10 Mart 2018 Cumartesi

EMPERYALİZM VE KIBRIS’TAKİ ÜSLER


ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik yeni girişimlerinin yol açtığı pazarlık masalarında Kıbrıs sorunu yeniden ön plana çıktı. SALT-2 anlaşmasını emperyalizm en az zararla geçiştirmek için U2 casus uçaklarına bölgede yeni üsler veya hareket kolaylığı arıyor. Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin bu yönde kullanımını garanti etmek üzere Türkiye’den uçuş sahası isteyen ABD, bu talebini “meşrulaştırmak” için SALT-2’yi bile tehlikeye sokacak şantajlardan kaçınmıyor.
ABD emperyalizminin, Kıbrıs’ı kendi emperyalist emelleri uğruna kullanabilmek için, öteden beri sürdürdüğü çabalara dikkat çeken bir yazıyı yayınlıyoruz.

Emperyalizm, Orta Doğu’da ve Doğu Akdeniz’de etkinliğini artırmak için eylemlerini yoğunlaştırmış bulunmaktadır. İran’daki demokratik gelişmelerle birlikte CENTO’nun yıkılıp dağılması, Amerika’nın bu ülkedeki casusluk istasyonlarını kaybetmesi, bölgedeki emperyalist çıkarları için büyük bir darbe oldu.

Mısır-İsrail “barış” anlaşmasından sonra dikkatini Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’a yönelttiğini söyleyen ABD Başkanı Carter, Ege ve Kıbrıs sorunlarının “çözümlenmesine” yardımcı olacağını açıkladı. İran’ın kaybı ile doğan boşluğu kapatmaya çalışan Pentagon yetkilileri, Türkiye toprakları üzerindeki Amerikan askeri üslerinin sayısını artırmak amacıyla, “Sovyet tehdidi” yalanını kullanarak, Türk Hükümetiyle pazarlıklarını sürdürmektedirler. Öte yandan Yunanistan’daki Amerikan askeri üslerine alelacele “Cruise” roketleri yerleştirildiği ve İran’dan getirilen çeşitli savaş malzemesinin de Kıbrıs’taki İngiliz Akrotiri hava üssüne taşındığı haberleri basında yer almıştır. Aynı günlerde bir Amerikan askeri heyetinin Türk ordusunun işgali altındaki Kuzey Kıbrıs’ı ziyaret ederek burada yeni casusluk istasyonları kurulması için temaslarda bulunması, Kıbrıs’taki askeri üsler konusunu yeniden ön plana çıkarmıştır.

Bilindiği gibi Amerikan emperyalizminin, askeri ve stratejik öneme sahip olan Kıbrıs adası üzerindeki başlıca emeli, bağımsız ve bağlantısız Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırarak, ada toprakları üzerinde bulunan İngiliz askeri üslerini ele geçirmektir. Emperyalizmin bu emeli, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki soğuk savaş dönemine kadar uzanmaktadır.

Geçtiğimiz haftalar içinde dünya basınında yer alan çeşitli haberler, emperyalizmin Kıbrıs adasını Doğu Akdeniz’deki batmayan uçak gemisi olarak kullanma emelinden vazgeçmediğini bir kez daha kanıtlamıştır. İngiliz Akrotiri hava üssünün kalkış ve iniş pistleri, uzun mesafeli uçuşlarda kullanılan ultra-sonik uçakların da kullanılabilmesi için genişletilmiş, üsse yeni bir radar sistemi ile nükleer başlıklı “Pershing” füzeleri yerleştirilmiştir. Bilindiği gibi Akrotiri üssünde bulunan Amerikan U-2 casusluk uçakları, Doğu Avrupa’dan Güney Kafkasya’ya kadar ve oradan da Hint Okyanusuna kadar uzanan geniş bir böle üzerinde uçuşlar yaparak, casusluk faaliyetlerinde bulunmaktadır. Daha modern olan CP-71 tipi yeni casusluk uçakları ise, Kıbrıs ile İspanya arasındaki bölgede faaliyet göstermekte ve Akdeniz’de seyreden Sovyet gemilerini izlemektedirler. Elde dilen bilgiler, uydu ve radarlar aracılığı ile ABD’deki merkeze ulaştırılmaktadır. Uçakların benzin ikmalleri ise Girit adasındaki Suda üssünden kalkan ikmal uçakları tarafından sağlanmaktadır. Hatırlanacağı üzere 1977 yılı sonunda Akrotiri üssünden havalanırken düşüp parçalanan bir Amerikan U-2 uçağı, 4 Kıbrıslının ölümüne ve 6’sının yaralanmasına yol açmıştı. Olay üzerine bir açıklama yapan Lefkoşa’daki Amerikan elçiliği, üssü kullanma kolaylığının 1973 yılındaki Ortadoğu savaşı sırasında İngiltere Hükümeti tarafından verildiğini açıklamıştı. İngiliz Yüksek Komiserliği de buna paralel bir açıklama yaparak, Amerikan uçaklarının Sina ara anlaşmasının uygulanmasını gözetlemek amacıyla normal uçuşlarını yapmakta olduğunu belirtmişti.

Kıbrıs’taki askeri üslerin, İngiliz ve Amerikan emperyalistleri tarafından bölge halklarına karşı saldırı ve yıkıcı faaliyetlerde kullanılması, yeni bir olay değildir. 1956’da Süveyş kanalı bölgesine yapılan İngiliz-Fransız ortak saldırısında, 1958’de Lübnan müdahalesinde, 1964’te Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmaya yönelik taksim planının uygulanması için başlatılan toplumlararası çatışmalarda, TMT’li faşistlere silah ve askeri yardım sağlanmasında, 1967 ve 1973 savaşlarında İsrail saldırganlarına askeri bilgi toplama ve savaş malzemesi taşınmasında, hep Kıbrıs’taki İngiliz egemen askeri üsleri kullanılmıştır.

3-4 Haziran 1971’de yapılan NATO toplantısında kabul edilen ve Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’ni iki NATO ülkesi olan Türkiye ve Yunanistan arasında taksim etmeyi amaçlayan Lisbon planından üç ay sonra Kıbrıs’a gönderilen General Grivas’ın faşist terör çeteleri de, İngiliz askeri üsleri üzerinden çeşitli silah ve patlayıcı madde sağlamaktaydı. Öldürme, terör ve sabotaj eylemlerinin amacı, Kıbrıs üzerindeki NATO planlarına karşı koyan Makarios ile onu destekleyen demokratik güçleri sindirmekti

Kıbrıs’taki İngiliz üsleri, 1975 yılında, faşist Rum saldırıları ile TMT’nin teşvikleri sonucu buraya sığınan 11 bin Kıbrıslı Türkün Adana üzerinden Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgelerine taşınmasında da kullanılarak, adanın NATO’cular eliyle taksimine yardım etmiştir. Bugünkü taksim sınırı üzerinde bulunan Dikelya üssü ise halen çeşitli kaçakçılık faaliyetlerinde Türk ve Rum ticaret burjuvazisinin işbirliği merkezi durumundadır.

Son olarak geçen yıl Lübnan’a müdahale etmek için ABD’nin Akrotiri üssüne yığınak yaptığı ve aynı günlerde İngiliz askeri üslerine yapılan ve 8 tabur Amerikan ve İngiliz paraşütçüsünün katıldığı askeri tatbikatta Amerikan deniz piyadelerinin de görev aldığı hatırlardadır.

Kıbrıs’taki askeri üslerin Sosyalist ülkelere dönük casusluk faaliyetlerinde kullanılmakta olduğuna yukarıda değinilmişti. Örneğin, Trodos dağlarındaki Olimpos tepesi üzerinde, adanın güneydoğusundaki Greko burnunda ve Mağusa yakınlarında bulunan radar tesisleri, bu amaçla kullanılmaktadır. 1974 yılında Süveyş kanalının temizlenmesinde görev almak için “geçici” olarak Akrotiri’de üslenen tam teçhizatlı Amerikan deniz piyadeleri, daha sonra adadan ayrılmamış ve İngiliz üslerindeki birçok tesis yanında Olimpos tepesindeki ufukötesi radar istasyonunu da devralmışlardır. Greko burnundaki Ayia Napa tesisleri ise, adadaki en güçlü radar istasyonu olup, sürekli olarak Sovyetler Birliği’ne yöneliktir ve öteki casus dinleme istasyonları gibi NATO’nun denetimine bağlıdır.

İsrail-Mısır anlaşması gereğince Sina yarımadasına yerleştirilen Amerikan uzmanları yardımı ile Süveyş kanalını gözetimi altına alan Amerikan emperyalizmi, Kıbrıs’taki İngiliz askeri üslerine de yerleşerek, saldırgan NATO örgütü için Ortadoğu’da bir köprübaşını güvence altında tutmaya çalışmaktadır. 1970 yılında Amerika’da yayınlanan Christian Science Monitor gazetesi, Kıbrıs’ın 1968 Kasım ayından başlayarak bir NATO üssü olarak kullanılmakta olduğunu yazmıştı. Kıbrıs’taki askeri üslerin aşamalı olarak Amerikanlaştırılması veya NATO’ya devrinin, Doğu Akdeniz’de barış ve güvenliği daha da tehlikeye sokacağı açıktır.

