İstanbul, Haziran 2002, 348s.(2. basım: Nisan 2003)
      9.       Kıbrıs’ın Yetiştirdiği Değerler (1782-1899), Akçay Yayınları, Ankara, 2002, 502s.
      10.    Kıbrıs: Dün ve Bugün, Derleyen: Masis Kürkçügil, Yazarlar: Ahmet An, Angelos Kalodukas, Mehmet Uğur,
               Mihalis Mihailidis, Niyazi Kızılyürek, Stavros Tombazos, İthaki Yayınları, İstanbul, 2003, 371 sayfa
               (Bu kitap içindeki yazıları: KKK/AKEL Belgelerinde Kendi Kaderini Tayin Hakkı ve Kıbrıs Türk Toplumuna
               ilişkin Kronolojik Değinmeler, AKEL’deki Perestroyka Mücadelesi ve ADİSOK’un Hazin Sonu, Kıbrıs Türk İşçi
               Sınıfı ve Kıbrıs İşçi Hareketi 1920-1963 (Mihalis Mihailidis’den çeviri),  Günümüzde Kıbrıs Türk Toplumu)
      11.    Küçük Adada Büyük Oyunlar: Kıbrıs’ta Ayrılıkçılık, Federal Çözüm ve AB Üyeliği, NK Yayınları:14, İstanbul,
               Mart 2004, 167 s.
      12.    Derin Devlet: Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs (Ortak kitap: Makarios Druşiotis, Ahmet An, Desmond Fernandes,
               İskender Özden), Alfadi Yayınları, Lefkoşa, Aralık 2004, 222s. (Rumca yayımlanmış olan bu kitap içindeki
               yazıları: Kıbrıs’ın “Türkiye’nin Milli Davası” Haline getirilişi, TMT’nin  Kıbrıs Sorunundaki Yeri)
      13.    Kıbrıs’ın Yetiştirdiği Değerler (1900-1920), Şadi Kültür ve Sanat Yayınları, Lefkoşa 2005,  511s.
      14.    Kıbrıslı Türklerde Sınıf Sendikacılığından Etnik Sendikacılığa Geçiş ve İşçi Muhalefeti (1944-1960), Birleşik
               Kıbrıs Gazetesi Yayınları No.1, Lefkoşa, Aralık 2005, 301 s.
      15.    Tıp Alanındaki İlk Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Türk Tabibleri Birliği Yayını, Lefkoşa 2006, 60 s.
      16.    Kıbrıslı Türklerin Siyasal Tarihi (1930-1960) Basının Aynasında Kıbrıslı Türklerin Unutturulan Siyasal Geçmişi
               ve Liderlik Kavgaları, Lefkoşa 2006, 708s. 
      17.    Kıbrıs Türk Toplumunun Geri Kalmışlığı (1892-1962), Şadi Kültür ve Sanat Yayınları, Lefkoşa 2006, 254s.
      18.    İlk Kıbrıs Türk Futbol Takımları ve Çetinkaya’nın Tarihi (1902-1963), Nisan 2006, 90s.
      19.    TMT’nin Kurbanları, Birleşik Kıbrıs Partisi Yayınları No.1, Lefkoşa, Haziran 2008, 123s.
      20.    İşçi Sınıfımızın İlk Öncüleri: 1958’e kadar Emek Hareketinde Kıbrıslı Türkler, Khora Yayınları, Lefkoşa, Ocak
               2011, 231s.
      21.    Örnekleriyle Kıbrıs Türk Basın Tarihi -I- (1891-1963) (Harid Fedai ile birlikte), Lefkoşa, Kasım 2012, 232s.
      22.    Kıbrıs’ta Üç Dönem, Üç Aydın, Yazılama Yayınevi, İstanbul, Ekim 2013, 160s.
       23.    Kıbrıs Türk Basın Tarihi -II- Kıbrıs’ta Türkçe Basılmış Gazete ve Dergiler Listesi (1878-2013), Kıbrıs Türk
               Kütüphaneciler Derneği Yayını, Lefkoşa, Kasım 2013, 311s.

 Yayıma hazır diğer çalışmaları:
* Kıbrıs Türk Basın Tarihi -III- Kıbrıs’ta Türkçe Basılmış Kitaplar Listesi (1878-2013)
* Kıbrıs’a Soldan Bakmak (Makaleler: 2002-2007)
* AKELTürk Kolu’nun Yeniden Açılması Mücadelesi (Notlar ve Yazışmalar)

İnternet üzerinden erişilebilen makaleleri:
* Türkçe makalelere erişim adresi: www.can-kibrisim.blogspot.com
* İngilizce makalelere erişim adresi: www.myislandcyprus.blogspot.com

 

