5 Nisan 2014 Cumartesi

ABD, KIBRIS BİRLEŞ(ME)MİŞ DEVLETLERİ’Nİ PROGRAMLIYOR


             1957 yılı sonunda İngiliz sömürge yönetimi savcılığından istifa edip Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu Başkanlığı’na getirilen ve kurucuları arasında bulunduğu Türk Mukavemet Teşkilatı’nın adayı taksim politikasını o günden bu güne sebatla savunagelmiş olan Rauf Raif Denktaş, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak amacıyla yürütülmekte olan toplumlararası görüşmelerin bir yeni aşamasını daha başlattı.  

            “Ayrı devletimizi tanımazlarsa, masaya oturmam” politikası yüzünden zor duruma düşen Kıbrıs Türk lideri Denktaş, 1997’den beri 57 kez buluştuğu, ama anlaşamadığı Kıbrıs Rum toplumu lideri Glafkos Kleridis ile 2001 yılının sonunda karşılıklı mektuplaşarak, 4 yıllık bir aradan sonra, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilci Yardımcısının Lefkoşa’daki Uluslararası Havaalanı yakınlarında ve ara bölgede yer alan konutunda, 4 Aralık 2001 günü bir araya geldi. İki lider, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’nun gözetiminde yüzyüze resmi görüşmelere 15 Ocak 2002’de başlama kararını aldılar.

 
GÖRÜŞMELERİN KONUSU: BİRLEŞİK KIBRIS DEVLETLERİ

            Basında çıkan haberlere göre, senaryo şöyle geliştirilmişti: “İki yıl kadar önce Kıbrıs Rum ve Türk taraflarının katıldığı bir sivil toplum toplantısında herkesin üzerinde fikir birliğine vardığı resmi olmayan bir Kıbrıs anayasa taslağı hazırlanmıştı. Bu taslak adada iki toplumlu, iki bölgeli gevşek bir federasyonu, dönüşümlü başkanlık sistemini öngörüyordu. Hatta taslakta kurulacak devletin adı da Kıbrıs Birleşik Devletleri olarak benimsenmişti. İki lider büyük olasılıkla bu taslağı temel alarak görüşecek.” (Cumhuriyet, 21.11.2001) Aslında Denktaş, kendisine yakın olan 2 Mart 2000 tarihli Kıbrıslı gazetesine verdiği bir demeçte, Kıbrıs sorununa bulunacak çözüm şekli ile ilgili olarak “Birleşik Kıbrıs Devletleri olabilir” diyerek, bu konuyla ilgili ilk görüşünü kamuoyuna duyurmuştu. 

            5 Aralık akşamı, Denktaş’ın kendi ikametgahında verdiği akşam yemeğine katılan Glafkos Kleridis, Kıbrıs Türk toplumu lideri ile yaptığı ön görüşmede haftada üç gün toplanma konusunda anlaştı.

Radikal gazetesi, Denktaş ile Kleridis’in buluşması ardından, gündeme oturan ve Türk tarafının büyük ölçüde kabul ettiği ABD’nin 6 sayfalık Kıbrıs Birleşik Devletleri (KBD) projesinin genel ilkelerini yayımladı. Buna göre KBD’nin parlamentosunda iki bölüm, bir başka deyişle 30 Türk ve 70 Rumdan oluşan bir Meclis ile 25 Rum ve 25 Türkten oluşacak bir Senato bulunacak. Parlamenterler ayrı ayrı yapılacak seçimlerle seçilecek. Ara bölge korunacak ve devletin ayrılması için alınacak karar için, meclis ve senatoda ayrı ayrı yapılacak oylamalarda istenilen oran %75, halk oylamalarında da %67 olarak belirlenmişti.

23 Aralık 2001 tarihli Rumca Fileleftheros gazetesi, ABD Dışişleri Bakanlığınca taraflara sunulan KBD projesinin, yine ABD’nin finanse ettiği “Uyuşmazlıkların Çözümü” (Conflict Resolution=CR) yöntemiyle çalışan ve Kıbrıslı Rum ve Türklerden oluşan “Harvard Grubu” tarafından hazırlandığını yazdı. 

 
ROTBERG’İN TAKSİM PROJESİ

            KBD projesini geliştiren Kıbrıs Çalışma Grubu’nun yöneticisi, Harvard Üniversitesi’ndeki Kennedy Okulu’da devletlerarası uyuşmazlıklar üzerine program müdürlüğü yapmakta olan Robert I.Rotberg, 1998’de yapılan ilk Harvard toplantısının tutanaklarını, başkanı bulunduğu Dünya Barış Vakfı adına “Kıbrıs 2000: Bölünmüş veya Federal?” başlığı altında yayımlamış ve 30 Kasım 1999 tarihli Christian Science Monitor gazetesinde çıkan “Kıbrıs’ta barışı yaratmak” başlıklı makalesinde de şu değerlendirmeyi yapmıştı:

            “Kıbrıslı Rumlar ile Türkleri yeniden kaynaşması kolayca yapılamaz. Ama, şimdi yapılması gereken, şimdiki zamanın fiziksel ve jeo-politik gerçekleri temelinde yeni bir anlaşma için görüşmelere başlamaktır... Sonuç olarak, bu görüşmeler gerçekten yaratıcı olursa, belli belirsiz federal yapıdaki KBD’ni ortaya çıkaracak ve adaya sürdürülebilir barış ve refah getirecektir.”

 
KBD KONUSU DAHA ÖNCE DE BASINA   YANSIMIŞTI

Anımsanacaktır, Simerini gazetesi 17 Temmuz 1999 tarihli nüshasında, Amerikalı Holbrook ile Miller'in Kıbrıs için tasarladıkları anayasanın konfederal unsurlar içerdiğini duyurmuştu. Simerini'nin haberinde şöyle denmekteydi:

“Kıbrıs'ın yeni anayasası Bosna'daki Sırp, Hırvat ve Müslüman varlıklarının deneyimine ve Almanya'nın Bavyera Eyaleti anayasasına benzeyecek. Buna göre, merkezi hükümetin önceden onayı gerekmeden dış politikada bile tek yanlı anlaşma yapılabilecek.”

Aynı gazete, 4 gün sonra şu haberi vermişti:

“Kıbrıs'ta yeni devlet şeklinin, Bosna'da olduğu gibi federasyon veya konfederasyon diye adlandırılması yerine, “Kıbrıslı Türk ile Kıbrıslı Rum varlıkları, ya da yönetimlerinden oluşan “Kıbrıs Devletleri” adını alma olasılığı da var.”

1 Ağustos 1999 tarihli Fileleftheros gazetesi de, Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından hazırlanan alternatif haritaların ABD'nin Lefkoşa Büyükelçiliğine iletildiğini duyurmuştu. Buna göre, Maraşın iadesi ve konfrantasyon hattının (özellikle doğu Mesarya) yeniden ayarlanmasında dikkatler yoğunlaşıyordu.
Haritaların zeminini Gali haritası oluşturuyor ve Rum önerilere göre %27.2 ile 28 arası bir toprak Türkler tarafından denetlenecekti. Toprak konusu, iki bölgeye verilecek yetkiler konusuyla bağlantılı kılınmıştı. Türk tarafına verilecek daha fazla yetkiler ve otonomi, Rum tarafına daha fazla toprak verilmesi anlamında olacaktı. Rum  yönetimi buna olumlu bakıyordu.”

 
“ADANIN SÜREKLİ TAKSİMİNİ DÜŞÜNÜNÜZ”

Harvard Grubu’nun 1998'deki ilk toplantısında dile getirilen görüşleri özetleyen Bill Nash adlı görevli de, 7. gözlemi olarak şöyle demişti:

“Bazı yeni yaklaşımlara ihtiyacınız var. Federasyona alternatif olacak birşeyi düşünmeye ihtiyacınız var. Adanın sürekli taksimini düşününüz. Başarılı ayrılık örneklerini inceleyiniz. Bu, “ikinci kadife ayrılık” olacak. (Cyprus 2000: Divided or Federal? by Robert I.Rotberg and Erika A.Albaugh, 1998, Cambridge, Massachusetts, p.39)

Görüldüğü gibi, yüzyüze görüşmelerde gündeme alınan, yıllar önce sözü edilen Amerikan reçetesi BKD idi. Kıbrıs adasını, İngiliz-Amerikan emperyalizminin planları gereği 1974’de kuzey ve güney diye ikiye taksim eden ve Türk ordusunun işgali altındaki bölgede “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” adında  ayrılıkçı bir kukla devletçik kuran güçler, bölgede “Amerikan barışı”nın kurulması için Kıbrıs Birleşik Devletleri formülünü masaya getirmekteydiler. 