Çeyrek yüzyıldır emperyalizm ve NATO’nun taksim planlarına karşı direnen Kıbrıs halkı için, İngiliz askeri üsleri ile Amerikan casusluk istasyonlarının kaldırılması ve adanın askerden arındırılması hayati önemini korumaya devam etmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında topraklarının bir kısmının egemen İngiliz üssü olarak kullanıldığı tek ülke Kıbrıs’tır. Yıllardır toplumlararası barış ve anlaşmanın sağlanmasına engel olanlar

İngiliz ve Amerikan emperyalistleri ile onların yerli işbirlikçileridir. Toplumlararası barış ve birliğe ulaşılmasından sonra sıranın, adanın üs ve askerlerden arındırılmasına geleceğini onlar pek iyi bilmektedirler.

8 Mayıs 1975 günü, Amerikan U-2 uçaklarının Kıbrıs’taki İngiliz üslerini kullanmalarını protesto etmek amacıyla Kıbrıs Temsilciler Meclisi’nde bir konuşma yapan Kıbrıs Emekçilerinin İlerici Partisi (AKEL)’in genel Sekreteri E. Papaioannou şu ilginç açıklamada bulunmuştu: “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana Amerikalılar adamızda bir üs elde etme çabalarını yoğunlaştırmışlardır. Sayın Başkan ve Temsilciler Meclisinin birçok üyesi, bir skandal teşkil eden şu olayı hatırlayacaklarıdır sanırım. 1962 yılında Lefkoşa’daki Amerikan Elçiliğinin küçük bir memuru meclis koridorlarında bana, Amerika var oldukça AKEL’in iktidara gelmesine asla izin vermeyeceğini söylemişti. Nitekim Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilanından sonra Amerikan emperyalizmi ve CIA, Kıbrıs’taki anti-komünist faaliyetler için 20 milyon dolar ayırmıştı. Yüksek dereceli bir CIA ajanı olan Heffner’in açıklamasına göre, adadaki ilerici ve bağımsızlıktan yana olan güçleri parçalamak için CIA, 1973 yılında 20 milyon, 1974 yılında ise 40 milyon dolar harcamıştır. Adayı teslim edip NATO boyunduruğuna sokma planlarını uygulayan Kıbrıslı Rum ve Türk faşistler, CIA ile yakın işbirliği içinde yıkıcı ve gerici faaliyetlerine bugün de devam etmektedirler.

Ortadoğu’daki güçler dengesinin yeni biçimler aldığı günümüzde, Kıbrıs sorunu ile adadaki emperyalist askeri üslerin varlığı tekrar gündemin başköşesine çıkmış bulunmaktadır. Kıbrıs sorununu emperyalizm ve NATO saldırı örgütünün çıkarlarına uygun bir şekilde çözme girişimleri yeniden yoğunluk kazanmıştır. Geçtiğimiz ay içinde Malta’da bulunan İngiliz üslerindeki son askeri birliğin ayrılması ile emperyalizmin Orta Akdeniz’deki bu ada üzerindeki varlığı sona ermiştir. Doğu Akdeniz sahillerinde toplanan Amerikan 6. Filosu ile İngiliz Kraliyet Donanmasına bağlı gemiler içim Kıbrıs’taki askeri üsler, harekât üssü görevini görmeye başlamıştır. İngiltere’de Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin NATO’ya devredilmesinden yana olan Muhafazakâr Parti ise iktidara gelmiştir.

1975 yılı sonunda bir İngiliz İşçi Partisi yetkilisinin yaptığı açıklamaya göre, İngiltere, Kıbrıs’taki askeri üslerini ekonomik güçlükler nedeniyle 1981 yılına kadar terk edecektir. Böyle bir durumda, 1960 yılında imzalanan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş anlaşmaları gereğince, İngiltere çekildiği takdirde üslerin Kıbrıs hükümetine devredilmesi gerekmektedir.

Kıbrıs sorununda varılacak nihai bir anlaşmada emperyalizm ve sömürgeciliğin ada üzerindeki varlığını uzatan askeri üs ve casusluk istasyonları ile 1969 Garanti Antlaşması gereğince adada bulunan NATO’ya bağlı Yunan ve Türk askeri birliklerinin durumu da söz konusu olacaktır. Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarının %40’a yakın bir bölümünü beş yıla yakın bir zamandır işgali altında tutan Türk askeri birliklerinin tamamen geri çekilmesi, Kıbrıs’ın askerden arındırılmasında ilk adımı oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler Örgütü’nün bu konudaki çeşitli kararlarına rağmen, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğünü çiğnemeye devam eden belirli NATO çevreleri, Kıbrıs sorununun her iki toplum yararına adil ve barışçı bir şekilde çözümlenmesini geciktirmeye çalışmaktadırlar.

Türk ve Rum Kıbrıs halkının demokratik ve bağımsızlıktan yana güçleri, toplumlararası görüşmelerin yeniden başlatılmasını ileriye atılmış olumlu bir adım olarak değerlendirirler. Kıbrıs’taki tüm askeri birliklerin geri çekilmesini ve adanın bir an önce askeri üs ve casusluk tesislerinden arındırılmasını sağlayacak olan uluslararası bir konferansın geciktirilmeden toplanması gereğini vurgulamaktadırlar.
AKEL Genel Sekreteri E. Papaioannou, geçtiğimiz ay içinde “Neues Deutschland” gazetesine verdiği bir demeçte, CENTO’nun yıkılmasından sonra Amerikan emperyalizmi ile NATO’nun Doğu Akdeniz’de İsrail, Mısır, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ı içine alacak yeni bir paktın kurulması için çabalarını artırdığına dikkati çekmiştir. Kıbrıs sorununun emperyalist çıkarlar çerçevesinde çözümü için ABD, İngiltere ve Kanada’nın hazırladıkları NATO planını, Kıbrıs’ın içişlerine hayasızca bir karışma olarak niteleyen Papaioannou, parti olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin 1977 yılında Türk tarafına sunduğu somut çözüm önerilerini desteklediklerini belirtmiştir. Hatırlanacağı gibi bu önerilerde, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin federal bir yapıya kavuşturulması Rum tarafınca kabul edilmişti. AKEL Genel Sekreteri sözlerine devamla, federal bir çözümün kabulünün, iki ayrı devlet kurulması anlamına gelmediğini vurgulamıştır.

Dünya barışsever güçleri, Türk ve Rum Kıbrıs halkının emperyalizme karşı tam bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğü uğruna vermekte olduğu mücadelenin zaferle sonuçlanacağına inanmaktadır. Bu onurlu mücadele ile uluslararası dayanışma sürmektedir.

(“Ahmet Halit” imzasıyla, Birlik, TSİP Merkez Organı, aylık siyasi dergi, İstanbul, 28 Mayıs 1979, Sayı:15)         


BAĞIMSIZ VE FEDERAL KIBRIS İÇİN TEMAS GRUBU’NUN AÇIK MEKTUBU


            Bağımsız ve Federal Kıbrıs için Temas Grubu, 24 Eylül 1989’da Lefkoşa’daki Ledra Palace Otelinde Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar tarafından ortaklaşa oluşturulmuştur. Geçen iki yıl içinde siyaset, kültür, tıp vd alanlarda çeşitli toplumlararası temaslar örgütleyebildik. Ne yazık ki, Kıbrıs Türk makamları, Lefkoşa’daki ara bölge veya Rum kesiminde yurttaşlarımızla buluşmamız için yapılan 75 başvurudan sadece 15’ine izin vermiştir.
Bir süre önce Kıbrıs Türk lideri Denktaş ve Bakanı Atakol, Komite üyelerimizin, Kıbrıs Türklerinin Türkiye’nin askeri işgali altında yaşamadıkları doğrultusunda bir açıklama yapmalarını istemişlerdir. Komite üyelerimizin bu talebe karşı çıkmaları üzerine, Denktaş, geçiş izni veren makama bir yazı yazarak, Komitemizin koordinatörü ile bir başka komite üyemize, bir daha izin verilmemesini emretmiştir. Aynı ay içinde, Mayıs 1991’de Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komisyonu’na başvurarak, kendi ülkemizde seyahat özgürlüğümüzün kısıtlanmasını şikâyet edince, Kıbrıs Türk liderliği çok öfkelenmiştir. Şimdi de avukatımızı psikolojik baskı altına alarak, başvuru dilekçemizin bir kopyasının kendilerine verilmesini istemektedir. Lefkoşa Türk Baro Konseyi de avukatımız hakkında disiplin cezası verme girişiminde bulunmuş, ama yeterli oyu sağlayamamıştır. Komitemiz, geçenlerde bazı Amerikalı Kongre ve Senato üyelerini ve Türkiye’nin yeni başbakanını bu keyfi kısıtlamalardan haberdar etmiş bulunmaktadır.
Kıbrıs’ta birleşme ve federal çözüme karşı olan bu bilinen güçler durdurulmalı ve ülkemizde temel insan haklarının uygulanması, hem Kıbrıslı Türkler, hem de Kıbrıslı Rumlar için güvence altına alınmalıdır. Kendi ülkemizde kısıtlamasız seyahat özgürlüğü talebimiz için kişi ve kuruluşlara destek ve dayanışma çağrısında bulunuyoruz.
Dr. Ahmet Cavit An
Bağımsız ve Federal Kıbrıs için Temas Grubu
Kıbrıs Türk Komitesi Koordinatörü

Not: Bu açık mektup Kıbrıs Türk ve Rum basınına ve Avrupa’daki insan hakları kuruluşlarına gönderilmiştir.