24 Şubat 2014 Pazartesi

KIBRIS ÜZERİNE YAZILMIŞ SOVYET KİTAPLARI

Haziran ayı başında Moskova’da yapılan Reagan-Gorbaçov Zirve Toplantısı için, Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi’nin hazırladığı raporun Kıbrıs’la ilgili bölümü hakkında kendisine yöneltilen bir soruyu yanıtlayan KKTC Başkanı Rauf Denktaş, 11 Haziran 1988 günkü basın toplantısında bu raporu “Rum yanlısı” olarak niteledi ve “Kıbrıs Türklerinin haklarını, statüsünü ve mücadelesini hiçbir şekilde değerlendirmediğini” söyledi. (Tam metin için bkz. Birlik gazetesi, 12 Haziran 1988, s.3 ve 5)

1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması ardından onu tanıyan ilk ülkelerden biri olan Sovyetler Birliği’nin Kıbrıs’la ilgisi aslında pek eskilere dayanmaktadır. AKEL Genel Sekreteri E. Papayuannu’nun bir açıklamasına göre, Kıbrıs komünistlerinin partisi olan AKEL ile Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin ilişki kurması bile, ancak 1957 yılında olmuştur. (Bkz. World Marxist Review, Aralık 1972)

KIBRIS TÜRK-SOVYET İLİŞKİLERİNDEN BİR ANI

Sovyetler Birliği ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında 1960-1963 yıllarında başlayan diplomatik, ekonomik ve kültürel ilişkiler, Sovyet ve Kıbrs halkları arasındaki dostluğun temelini atmıştır. Örneğin uzaya çıkan ilk insan olan Sovyet havacısı Binbaşı Yuri Gagarin, 1962 yılının Şubat ayında Kıbrıs’ı ziyaret ederek, adamızda üç gün konuk edilmişti. Bu ziyaretle ilgili olarak zamanın önde gelen yerel gazetelerinden Cumhuriyet’te, gazetenin muhabiri İlhan Gündüz (Haşmet M. Gürkan’ın takma adıydı) şunları yazmıştı:
“Perşembe günü Cumhurbaşkanı’nın şerefine verdiği öğle yemeğinde hazır bulunan Binbaşı Gagarin, Cuma gecesi Çetinkaya lokalinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük tarafından Türk cemaatı namına kabul edilmiştir. Bu münasebetle bir çay partisi verilmişti. Saat 6’da Çetinkaya’ya gelen Sovyet Feza Yolcusu, burada tezahüratlarla karşılanmış ve salonu dolduran halk, Dr. Küçük ile Binbaşı Gagarin’in yaptıkları konuşmaları ilgiyle takip etmiştir.

Konuşmasına “ilk Sovyet Astronotu Sayın Yuri Gagarin’i aramızda görmekle ve kendisine Kıbrıs Türk cemaatı adına “adamıza hoş geldiniz” demekle büyük bir memnuniyet duymaktayım” diyerek başlayan Dr. Küçük, Kıbrıs Türk Cemaatinin feza araştırmalarını ve bu uğurda yapılan denemeleri büyük takdir ve hayranlıkla takip ettiğini söylemiş ve bütün gayretlerin, dünya insanlığının refah ve saadetine hızmet edecek müspet çalışmalara yönelmesi temennisini izhar etmiştir. Sovyetlerin feza çalışmalarında büyük gayretler gösterdiklerini belirten Cumhurbaşkanı Yardımcısı, konuşmasına devamla bu hayretlerin mükafatının alındığını, Sovyet ilim adamlarının dünyanın takdirini kazandığını ifade etmiş ve gösterdiği fedakarlık, metanet ve cesaretten dolayı Binbaşı Gagarin’i tebrik etmiştir.
Binbaşı Gagarin, Cumhurbaşkanı Yardımcısının konuşmasına verdiği cevapta, Kıbrıs Türk cemaatı mümessillerinin kendisine gösterdikleri hüsnü kabule teşekkür etmiş ve Kıbrıs’ı ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade ile Sovyetler Birliği halkının Kıbrıs halkına, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin terakki ve refahını temin yolunda sarfetmekte olduğu gayretlerinde muvaffakiyetler dilediğini belirtmiştir. Feza uçuşunu ilk olarak yapmaktan bahtiyarlık duyduğunu söyliyen Binbaşı Gagarin, “Bu uçuşu sulh, ilmin terakkisi ve fezanın sulhçu gayeler için incelenmesi namına yaptım” demiş ve feza çalışmalarında çok gayretler sarfedilmesi icap ettiğini sözlerine ilave etmiştir.” (Cumhuriyet gazetesi, 19 Şubat 1962, s.4)

Sovyetler Birliği’nin Kıbrıs’a olan ilgisi, Aralık 1963 bunalımından sonra daha da artmıştır. Nitekim Kıbrıs’ı konu olan Sovyet kitaplarının yayımlanması da bu döneme rastlamaktadır. (1958 yılına ait Eleftherios Dzelepy’nin “Pravda o Kipre” adlı çalışması, “Moskva: Nedvo niostranioy” yayını olarak çıkmışsa da, bu konuda ayrıntılı bilgi elde edemedik. Bir Sovyet yazarından çok, bir Yunanlı yazarın eseri olduğunu tahmin etmekteyiz.)