Nitekim planın yerli destekleyicileri de, gerek Denktaş’ın ikametgahındaki yemek sırasında, gerekse 29 Aralık akşamı Kleridis’in evinde gerçekleştirilen akşam yemekleri sırasında, “Amerikan barışı” için eylem düzenleyenler, CR yöntemleriyle uzlaştırılmaya çalışılan kadın ve gençlik gruplarının öndegelen yöneticileriydi. Örneğin 29 Aralık akşamı “Hands across the divide” (Sınırın ötesine uzanan eller) adlı iki toplumlu kadın grubu, Rum kesiminde barış adına beyaz balonlar ve güvercinler uçururken, aynı saatlerde Türk kesimindeki eşdeğerleri de “Kadınların Barış için Sivil Girişimi” adı altında mum yakıp, zeytin dalları ile gösteri yapıyordu. Fileleftheros gazetesi, Rum kesimindeki göstericiler için “Fulbright derneği yeniden yakınlaşma seminerleri mezunları” tanımlamasını yaparken, iki toplumlu gençlik gruplarının Rum üyelerinin “Kıbrıs’ın Yeniden Birleştirilmesi ve Birlikte Yaşam için Yurttaşlar Hareketi” imzalı bildiriler dağıttıklarını yazdı. (Yeni Düzen, 31 Aralık 2001)

 
HER GÖRÜŞTEN KATKI

            Bu arada, Harvard Grubu’nun Türk üyelerinden birinden elde ettiğim ve 2 Ocak 2002 akşamı, üyesi olduğum bir internet haber grubuna gönderdiğim aşağıdaki haber, YBH’li arkadaşlar arasında büyük şaşkınlık yarattı ve benim YBH Gençlik Başkanı tarafından “Kontrgerilla propagandacısı” olarak suçlanmama neden oldu:

“Conflict Resolution” gruplarından biri olarak toplanan “Kıbrıs Çalışma Grubu”, 7-9 Aralık 2001 tarihleri arasında Viyana yakınlarındaki Grand Hotel Sauerhof-Baden'de yaptıkları 6. toplantılarında “Kıbrıs Birleşik Devletleri” (United States of Cyprus) adlı yeni devlete anayasa hazırlama projesine son şeklini verdiler.”

Dünya Barış Vakfı'ndan Robert Rotberg başkanlığında düzenlenen ve UNOPS tarafından finanse edilen bu toplantıya katılan 13 Kıbrıslı Rum ve Türkün adlarını da açıklamıştım. Çeşitli siyasal partilere mensup Kıbrıslı Türkler arasında Kenan Atakol (UBP), Kutlay Erk (CTP), Mustafa Akıncı (TKP), Şefika Durduran (YBH) gibi kişiler de vardı. 

 
İSRAİL’DE DE KONFEDERASYON VE AB ÜSLERİ KONUŞULDU

Basına yansıyan bir başka haber, ABD emperyalizminin kanatları altında gizlice hazırlanan planlar hakkında yeni bilgiler sağlamaktaydı. 12 Ocak 2002 tarihli Kıbrıs gazetesi, KKTC’nin, İsrail'in Nazareth kentinde bulunan Galilei College tarafından düzenlenen Uluslararası Milli Güvenlik Kursu'nda temsil edildiğini yazdı. Bilindiği gibi İsrail'de birçok kez Kıbrıslılara yönelik CR toplantıları da yapılmıştı. Haberde belirtildiğine göre, 5-18 Aralık 2001 tarihlerinde düzenlenen ve 21 ülkeden üst düzey bürokratlar ile komutanların davet edildiği kursta, KKTC'yi Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nda görevli Albay Özkan Konca temsil etmişti. Nasıl olduysa Kıbrıslı Rumlardan birinin de katıldığı kursa, Yunanistan davet edildiği halde bir temsilci göndermemişti.

Kıbrıs konusunu da ele alan bu grubun çalışmaları sonucunda, Kıbrıs'ta konfederal bir devlet kurulması, bunun AB tarafından garanti edilmesi, İngiliz üslerinin AB üssü haline dönüştürülmesi (Dikelya Türkiye'ye, Ağrotur Yunanistan'a verilecek), kuzeyde uygun bir bölgede AB üssü oluşturulması  (Geçitkale Hava üssü ne güne duruyor?), ardından oluşturulacak AB birliklerinde Türk, Yunan, İngiliz, Fransız, Alman askerlerinin bulunması gibi kararlar ortaya çıkmıştı. Anlaşılacağı gibi, konfederasyon, Kıbrıs Birleşik Devletleri, AB üsleri, AB askerleri gibi projeler bütün hızıyla ilerletilmekteydi.

 
FİLELEFTHEROS’UN DEĞERLENDİRMESİ

            En yüksek tirajlı Rum gazetesi olan Fileleftheros, 13  Ocak 2002 tarihli nüshasında yer alan “Kleridis ve Denktaş neden korkuyorlar ve neyi elde etmeye çalışacaklar?” başlıklı yazıda tarafların tutumlarını şöyle özetlemekteydi:

Kleridis:

1.İki bölgeden herhangi birinin devletten ayrılma olasılığı olmaması

2. Bölgelere büyük oranda özerklik verecek anayasal düzenlemeler. Ancak bu yetkilerin içeriği federasyon çerçevesinden çıkmamalıdır.

3. Çözüm, içerik açısından Kıbrıs’ın AB üyeliğini engellememelidir.

4. Devletin tek uluslararası kişiliği ve tek egemenliğinin güvence altına alınması

5. Garanti sisteminin genişletilmesi ve adaya çok uluslu gücün gönderilmesi ve güvenlik altına alınması

6. Üç temel özgürlüğün (dolaşım, yerleşim ve mülkiyet hakkı) güvence altına alınması

7. Büyük oranda toprağın Kıbrıs Rum Yönetimine iadesi

8. 10 yılı  geçmeyecek geçiş düzenlemeleri

9. Türkiye’den gelen sömürgeciler konusunun halledilmesi

Denktaş:

1.Ortaklığın çalışmaması durumunda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınmasından vazgeçilmesi ve özerklik olasılıkları

2. Anlaşma sonrasında da sahte devletin bir “varlık” olarak varlığının devamı

3. Türk askerlerinin Kıbrıs’ta olmaya devam etmesi ve Garanti Anlaşmasının idame ettirilmesi

4. Dönüşümlü başkanlık

5. Çözüm olmaması durumunda Kıbrıs’ın AB üyeliği perspektifinin ortadan kalkması ve anlaşma olması durumunda AB üyeliğinin eşit şartlarda müzakeresi

6. Saf bir Kıbrıs Türk bölgesi oluşturulması ve sınırlı toprak ayarlaması yapılması

7. Ambargonun kaldırılması ve ekonomik çıkarlar

8. 10 yıldan fazla geçici düzenlemeler

 
“İMZALA VEYA İSTİFA ET”

Hürriyet gazetesi, iki taraf arasında yüz yüze görüşmelerin başlayacağını 16 Ocak 2002 günü  şu değerlendirmeyi yaptı:

“Sihirli formül” diye anılan “KBD planı” masaya yatırılacak. Ancak BM’nin müdahale sinyalleri yüzünden görüşmeler “sisli” bir havada başlıyor. KKTC lideri Denktaş, dün BM’yi müdahale etmemesi konusunda uyardı.”

Gazetenin verdiği habere göre, görüşmelerin başlaması öncesinde Lefkoşa’nın her iki kesiminde de bazı gruplar tarafından “Barışa destek” yürüyüşleri yapılmıştı. Bu arada Türk kesimindeki “Conflict Resolution”cu bir grup kadının “Mr.Denktash, Kıbrıs’ı birleştir, yoksa birleştiririz! Sign or resign (İmzala veya istifa et)” yazılı pankartlar açması dikkat çekiyordu.

 
KETİ KLERİDİS’İN AÇIKLAMASI

            Kıbrıs’ın  Rum kesiminde İngilizce olarak yayımlanan Cyprus Weekly gazetesi ise 18 Ocak 2002 tarihli nüshasında, Kıbrıslı Rum siyasetçilerin ABD tarafından finanse edilen Kıbrıs Çalışma Grubu'nun hazırladığı ve Kıbrıs Birleşik Devletleri (KBD)'nin kurulmasını öngören çözüm planını hazırlama veya onaylama çalışmalarına katıldıkları yönündeki haberleri yalanladıklarını duyurmaktaydı.

Annie Haralambus tarafından kaleme alınan haberde, DİSİ'den Keti Kleridis'in bu konuyla ilgili olarak yapılan 6 toplantıya da katıldığı, ama sözü edilen belgenin aslı astarı olmadığını söylediği belirtilmekteydi. Gazete, KBD çözüm planının, Kıbrıs Türk lideri Rauf Denktaş tarafından yapılan ve iki egemen devletin bir araya gelerek, “Kıbrıs Birleşik Devletleri”ni kurmalarını öngören önerinin genişletilmiş bir şekli olduğunu öne sürmekteydi.

            Cyprus Weekly gazetesine göre, kişisel olarak “Conflict Resolution” (Uyuşmazlıkların Çözümü) grup toplantılarına birkaç kez katılmış olan Rum Yönetimi Sözcüsü Mihalis Papapetru, gazeteye verdiği bir demeçte, bu haberlerin uydurma olduğunu iddia ederek, herhangi bir taslak anayasanın veya ABD çözüm planının bulunmadığını yinelemekteydi.