(Birlik, aylık siyasi dergi, İstanbul, Mart 1992, Sayı:15)


9 Mart 2018 Cuma

ÖDÜLÜNÜ HAK ETMEYEN BİR KİTAP


             Kıbrıs Türk toplumunun yetiştirdiği değerli tarih araştırmacısı ve yazar Haşmet M. Gürkan'ın anısına düzenlenen araştırma yarışmasının ilki, Ağustos 1992'de düzenlenmiş ve sonuçları, yazarın 1. ölüm yıldönümü olan 21 Mart 1993'den bir gün sonra yapılan anma gecesinde açıklanmıştı. Yarışmaya katılan Dr. Nazım Beratlı (Kıbrıslı Türklerin Tarihi) birincilik ödülüne layık görülürken, Taçgey Debeş (Haşmet Gürkan'ın eserleri), Uğur Ulaş Dağlı (Arabahmet Evleri) ve Ulus Irkad (Kıbrıs İkonografisi) da katıldıkları için birer anı plaketi almışlardı.
Yarışmayı Galeri Kültür'ün katkılarıyla düzenleyen K.T. Sanatçı ve Yazarlar Birliği, kendi yönetim kurulu üyelerini bu yarışmanın jürisi ilan etmişti. Daha o günlerde, basında çıkan bir yazıda, seçici kurulun araştırmacı yazarlarla takviye edilmesi gerektiğine ilişkin uyarıda bulunulmuşken, biz de Haşmet Bey'in yakın dostları olarak onun isminin istismar edilerek, yanlış kararlar alınmaması doğrultusunda konuşmalar yapmıştık. Ama dinleyen olmadı. Belki de yaşasaydı, onun bile karşı çıkacağı ve genelde Haşmet Bey'in dünya görüşü ve tarih anlayışına ters düşen içerikteki bir esere ödül verildi. İşte bu kitap, Aralık 1993'de basılı olarak satışa sunuldu.
Galeri Kültür Yayını olarak İstanbul'da bastırılan "Kıbrıslı Türklerin Tarihi-1. Kitap" başlıklı çalışma, gazete ilanlarında "özgün eser" olarak sunulurken, her nedense yazarının adı verilmemiştir. Kitabın iç sayfalarında ise, bu çalışmanın henüz tamamlanmamış olduğu ve asıl isminin "Kimliğin Kökenleri" olduğu anlaşılmaktadır. 1. Cilt'te "İngiliz dönemi başlarına kadar Kıbrıslı Türklerin Tarihi"nde, "Kıbrıslı Türk kimliğinin Türk komponenti", 2. Cilt'te de "Kıbrıslı Türk kimliğinin Kıbrıslı komponenti" verilecekmiş. (s.17)
Kitabın başlangıcında, Taçgey Debeş'in yarışmaya da katılan "Araştırmacı Haşmet Gürkan ve Kıbrıs Tarihi" başlıklı yazısına yer verilmektedir. (s.3-9), "Gürkan'ın İngilizcesi yanısıra Rumcayı da iyi bildiği anlaşılıyor" diye yazan Debeş, ne yazık ki yanılıyor. Çünkü sözü edilen P. Mahluzaridis'ten çevrilmiş kitapta "İngilizceden Türkçeye çeviren: Haşmet M. Gürkan" notu yer almaktadır. Kaynakçalarında da Rumca eser bulunmamaktadır. Olsa olsa ikinci kaynak üzerinden yararlanmıştır. Haşmet Bey'in bildiği Rumca kelimeler, çeviri yapacak kadar değildi, ama biraz anlayabiliyordu.
Dr.Nazım Beratlı, 4 sayfa önsöz ve 4 sayfa da giriş yazısı yazdığı kitabında, şöyle demektedir:
"Kanımca zorlanılacak ilk husus, kimliğin kökenini anlatmaya girişince ta Orta-Asya'ya kadar gidilmesidir. Oysa bu hem gerçektir ve hem de kaçınılmazdır. Başka türlü, Kıbrıslı Türk'ün kimi köylerde geceleri tırnak kesmekten kaçınmasının nedeni, anlaşılamaz." (s.17)
Demek ki Latin Amerika'da da geceleri tırnak kesmekten kaçınılıyorsa, yazar oraya da kimlik kökenini aramaya gidecektir!
Beratlı, kitabının ilk bölümünü 7 Mayıs 1990 günü, yani "DMP deneyiminin hüsranla sonuçlanmasının ertesi günü" yazdığını belirtirken, hareket noktasını da şöyle açıklamaktadır:
"Kıbrıslı Türk kimliğini korumak üzere yola çıktığını ileri süren bir hareketin mensubunun, halktan erk isterken sorulan sorulara yanıt vermekte zorlanmasını gözlemiş olmak." (s.18)
Ne yazık ki, kitapta bu konularda ne Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin ideolojik sorunlarına değinilmekte, ne de kimliğin somut sorunlarına atıfta bulunulmaktadır. Aksine, Kıbrıs Türklerinin Tarihi'nde pek de belirleyici bir etkisi bulunmayan "Anadolu öncesi Türk tarihi"ne sayfalarca yer verilmektedir. Beratlı'nın "Herkesin talebi anavatanla bütünleşmek" idi!" şeklindeki değerlendirmesi ise (s.21), onun Haşmet M. Gürkan'ın siyasal kimliğini hiç anlamadığını göstermektedir.
Bize göre, kitabın "Türk kimliğinin kökenleri" başlığını taşıyan ve 124 sayfalık 1. kısmı tamamen konuyla ilgisiz ve gereksiz bir bölüm olmuştur. Türk boylarının tarih sahnesine çıkışı, uygarlık öncesi sosyal yaşamın örgütlenmesi, Orta Asya'da toplumsal yaşam ve ekonomi, Yakın Doğu'da Türk devletleri, Osmanlı toplumunda mülkiyet ilişkileri, mali bunalım gibi başlıklar, bu konularda Türkiye'de yayımlanmış kitaplardan geniş aktarmalarla sayfa doldurmuş. İlgili kitapların kaynakçada yazımında ise bilimsel kurallara uyulmamış.
"Amatör bir "tarihçi" olan bu satırların yazarı" diye yazan Dr. Nazım Beratlı'nın bu gerçekten amatör çalışması boyunca amaçlanan tek şey, belli bir önyargıdan hareketle, hiç de inandırıcı kanıtlar vermeden şu hususu vurgulamak olmuştur:
"Kıbrıslı Türkler, Anadolu'daki en önemli Alevi Türkmen boyları'nın adaya sürülmüş, torunlarıdırlar." (s.128)
Aynı husus, bazı dönemlerde Kıbrıs'a sürgün edilmiş olan asi unsurlardan hareketle sürekli tekrarlanmaktadır: "Köylerde yaşayan Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu, Türkmen yani Oğuz kökenlidir." (s.148), "Kıbrıslı Türklerin %75'inin atalarını oluşturan Türkmen boyları" (s.157)
"Osmanlı yönetimi, Rumlara hiçbir baskı yapmamıştır" (s.169) diye yazan Beratlı, anlaşılan resmi Kıbrıs Türk tarih yazımının da etkisinde kalmış ve olayları kendi istediği şekilde görmektedir:
"Tüm Osmanlı dönemi boyunca, Kıbrıs'ta yönetime başkaldırı daha çok Türklerce gerçekleştirilmiş, bir destanda sözü edilen ve tarihsel kaynaklarda kaydına rastlamadığımız bir "Papaz isyanı" hariç, Rumlar daha çok bu isyanlar esnasında, yönetimden yana bir tavır geliştirmişlerdir." (s.249)
Açıktır ki yazar, Kıbrıs tarihiyle ilgili herhangi bir İngilizce kaynağa başvurmamış, en azından Sir George Hill'in 4 ciltlik "A History of Cyprus" kitabının son cildinden yararlanarak hazırladığımız ve Türkçe olarak Ortam gazetesinde 23 yazı halinde yayımladığımız "Osmanlı döneminde Kıbrıs'ta görülen isyan hareketleri" dizisini gözden kaçırmıştır. Yoksa, 20'den fazla isyanın yer aldığı ve 1665, 1765 ve 1783 yıllarında Türk-Rum birlikte gerçekleştirilen anlamlı örnekleri ve bu arada 1833'deki üç isyandan Karpaz'da olan Papaz Kaloyeros isyanını öğrenmiş olacaktı. (Ortam, 29 Ağustos-24 Eylül 1990).
Kitabın "Kıbrıslı Türkler" başlıklı 2. kısmının 1. bölümünde "Kıbrıslı Türklerin Kökeni" bilinen kaynaklardan tekrarlanarak, 2. bölümde Alevilik, Şah İsmail ve Ahilik konularına girilerek, şunlar yazılmaktadır:
"Zorunlu olarak kimi ayrıntıları da ele almak mecburiyetinde kaldığımız Kıbrıslı Türklerin geçmişinde sık sık karşımıza çıkan Şah İsmail konusu" (s.195) Kıbrıslı Türkün geçmişini incelemeye giriştiğimiz zaman, Osmanlı, İslam ve Türk tarihinin derinliklerindeki kimi ayrıntıları anlamadan, konuyu açıklığa kavuşturmak olası değildir." (s.179)
Böylece Dr. Nazım Beratlı, Kıbrıslı Türklerin tarihsel kimliğini Orta Asya'nın bozkırlarında ve Şah İsmail'de ararken ayrıntılarda boğulup kalmakta ve 2. bölümün genel bir değerlendirmesini yaparken, şunları yazabilmektedir:
"1950'lere gelene kadar Kıbrıs Türk köylerinin çoğunda cami bulunmaz, bulunsa bile minaresi yoktur... Bunlar belki de eski cemevleridirler." (s.202)
Osmanlı dönemindeki Boyacıoğlu Mehmet Ağa 1680'de isyan etmiş ve Rumların da desteğini alarak kendisinin adanın egemeni ilan etmişti. Beratlı isim benzerliğine bakarak ve hiçbir araştırma zahmetine katlanmadan şu soruyu sorabilmektedir: "Acaba, bugünkü Boyacı ailesi ile bir ilişkisi var mıydı?" (s.238)
Herhangi bir kanıt göstermeden ileri sürülen bir başka görüş de şöyle dile getirilmektedir:
"Kanımızca, Kıbrıslı Türkleri "Kıbrıslı" yapan süreç, adada geçirilen ilk iki yüz yıldır." (s.209)
"Kıbrıs'ta Türkler-Kıbrıs'ın kimliğe katkıları" adı verilen bu 3. bölümde, Kıbrıs'ın Rum yerli halkı ile olan kültürel ilişkiler ve etkileşimlere değinileceğine, yazarın "Kıbrıs Türk Aydınları Self-determinasyon Hareketi" yayını olarak 1991'de basılan "Kıbrıs'ta Ulusal Sorun" kitabından 13 sayfalık bir bölüm aynen aktarılmaktadır. (s.223-232)
Anlaşılan bu konuda da, daha önce yapılmış olan yayınlar gözden uzak tutulmuş, kültürel kimliğin yeniden üretilmesi sürecinde yer alan 1950'li yıllardan önceki gelişmelere hiçbir atıfta bulunulmamıştır. Böyle olunca da, 3.bölümün değerlendirilmesinde, bugünkü kültürümüzün kökenleri arasında "Latin kültürü, Batı kültürü sahibi, "sömürge aydını"nın çok uzun süre halkın başını çekerek, o kültürel özellikleri halka da aşılamaları ve çok yüksek eğitim düzeyi"miz sayılabilmektedir. (s.241)
Dahası, "Kıbrıslı Türk kimliğinin belirleyici özelliği, bugün yaşamakta olan pek çok değişik Türk kökenli kültür arasından en batılı olabilenine sahip olmasıdır" (s.241) diye yazabilmektedir. Aynı yerde, "Gotik camilerde namaz kılarken bunu hiç yadırgamayan Türk, yalnız Kıbrıs'ta vardır" diyen Beratlı, Anadolu'daki kiliseden bozma camilerde namaz kılan "soydaş"larını unutmuş herhalde.
Kitabın son 4 sayfasında ise, "İngiliz dönemi başlarında Kıbrıslı Türkler" ve "Yasal durumlarının oluşmakta olan kimliğe etkileri"ne çok yüzeysel olarak değinilmektedir. Kaynak belirtmeden "İngiliz kaynaklarına göre Kıbrıslı Türklerin "ata ve kılıca yatkın" oldukları, "yani Türkmen özellikleri yüzyılları aşarak gelmiş, sürmektedir" görüşü tekrarlanmaktadır. (s.246)
"Kıbrıslı Türklerin kültürlerinin temelinde, Alevi-Bektaşi değerleri yatmaktadır" (s.207) iddiasını hiçbir inandırıcı belgeye dayanmadan öne süren Beratlı'nın kitabına "Kıbrıslı Türklerin Tarihi" gibi kapsamlı bir ad vermesini de yadırgadığımızı belirtmeliyiz. Çünkü Kıbrıslı Türklerin bu ada üzerindeki 400 yıldan fazla süren ve çoğunluktaki Rum toplumu ile karşılıklı etkileşim içinde şekillenen tarihi ve kimliği, daha ciddi ve bilimsel yaklaşımlarla incelenmelidir. Bunu yapmakta olan araştırmacılarımız ve yazarlarımız iyi ki vardır ve yetişmektedir. Herhangi bir özenti veya aktarmacılık güdüsünden uzak olarak çalışan ve Haşmet M. Gürkan'ın açtığı yolun bilinçli takipçisi olan bu arkadaşlar, onun dünya görüşünde olup, adının istismar edilmesine karşı durmakta kararlıdırlar.
Çok daha yararlı bir işlevi üstlenmiş olan Bener Hakkı Hakeri'nin iki ciltlik resimli ansiklopedik sözlüğüne de yanlış olarak "Kıbrıs Türk Ansiklopedisi" adı verilmiş, ama başlığın gerektirdiği kapsama ulaşılamamıştı. Kaldı ki burada "Kıbrıslı Türklerin Tarihi" denerek, Türklük-Alevilik dışında, Haşmet Gürkan'ın yazılarında dile getirmeye çalıştığı hususlar tekrarlanmakta ve herhangi bir özgünlük bulunmamaktadır.
Bir bireysel çalışma olarak basılması iyi olmuştur, ama "Haşmet M. Gürkan Araştırma Yarışması"nın 1. ödülünü bize göre hak etmemiştir. Zaten Haşmet Bey, bu tür yarışmalara da karşı olup, eski kültürel birikimimizin yeni kuşaklara basılıp tanıtılmasından yanaydı.
Ehil ellerde bu yarışma sürdürülecekse, yıl içinde basımızda yer alan haber, resim veya makaleler değerlendirilerek bir ödül verme yoluna gidilebilir. Aksi takdirde, amaçtan uzaklaşılmış olacaktır görüşündeyiz.