İLK KİTAP
Hakkında bilgi edinebildiğimiz Kıbrıs’la ilgili ilk Sovyet kitabı, S.M.Leonidov tarafından kaleme alınmıştır. “Kipr v borbe za nezavisimost” (Bağımsızlığı için mücadele eden Kıbrıs) başlıklı kitap, 1963 yılında Dışişleri Enstitüsü’nün bir yayını olarak Moskova’da 140 sayfa halinde basılmış. Kitapta yer alan bölüm başlıkları şöyle:

Kıbrıs’ın Britanya tarafından işgal edilmesinin nedenleri, İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında Kıbrıs’taki milliyetçi mücadele, Kıbrıs sorunu ve onun uluslararası bir sorun haline dönüşmesi, Kıbrıs sorununun çözümlenmesine NATO’nun müdahalesi, Kıbrıs’ın bağımsızlık mücadelesinde yeni dönem. Bu son bölüm, 1960’lı yılların ilk yarısını kapsamaktadır.
Leonidov’a göre, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağlayan Londra Anlaşması, en az iki ana konuyu çözümleyememiştir. Bunlardan biri, Kıbrıs’ın NATO ile olan bağları, ötekisi de Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasındaki ilişkilerin durumudur. Sovyet yazar, bu kitabında Kıbrıslıların emperyalist boyunduruktan kurtulmak için ulusal kurtuluş mücadelesini sürdürdüklerini belirtirken, Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasındaki anlaşmazlığa ülkesinin nasıl baktığını belirgin olarak ortaya koymamaktadır. 1960’lı yılların başında, Kıbrıslı Rumlar ile Yunanlıların ortaya çıkan yeni durumdan memnun olmadıklarını ve değişiklik istediklerini (s.95) yazan Leonidov, onların bu isteğini desteklemektedir.

Yazarın Türk tarafına yaklaşımı ise farklıdır. Türkiye’yi NATO’ya üyeliği nedeniyle ve Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin korunması için enerjik bir çaba gösterdiği için suçlamaktadır. (s.111) Oysa ki Yunanistan da bir NATO üyesidir ve benzer konumlardan hareket etmektedir. Rumların AKEL partisinin, Yunanistan’ın NATO’dan ayrılmasını talep etmesi, bu görüş için dayanak noktası oluşturamaz.

1964’DE ÜÇ AYRI KİTAP

1964 yılı içinde Sovyetler Birliği’nde Kıbrıs üzerine üç ayrı kitabın yayımlandığına tanık olmaktayız. Üç ayrı yayınevinin bastırdığı bu kitaplar, bu ülkede Kıbrıs’a ve adanın geleceğine ilişkin ilginin artmış olduğunu göstermektedir. Farklı konuları işlemelerine rağmen, birbirini tamamlayan bu üç kitaba kısaca değinelim. (İçerikleri hakkında bilgi veren bu kitaplarla ilgili olarak yararlanılan kaynak: “Some Soviet Works on Cyprus”, Jacob M. Landau, Middle Eastern Studies, London, October 1975, s.302-305)
İlk kitap M. P. Pobedina’nın “Respublika Kipr” (Kıbrıs Cumhuriyeti) başlıklı rehber kitabıdır. Adanın tarihi, siyasal partileri, günlük hayatı, su kaynakları, dağları, kasaba ve köyleri, sanayi, ulaşım, diğer ülkelerle olan ticari ilişkileri ve ekonomik kalkınması için hazırlanan Beş Yıllık Plan’dan söz etmektedir. Kitap, Kıbrıs’taki dağlardan güzel manzaralar ve tarihi yerlerin görüntülerini aktaran çok sayıda resimle süslenmiştir. Prosveşçeniye Yayınevi’nin 1964 yılında Moskova’da bastırdığı bu kitap, 72 sayfadır.

SOVYET GAZETECİSİNİN KIBRIS GEZİSİ NOTLARI
1964 yılına ait ikinci kitap, Sovyet gazetecisi A. Romanov’un 1962 yılında Kıbrıs’a yaptığı gezi izlenimlerinden oluşmuştur. Adı şöyle: “Puteşestviye na ostrov Kipr: Zapiski dzurnalista” (Kıbrıs adasına bir gezi: Bir gazetecinin notları). 68 sayfalık kitap, Moskova’da Politik Edebiyat Yayınevi’nce bastırılmış. Kıbrıs’taki çeşitli tarihi yerler ve ilgi uyandıran diğer bölgelere yaptığı gezileri, dikkatli bir gözlem ve duygusal bir anlatımla dile getiren Romanov, kitapta ayrıca AKEL Genel Sekreteri Papayuannu ile buluşmasını ve partinin çalışmalarını da anlatmaktadır. Sovyet gazetecisi, AKEL’in 1926’da kurulmuş olan Kıbrıs Komünist Partisi’nin devamcısı olduğunu belirtmekte ve partinin son kongresinin Eylül 1959’da gizli olarak, 6 bin kadar üyeyi temsilen 200’den fazla delege ile toplandığını yazmaktadır. Yazara göre, Aralık 1959’da yeniden yasal olarak çalışmasına izin verilen parti, 3 yıl içinde gelişerek, Mart 1962’de üye sayısını 10,432’ye çıkarmıştır. Bu üyelerin yüzde 65.5’i işçi, yüzde 10.8’i köylü, yüzde 9.5’i orta sınıf, yüzde 14.2’si diğerleri olarak verilmektedir. (s.29-31)