            Rum yönetimi başkanının kızı olan eski milletvekili Keti Kleridis ise, daha açık konuşmakta ve Kıbrıs Çalışma Grubu'nun 1999 yılında yaptığı ilk toplantıdan bu yana üzerinde çalışılan ve Viyana'daki son 6. toplantıda Grup Sekreteryası tarafından son şekli verilen “iç kullanım belgesi”nin yayımlanmak için hazırlanmadığını, sadece belgeden yararlanacak olan bazı kişilere dağıtıldığını açıklayarak şöyle demekteydi:

            “Belki birileri bu iç kullanım belgesini ele geçirmiş ve içine bazı fikirler katmıştır. Biz birçok fikirler öne sürmüştük, ama son olarak üzerinde uzlaşmaya vardığımız bir metin yoktur. Biz görüşmeciler değiliz, resmi olan birşey yoktur. Bu bir yurttaşlar grubudur. 4-5 kişi gayri resmi olarak Kıbrıs sorununu çözemez.”

            Keti, “Kıbrıs Çalışma Grubu”na katılanların gelişigüzel seçilmiş kişiler olmadıklarını söyleyen muhabiri yanıtlarken de, “Think-tank” denen düşünce kuruluşlarından, başka uyuşmazlıkların çözümünde de yararlanıldığını, esas düşüncenin, olabildiğince fazla sayıda düşünce ve insanın biraraya getirilmesi olduğunu söylemekteydi.

            Cyprus Weekly’nin doğruladığı bilgilere göre, KBD çözüm planını hazırlayan “Kıbrıs Çalışma Grubu”nda, Rum kesiminden Hükümet Sözcüsü Papapetru yanında, Lefkoşalı avukat ve bir zamanlar adı Rum Yönetimi Başkan adayları arasında geçen Marios İlyadis ile Rum Yönetimi eski hükümet sözcülerinden emekli diplomat Andreas Mavrommatis de bulunmaktaydı.

            “Kıbrıs Çalışma Grubu”nun Kıbrıslı Türk üyeleri arasında da, eski Dışişleri Bakanlarından Kenan Atakol, eski Başbakan Yardımcılarından Mustafa Akıncı ve Yurtsever Birlik Partisi Dış İlişkiler Sorumlusu eski parlamenter Alpay Durduran'ın avukat eşi Şefika Durduran da vardı.

 
FINANCIAL TIMES’IN İLGİNÇ DEĞERLENDİRMESİ

            Yüz yüze görüşmelerin başlamasından sonra, 18 Ocak günü İngiliz Financial Times gazetesinde çıkan bir makalede, Kıbrıs sorununa bulunacak çözümle ilgili çerçeveye atıfta bulunulmakta ve şu ilginç hususlar vurgulanmaktaydı:

“1. İki bölgenin mümkün olduğu oranda özerkliği olacak iki bölgeli iki toplumlu federal çözüm.

2. Göçmenlerin geri dönüş hakkının güvence altına alınması. Ancak geriye dönmemeleri ve tazminat almayı kabul etmeleri için cesaretlendirme olacak.

3. Kişi ve sermayenin tam serbest dolaşımı olmayacak.

4. AB ilkelerinden sapmalar olacak.”

 
KBD HAKKINDA YENİ AÇIKLAMALAR

            Kıbrıslı gazetesi 21 Ocak 2002 tarihinde, KBD Raporu’nun Türkçe tam metnini, Harvard Grubu üyesi  Taner Selçuk’un katkılarıyla yayımlarken, Avustralya'nın Sydney kentinde Türkçe olarak yayımlanan DÜNYA gazetesi de, 24 Ocak 2002 tarihli nüshasının ön sayfasında “İşte Barış Planı” başlığı ile tam menşet olarak çıkan bir haberde, gazetenin Kıbrıs muhabiri olarak gösterilen Kardeş Ocağı Başkanı Hilmi Refik tarafından, Denktaş'ın bir süre önce bu kulüpte yaptığı konuşmaya dayanarak, “Kıbrıs Birleşik Devletleri” hakkında bazı bilgiler vermekteydi:

            1. Halen mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yaşayacak. Ara bölgede üçüncü bir devlet kurulacak. Mal hakları 15 yıl sonra aranabilecek.

            2. Konfederal devletin başkenti Maraş olacak ve uygulama alanı %5’i olacak.

            3. Dikelya Türkiye’ye, Ağrotur Yunanistan’a verilecek.

4. Ara bölgede müşterek ve yakınlaştırıcı yatırımlar yapılacak. İki devlet işbirliğini gönüllü olarak artıracak.

5. Merkezi hükümetin resmi dili İngilizce, KKTC’nin Türkçe ve Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin Rumca olacak.

6. Veto hakkı olmayacak, ama her iki tarafın da olumlu oyu gerekecek.

            Gelen bütün haberlerde, KBD Projesi ile ada topraklarının daha da parçalanarak, çeşitli askeri üslere peşkeş çekilmesinin amaçlandığı ortaya çıkıyordu. Rum ve Türk Kıbrıslılar, anti-emperyalist bir ortak cephe kurup, ülke topraklarına sahip çıkana kadar, stratejik önemi büyük olan bu adanın “emperyalizmin batmayan uçak gemisi” durumunun süreceği anlaşılmaktadır.

 
BİR DE OSLO GRUBU PROJESİ VARMIŞ

Güney Kıbrıs’ın en yüksek tirajlı ikinci gazetesi olan Politis, 27 Ocak 2002 tarihli nüshasında, Amerikalılar ve diğer yabancılar tarafından Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında seminerler şeklinde düzenlenen toplantılarda yalnız dostluğun değil, Kıbrıs sorununun çözümünün de ele alındığını yazdı. Gazete bu gruplardan biri olan Oslo Grubu’nun, yeni devletin bütün yönleriyle ilgili bir belge oluşturduğunu duyurdu.

Bilindiği gibi Fulbright Komisyonu’nun yönlendirmesi ve Norveç Dışişleri Bakanlığı’nın finansörlüğünde 25 Türk ve 25 Rum, 1998 yılı yazında Peace Research Institute Oslo (PRIO)’nun düzenlediği bir toplantıda Norveç’in başkentinde bir araya gelerek bir belge hazırlamışlardı. (Bkz. Salih Öztoprak-Sıradan 50 Kıbrıslının Oslo Buluşması, Yeni Düzen, 29 Temmuz-8 Ağustos 1998 ve Neriman Cahit-Vikinglerin Ülkesinde –Ortam, 14-17 Temmuz 1998)

İşte tam da bu sırada bu toplantılara katılmış olan bir Rum gazeteci tarafından gündeme getirilen bu Oslo belgesinde, katılımcıların anayasa, mahkemeler ve meclis konularında anlaştıkları duyuruldu. Bu belgede dikkati çeken bir başka husus, Türkiye’den adaya getirilen nüfusa atıfta bulunulan bölümde, bu konunun insani bir konu olarak değerlendirilmesiydi. Çoğunun Kıbrıslı Türk eşi bulunması nedeniyle bu kişilerle ilgili bütün uygulamalarda duyarlı davranılması gerektiği, ancak vatandaş olmayan yerleşiklerin ekonomik teşviklerin verileceği bir kesin dönüş programı çerçevesinde Kıbrıs’ı terketmeye cesaretlendirilmeleri gerektiği belirtiliyordu. 

 
SONUÇ: TÜRK TARAFI TAKSİMİN DEVAMINI İSTİYOR

            Fileleftheros gazetesi 26 Ocak 2002 tarihli nüshasında, o güne kadar yapılan yüzyüze görüşmelerde ortaya çıkan sonuçları özetlerken, Harvard Grubu’nun hazırladığı BKD Raporu’nun 8. maddesinde formüle edilmiş olan “devletin dağılması” maddesinin sırrını da ortaya koymaktaydı:

“İşgal lideri Rauf Denktaş bir anlaşmadan doğacak devletten kopma ve devletin dağılması perspektifini açık bırakmak suretiyle serbest ortaklık öneriyor.”

            27 Ocak 2002 tarihli Alithia da,  “Denktaş’ın amacının, kendisinin karar vereceği bir zamanda yeni devletten ayrılmak olduğunu, Kleridis ve Kıbrıs Rum tarafının ise bunu reddettiğini, çünkü Türk tarafının başlangıçta, ilk safhada Kıbrıs Cumhuriyetinin dağılmasını daha sonra da özde var olmayan iki varlık arasında yeni bir devlet kurulmasını isteyeceği yönünde endişeler bulunduğunu” belirtmekteydi.

            Politis gazetesi ise, 29 Ocak 2002 günü benzer bir değerlendirmede bulundu:

“Denktaş’ın görüşmelerde sunduğu belge (talking points), dolaylı görüşmeler çerçevesinde Cenevre’de ortaya koyduğu belge ile aynı frekanstadır. Söz konusu belge, genel çizgileriyle yetkilerin, devletçikler tarafından merkezi hükümete verilmesini savunuyor. Dolayısıyla böyle bir durum, iki egemenliğe ve dolayısıyla ayrılma olasılığı açık olarak konfederal çözüme göndermede bulunur.”

            Zaten Haravgi gazetesi 23 Ocak 2002 tarihli nüshasında, deneyimli diplomatların gazeteye verdikleri demeçte, “özlü olarak Vasiliu’nun başkan olduğu dönemde oynanan senaryonun yinelenmesi söz konusudur” dediklerini duyurmuştu.