 (Bu yazının yayımlanması, tartışmalara yol açacağı gerekçesiyle, Kıbrıs ve Yeni Düzen gazeteleri tarafından uygun görülmemiştir. Daha sonra şurada basılmıştır: Alternatif Yazın dergisi, Lefkoşa, Sayı:6, Mart-Nisan 1994 ve kitap içinde, Ahmet An, Kıbrıs Türk Kültürü Üzerine Yazılar, Lefkoşa 1999, s.151-155)




BELGELERLE 1955 KIBRIS KADIN İŞÇİLER TOPLANTISI


Kıbrıs İşçi Federasyonu (PEO)’nun 50. kuruluş yılı nedeniyle Rumca, Türkçe ve İngilizce olarak Lefkoşa’da yayımlanan “PEO: 50 Yıl” adlı albümdeki fotoğraflar, kronolojik sıralama ile izlendiğinde, Kıbrıs işçi sınıfının ayrılmaz bir parçası olan kadın işçilerle ilgili en eski fotoğraf, 1906 yılına aittir. Burada, 1864 yılında Larnaka’da kurulmuş olan Dianellos Fabrikasında tütün işçisi olarak çalışmaya başlayan ilk kadın işçiler görülmektedir.[1]
1924 yılına ait bir başka fotoğraf, Baf’ta Akama’daki taş ocağında kadın işçileri, ustabaşının denetiminde ihracat için sarı taş kırarken göstermektedir. Ateşe dayanıklı olan bu taşlar fırın yapımında kullanılıyordu.[2] 1930’da çekilen bir fotoğrafta da, inşaat işinde çalışan baba, oğul, gelin ve torunlar, hep bir arada yemek için verilen molada görülmektedirler. Küçük çocuklar da, ekmeklerini kazanmak ve zanaat öğrenmek için saat sınırlaması olmaksızın günde 15 saate kadar çalışıyorlardı.[3]
1938 yılında Mağusa’daki tekstil işçileri grevinde, kadın işçi liderleri de görev başındaydı. Türk ve Rum kadınlar, 1948’deki maden grevinde çocukları ile birlikte daha iyi bir yaşam için,  13 Ocak ile 17 Mayıs 1948 arasında 125 gün süreyle Kıbrıs Maden Şirketi CMC’de grev yapan 2100 işçi ile bütünleştiler.
1954’de kadın işçilerin tekstil sanayiindeki ilk büyük grevi yer aldı. PEO’nun özel olarak kurmuş olduğu Kadın İşçiler Dairesi’nin ilk  Başkanı, Kiryaku Pavlu Yorgiyu idi. Kadın işçiler, her zaman işçi sınıfının sosyal sigortalar mücadelesinde yerlerini almışlardı. Kriyaku Pavlu Yorgiyu, Hrisulla Petraki Mugisi ve Andrulla Stavru’dan oluşan kadın işçiler heyeti, 20 Haziran 1954’de sosyal sigortalar yasasının kabul edilmesi için taleplerini hükümet konağına ilettiler.[4]
Kıbrıs İşçi Federasyonu (PEO)’nun 25 Eylül 1955 tarihinde Lefkoşa’daki Royal sinemasında düzenlediği toplantıya, bine yakın Kıbrıslı Rum ve Türk kadın işçi katıldı. Asgari ücret ve sosyal sigorta yasasının onaylanması, mitingin temel istemi idi. Aynı toplantıda kadın işçilerin daha yığınsal örgütlenmesi için karar alındı.[5]