KONDRATYEV’İN KİTABI
1964’de Moskova’da yayımlanan Kıbrıs’la ilgili üçüncü kitap, diğerlerinden içerik yönünden çok farklı olup, Pobedina’nınki gibi “Kıbrıs Cumhuriyeti” (Respublika Kipr) başlığını taşımaktadır. V. Kondratyev’in hazırladığı kitap, Znaniye Yayınevi tarafından 32 sayfa halinde, 7. Uluslararası Dizi’nin 22. Kitabı olarak basılmıştır. Kıbrıs’taki olayları, süregelen anti-emperyalist mücadelenin bir parçası olarak gösteren ve Kıbrıs sorunundaki iç etkenlere atıfta bulunmayan bu kitaptaki bölümler şöyle sıralanmıştır:

Bağımsızlıktaki sahtelik, Sömürgeciliğin mirası, Halklar arasında barış ve dostluk isteyen Kıbrıslılar, Kıbrıs’a karşı NATO’nun komplosu, Kıbrıs halkı egemenliğini savunuyor, Sömürgecilerin yeni manevraları, Sovyet halkı Kıbrıs’ın tam bağımsızlığını istiyor.
Kitabın sonunda Pravda gazetesinden aktarılmış 1964 yılına ait ve Kıbrıs’la ilgili NATO, ABD ve Büyük Britanya’nın saldırgan emellerini kınayan, resmi haber ajansı TASS’ın bir açıklaması ve Sovyet Hükümeti’nin bir duyurusu yer alıyor. Duyuruda Kıbrıslı Türk ve Rumlara Sovyetler Birliği’nin sempati ve desteğinin güvencesi verilmektedir. Bu kitapta da Kıbrıs sorununu oluşturan somut olaylara çok az değinilmekte, iç etkenlerden çok, emperyalizmin, yani dış etkenlerin komplo ve eylemlerinden söz edilmektedir.

URAZOVA’NIN “KIBRIS”I
Kıbrıs’ın tarihi ve politik durumuyla ilgilenen bu kitaplardan sonra, 1966 yılında yayımlanan bir başkasına göz atalım. E. Urazova’nın “Kipr” (Kıbrıs) başlıklı bu kitabı, 152 sayfa olarak Moskova’da Mysl Yayınevi’nce bastırılmış. “Gelişmekte olan ülkelerin sosyo-ekonomik sorunları” dizisinden çıkan kitapta, adadaki sosyal durumdan çok, ekonomik ve mali durum incelenmiştir. Kıbrıs’ın tarihi ile ilgili bir bölümden sonra, Kıbrıs ekonomisinin genel özellikleri, tarım, sanayi ve yabancı sermayenin durumu, dış ticaret ve mali durum, işçiler ve işçi mücadelesinin durumu ele alınmaktadır. Daha çok İngilizce, ama bu arada Rusça ve Almanca kaynaklardan yararlanılarak hazırlanmış birçok tablo verilmektedir. İstatistiki bilgilerin eskimiş olmasına rağmen, Kıbrıs ekonomisinin İkinci Dünya Savaşı sonundan başlayarak, 20 yıl içinde nasıl bir gelişme gösterdiğini anlamada yararlı bir kaynak olan bu kitabın, 1969 yılında genişletilmiş bir ikinci baskısı yayımlanmıştır.

9 YIL SONRA ÇIKAN EN KAPSAMLI ÇALIŞMA
1974 öncesinde Sovyetler Birliği’nde yayımlanmış en kapsamlı Kıbrıs kitabı olan bu kitap, 258 sayfadır. Başkanlığını R.P.Kornienko’nun yaptığı ve E.İ.Urazova ile K.A.Şemenkov’dan oluşan bir yayın kurulu tarafından hazırlanan ve “Kipr” (Kıbrıs) adı verilen bu kitap, “Akad. Nauk.SSR, Inst. Vostokovedeniya” (Bilim Yayınları) adına bastırılmıştır. Adanın tarihsel, coğrafik, ekonomik ve siyasal konumuyla ilgili genel bilgileri içeren bu kitapta, milattan önce 5,800 yılından başlatılan ada tarihi içinde, 1968 yılına kadar geçen önemli olaylar anlatılmaktadır. Kitabın ana ve yan bölümleri şöyledir:

Önsöz, Ülke ve nüfus (Coğrafik konumu, nüfus, diller, dinler, kentler), Ekonomi (Genel bakış, tarım, sanayi, ulaşım ve bayındırlık, dış ticaret, turizm, finans), Tarihsel konumu (Antik devir, Ortaçağ, Yeniçağ, Günümüzde Kıbrıs), Devletin yapısı ve sosyal kurumlar (Devletin yapısı, silahlı güçler, işçi hareketi ve siyasal partiler, sendikal ve kooperatif hareketi, sosyal örgütler), Kültür (Eğitim, kütüphaneler, müzeler, basın, radyo ve televizyon, edebiyat, güzel sanatlar, örf ve adetler, müzik, sağlık, spor). Bu kitaptan alınmış ilginç bölümler, Moskova’da eğitim görmüş Kıbrıslı Türk gazeteci Şener Levent tarafından, Kıbrıs Postası gazetesinin 2-7 Kasım 1985 tarihli sayılarında Türkçe olarak özetlenmiştir.
KIBRIS’LA İNGİLTERE’NİN İLİŞKİLERİ NASIL BAŞLADI?