            21 Şubat 2002 günü yapılan 14. görüşme ile toplum liderleri Kleridis ile Denktaş arasındaki yüzyüze görüşmelerin ilk turu sona eriyordu ve durum şimdilik sıfıra sıfır, elde sıfırdı...

 
(Kıbrıs’ta Sosyalist Gerçek, Mart 2002, Sayı:71)

 

UYUŞMAZLIK MI ÇÖZÜMLENECEK, TAKSİM Mİ BENİMSETİLECEK?


 
           İlk olarak 1950’li yılların sonunda, askerler ile siviller arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla ABD’de kurulan “Ulusal Güvenlik Politikasını Araştırma Komitesi”, Mart 1957’den itibaren de “Journal of Conflict Resolution” adlı bir dergi yayımlamaya başlamıştı. Bu “Uyuşmazlıkların Çözümü” (Conflict Resolution=CR) çalışmaları, sadece masum bir davranış bilimi olarak gelişmemiş, aksine daha başlangıç aşamasında, Amerikan emperyalist politikasının askeri uygulayıcıları ile sivil uygulayıcılarına bilimsel veriler sağlayıp, uluslararası ilişkilerde var olan uyuşmazlıkların nasıl yönlendirilebileceğine ilişkin politika formülasyonuna katkıda bulunmuştu.

Carter Merkezi’ne bağlı CR Programı yöneticilerinden olan Joyce Neu, yeryüzünde uzun yıllardır süren uyuşmazlıklarla ilgili olarak konuşurken şöyle demiştir:

“Uluslararası topluluk, uyuşmazlıkları çözmek için siyasal isteklilik göstermektedir. Süper güçler, taraf tutarak, başka ülkelerdeki iç anlaşmazlıkları körüklememektedirler.” (1)

 
UYGULAMA FARKLI

Oysa ki uygulama, hiç de öyle olmamaktadır. Bölgesel çatışmalarda, emperyalist güçler, o bölgedeki kendi çıkarlarını korumak ve sürdürmek için, çatışan taraflardan birini veya ötekini, bazı durumlarda da her ikisi içinde yer alan kendi taraftarlarını desteklemektedirler.

Ekonomik gücü elinde tutan ve kamuoyunu, karşı tarafa karşı düşmanca duygular beslemesine yol açacak bir şekilde oluşturan egemen çevreler, bu uyuşmazlıktan zarar gören geniş halk kesimlerinin gerçeklerin bilincine varmasına karşı, her türlü entrikayı çevirirler, onların görüşlerinin yayılmaması için ellerinden geleni esirgemezler.

Çatışan taraflar arasında resmi görüşmeler sürerken (Track 1-diplomacy), ona paralel olarak yürüttükleri CR çalışmalarında (Track 2-diplomacy), anlaşmazlığın geniş halk kesimleri ve her iki tarafın genel yararına çözümlenmesi yerine; sözümona gayrı-resmi kişi ve örgütlerle, ama resmi ideolojinin onayı alınarak, sorunun son çözümlemede egemen güçler leyhine sonuçlandırılmasını gözetirler. (2)

 
KIBRIS SORUNUNDA CR YÖNTEMİ

1958 yılında toplumlararası bir çatışmaya dönüştürülen Kıbrıs uyuşmazlığında da, resmi diplomasi yanında CR yönteminin kullanılması çalışmaları yapılmıştır.

1979’da Harvard Üniversitesi’nde ve 1984’de Cambridge/Massachusetts’de, ABD’de öğrenim gören Kıbrıslı Rum ve Türk öğrencilerin katılımı ile bazı “workshop”lar yapılmış ve “üçüncü taraf” olarak sosyal bilimciler ve CR uzmanları gözlemci olarak bu toplantılarda yer almışlardı. Maris Hadjipavlou-Trigeorgis’e göre bu toplantıların amaçlarından biri de, Kıbrıs anlaşmazlığı üzerine Kıbrıslı Rum ve Türk katılımcıların yaptıkları tartışmanın içeriği hakkında bir raporun hazırlanarak, ABD Dışişleri Bakanlığı’na iletmekti. (3)

Daha sonra, 1985 yazında Kıbrıs’a gelen Amerikalı Prof. Leonard W.Doob, 8 Kıbrıslı Rum ve 8 Kıbrıslı Türk ile birlikte, Ledra Palas Oteli’nde “Toplum İlişkileri Üzerine Yale Projesi”ni gerçekleştirdi. 7-8 kez yapılan bu toplantılarda, “iki toplumu yakınlaştırıcı önlemler” konusunda görüş alış-verişinde bulunuldu. Katılımcı Kıbrıslı Türklerden Bekir Azgın, Amerikalı profesörün, katılımcılardan, toplantıların gizli kalmasını ve politika karıştırılmamasını istediğini açıklamış ve Türk tarafının da bu “gentleman’s agreement”e uyduğunu söylemişti. (4)

Bu CR toplantıları sırasında, Kıbrıs kamuoyuna bilgi verilmemesi kararından tedirgin olan Rum basını da “Yanlış anlamlara meydan bırakmamak için gizliliğin bir yana bırakılmasını” talep etmişti. (5)

1988 yılı yazında, bu kez Norveç Uluslararası Sorunlar Enstitüsü tarafından Ledra Palas Oteli’nde düzenlenen ve Türk ve Rum kesimlerinden seçkinlerin katıldığı yeni bir  CR “workshop” toplantısı yapıldı. Bu toplantının o sırada başlatılmış olan Vasiliu-Denktaş görüşmelerine katkı sağladığı öne sürülmüştü. (6)

“Toplumlararası işbirliğinin her iki tarafa da yarar sağladığını göstererek, bir “Kıbrıslılık” bilincinin geliştirilmesine katkıda bulunabilecek olan hükümet dışı örgütler”den söz eden James H.Wolfe, aynı makalesinde, toplumlararası ilişkilerin yeniden şekillendirilmesinde bu örgütlere esaslı görevler düştüğünü vurgulamaktaydı. (7)

Oysa ki Kıbrıs’ta yapılan bu tür CR uygulamalarında, özellikle Kıbrıs Türk kesiminden katılanlar, Kıbrıs Türk liderliği ve ona yakın seçkinler tarafından belirlenmekte ve gerçek bir “hükümet dışı örgüt” niteliğinde bir çalışma yapılamamakta ve amaca hizmet edilememekteydi. (8)

 
TEMAS GRUBU’NA DUYULAN TEPKİ

Öte yandan ilerici Kıbrıslı Türk ve Rumlar, Eylül 1989’da Ledra Palas’ta toplanarak, 1958’den bu yana ilk defa iki toplumlu bir yapı olarak “Bağımsız ve Federal Kıbrıs için Temas Grubu”nu oluşturdular. Gerek ara bölgedeki Ledra Palas Oteli’nde, gerekse Lefkoşa’nın Rum veya Türk kesimlerinde düzenledikleri siyasal, kültürel, sosyal ve tıbbi içerikli toplantılar,  toplumlararası anlayış ve işbirliğinin gelişmesinde önemli bir ilerleme sağladı. Her iki toplumdan siyasal partilerin karşılıklı ziyaretleri sıklıkla yapılmaya başlandı.

CR toplantılarındaki gizliliğin aksine, Temas Grubu, sürekli olarak her iki taraftaki kamuoylarını çalışmalarından haberdar ediyor ve tartışılan konuların içeriğini basında yayımlıyordu. (9)

“Bağımsız ve Federal Kıbrıs için Temas Grubu”nun her iki kamuoyunda büyük ilgi gören etkinliklerinden huzursuz olan Kıbrıs Türk liderliği, Mart 1990’dan başlayarak, ara bölge veya Rum kesiminde yapılan etkinlikler için verilen “geçiş izinleri”ni önce kısıtladı ve daha sonra “sorumlu makamlara bilgi verilmesi” talebinin reddedilmesi üzerine yasakladı.

Kıbrıs Türk liderliğinin resmi görüşünden farklı bir düşünce şekline sahip olan Temas Grubu’nun Kıbrıslı Türk üyeleri, kendi ülkelerinde seyahat ve iletişim özgürlüğüne getirilen bu yasakları, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komitesi’ne şikayet etmek zorunda kaldılar.

 
LİDERLİK CR’YE SICAK BAKIYOR

Durum böyle gelişirken, liderliğin CR toplantıları için olumlu bir yaklaşım içinde olduğu gözlemlendi.Çünkü Kıbrıs Türk kesimi adına bu toplantılara katılan kişiler, resmi Türk görüşüne yakın kişiler olup, liderliğin onayını almakta ve elde edilen sonuçlardan da onu bilgilendirmekteydi. Örneğin Ottova’da yapılan CR seminerine katılan üst düzey yetkililer arasında Rauf Denktaş’ın danışmanlarından Mümtaz Soysal, Rüstem Tatar, Ahmet Aker, Ahmet C. Gazioğlu, eski Dışişleri Bakanı Vedat Çelik ve TKP Genel Başkanı Mustafa Akıncı vardı. (10)

Haziran 1991’de Londra yakınlarında, “basına kapalı ve gizlilik esası üzerinde yapılan” CR toplantısına katılanlar arasında da Ergün Olgun, Osman Örek, Ahmet C.Gazioğlu gibi Denktaş’ın danışmanları yer almış ve “güven artırıcı önlemler” üzerinde konuşulmuştu. (11) Bu 4 günlük toplantıda tartışılan konuların bir özeti, Cyprus Weekly gazetesinde (5.2.1993) yayımlanmıştı.