BELGELER KONUŞUYOR
            PEO Arşivinde bulduğumuz bazı Türkçe orijinal belgelerden yararlanarak, 25 Eylül 1955’de yapılan Kıbrıs Kadın İşçiler Toplantısını daha yakından izlemek istersek, ilk başvuracağımız belge, Kıbrıs İşçi Federasyonu, Lefkoşa Kaza Heyeti tarafından yayımlanan Haziran 1955 tarihli ve “ŞEKERCİLİK İŞLERİNDE İŞLEYEN BÜTÜN KADIN İŞÇİLERİNE” başlıklı bildiridir. Teksir halinde basılmış olan bildiride şöyle denmekteydi (Belgelerdeki o günkü yazım şekli aynen korunmuştur.):
“Kız Kardeşler:
            Bu broşür sizin için konuşmaktadır, sizin yövmiyeleriniz için yazıyor. Bundan dolayı bu broşürü dikkatlıca okuyunuz.
            Bu gün sizin aldığınız yövmiyeler çok düşüktür. Sizlerden çoğu 4/-, 5/- ve 6/- yövmiye almaktasınız. Aldığınız bu yövmiye sizin yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarınızı luzum olduğu kadar karşılayamaz. Halbuki daimi olduğu kadar sert işde işlemektesiniz.
Kıbrıs’ta birçok kadın işçisi, mesela Fasuri çiftliğinde Kityuda, Mağusa Bahçelerinde, Hükümet işlerinde ve yapı işlerinde işleyen İşçi Kadınlar, günde 8/-, 9/-, 10/- ve 12/- yövmiye alırlar.
Bu vaziyet fazla sürmemelidir. Yövmiyelerinizin artması lazım. 4/- ve 5/- değil, 8/-, 9/- ve 10/- yövmiye almak hakkınızdır. Ancak bu suretle daha iyi yaşayabilirsiniz.
            Birliklerimiz bu günlerde Hükümetden yövmiyelerinizin artması için mevcut olan kanunun tatbik edilmesini isteyeceklerdir.
            Yövmiyelerinizin artması için yapılan bu faaliyete siz de yardım etmelisiniz. Birleşmelisiniz ve Hükümet Memuru tarafından yövmiyeleriniz için sorulduğunuz zaman temiz olarak ve cesaretle yövmiyelerinizin hakikaten az olduğunu söylemeli ve kanunla yövmiyelerinizin artmasını talep etmelisiniz.
            Kız kardeşler!
Hotellerde, kunduracı dükkanlarında, yapı işlerinde, Hükümet işlerinde işleyen kadın ve erkek işçilerin ve son Lisi kadın işçilerinin ve birçok işçilerin yaptığı gibi siz de daha yüksek yövmiye almak için mücadeleye atılınız.
            Daha yüksek yövmiye için açacağınız bu mücadelede Birliklerimiz daima size yardım etmeye hazırdır.”

DANIŞMA TOPLANTILARI İÇİN ÇAĞRI İLANI
            “Kadın İşçilerinin Kıbrıs İştişaresi” imzalı ve Lefkoşa, Temmuz 1955” tarihli bir başka bildirinin başlığı ise şöyle: “KADIN İŞÇİLER! KIBRIS MİTİNGİNE KOŞUNUZ!!” “Halk” Basımevinde Türkçe basılmış olan bildiri metninde şu bilgiler yer alıyor:
            “Hemşireler,
Biz, Kıbrıs kadın işçileri çok büyük problemlerle karşılaşmaktayız.
            YEVMİYELERİMİZ AZDIR.
            Hemen hemen hepimiz 5/-, 6/- ve bazılarınız da 7/- şilin yevmiye almaktayız. Bugünkü hayat pahalılığına göre, bu almakta olduğumuz yevmiyelerle geçinebildiğimizi kim iddia edebilir.
            FAZLA İŞ SAATLARI
            Binlerce işçi ve memur haftada 44 saat işledikleri halde çiftliklerde, bir çok küçük ve büyük müesseselerde işleyen biz kadın işçileri günde 10 ve 12 saat işlemekteyiz. Aradaki bu fark neden ileri geliyor?
            TATİL GÜNLERİNDE OVERTAYIM
            Binlerce işçi ve memur 8 saatten fazla ve Pazar günleri işlediklerinde; işledikleri saatları bire bir buçuk olarak ödenirler. Halbuki biz kadın işçileri her nerede olursak olalım, fazla saat işlediğimizden fazla para alamıyoruz. Bu fark nedendir?
            ÖDEMELİ SENEVİ RUHSATLARIMIZ YOKTUR
            Kıbrısta binlerce işçi senede 6 günden 15 güne kadar ödemeli ruhsat alıp istirahat ederler. Halbuki bizden bir çokları bütün sene işlediğimiz halde bir gün bile ruhsat almıyoruz. Yoksa bizim istirahat etmiye hakkımız yok mudur? Bizim istirahata ihtiyacımız yok mudur?
            HASTA OLDUĞUMUZ ZAMAN HİMAYE OLUNMUYORUZ
            Bir çoklarımız hasta olup da işlemediğimiz zaman iş sahipleri bize bir kuruş bile yardım etmiyor. Biz yalınız yardım olunmamakle kalmıyoruz; aynı zamanda doktor ve ilâç paralarını da kendi cebimizden veriyoruz. Oysaki bizi meccanen tedavi etmek, ilâç ve yardım vermek, gerek iş sahiplerinin ve gerekse Hükûmetin vazifesidir.
            HÜKÛMET MES’ULDÜR
            Biz bu yukarıdaki meselelerimizin hallolunmamasında ve bu haksızlıkların bzie yapılmasında Hükûmet mesuldur.
            Hükûmet, yaşamamıza kâfi gelebilecek makûl yevmiyelerin verilmesi için kanun yapmıya mecburdur. İş sahiplerinin bizi işletmekte oldukları fazla saatları azaltmaları için kanun yapmıya mecburdur. Hasta olduğumuz zaman bizi himaye edecek Sosyal Sigorta Sistemini kurmıya mecburdur.
            Fakat Hükûmet bunlardan hiç birini yapmamıştır.
            HEPİMİZ DE KADIN İŞÇİLERİNİN TOPLANTISINA GİDELİM
            Lefkoşada yapılan kadın işçilerinin Kıbrıs İştişaresi karşılaşmakta olduğumuz meseleleri gördükten sonra bir Kıbrıs Mitingi yapmıya karar vermiştir. Bu Miting 11 Eylül Pazar günü Lefkoşada yapılacaktır.
HEMŞİRELER
Tarlalarda, Bahçelerde, Ambarlarda, Terzi Dükkânlarında, Tütün Fabrikalarında, İçki Fabrikalarında, Yapı işlerinde, Şekerleme Fabrikalarında veya küçük ve büyük muhtelif fabrikalarda; her nerede işlersel işleyelim, harekete geçelim. Gerek iş yerlerinde ve gerekse Birliklerimizde toplanarak, kendi meselelerimizi müzakere edelim ve Kıbrıs Mitingine iştirak etmek için hazırlanmıya başlıyalım. Bu hususta bütün kadın hemşirelerimizi aydınlatarak 11 Eylül 1955 tarihinde Pazar günü Lefkoşada yapılacak olan Mitinge hepimiz de gelelim... İleri!!”
           
İKİ DİLİN BİRARADA KULLANILDIĞI EL İLANLARI:
Hem Rumca, hem de Türkçe olarak el ilanı şeklinde hazırlanarak dağıtılmış olan bir başka çağrı ilanı ise şöyleydi:
            “YAŞASIN KIBRIS KADIN İŞÇİLERİN KIBRIS TOPLANTISI 1955
            25 Eylül’de Lefkoşa’da ROYAL Sinemasında kadın işçilerin Kıbrıs toplantısı yapılacaktır. Bu toplantıda müzakere edilecek mevzulardan biri de Sosyal Sigorta Neticesi  meselesidir.  Kadın işçiler hasta oldukları zaman kendilerini meccanen tedavi edecek, onlara meccanen ilaç ve hastalık  atiyesi verecek, dul kadınlara ve işçilerin  öksüz çocuklarına tekaüdiye verecek tam bir Sosyal Sigorta Sistemini Hükümetten isteyeceklerdir. Hiçbir kadın işçi bu toplantıdan geri kalmamalıdır.
KIBRIS KADIN İŞÇİLERİ!
HEPİNİZ DE 25 EYLÜL’DE YAPILACAK OLAN TOPLANTIYA KOŞUNUZ”

Kadın İşçileri toplantıya çağıran ve yine iki dilde hazırlanmış olarak dağıtılan bir başka el ilanı:

“KIBRISLI KADIN İŞÇİLER!
HEPİNİZ DE KADIN TOPLANTISINA GELİNİZ!!

Hemşireler,
            25 Eylül Pazar günü ö. e. saat 10 da Lefkoşada “ROYAL” Sinemasında yapılacak olan Kadın İşçilerinin Kıbrıs toplantısı sizin için çok ehemmiyetlidir.
            Bu toplantıda, hasta olduğunuz zaman himaye olunmanız, dul kadınların ve öksüz çocukların himaye olunmaları, erkeklerin yaptığı aynı işi yapan kadın işçilerin aynı yevmiyeleri ödenmeleri, makûl bir yevmiye tayin eden Kanun konması ve bunun gibi Kıbrıs kadın işçileri için çok ehemmiyeti olan diğer meseleler de müzakere edilecektir.