1974 yılında yine Nauka (Bilim) Yayınevi tarafından çıkarılmış olan bir başka kitapta ise, İngilizlerin Kıbrıs adasını ele geçirmesi anlatılmaktadır. 283 sayfalık kitabı yazan O.B.Shparo, başlığı ise şöyle: “Zakhvat Kipra Angliyey” (İngiltere’nin Kıbrıs’ı Alması). İngilizlerin Kıbrıs’ı Osmanlıların elinden alması konusunu Rusça olarak işleyen kitap uzunluğundaki bu ilk araştırma kitabındaki bölümler şu şekilde sıralanmış:
Uzun erimli politika, Barışçılık maskesi altında, Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki İngiliz entrikaları, İstanbul’da bir komedi, “Fırsatçı” bir tarafsızlık, Silahlı tarafsızlık, 30 Mayıs 1878 İngiliz-Rus Protokolu, Kıbrıs Analaşması’na doğru, Berlin Kongresi sırasında İngiliz politikası, Kıbrıs Anlaşması, Kıbrıs’ta İngiliz yönetimi.

Shparo’nun kitabının sonuna eklediği bibliyografyadan anlaşıldığına göre, bu eserin hazırlanmasında şimdiye kadar hiçbir yerde yayımlanmamış olan Çarlık dönemi Rus Dışişleri Arşivlerinden ve Türkçe-Rumca ve diğer bazı dillerde basılmış kitaplardan yararlanılmış. Daha önceki bazı araştırmalarda dile getirilen bir görüşün aksine, bu kitapta, Büyük Britanya’nın Osmanlı İmparatorluğu’nun bütünlüğünü korumaya çalışmadığı ve onu parçalamak istediği belirtilmektedir. Bu görüştem hareket eden yazar, Büyük Britanya’nın Kıbrıs adasını işgal etmesini, Mısır’ı ve Orta Doğu’nun diğer yörelerini ele geçirmeye yönelik kapsamlı bir plan çerçevesinde atılmış stratejik bir adım olarak nitelemektedir. Harekatın esas ipleri, Disraeli ve Salisbury’nin elinde olup, İngiliz ticaret ve mali burjuva çevrelerinden destek görmüşlerdir. Kullandıkları ana araç, iki yüzlü diplomasi olmuştur. İkili oynayan İngiliz politikacıları, Osmanlı İmparatorluğu’nun belli bazı yörelerini parçalamayı hedeflerken, Rusya’nın yayılmacılığını önlemek için Balkanlardaki Osmanlı topraklarının da korunmasına çalışmışlardır. Kitabın sonunda yer alan ve 1878’de Kıbrıs’ta başlayan İngiliz yönetimiyle ilgili bölümde, Kıbrıs’ın Büyük Britanya tarafından ele geçirilmesinde rol oynayan en büyük faktörün, adanın önemli bir askeri üs olarak kullanılması olduğu çeşitli örneklerle anlatılmaktadır.

KIBRISLI TÜRK ŞAİRLERDEN SÖZ ETMEYEN BİR ANTOLOJİ    
Sovyetler Birliği’nde Rusça olarak basılmış Kıbrıs’la ilgili kitaplardan bir tanesi de bir şiir antolojisidir. “Melodiye poety Kipra” (Kıbrıs’ın genç şairleri) başlıklı kitap, 1971 yılında 136 sayfa halinde Moskova’daki  Molodoya Gvardiya Yayınevi’nce bastırılmış. “Dünyanın genç şairleri” dizisinden çıkan bu kitap, bazı şiirlerin Rumcadan Rusçaya çevirisini de yapmış olan D.Dimitriyev tarafından hazırlanmıştır. 4’ü kadın olan 22 tane Kıbrıslı Rum şairin 1 veya 11 şiir örneğiyle temsil edildiği bu kitaptaki toplam 89 şiir, çok çeşitli konuları ve farklı biçemleri yansıtmaktadır. Kıbrıs adasına olan sevgi, doğa güzelliklerinin yansıtılması yanında, sık sık savaş konusu dile getirilmektedir. Bu arada Hiroşima’nın bombalanması, Garcia Lorca’nın ve Patrice Lumumba’nın ölümleri gibi olaylara değinilmekte, hatta İsa’yı öven şiirlere bile yer verilmektedir.