1993 yılı yazında, merkezi Washington’da bulunan “Institute for Multi-Track Diplomacy” tarafından Oxford’da düzenlenen CR toplantısına katılanlar arasında, Kleridis’in kızı ile Denktaş’ın oğlunun da bulunması ilginç bir gelişmeydi. Bu gizli toplantıda da, dünyada halklar arasında çıkan uyuşmazlıkların çözümü için geliştirilen yeni yaklaşımlar tartışılmış ve katılımcılardan Fatma Azgın’ın sonradan yazdığına göre, “derin sularda yüzebilmek” amacıyla “gerekli beceriyi, donanımı sağlamak” üzere çalışmalar yapılmıştı. (12)

 
İLK TEPKİLER

Oxford toplantısına katılan Kıbrıslı Rum ve Türkler, 24 Eylül günü, ABD Büyükelçiliği’nin himayesinde Lefkoşa’nın Türk kesiminde açılan “Kültürlerarası Fırça Darbeleri-2” sergisinde yeniden buluştular. Bu serginin açılışı nedeniyle bir basın bildirisi yayımlayan 23 Kıbrıslı Türk, Amerikan güdümlü serginin toplumlararası gerçek yakınlaşmaya hizmet etmediğini belirterek, ABD’nin bölücü duvarların kalkması için çaba göstererek, samimiyetini kanıtlamasını talep ettiler.

26 Eylül 1993 akşamı Rum Antenna Televizyonu’nun CR toplantıları ile ilgili olarak yaptığı yayın, ertesi günkü bütün Rum gazetelerinde geniş yankı yaptı. Haravgi gazetesi haberi tam manşet olarak verirken, kullandığı başlıkta “konfederatif çözüm şeklini ileri götürmek için halkın sırtında pis bir oyun oynanmakta olduğu”nu vurguladı. AKEL Genel Sekreteri Hristofyas ise “Antenna’nın açıklaması bizde şok yarattı. Tam bir gizlilik içinde temaslar yapıldığını, temasları yapanların maksatları hakkında konuşma yapmaktan kaçındıkları”nı açıkladı. Diğer siyasal parti yetkilileri süreden beridir İngiliz ve Amerikan yetkililerin gözetiminde bazı Kıbrıslı Rumlarla Türkler arasında yürütülmekte olan gizli temasları kınadıklarını açıkladılar.

Anlaşılan, CR toplantılarına iki yılı aşkın bir süredir katılmakta olan Rum grubunun çalışmalarından Rum basını hiç haberdar değildi. Türk basını ise, Oxford toplantısı nedeniyle haberdar olmuş ve “ABD, İngiltere, Kanada ve diğer Batılı ülkelerdeki vakıflar ve kuruluşlar tarafından ortaklaşa düzenlenip finanse edilen bu gizli toplantıya KKTC’den katılanlar”ın kimler olduğunu 26 Temmuz 1993 tarihli Kıbrıs gazetesinden öğrenmişti.

Rauf Denktaş’ın danışmanlarından Ergün Olgun, 19 Ağustos 1993 akşamı halka açık bir toplantıda Oxford toplantısı hakkında bilgi verirken, “katalist” diye nitelendirdiği ülkelerin, uyuşmazlıkların temel nedenlerini bulmada taraflara yardımcı olduklarını belirtmiş ve “ABD’nin Kıbrıs sorununda dikkatin kendi sorumluluğundan başka yöne çekilmesi için mi bu toplantıları düzenlediği” şeklindeki sorumuza yanıt vermekten kaçınmıştı.

1989’da başlatılan ve 2. toplantısından sonra faaliyetleri kısıtlanıp, sonra da Kıbrıs Türk liderliğince yasaklanan “Bağımsız ve Federal Kıbrıs için Temas Grubu”nun da toplumlararası yakınlaşma için çaba sarfettiğini, ama görüşlerinin liderlikçe onaylanmaması yüzünden çalışmalarının akamete uğratıldığını belirten bir başka soruya E.Olgun’un verdiği yanıt ilginçti: “Demek ki onlar başarısız olmuş ki bizi kurdular!” (13)

 
GİTTİKÇE GELİŞEN CR TOPLANTILARI

Federal Kıbrıs için Temas Grubu”nun ortaya koyduğu etkinliklerden tedirgin olan Kıbrıslı Türk  egemenler, bu grubun çalışmalarını önce kısıtlamış, daha sonra da yasaklara tabi tutmuştu. Bunu izleyen dönemde, Kanada Barış ve Güvenlik Enstitüsü’nün başlattığı CR çalışmalarının, Amerikalı uzmanların devreye girmesiyle daha da hızlandırıldığını görüyoruz. 1993’de Oxford’da toplanan Kıbrıslı Rum ve Türklerden oluşturulmuş CR grubunun, 1994 yılı içindeki etkinlikleriyle gerek Rum basınından, gerekse Türk kesimindeki bazı çevrelerden  ağır eleştiriler aldığı anımsanacaktır.

 
DENKTAŞ’IN GÖRÜŞÜ

Bu eleştirilerin en önemlisini dile getiren Kıbrıs Türk toplumu lideri Rauf Denktaş, yabancı diplomatların görüşme tekniğini göstermek üzere, iki tarafın insanlarını bir araya getirme girişimlerine değinirken, belli kişilerin paralı öğretmen haline getirildiğini ve yapılan çalışmalarda görüşme tekniğinin değil, Kıbrıs meselesinin nasıl çözülebileceğinin öğretilmeye başladığını anlatarak şöyle konuşmuştu: “Bu etkinliklerde 10’ar, 10’ar hücreler halinde çalışılmakta olup, bu sayının karşılıklı olarak 400’er kişiye ulaşıldığı zaman Kıbrıs’ta barışa gidileceği varsayılıyor.” Denktaş bir başka konuşmasında da “Ben bu görevi alanları suçlamıyorum. Ama içimizde bu faaliyetlerin devam ettiğinin bilinmesini ve bu faaliyetlere katılanların gördükleri ve öğrendiklerini Hükümet’in süzgeçinden geçirmelerini istiyorum...İyi niyetle yapıyorlarmış. Ben kötü niyetle yaptıklarını söylemedim. Ancak bir devlet, bir hükümet varsa bunun usulüne göre yapılmasını, Hükümet’in bunlardan haberdar olmasını ve Hükümet’in de görüşünü yansıtacak kişilerin bu toplantılara katılmasının esas olmasını söylüyorum.” (14)

CR çalışmalarını Türk kesiminde yönlendirenler arasında bir Cumhurbaşkanlığı danışmanı, siyaset heveslisi bir karı-koca, bir zamanlar KGB ajanlığı yaptığı söylenen bir bayan gazeteci, kendini aydın diye tanıtan bazı eski solcular ve Amerikan muhiplerinin de bulunduğu bilinmekle beraber, sözü edilen paralı CIA ajanlarının kimler olduğu her nedense kamuoyuna açıklanmadı. Kıbrıs Rum kesiminden de CR çalışmalarına katılan kişilerin benzeri çevreler olduğu ve sözümona “Kıbrıs Barış Merkezi” adı altında çalıştıkları basına yansıdı. Rauf Denktaş, daha sonra 15 Aralık 1995 akşamı BRT-TV’deki Açı programında konuşurken, CR grubu  içine kendi adamlarını koydurarak, bu toplantılarda ne olup bittiği hakkında bilgi aldıklarını  açıklamıştı. Zaten daha işin ta başında olayı yönlendirenler, hep Denktaş Bey’in yakın çevresindeki açık-gizli kendi adamlarıydı.