Hemşireler,
            Bu toplantıdan geri kalmayınız. Nerede işlerseniz işleyiniz, hangi san’atta olursanız olunuz, bu toplantıya mutlaka geliniz.
            Hepiniz de beraber faaliyete geçerek menfaatlarınızı elde ediniz.

Eylül: 1955
KIBRIS KADIN İŞÇİLER TOPLANTISI
ORGANİZE HEY’ETİNDEN”  

25 Eylül 1955 günü yapılacak olan Kıbrıs Kadın İşçiler Toplantısı öncesinde kullanılan sloganlar şunlardı:
-          Kadın işçileri himaye edecek kanun nerede kaldı?
-          Kıbrıs Kadın İşçileri Sosyal Sigorta Sistemi isterler.
-          Kıbrıs Kadın İşçileri aynı iş için erkekler kadar yevmiye isterler.
-          Kadın işçiler 4/- şilin yevmiye ile yaşayamazlar. Hükûmet müdahale etmelidir.
-          Hükûmetin teşkilâtlanma hakkımızı müdafaa etmesini isteriz.
-          Kadın işçileri iş saatlarını Hükûmetin araştırmasını isterler.
-          Kadın işçiler hasta oldukları zaman hastalık atiyesi isterler.
-          Türk ve Rum Kadın işçiler, meselelerimiz için beraber mücadele edeceğiz.
-          Kıbrıs Kadın İşçileri!! Hepiniz de 25 Eylüldeki Kıbrıs Kadın İşçileri Toplantısına koşunuz.
-          Yaşasın Kıbrıs Kadın İşçileri Toplantısı

12 SAYFALIK BROŞÜRDEN
            Ekim 1955’de “Kıbrıs İşçi Federasyonu (K.İ.F.) Kadın İşçiler Dairesi Yayımları” olarak çıkarılan ve “Kıbrıs Kadın İşçilerinin Problemleri ve Kıbrıs Kadın İşçiler Toplantısının Kararları” başlıklı 12 sayfalık broşürde yer alan “Başlangıç” adlı giriş yazısında şöyle denmekteydi:
            “25 Eylül 1955 tarihine düşen Pazar günü Lefkoşada “ROYAL” Sinemasında yapılan Kıbrıs Kadın İşçiler Toplantısı, Kıbrıs işçi hareketlerinde tarihi bir olaydır. Çünkü bu toplantıda, Türk ve Rum kadın işçileri; yevmiye, iş saatı, Sosyal Sigorta Sistemi ve Sendika Hürriyeti gibi ziyadesiyle kadın işçileri ilgilendiren meseleleri müzakere etmiştir.
            Toplantının müzakere ettiği meseleler bütün Kıbrıs İşçi Sınıfını ilgilendiren meselelerdir. Toplantıya bütün kazalardan ve bir çok köylerden 934 kadın işçi iştirak etmiştir ki bunların 70 danesi Türktür.
            Toplantıda kadın işçilerinin ilgilendiren bütün meseleler müzakere edildikten mada, bu hakları kazanmak ve daha iyi günler görmek için nasıl hareket etmeleri gerektiği bir karara bağlanmıştır.
            K.İ.F. Merkezi Kadın İşçiler Dairesi, Kıbrıs Kadın İşçiler Toplantısında yapılan müzakere ve konuşmaları, bu broşürle kadın işçilerine sunuyor.
            Bundan maksad bu müzakereleri iyice mütalâa edip; haklarını kazanmak için yapacakları mücadelelerde kadın işçilerine yardım etmektir.
            TÜRK VE RUM KADIN İŞÇİLERİ !
            DAHA İYİ BİR HAYAT KAZANMAK İÇİM İŞ BAŞINA !
            İLERİ !”

YAPILAN KONUŞMALAR
Toplantıda 12 kişi söz alarak meselelerini söylemişlerdir ki bunların ikisi Türktür.
(Mağusalı Bayan Şerif Mustafa ile Lûricinalı Nazife İbrahim. Broşürde yer verilen bu konuşmaların bazıları aşağıya aynen aktarılmıştır-A.An.):
            “Kıbrıs Kadın İşçilerinin Meselelerini Mağusalı Bayan Şerif Mustafa anlatıyor:
            Bazıları kadın işçilerin meseleleri erkek işçilerden ayrı olduğunu zannediyorlar. Halbuki genel bakımdan isteklerimiz aynıdır. Aradaki fark, teferruat ve daha çok haksızlığa uğrama meselesidir.
            Elimize yevmiye meselesini alacak olursak, görürüz ki az yevmiye alanlar yalınız kadın işçiler değildir. Erkek işçiler de az yevmiye alıyorlar. Ancak bu meselede kadın işçilere fazla haksızlık oluyor. İşte yevmiye meselesinin kadın işçiler için hususiyeti budur.
            Elimize iş saatlarını alacak olursak; kadın işçiler gibi erkek işçiler de bir çok defalar haftada 50 ve 60 saat ve daha fazla işlemektedirler. Bu hususta kadın işçileri hususî olarak ilgilendiren mesele, bu haksızlıkların kadın işçilere daha fazla olmasıdır. Bundan dolayıdır ki bizi ilgilendiren meseleler Kıbrıs işçi sınıfını ilgilendiren meselelerdir.
            Böyle olmakle beraber doğurma ve lohusalık zamanında müdafaa edilme ve çocuğun himaye görmesi gibi kadın işçilerini hususî bir surette ilgilendiren meseleler vardır ki, bunlar da Kıbrıs işçi sınıfının umumî isteği olan Sosyal Sigorta Sisteminin birer parçasıdır.
            Bundan anlaşılıyor ki kadın işçilerin esas meseleleri dört danedir: 1. Yevmiye meselesi, 2. İş saatları meselesi, 3. Sosyal Sigorta Sistemi ve 4. Serbest teşkilâtlanma meselesi.
            Kıbrıs kadın işçilerinin yevmiyeleri eskiden beri düşkündür. Hâlâ 2, 3 ve 4 şilin yevmiye ile çalışan kadın işçiler çoktur. Bu kadın işçilerinin ekserisi günde 10, 12 ve 14 saat işlerler ve işlemiş oldukları fazla saata mukabil overtayım ödenmezler.
            Bu durumun hasıl olmasına sebep teşkilâtsız olmamızdır. Bu, bir bakıma böyle olmakle beraber kabahatın asıl büyüğü Hükûmettedir. Çünkü elinde salâhiyet bulunduğu halde kadın işçilerini himaye etmiyor. Kadın işçileri teşkilâtlanıp haklarını korumak istedikleri zaman iş sahipleri onların sendika hürriyetlerine tecavüz ederek onları teşkilâtlanma hakkından mahrum ediyor. Onların teşkilâtlanmalarına müsaade etmiyor. Bu takdirde de Hükûmet müdahale edip kadın işçilerin kanunî hakları olan teşkilâtlanma hakkını müdafaa etmiye teşebbüs etmemiştir.
            Kıbrıs İşçi Sınıfının dört gözle beklemekte olduğu Tam bir Sosyal Sigorta Sistemi Hükûmet tarafından tatbik olunmadığından binlerce işsiz, hasta, iktidarsız ve dul kadın işçisi himaye görmeden perişan oluyorlar.
            Fakat hemşireler, bütün bu tazyıklardan korkmamalıyız. Biz iş sahiplerinden daha kuvvetliyiz. Birleşelim, mücadele edelim ve mutlaka kazanacağız. Unutmamalıyız ki bütün bu faaliyetlerimizi yaparken yalınız değiliz. Kıbrıs İşçi Federasyonuna bağlı 20 bin işçi bizim yan tarafımızdadır.
            Yaşasın Kadın İşçilerinin Kıbrıs Toplantısı.”

Mağusalı Andrullâ Lemeşani konuşuyor:
            “Kadın terzi işçileri çok haksızlığa uğrarlar. Bir çoklarımız bu san’atı öğrenmek için 15 veya 20 lira para ödemiye ve ondan sonra 4/- şilin yevmiye ile günde 10, 12 ve 14 saat işlerler. Hükûmet ne bir san’at mektebi açmayı ve ne de yevmiyelerimizi tayın etmeyi düşünmüyor.”

Leymosunlu Kiryaku Hristu konuşuyor:
            “Leymosunda 4/- ve 6/- şilin yevmiye ile işleyen kadın işçileri çoktur. Bu kadın işçileri bu durumdan kurtulmak için bizim yardımımızı bekliyorlar. Onlara yardım edip kendilerini teşkilâtlandırmak ve iş sahibinin istismarından kurtarmak bizim vazifemizdir.”

Baflı Hristotea Dimitriyu konuşuyor:
            “Benim bulunduğum kasabada kadın işçileri teşkilâtın kıymetini anlamışlardır. Mağusa Ziraat İşçiler Birliğinde 1400’den fazla kadın işçi yazılı bulunmaktadır. Bu hemşirelerimiz teşkilât sayesinde 9/4’ten 12 şiline kadar yevmiye alıyorlar. Haftada 44 saat işlerler. Sosyal Sigorta Sandığımız vardır. Bütün bu hakları teşkilât sayesinde kazandık. Bundan dolayı diğer hemşirelerimizi teşkilâtlandırıp iş sahiplerinin istismarından kurtarmıya çalışmalıyız.