Kitapta hiçbir Kıbrıslı Türk şaire yer ayrılmaması, Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türk şair yokmuş izlenimini vermekte ve bu da Dimitriyev’in antolojisinin en büyük eksikliğini veya hatasını oluşturmaktadır. Oysa yukarıda sözünü ettiğimiz ve bir yayın kurulu tarafından hazırlanan “Kıbrıs” kitabında, hiç olmazsa Kıbrıslı Türk ressamlardan ve Kıbrıs Türk basınından söz ediliyordu. (Bkz. Şener Levent’in yazı dizisi, Kıbrıs Postası gazetesi, 5 Kasım 1985) Bu kitaptaki edebiyat ve müzik bölümlerinde Rum sanatçılara geniş bir yer ayrılmasına karşın, Türk sanatçılara değinilmemesine Levent de dikkat çekmektedir.

BİR DEĞERLENDİRME
Şener Levent, “Sovyet Kaynaklarında Türkiye ve Kıbrıs” adını verdiği yazı dizisinin sonunda şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

“Yazı dizisinden de anlaşılacağı gibi, Sovyetler, adada iki ulusal toplumun varlığını kabul etmelerine karşın, yine de ikisini birden tek halk saymakta. Bu yaklaşım ise, iki toplumun ayrı  ayrı self-determinasyon hakkı olduğu gerçeğini benimsemez. Tek halk-tek self-determinasyon görüşünü savunur sadece.
Sovyetler, Rumların, hatta AKEL’in bile enosis için mücadele ettiğini ve tarihi boyunca adayı hep Yunanistan’a bağlamaya çalıştıklarını teslim ederler. Ancak böyle olmasına karşın, Rumların bağımsızlık mücadelesi verdiklerini söylerler nedense. Bir yandan AKEL, 1949’dan beri enosisi savunan bir parti olarak gösterilir, diğer yandan da adanın bağımsızlığını, 1960’ta kurulan cumhuriyeti vesaire sanki savunurmuş gibi övülür.

Makarios da öyle. Hem enosisçiliği yadsınmaz, hem de bağlantısızlık politikası göklere çıkarılır.
Sovyetlerin herşeyi NATO ve ABD’ye bağlama eğilimi, adadaki enosis olgusunu yeterince değerlendiremeyişlerindeki en büyük nedendir.” (Kıbrıs Postası, 7 Kasım 1985, s.5)

SOVYET DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NDA AYRI BİR KIBRIS MASASI YOK
Görüldüğü gibi Kıbrıs’la ilgili Sovyet kitaplarında, daha çok Kıbrıslı Rumlara ait görüş ve gelişmelere ağırlık verilmekte, adada yaşayan ikinci ana etnik-ulusal toplum olan Kıbrıslı Türklerin ekonomik, sosyal ve kültürel etkinliklerinden çok az söz edilmektedir. Bunun nedeni, bize göre, büyük ölçüde, Kıbrıs konusunda kitap hazırlayan Sovyet yazarlarının, Kıbrıslı Türk araştırmacılarla ilişki içine girmemeleridir. Kaldı ki biz, Kıbrıs Türk basın  kaynaklarından da yeterince yararlanılmadığına inanmaktayız. Örneğin Sovyet Kıbrıs uzmanlarının, bir süre önce Söz gazetesinde 22 yazılık bir dizi halinde (8 Mayıs-16 Ekim 1987) yayımlanmış olan “Emekçi Halk Hareketimizin Geçmişinden” başlıklı araştırmadan haberdar olup olmadıklarını, Kıbrıs Türk halkının tarihiyle ilgili olarak Yeni Kıbrıs dergisinde çıkmakta olan çeşitli araştırma yazılarını ve diğer son çıkan araştırma kitaplarını izleyip izlemediklerini merak etmekteyiz. Çünkü Kıbrıs politikasının izlenmesinde bile, Sovyet Dışişleri Bakanlığı’ndaki Kıbrıs Masası’nın, Yunanistan Masası’yla birlikte çalıştığı bilinmektedir. 1988 yılı başında Sovyetler Birliği’ni ziyaret etmiş olan Sevgül Uludağ’ın şu değerlendirmesi konumuza ışık tutmaktadır:

“Sovyet Dışişleri Bakanlığı’na gittiğimizde, beklenmedik bir durumla karşılaştık: Kıbrıs Masası, aslında “Kıbrıs-Yunanistan Masası”ydı. Resmi adı “Kıbrıs-Yunanistan Masası” olan bu masa, genellikle Kıbrıs’ın güneyine hasredilmişti ve Kıbrıs Türk toplumunun bu masada tuttuğu yer çok küçüktü.
Aynı durum, daha sonra görüştüğümüz ve bu nedenle yoğun olarak tartıştığımız zaman zaman havanın da iyice gerginleştiği Halklarla Dostluk Komitesi’nde de geçerliydi. Burda oluşturulmuş bulunan Sovyet-Kıbrıs Dostluk Cemiyeti’nin Başkan Yardımcısı Marina Ritova, “Kıbrıs” derken, Kıbrıs’ın güneyinden söz ediyordu. Sovyet-Kıbrıs Dostluk Cemiyeti de, Kıbrıs’ın güneyine şamildi. Yani, Kıbrıs Türk liderliğinin yıllardan beri izleyegeldiği olumsuz politikalar ve yarattığı oldu-bittiler nedeniyle, Kıbrıs Türk toplumu, bu masada da yer alamıyordu.” (S.Uludağ, Sovyetler Birliği’nde Kıbrıs’ı tartıştık, Yeni Düzen gazetesi, 11 Şubat 1988, s.4)    