CR ve benzeri toplantılarda yapılan tartışmaların içeriği hakkında hazırlanan raporların ABD Dişişleri Bakanlığına iletildiğini yine bir CR eğitmeni olan Maria Hadjipavlou-Trigeorgis’ten öğrenmiştik. (15) Bir başka  veri de,  CR eğitmenlerini eğiten kişiler arasında CIA’e danışmanlık hizmeti  sunan  CR görevlilerinin de bulunduğu şeklindeydi. (16)

 
RUM KESİMİNDEN TEPKİLER

Cyprus Weekly gazetesinde yazan George Lanitis köşesinde, Rum kesimindeki  CR çalışmalarına değinirken, 1960’da da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğu zaman Lefkoşa’daki ABD Büyükelçiliği’nin “ileride lider olabilecek kişiler”i 3 ay süreyle ağırladığını hatırlatarak, CR çalışmalarını da ona benzetmişti (17). Nitekim Kıbrıs Türk kesiminde de CR eğitmeni olarak yetiştirilenlerden Neşe Yaşın’ın, “geleceğin yöneticileri” olacaklarını yakın çevresine açıkladığı kayda geçmiş bulunuyor. (18)

Rum DİKO partisinin Parlamento sözcüsü Tasos Papadopulos, bazı Kıbrıslıların ABD’ye olan hayranlıklarını yine Cyprus Weekly’de şu şekilde dile getirmekteydi:

“Ne kadar yurttaşımızın, Amerikan Büyükelçiliğinden bir davetiye elde etmek için nasıl mücadele ettiğini bugün görmekteyiz. Çünkü bu şekilde kendilerinin önemli bir kişi olduğuna inanırlar ve seçimlerde eşlerinden başka bir destek bulmamalarına rağmen bir rol oynamak isterler.” (19)

 
SAĞIRLAR DİYALOĞU

Kıbrıs gazetesinin 26 Mayıs 1997 tarihli sayısında Ülkü Alemdar imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Amerikalıların girişimi ve finansmanıyla başlatılan CR çalışmalarının 6 yılı aşkın bir süredir devam ettiği belirtilerek şunlar yazılmaktaydı:

“Geçen altı yıl zarfında Türk tarafından sürekli katılımcıların sayısı 300’ü aşarken, ara bölgede veya üçüncü ülkelerde biraraya gelen Kıbrıslı Türk ve Rumların sayısı bin 600’e ulaştı...Uyuşmazlıkların çözümü gruplarına bir süre devam ederek daha sonra vazgeçenler, bu temasları “sağırlar diyaloğu” olarak değerlendirirken, devamlı katılımcılar bu sürecin bir “sağırlar diyaloğu” olmadığını, sadece yavaş ilerlediğini savunuyor.”

Halkın Sesi gazetesinde yazan Şule Aker ise, CR çalışmaları ile ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapmaktaydı:

“Amerikan yönetiminin Kıbrıs konusuna yaklaşımında son günlerde bir değişikliğe gittiği zaten göze çarpıyordu. İlk değişikliği, iki toplumlu projelere (bi-communal projects) bağlanan ümitlerin fiyaskoyla sonuçlanmasının kabul edilmesinde gördük. Gerek iki toplumlu projelere katılanlar, gerekse bu projeleri organize edenler, geçen beş yılda bir arpa boyu yol kat edilmediği konusunda genellikle fikir birliği içerisindeler. Projelere katılanlar, özellikle Rumların Kıbrıslı Türklere söylediklerini kendi toplumlarında tekrar edemedikleri görüşündeler. Dolayısıyla, olay bie yeme içme ve bazı Türkler için de bir vakit kaybı olarak değerlendirilmeye başlandı. Sonuç alınmayacak bir girişim için de ne kadar vakir ayırılabilinir? Sol çevrelerden gelen bazı Kıbrıslı Türkler de bu beş yılın sonunda KKTC’nin resmi pozisyonuna daha çok yaklaştıklarını söylüyorlar. Belki de bir kaç kişi için iki-toplumlu projeler iyi bir meşgale ve gelir kaynağıydı.”

Gelecekte adamıza kabul ettirilecek olan  “Amerikan barışı” için önkoşulları hazırlamaya yönelik olan bu CR gruplarının, gerek Rum, gerekse Türk kesimlerinde yoğun bir şekilde eleştirildikleri ve kamuoyuna bilgi verilmeden yapılan tartışma toplantılarında bir arpa boyu yol alınamadığı, yine katılan kişiler tarafından belirtilmesine ve hatta Kıbrıs Türk kesiminden bazıları kendilerinin “kobay” olarak kullanıldıklarından şikayet etmelerine karşın, bu yemekli-gezmeli toplantılardan da geri duramadıkları ayrıca dikkati çekmekteydi!

 
CR ETKİNLİKLERİ DE YASAKLANIYOR

Kıbrıs Türk makamları, Avrupa Birliği’nin Lüksemburg Zirvesi’nden sonra yayımladığı bildirinin ardından yayımladıkları bir duyuru ile, 27 Aralık 1997’den başlayarak Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasındaki iki toplumlu temaslara yasak koyduklarını açıkladılar. Ancak bu yasak, yürürlüğe girdiği ilk gün daraltıldı ve sadece Ledra Palace’daki etkinlikler için geçerli olacağı duyuruldu. Buna göre isteyen gruplar, Pile’de buluşup temaslarını sürdürülebilecekti.

ABD Büyükelçisi Kenneth Brill, bu gelişme üzerine yaptığı bir açıklamada, şöyle konuşmuştu: “İki toplumlu temaslar, Kıbrıs sorununu çözmeyecek. Ama iki toplumlu temasların yasaklandığı Ada’daki bölünmüşlük de problemi çözmez. İki toplumlu temaslara katılanlar, geleceğin kahramanları olacak. Bu kişiler, tüm siyasi görüşleri temsil ediyor ve sayıları da oldukça fazladır. Temaslar, değerlendirme yapılacağı gerekçesiyle askıya alındı. Bu sürenin kısa olacağını umuyorum. İki toplumlu temasların devam etmesi, demokrasinin gereğidir.” (20)

İki yıla yakın bir süredir, CR çalışmaları ada dışına kaydırılmış bulunuyor. Kıbrıslı Türk yetkililer, bir keresinde “Brüksel Kadın Grubu”nda yer alan kamu görevlilerinin Londra’daki bir toplantıya katılmalarını  bile yasaklamıştır. 25 Mart 1998 günü havaalanından çıkışları son anda yasaklanan kadınlara gerekçe olarak “devlet politikası” gösterilmişti.

Her iki toplumdan, resmi ideolojilere bağlı kişileri Conflict Resolution gibi “Amerikan yöntemleri” ile yakınlaştırma çalışmalarında,  Amerikan ve İngiliz emperyalizminin Kıbrıs sorunundaki rolü üzerine herhangi bir düşünce dile getirilememektedir. Öngörülen işbirliği projelerinin çoğu da, iki devletli bir çözümün önkoşullarını sağlamaya yöneliktir. Nitekim Simerini gazetesi, “Konfederasyon fikrinin, Lefkoşa’daki Amerikan Büyükelçiliği’nin yeniden yakınlaşma seminerlerinde işlendiği”ni kayda geçirmiş bulunmaktadır. (21) Basında sözü edilen son ABD planında da taksimin kalıcılaştırılmasına yönelik unsurların ağır basması dikkat çekicidir ve Fileleftheros gazetesi ilgili mal-mülk tazminat planının, yine CR seminerlerinde konu edildiğini yazmıştır. (22)  

Ne yazık ki ülkemiz Kıbrıs’ı sevenler olarak ilk hedefimiz, yurdumuzun, ada ve halk olarak bölünmüşlüğüne son vermek olmasına ve  bütün yapılagelen iki-toplumlu temaslara karşın, henüz ortak bir siyasal çalışmaya gidilememiştir. İşte bu bağlamda, her iki toplumdan demokrat ve ilerici örgütlerin, kişilerin temaslarında bu yönde kalıcı girişimlerde bulunulması gereği, ivediliğini korumaktadır. 

 
Notlar:
1. Cyprus Weekly, 24.9.1993
2. A.An, Uyuşmazlıkların çözümü mü, sürdürülmesi mi?, Sosyalist Gözlem, Lefkoşa, Ocak 1994, Sayı:7, s.15
3. The Cyprus Review, No.1, Spring 1989, s.85
4. Yeni Düzen, 9.8.1985
5. Fileleftheros, 22.8.1985
6. James H.Wolfe, Cyprus: An action memorandum. CR Program of the Carter Center of Emory University, Atlanta, 15-17 January 1992, s.7-8
7. agy, s.7
8. A.An, agy, s.16
9. Örneğin, Batı Berlin toplantısından notlar, Ortam, 23.6.-3.7.1989, Ledra Palas toplantısında neler tartışıldı?, Ortam, 2-3.10.1989, Mağusa Kapısı Kültür Merkezi’ndeki toplantıdan notlar, Yeni Düzen, 18-22.12.1989, Durduran ve Kızılyürek’in Rum kesimindeki konuşmaları, Yeni Düzen, 16.12.1989, Akıncı’nın konuşması/Temas Grubu Lidra Palas’ta toplandı, Demokrat, 24.1.1990, 2. Toplantıya sunulan bildiriler, Yeni Düzen, 29.1.-6.2.1990, Özgür’ün konuşması, Yeni Düzen, 27.2.1990, Temas Grubu Kıbrıs sorununu tartışıyor, Yeni Düzen, 12-14.2. ve 6-8.3.1990
10. Working Paper 21, Cyprus-Visions for the Future by F.Lafreniere and R.Mitchell, March 1990
11. Final Report by Ronald J.Fischer, Peacekeeping for Cyprus: Report on Conflict Analysis Workshop, 17-21 June 1991, May 1992
12. Yeni Düzen, 26.7.1993
13. A.An, Kıbrıs’ta İngiliz-Amerikan barışı getirmek isteyenlere tepki, Sosyalist Gözlem, Ocak 1994, Sayı:7
14. Halkın Sesi, 20 ve 24.8.1994
15. The Cyprus Review, No.1, Spring 1989
16. 27.5.1994 tarihli Selides’den aktaran Birlik 5.9.1994
17. Cyprus Weekly, 1.7.1994
18. Sosyalist Gözlem, Sayı:7, Ocak 1994
19. Cyprus Weekly, 31.10.1997
20. Kıbrıs, 28.12.97
21. aktaran Halkın Sesi, 4.9.1998
22. aktaran Kıbrıs, 21.6.1999