Lûricinalı Nazife İbrahim konuşuyor:
            “Biz köylerde işleyen ve yaşımız küçük olan kızlar, çok defa 35-40 yaşında kadınlarle, günde 10-12 saat ve hatta 14 saat işlemekteyiz. Bu işimize karşı günde 2 ve 3 şilin almaktayız. Hiçbir Sosyal Sigorta Sandığımız yoktur. Hasta olduğumuzda aç kalmaya mecburuz. İşte bugün bizi alâkadar eden bu mühim meseleleri hep bir ağızdan istemiye geldik. Bugünkü toplantımızda hep bir ağızdan Hükûmetten şunları istemeliyiz:
1. Hükûmet kadın işçilerinin en aşağı yevmiyelerini tesbit eden bir kanun yapmalıdır.
2. Kıbrısta kadın işçilerini de himaye edecek olan tam bir sosyal sigorta sistemi tatbik
    edilmelidir.
3. Hükûmet, kadın işçilere san’at öğretecek mektepler açmalıdır.
            İsteklerimiz o kadar çoktur ki söylemekle bitiremeyiz. Fakat bütün bunları nasıl kazanabiliriz? Evet kardeşlerim, bütün bunları aramızda elbirliğini kuvvetleştirerek işçi sınıfının desteği ile elde edebiliriz.
            Yaşasın Kıbrıs Kadın İşçilerinin Toplantısı.”

K.İ.F. Genel Sekreteri Andreas Jartidis’in toplantıda yaptığı konuşmanın tam metni ise şöyleydi:
“Hemşireler,
            Toplantınıza K.İ.F. samimi selâmlarını iletir, bununle beraber her mücadelenizi başarıp, iş saatlarınızı ve yaşayış seviyenizi iyileştirmek için Kıbrıs İşçi Federasyonu’nun her yardımı yapacağını size söz veririm.
            Bilmelisiniz ki bütün bu işleri yalınız başınıza yapacak değilsiniz. Yan tarafınızda daima teşkilâtlı işçileri ve K.İ.F’nu bulacaksınız. K.İ.F. size teşkilâtlanmanız için istediğiniz kadar yardım edecektir.
            Kıbrıs işçi sınıfının yaşayış seviyesi, ancak diğer işleyen halk tabakalarının yaşayış seviyesinin iyileştirilmesi ile kabildir. On beş binden fazla kadın işçisinin yevmiyeleri düşkün bulundukçe, diğer işçilerin de yevmiyeleri düşkün olmakta devam edecektir. Kadın işçilerin yevmiyeleri yükselirse, diğer işçilerin yevmiyeleri de yükselecektir.
            Kadın işçilerin yevmiye, iş saatı, Sosyal Sigortalar Sistemi ve saire gibi bir çok meseleleri olduğunu daha evvel konuşan hemşireler söylemişlerdir. Bu haklarınızı kazanmak için K.İ.F.’un size tavsiyesi şudur:
            Evvelâ teşkilâtlanıp yevmiyelerinizi artırmasını, iş saatlarını azaltmasını ve size senelik ödemeli ruhsat vermesini iş sahiplerinden isteyiniz.
            Fakat hemşireler, haklarınızı iş sahiplerinden mada Hükûmetten de istemelisiniz. Çünkü bu haksızlıkların esas mesulü Hükûmettir. Meselâ, gazetelerde gördüğümüze göre Lûricina, Bodamya ve sair çiftliklerde 15 yaşından aşağı kızlar 15 kuruştan 30 kuruşa kadar yevmiye ile işlerler. Bu durumun olmasına sebep, çiftlik ağalarının, kadın işçilerini istedikleri gibi işletmelerine fırsat veren Hükûmetin ilgisizliğidir.   
            Teşkilâtlandığınız zaman yukarıda söylediğimiz haklarınızı kazanmak için mücadele etmekle beraber; bütün Kıbrıs halkının en mühim derdi olan ev meselesi için de mücadele etmelisiniz. Mesken meselesini sık sık söylüyoruz. Çünkü binlerce işçi ailesine ıztırap çektiren bir dertttir. Hükûmetin halk aleyhine yürüttüğü siyasetten dolayı, dar bir eve veya bir barakaya yerleşmiye mecbur olan bir işçi ailesinin sıkıntısını kiç çeker? Pek tabiidir ki evin dar olması, evde su eksikliği, aşhane ve banyonun bulunmamasından doğan sıkıntıyı hep siz kadınlar çekersiniz.
            Bildiğiniz gibi harp siyasetinden ötürü, memleketimize binlerce asker ve ailesi geldiği için bugün hayat pahalılığı 140 puvana yükselmiştir. Eşyaların pahalı olmasından hasıl olan sıkıntının büyük bir kısmını v kadını çekmektedir. Çocukların evde niçin “o” yoktur, “bu” yoktur diye yaptıkları şikâyetleri de kadınların cevaplandırdıklarını biliyorsunuz. Bundan dolayı kadın işçiler de erkek işçilerle beraber teşkilâtlanmasını icap ettiren genel meseleler de vardır.
            Hemşireler,
            Bugün yapmış olduğunuz bu toplantı ile ileriye doğru bir adım atmış oluyorsunuz. Toplantınız kasaba ve köylerde bulunan binlerce kadın işçisini teşkilâtlandırmak için bir dönüm noktası olmalıdır.
            Faaliyetlerinize devam edin ve 1956 senesini kadın işçilerin teşkilâtlanma ve mücadele senesi yapın.
            İş saatlarınızı ve yaşayış seviyenizi iyileştirmek için faaliyete devam edin. İleri...”

KATILIM YÜKSEK
Toplantıya Leymosundan 265, Mağusadan 250, Lefkoşadan 248, Lârnakadan 150 ve Baftan 21 olmak üzere 934 kadın işçi gelmiştir. Toplantıya hazırlık yapıldığı esnada, bir çok kadın işçileri teşkilâtlanmıştır. Leymosun 355, Mağusa 343, Lefkoşa 327, Baf 40 ve Lârnaka da 10 aza kaydetmiştir. Bu raporlara göre Leymosun en iyi işi yapmış olduğu için birinci gelmiş ve Merkezî Kadın İşçiler Dairesi Mes’ulü Kiryaku Bavlû, mükâfat olarak Leymosun Kadın İşçiler Dairesi mes’ulüne K.İ.F. tarafından verilen sancağı hediye etmiştir.
Bundan sonra kadın işçilerin meseleleri için Hükûmete arizalar gönderilmiş ve gelecek zaman içinde yapılacak faaliyete dair kararlar alınmıştır.”

HÜKÛMETE GÖNDERİLEN DİLEKÇELER
Kadın İşçilerin Yevmiyeleri için İş Komiserine gönderilen Ariza:
“Toplantı, kadın işçilerini üzmekte olan yevmiye meselesi için aşağıdaki hususatı tarafınıza bildirmek için bize salâhiyet vermiştir:
1. Bir çok iş yerlerinde kadın işçiler 3 veya 4 şilin yevmiye ile günde 10 ve 12 saat işlemektedirler. Bir çok yerlerde küçük yaştaki kadın işçiler 12 ve 15 kuruş yevmiye ile fazla saat işliyorlar.
2. Toplantımız, kadın işçilerin asgari yevmiyelerini tayin etmek için Valiye salâhiyet veren kanun bulunduğunu hatırında tutmakta, bu kanunun kadın işçilere fayda vermeden çekmecelerde tutulacağına tez bir zamanda tatbik edilerek ziraat işlerinde işleyen kadın işçiler için günde 7 şilin ve endüstri işlerinde işleyenler için de günde 8 şilin asgari yevmiye tayin edilmesini Hükûmetten istemektedir.
3. Hükûmet, kadın işçilerin iş şartlarını araştırmak için tez bir zamanda, birlik mümessillerini de içinde alan bir araştırma komisyonu tayin etmelidir. Toplantı bu meseleleri Hükûmetle müzakere etmek üzere 5 kişilik bir hey’et seçmiştir.”

Sosyal Sigorta Sistem için Hükûmetin Sosyal Meseleler Sekreterine Gönderilen Ariza:
            “Bugün Lefkoşada “Royal” Sinemasında toplanan Kıbrıs Kadın İşçileri, hasta olduklarında meccanen tedavi ve ilâç veren ve ihtiyarlara, dul kadınlara ve öksüz çocuklara maddî yardımda bulunan bir sistemin kurulması meselesini müzakere ettikten sonra aşağıdaki hususatı vasıtanızle Hükûmete bildirmeğe karar vermiştir:
            1. Yukarıda söylediğimiz hallerde kadın işçileri himaye etmek Hükûmetin en tabii vazifelerindendir. Fakat esefle söyleriz ki bugüne kadar Hükûmet, bazı beyannameler yayınlamaktan başka bir şey yapmamıştır. Bundan dolayı kadın işçiler bin bir zorluklarla karşı karşıya kalmakta ve ıztırap çekmektedirler.
            2. Bundan dolayı kadın işçiler toplantısı, Hükûmeti, vakit geçirmeden K.İ.F. bildirdiği şekilde ve meccanen tedavi ve ilâç, hastalara, ihtiyarlara ve dul kadınlarla öksüz çocuklara maaş ve yardım verecek tam bir sosyal sigorta sistemi kurmaya davet etmektedir.
            3. Toplantı, bu arizayı size verip, daha fazla izahatta bulunmak üzere 5 kişilik bir Hey’ete salâhiyet vermiştir.