SONUÇ
Özetlersek, Kıbrıs’la ilgili Sovyet kitaplarında, Kıbrıslı Türklerden ve onların politik, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamlarından yeterince söz edilmediği görülmektedir. Bu eksikliğin giderilebilmesi için, Sovyet Kıbrıs uzmanlarının Kıbrıslı Türk araştırmacılarla temas kurmaları ve Kıbrıs Türk basınını daha yakından izlemeleri gerekmektedir. Böylelikle Kıbrıs hakkında yapılan değerlendirmeler daha eksiksiz ve daha gerçekçi olacaktır. Yazımızı bitirirken, varlığından haberdar olduğumuz, ama içerikleri hakkında ayrıntılı bilgi edinemediğimiz Kıbrıs’la ilgili diğer Sovyet kitaplarının bir listesini veriyoruz:

1.      D.Volsky / V.Kudryavtsev, Collusion against Cyprus, Novosti Press, Moscow 1975, 54s.

2.      Vitaliy Mihayloviç Menşikov, Stratejik Yol Kavşağında, Moskva: Izd. Mezdunarodnye Otnoseniya, 1975, 213s.

3.      B.M.Potşıveriya, İkinci Dünya Savaşı Sonrasında Türk Dış Politikası, Moskva: Akademiya Nauka SSR, 1976, 306s. (Türkiye’nin dış politikasının değişmesinde Kıbrıs sorununun rolüne değinilmektedir.) Aynı yazarın 1966 yılında yayımlanmış bir de “Türkiye ve Kıbrıs Sorunu” başlıklı kitabı vardır.

4.      V.N.Guseva / Tiurina Lorisa Gavrilovna, Kıbrıs Sorunu: Rusça ve yabancı dillerde yayımlanmış kitap ve dergilerin listesi 1967-1976, Moskva: Akademiya Nauk SSR, 1977

5.      V.A.Şmarov, NATO’nun Akdeniz Politikasında Kıbrıs, Moskva 1982

6.      V.F.Petrovsy / N.F.Çernov (Ed.), ABD Militarizmi: Savaş Makinası, Askeri Bloklar, Üsler, Saldırı Paktları, Moskva: Politizdat 1985, 368s. (Geçitkale ve Girne limanlarıyla ilgili iddialara yer verilmektedir.)

7.      V.A.Şmarov, Emperyalizmin Doğu Akdeniz’deki Politikasının Özellikleri, Moskva: Akademiya Nauk SSSR, 1986, 256s. (Ege ve Kıbrıs sorunlarını işleyen bölümleri vardır.)

8.      E.İ.Urazova / V.A.Şmarov, Kıbrıs, Moska: Akademiya Nauk SSSR, 1986 (1969’da Kornienko başkanlığında bir yayın kurulu tarafından yayımlanmış başvuru kitabının genişletilmiş ikinci baskısıdır.)

(Yeni Kıbrıs dergisinin Ağustos-Eylül 1988 tarihli sayısında yayımlanmıştır.)

 