 (Kıbrıs’ta Sosyalist Gerçek, Ocak 2002, Sayı:70)

 

2 Nisan 2014 Çarşamba

AHMET AN'DAN YENİ BİR KİTAP: "KIBRIS SORUNUNUN PERDE ARKASI"


            Kıbrıs'ta Sosyalist Gerçek'e yazılarıyla katkıda bulunan araştırmacı-yazar arkadaşımız Ahmet An'ın yeni bir kitabı yayımlandı. "Kıbrıs sorununun perde arkası: Adadaki İngiliz üsleri ve Amerikan tesisleri" adlı bu çalışma, İstanbul'daki Gelenek Yayınları'nın 31. ve Tartışma dizisinin 3. kitabı olarak çıktı. 92 sayfalık kitapta, ilk üç tanesi daha önce KSG'de yayımlanan şu 4 makale yer alıyor:
1. Adamızdaki İngiliz askeri üsleri mutlaka kaldırılmalıdır
2. Kıbrıs adası bağlantısız kalmalı, askerden arındırılmalıdır
3. Kıbrıs, batmayan uçak gemisi olarak kullanılmayı sürdürüyor
4. Kıbrıs üzerinden yapılan İngiliz ve Amerikan casusluk faaliyetleri
            Kitabı bir sunuş yazısıyla okuyuculara tanıtan Gelenek Yayınevi, arka kapakta şöyle demektedir:
            "Akdeniz'in kritik bir noktasında bulunan Kıbrıs adası uzun yıllardır bölgeye dönük emperyalist planların merkezinde yer aldı. Emperyalist politikalar, Rum ve Türk egemen sınıflarının ürettiği ENOSİS ve TAKSİM politikalarıyla birleşince, adada yaşayan halklar kardeşlik yüzü göremedi. Yine kardeşliğin önündeki en önemli engel, adanın her iki tarafında da yer alan İngiliz ve Amerikan üsleri oldu. Bu üslerin, Ortadoğu ve Balkanlar'daki "dinleme" faaliyetleri ve silah depoları içide "özel" bir yeri var. Türkiye ve Yunanistan'daki "kardeş" üslerle birlikte emperyalist birer "kompleks" olarak ele alınmaları gerekiyor. Bu çalışma, söz konusu bağlantıların ve daha ileri giden işbirliklerinin somut verilerini sunarken, adada gerçekten bağımsız bir alternatifin nasıl üretilebileceğini de tartışıyor."

TRODOS'TA YENİ ELEKTRONİK KULAKLAR
            23 Haziran 2000 tarihli Rumca Haravgi gazetesi, Trodos dağındaki yeni elektronik dinleme servisi kurulduğunu yazdı. Habere göre, İngilizlerin Trodos'ta bulundurduğu ve uydu sistemiyle bağlantılı olan casusluk sistemleri yenileriyle değiştirildi. Somut olarak her yön ve açıdan elektromanyetik işaretler alabilen "Virtual" antenleri yerleştirildi.
            Gazete, bütün dünyada özellikle de Avrupa'da büyük gürültü koparan Amerikan-İngiliz Echelon casusluk faaliyetlerinin, Anglo-Amerikanları rahatsız etmediğini, bunların dost ve düşmanı izleme sistemlerini daha da modernize ettiklerini yazdı. Haravgi'ye göre, bu sistemin bilgi toplama ve kaydetme olanağı çok büyük olup, İngilizler, aynı bölgede bulundurdukları büyük izleme radarlarını da çağdaşlaştırmak için inşa çalışmalarını yoğun bir tempoyla sürdürmekteydiler. 

İNGİLİZLER, RUM RADARININ KALDIRILMASINI İSTİYOR
            Eylül ayı ortasında Kıbrıs Rum basınında yer alan haberlere göre, Kıbrıs'taki İngiliz makamları, 11 Eylül 2000 tarihinde yerleştirilen kendi yeni radarlarının menzilini etkilediği ve parazit yaptığı gerekçesiyle, Trodos'taki Rum Milli Muhafız Ordusu radarının başka yere nakledilmesini istedi.
            16 Eylül tarihli Mahi gazetesinin bildirdiğine göre, RMMO'nun radarı, birkaç gün önce başka bir yere taşındı ve İngilizlerin iddiasına göre şimdi bulunduğu noktada, eskisinden çok daha iyi izleme olanağına sahip oldu. 
            Alithia gazetesi de 21 Eylül tarihli sayısında, Rum Savunma Bakanı Hasikos'un yaptığı bir açıklamada, RMMO radarının yerinin hiçbir şekilde değiştirilmeyeceğini yineleyerek, İngilizlerin gündeme getirdiği meselenin siyasi değil, tamamıyla teknik olduğunu söyledi. İngiliz Üsler Komutanının Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Anlaşmalarını gündeme getiren konuşmasını da yorumlayan Hasikos, "Bu mesele anlaşmalar konusu değil" şeklinde konuştu.

DUNCAN CAMPELL'İN KONFERANSI
            Echelon casusluk sisteminin faaliyetlerini ilk olarak ifşa eden İngiliz gazeteci ve fizikçi Duncan Campell, 13 Eylül akşamı Lefkoşa'nın Rum kesiminde "Echelon Sistemi'nin KIbrıs'ta ve Dış Ülkelerdeki Çalışması" konulu bir konferans verdi ve konferans, halk yanında, yabancı diplomatlar tarafından da ilgiyle izlendi.
            Haberi veren Rum gazetelerine göre, Campell, Dikelya'daki Ay Nikola kampındaki radarın 1915'de kurulduğunu ve zaman içinde çok önemli bir casusluk merkezine dönüştüğünü söyledi. Buradan geniş bir bölgenin izlendiğini belirten Campell, İmngiliz üslerinin casusluk faaliyetleriyle ilgili yeni verilerin ortaya çıktığını, Trodos'taki istasyondan elektronik araçlarla İsrail ve diğer Ortadoğu ülkelerinin radarlarının fonksiyonunu izlediklerini söyledi. Haravgi gazetesine, ortaya çıkan yeni verilen şunlardır:
            "İngilizler, Türk istilasından önce paramiliter grupların konuşmalarını izliyorlardı ve İngiliz üs askerlerinin Kıbrıs Türklerine yasa dışı silah sattıklarını açığa çıkardılar. Ay Nikola üssünde, Rusya'daki balistik füze denemelerini izleyen kavisli gözetim radarı var."

(İmzasız, Kıbrıs’ta Sosyalist Gerçek dergisi, Sayı:56-57, Ekim-Kasım 2000)

TKP'YE AİT YENİ ÇAĞ DERGİSİNDEN, KAVAZOĞLU İLE İLGİLİ İLETİ VE YAZI


            TKP'ye ait Yeni Çağ dergisinin Nisan 1965  tarihli sayısında yayımlanan, TKP Merkez Komitesi'nin AKEL Merkez Komitesi'ne gönderdiği ileti ve Derviş Kavazoğlu ile ilgili yazı aşağıdadır:

AKEL Merkez Komitesine
            Kıbrıs halkının fedakâr evlâtları, Kıbrısın bağımsızlık dâvasının yılmaz savaşçıları Derviş Kavazoğlu ve Kostas Mişaulis yoldaşların, emperyalist uşağı terörcülerin kurşunlarıyla haince ve kahpece öldürüldüklerini büyük bir teessürle öğrendik. AKEL'in, bağımsızlık uğrunda savaşan Kıbrıs halkının, hürriyetsever Kıbrıs Türklerinin büyük acısını paylaşır, sizlere bütün kalbimizle başsağlığı dileriz.
            Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi, bütün Türk komünistleri ve bütün Türk emekçileri, Derviş Kavazoğlu ve Kostas Mişaulis yoldaşların temiz hatıraları önünde saygıyla eğilirler.
TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ  MERKEZ KOMiTESi

***

DERVİŞ KAVAZOĞLU
            Derviş Kavazoğlu, genç, enerjik, dürüst bir insan örneği, hür ve bağımsız bir Kıbrıs uğrunda, emperyalizmle, gericilerle yılmadan savaşan devrimci bir yurtseverdi. Kavazoğlu, her zaman ve her yerde emperyalistlerin, gerici Türk çevrelerinin, Kıbrıs Türk faşistlerinin, komplolarını, oyunlarını gizli ve açık amaçlarını açıklayan, gerçek bir demokrat, yorulmaz bir barış savaşçısıydı.
            Kavazoğlu'nun öldürülmesiyle AKEL Partisi değerli bir yoldaşını, ilerici sendika hareketi tanınmış, çalışkan bir faaliyetçisini, Kıbrıs emekçileri, ilerici Kıbrıs Türk aydınları fedakâr bir önderini kaybetmiş oldular. Bu, barışı, bağımsızlığı seven her namuslu insan için de büyük, acı bir kayıptır.
            Kavazoğlu'nun katilleri, onlarca ilerici Türkü öldürten Denktaşlar, gericiler, faşistlerdir. Binlerce masum Türkü, yurtlarından yuvalarından zorla çıkartanlar, yüzlerce yuvayı bozanlardır. İlerici Türkleri pusular kurarak, yol keserek vahşice öldürenler, öldürtenlerdir. Kıbrıs halkı, özellikle Kıbrıs Türkleri bunların kimler olduğunu iyi bilir, bunları iyi tanır. Bütün hayatını barışsever, bağımsız bir Kıbrıs uğruna hasreden Kavazoğlu, emperyalizmin niteliğini, onun Kıbrıs'ta uyguladığı sömürgecilik politikasını, her konkre ortamda su yüzüne çıkarmasını bilen hazırlıklı, yetişkin bir Türk aydınıydı.
            Kıbrıs halkını emperyalizm tehlikesine karşı uyarmağa çağıran Kavazoğlu, ilerici Kıbrıs Türküne, aydınına emekçi yığınlarına seslenerek şöyle diyordu:


            “Özgürlüğü, bağımsızlığı, barışı ve demokrasiyi seven bütün dünya halklarının lanetlediği sömürgeciler, yeryüzünün her tarafında yediği ağır darbelerin şaşkınlığı içinde zora, ateşe ve her türlü kötülüklere başvuran iğrenç sömürgecilik, asırlık “ayır-buyur” politikasını, en bayağı biçimiyle aylardır yurdumuzda uygulamaktadır.
            Orta-Doğu’daki sömürücü çıkarlarını korumak için Kıbrıs’ı askeri bir harp üssü, bir atlama tahtası olarak ellerinde bulundurmak emelinde olan sömürgeciler, yurdumuzu bölme entrikasını uydurdular. Sömürgecilerin uyguladıkları bu “bölme” macerası yolunda 20 binden fazla Kıbrıslı Türk yurttaşımız evinden barkından zorla kaldırılmış, malını-mülkünü, bağını, bahçesini, ekilmiş tarlasını terk ederek ovalarda, açık havada çadır altlarında, uygarlığa ve insanlığa aykırı şartlar içinde bir yaşayışa zorlanmış, sonu bilinmeyen bir maceraya sürüklenmiştir.
            Daha dün denecek kadar yakın bir geçmişte, paskalya yortularında Rumlar Türklere paskalya yumurtası ve pilâv; bayramlarda da Türkler Rumlara bayram çöreği hediye edecek kadar biri birine yakın, biribirinin milli ve dini işlerine, geleneklerine saygı gösterecek kadar dostken, neden şimdi aynı bayram ve paskalya günlerinde birbirini top ateşine tutuyorlar? Bu sorunun en doğru, gerçek cevabı şudur: Sömürgecilik ve onu besleyen şovenizm, adamızda son zamanlarda oyunlarını ustaca oynamakta başarı göstermiştir.”

            Derviş Kavazoğlu, emperyalistler ve gericiler, Denktaş faşistleri tarafından körüklenen Kıbrıs buhranı günlerinde, Kıbrıs emekçilerine, özellikle Kıbrıs Türklerine doğru yolu göstermek için büyük çabalar sarf etmiştir. Kıbrıs'ta Dali köyü Türkleriyle yaptığı toplantıda olayların nedenlerine cevap veren Kavazoğlu:

            “Yüzlerce vatandaşımızı neden toprağa verdik. Yeşilada neden barut kokuyor. Yurtta ve Cihanda sulhçu Atatürk Türkiyesi neden Kıbrıs anlaşmazlığı yüzünden bir atom harbinin eşiğine sürüklenmiştir. Bu nedenlere cevap veriyorum. Başımızda idareci geçinenler, Kıbrıs Türk Cemaatı Meclisi’nin yöneticileri Türk halkının kalkınmasını, refahını düşünmüyorlar da ondan. Çağdaş dünya görüşünden yoksun olan bu kimseler, bugün bulundukları yöneticilik makamlarına baskı ve silâhla, faşist metotlarla gelmişlerdir. Yabancı emellere hizmet eden bu adamlar bütün çabalarını Kıbrısta Türkleri Rumlarla çekiştirmeye hasretmişlerdir. Asıl maksatlarını gizlemek için de, yeşil adada Türkleri Rumların tehdidi altında gösterme taktiğini kullanmışlardır.
            Bakın, 27 Mayısçı Milli Birlik hükümetinin Kıbrıs’taki ilk elçisi sayın Emin Dirvana da, Kıbrıs Türk toplumuna ihanet eden bu önderlerin başı Denktaş’ın taktiğini nasıl açıklıyor. Milliyet gazetesinden okuyorum:
            ‘Kıbrıs’ta bulunduğum müddetçe, diyor Dirvana, hiçbir Kıbrıs Türkünün evi yakılıp yıkılmadı. Rumlar tarafından hiçbir Türke ateş edilmedi. Hiç kimse Kıbrıs’taki Türk haklarını reddetmedi. Cemaat Meclisi Başkanı Denktaş’ın ödevlerinden biri de elindeki yeteri kadar imkânlarla Türk toplumunun ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasını sağlamaktı. Onu, bu yolda çaba göstermesi için çok defalar uyarmaya çalıştık. Fakat Denktaş, kalkınma yolunda çaba göstereceğine, daima ve sebepsiz olarak Kıbrıs Rumlarıyla çekişmeyi tercih ediyordu.’
            Hal böyleyken, Denktaş gibilerin Türkiye’de kıtlığını çekmeden bulabildikleri gerici çevreler, Kıbrıs Türkünü tâ baştan beri ‘Milli haklar’ için mücadeleye çağırıp durdular. Kendi gerici isteklerine milli dâva, milli politika, Türk tezi dediler. Oysa bütün bu tezler gerçekte suni olarak üzerine bir ay yıldız taktıkları İngiliz-Amerikan plânlarından başka bir şey değildir.

            Hatırlanacağı üzere, 1954’ten beri, Kıbrıs meselesinin İngiltere’nin kendi iç meselesi olduğu, daha sonra Kıbrıs’a muhtariyet verilmesi, ve nihayet taksim formülü gibi sömürgeci tezlerinin hepsi gerek Menderes hükümetleri, gerekse 27 Mayıs’tan sonraki Türk politikasına şu veya bu ölçüde etki yapabilen Menderesçi siyasi çevreler tarafından daima Türk tezi diye benimsenmiştir. Bütün bunların özü de sömürgecilerin Kıbrıs’ta ‘ayır-buyur’ politikasını uygulamaktır.”

            Derviş Kavazoğlu, yalnız barış ve barış içinde yan yana yaşama savaşçısı, bağımsız, hür, barışsever bir Kıbrıs savaşçısı değil, aynı zamanda seçkin bir sendikacı, çalışkan bir toplumcuydu. Kaleminden çıkan birçok çağrıları, broşürleri ve yazılarında bütün inancıyla, uğrunda yaşadığı, savaştığı ve genç hayatını verdiği barışçı ilkeleri, sosyalist ilkeleri emekçi yığınlarına öğreten bir önderdi.
            O çok sevdiği yeşil adayı, güzel Kıbrıs’ı, tam bağımsız hür, kendi kaderine buyruk bir ülke olarak göremeden öldü. Fakat Kıbrıs, Kıbrıs emekçileri, onu hiçbir zaman unutmayacaklardır. Kavazoğlu’nun ilkeleri, davası yaşıyor. Emperyalistlerin bütün oyunlarına, şovenist çevrelerin yıkıcı faaliyetlerine rağmen, Kıbrıs emekçilerinin bu dâvası zaferle sonuçlanacaktır.
            İlerici Kıbrıs gençliğini, namuslu hür düşünür kimseleri, emekçi yığınlarını ortak harekete, Kıbrıs’ın bağımsızlık savaşına çağıran Derviş Kavazoğlu’nun öldürülmesinden birkaç gün önce söylediği sözler, bugün Kıbrıs halkının savaş bayrağıdır:

            “Yurduna, toplumuna, Kıbrıs’a ve dünya barışına karşı sorumluluk duyan her Türkün konuşması, bütün kabiliyet, etki ve iktidarını kullanması yurt borcu, milli borcu, insanlık borcudur. . . Kıbrıs halkına - Türklere ve Rumlara - ölüm, kan, ateş, yıkını, mezar, açlık göz yaşı değil hayat, barış ve mutluluk gerektir. İş gerektir, ekmek gerektir. Güzel adamızda barışçı hayatı yabancılar değil, gene biz Kıbrıslılar -Türkler ve Rumlar - beraber kurmalıyız ve kuracağız. Adamızdan kan ve barut kokusunu silmek için, barışçı davranışlarımıza YARIN DEĞİL bugünden başlamalıyız. Bu yolda ilk adım olarak evlerini yurtlarını terk etmek zorunluğunda kalan ve bugün feci bir yaşayış içinde sürünen on binlerce Türk yurttaşımızın yerlerine yurtlarına, normal ve şerefli bir hayata dönmelerini sağlamak için hepimiz, Türkler ve Rumlar, hükümet, sendikalar ve diğer teşkilâtlar işbirliği halinde bir faaliyet kampanyası açmalıyız. Bu faaliyetimizin başarısı, müşterek düşmanlarımıza ve tahrikçilere en iyi cevap olacaktır.”