18 Şubat 2014 Salı

İNSAN HAKLARINDA ÇİFTE STANDARD


       Saptayabildiğimiz kadarıyla Kıbrıs Türk basınında insan hakları ile Kıbrıs sorunu arasında ilişki kurulması, ilk kez  “Söz” adlı haftalık dergide gündeme getirilmiş ve BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi başta olmak üzere (Söz, 20 Aralık 1985), konuyla ilgili belgeler sırasıyla kamuoyumuza sunulmuştu.
Son haftalar içinde 60’dan fazla Kıbrıslı Rum gazetecinin kısıtlı da olsa 1963’den bu yana ilk kez Türk bölgelerine geçmelerine izin verilmesi, adamız çağında tüm Kıbrıslıların kısıtlamasız olarak serbest dolaşma özgürlüğüne kavuşmasında bir basamak oluşturmuş ve sevinçle karşılanmıştır. Bu doğrultudaki ilk önerinin yine Söz dergisinde çıkmış “Serbest dolaşım” başlıklı makalede Şener Levent tarafından yapıldığını (10 Ocak 1986) hatırlatmak isteriz.
Bu yayımlardan 4 yıl geçtikten sonra bile olsa, 10 Aralık Uluslararası İnsan hakları Günü nedeniyle, ya da Güney Kıbrıs’ta yapılan bir basın şenliği ve katıldıkları için iki siyasetçimizin bomba patlatılarak tehdit edilmelerini protesto etmek amacıyla 18 kuruluşun bir araya gelerek, geçen Pazar günü “Barış, demokrasi ve insan hakları” konulu bir panel düzenlemeleri, insan hakları konusunun gündeme getirilmesi açısından atılmış ileri bir adım olarak değerlendirilmelidir. Siyasal görüş olarak sol sosyal demeokrat CTP ile onun tan kuruluşlarının, radikal sol çizgideki Yeni Kıbrıs Partisi ve ona yakın örgütlerin ve bazı meslek kuruluşlarının temsil edildiği panelde toplam 14 konuşma yapıldı. Fakat her nedense dinleyicilerin görüş belirtmesi 5 gün sonraya alınan bir başka toplantıya ertelendi. Oysa aynı gün öğleden sonra buna olanak sağlanabilirdi.
Konuşmacıların çoğunluğu kamuoyunda bilinen eski görüşlerini tekrarlamalarına rağmen, bazıları yer yer ileri taleplerde bulunmuşlar, ya da eleştirilerinin dozunu artırabilmişlerdir. Oysa ki hep bilinir, ünlü işçi sınıfı öğretmeninin de dediği gibi “filozoflar sadece dünyayı çeşitli şekillerde yorumlamışlardır, ama esas sorun onu değiştirmektir.” Acaba eleştirilen kuzey Kıbrıs’taki insan hakları uygulamasını değiştirmek için başta ana muhalefet partisi olmak üzere bu kuruluşlarımız neler yapmaktadırlar?
BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 13/2. Maddesi şöyle diyor: “Herkes kendi memleketi de dahil olduğu halde, herhangi bir memleketi terk etmek ve memleketine tekrar dönme hakkına haizdir.” Buna atıfta bulunan CTP Genel Başkanı Ö.Özgür’ün panele çağrılı olan 21 Kıbrıslı Rum örgütüne kuzeye geçme izninin verilmemesini haklı olarak kınarken, aynı hakkın güneye geçmek isteyen diğer Kıbrıslı Türklere verilmemesini gündeme getirmemesi dikkati çekmiştir. İyi ki bu konuya değinen başka konuşmacılar çıkmış ve talep yükseltilebilmiştir.
Aynı bildirgenin 17/2. Maddesi ise şöyle demektedir: “Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden mahrum edilemez.” Bu maddenin ülkemizde son 15 yıldır ayaklar altına alınmış olmasına ise sunulan hiçbir bildiride değinilmemiş olması düşündürücüdür. Kaldı ki Kıbrıs sorununun bugün vardığı tıkanma aşamasında Kıbrıs Türk liderliği tarafından konan engellerden biri, bu madde ile özetlenebilmektedir. Kendi kaderini tayin hakkı diyerek, dış askeri bir gücün yardımızyla ve desteğiyle 1974’den sonra oluşturulan ve ayakta tutulmaya çalışılan düzen, hem BM’in adı geçen bildirgesine, hem de son zamanlarda atıfta bulunulan 1970 tarihli “BM Şartı uyarınca Devletler arasında Dostane İlişkiler ve İşbirliği ile ilgili Uluslararası Hukuk İlkelerine dair Bildiri”ye ters düşmektedir. Kuzey’de kalan Kıbrıs Rum malları ve mülkü üzerine oturmak bir yana, güneyde bırakılan Kıbrıs Türklerine ait mal ve mülkün sahipleri adına “mülkiyeti sıfırlama” önerisini öne sürmek için liderliğe kim yetki vermiştir?
1974’den sonra yaşanan fiili durumun, bu müdahaleyi gerçekleştiren garantör ülke olan Türkiye’te, tek taraflı olarak Kıbrıs’ın hukuki statükosunun değiştirilmesi hakkını sağlamadığı açıktır. Kaldı ki adı geçen son bildirinin 8. Paragrafında yer alan “devletlerin ulusal bütünlüğü ve ülke bütünlüğüne saygı gösterilmesi” sorumluluğuna da aykırı düşmekte, kendi kaderini tayin hakkı ile ilgili esasların dışına taştığından haklı gösterilememektedir. Nitekim, geçmişte yaşanmış kanlı olaylar bahane edilerek, ki bunlar da enosisçiler ve taksimcilerce yapılmış örgütlü eylemlerin sonucu meydana gelmişlerdir, İnsan hakları Evrensel Bildirgesinde yer alan temel hak ve özgürlüklere 15-20 yıllık sınırlamalar getirilmek istenmesi, uluslararası topluluk tarafından da kabul görmemiştir.
BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin kabulünün 41. Yıldönümünde kimin dünyayı veya kendi kendini kandırmaya çalıştığı ve bunda da ne kadar başarılı olunduğunu düşünmek için bir kez daha olanak doğmuştur. Federal devlet tezinden uzaklaşan taksimcilerin ipliği pazara çıkmış politikalarını yeniden gözden geçirmeleri kaçınılmaz halegelmiştir. Başkalarının size uygulamasını istediğiniz insan haklarını, siz onlara tanıyor musunuz? İşte asıl sorun buradadır. Çifte standard bir an önce terkedilmelidir.

(Ortam gazetesi, 11 Aralık 1989)