KADIN İŞÇİLER TOPLANTISINDA ALINAN KARAR
            25 Eylül 1955 tarihinde Lefkoşa “Royal” Sinemasında yapılan Kıbrıs Kadın İşçiler Toplantısı, kadın işçilerin problemleri hakkındaki raporu dinledikten sonra şu neticeye varmıştır:
            Toplantıda konuşan kadın işçilerin verdikleri fikirlerden anlaşıldığına göre, binlerce kadın işçi birçok ziraat ve endüstri müesseselerinde, fabrikalarda ve sair iş yerlerinde 5 ve çok kere 2 şilin ve 3 şilin yevmiye ile günde 10, 12 saat ve daha fazla işlemektedirler. Kadın işçilere, hastalık, doğurma halinde, öksüz çocuklara, ihtiyarlık ve sair zor zamanlarda yardım edilmiyor. Hükûmetin işçi sınıfına karşı ilgisizliği yüzünden bir çok kadın işçiler teşkilâtsız kaldılar ve bu  teşkilâtsızlıktan istifade eden iş sahibi onları ucuz işçi emeği olarak kullanmak ve azami kâr temin etmek istemektedirler.
            Bu itibarle toplantı aşağıdaki kararları alıyor:
            1. 1955 ve 1956 senelerinde kadın işçileri geniş faaliyetler yapacaklar ve yevmiyelerinim artması, iş saatlarının azalması ve tam bir sosyal sigorta sisteminin Hükûmet tarafından tatbik edilmesi için çalışacaklardır.
            2. Son seneler içerisinde binlerce işçi yaptığı gibi kadın işçilerinin de yevmiyelerini yükseltip iş saatlarını azaltmak ve diğer meselelerini halletmek için imkânlar mevcuttur. Bundan dolayı Kıbrıs İşçi Federasyonu ve birlikleri, ambarlarda, çiftliklerde ve sair iş yerlerindeki kadın işçilerin teşkilâtlanıp, haklarını aramaları için onlara yardım edecektir.
            3. Bununle beraber iş yerlerinin sık sık teftiş edilerek kadın işçilerine yapılan haksızlığın önüne geçilmesi, iş saatlarının ve yevmiyelerinin araştırılması Hükûmetten istenecektir.
            4. Kadın işçilerin teşkilâtlanmalarına ve bu suretle meselelerini çözmelerine çok önem verilmelidir. Kadın işçileri teşkilâtlanıp haklarını aramaları için K.İ.F. ve birlikleri onlara yardım etmelidir. Kadın işçileri teşkilâtlanmadan faaliyet yapıp haklarını aramaları ve bu hakları korumaları zordur. K.İ.F. Birliklerinde teşkilâtlı olan kadın işçilerin mikdarı 3400’den 6000’e ve hatta daha yükseğe çıkarılabilir.
            5. Toplantı, bu kararların tatbikinde K.İ.F. ve Merkezî Kadın İşçiler Dairesinin faaliyet yapmasına karar vermiştir.”

KADIN İŞÇİLERİN DANIŞMA TOPLANTILARI
            Kıbrıs İşçi Federasyonu Merkez Kadın İşçiler Dairesi tarafından hazırlanıp, Lefkoşa’da Türkçe olarak dağıtılan 28 Mart 1956 tarihli bir başka bildiri ise şöyleydi:
            “Kadın İşçi Arkadaşlar,
            8 Nisandan 20 Mayıs 1956 tarihine kadar kadın işçilerinin kaza istişareleri yapılmasına karar verilmiştir.
            Bu istişarelerde kadın işçilerin karşılaşmakta oldukları bütün müşküller müzakere edilerek bu müşküllere çare bulmak için ne gibi mücadeleler yapılması gerektiği hakkında kararlar alınacaktır. Kadın işçilerin karşılaştıkları müşküller az değildir.
            Bunların en mühimi kadın işçilerin almakta oldukları yevmiyelerdir. Kadın işçiler çok az yevmiye alıyorlar. Kadın işçiler yaptıkları sert işe mukabil 250 milden 300 mile kadar yevmiye almakta ve pek az işlerde 300 milden fazla ödenmektedirler.
            Kadın işçilerin müşküllerinden diğeri de iş saatlarıdır. Kadın işçilerin büyük bir kısmı haftada 44 saatın ne demek olduğunu bilmiyorlar ve haftada 44 saattan fazla işliyorlar. Pek az kadın işçileri haftada 44 saat işlemektedirler. Kadın işçilerin ekserisi ve bilhassa fabrikalarda ve dükkânlarda işleyen kadın işçiler günde 8-9 saat işlemektedirler. Sosyal Sigorta Sistemi ve Sendika Hürriyeti de kadın işçilerin en mühim meseleleri arasındadır.
Kadın İşçi Arkadaşlar,
            Kadın işçilerin Kaza istişareleri aşağıdaki tarihlerde olacaklardır:
             8 Nisan 1956 Pazar günü Mağusada
            15 Nisan 1956 Pazar günü Leymosunda
            22 Nisan 1956 Pazar günü Lefkoşada          
            13 Mayıs 1956 Pazar günü Bafta
            20 Mayıs 1956 Pazar günü Larnakada
Kadın İşçi Arkadaşlar,
            Kasabalarda ve köylerde bulunan iş yerlerinde canlı mıntaka toplantıları yapınız ve müşküllerinizi müzakere ederek onları Kaza istişarelerine getirecek olan mümessiller seçiniz. Bu mıntaka toplantılarında seçeceğiniz mümessiller sizin müşküllerinizi kaza istişaresine getirmekle beraber aynı zamanda bu müşküllerinize nasıl çare bulunacağını da söyliyeceklerdir.
            Kaza istişarelerinin muvaffakiyetli olması ve kadın işçilerin aşağıdaki haklarının Kanun ile korunmasını Hükûmetten istemek için bütün kadın işçileri iş başına ileri...
1.      Kadın işçilerin asgari yevmiyeleri 472 mil olarak tesbiti,
2.      Haftada 44 saat iş,
3.      Bütün kadın işçileri içine alacak olan Tam bir Devlet Sosyal Sigorta Sisteminin kurulması,
4.      Kadın işçilerin Sendika Hürriyetlerinin korunması
Yaşasın Kadın işçilerin kaza istişaresi
Yaşasın Kadın işçileri arasındaki elbirliği”

            İngiliz Sömürge Yönetimi, PEO tarafından 1955 yılı içinde yürütülen yoğun kampanya sonunda, 1956’da Sosyal Sigortalar Yasasını kabul etmek zorunda kaldı. 1 Ocak 1957’de yürürlüğe giren yeni yasaya göre, bir işverenin yanında tam zamanlı olarak çalışmakta olan herkes (küçük çiftliklerde çalışan tarım işçileri hariç), zorunlu olarak sosyal sigorta kapsamına alınıyordu. Bir gelir karşılığı çalışmakta olan diğer işçiler de, gönüllü olarak sisteme kaydedilebilecekti.
            Mart 1954’de, PEO Merkez Konseyi üyelerinden Ahmet Sadi’yi özel olarak oluşturulan Türk Bürosunun başına getiren PEO, diğer kazalarda da bu amaçla maaşlı sendikacıları görevlendirdi. Yıl sonunda PEO’ya üye Kıbrıslı Türk işçilerin sayısı 1500’e yükseldi. Düzenli olarak yayımlanan “Türkçe Aylık İşçi Bülteni” ve  diğer Türkçe broşürler ile örgütleme çalışmaları yoğunlaştırıldı.
            İlk sayısı 13 Eylül 1955’de yayımlanan haftalık İnkılapçı gazetesinin 8 Kasım 1955 tarihli nüshasında verdiği bilgiye göre, PEO’nun 25,425 kayıtlı üyesi bulunmaktaydı. Bunlardan 3,400’ü kadın, 2,200’ü de Türk işçilerdi. İngiliz sömürge yönetimine karşı ortak anti-emperyalist mücadele için Türk-Rum işbirliğini savunan İnkılapçı gazetesi, 14. sayısının çıkmasından iki gün sonra, 14 Aralık 1955’de Olağanüstü Durumun ilanı üzerine, solcu gazeteler Neos Demokratis, Embros ve Aneksartitos  ile birlikte sömürge yönetimi tarafından kapatıldı.

1956 SONUNDA KADIN İŞÇİLERİN DURUMU
            PEO’nun 10. Kongresine sunulan Aralık 1956 tarihli ve Türkçe olarak basılmış olan Faaliyet Raporu’nda yer alan “Kadın İşçilerin Teşkilâtlanması” başlıklı bölümde şu değerlendirme yer almaktadır:
            “9’uncu Sendikalar Kongremizden mada olağanüstü Teşkilât Kongremiz de kadın işçilerin teşkilâtlandırılması hususunda çok zayıflığımız olduğunu ve daha iyi işlememiz gerektiğini ileri sürmüştür.
            Bu devre içerisinde Kıbrıs İşçi Federasyonu, kadın işçilerin teşkilâtlanması ve iş şartlarının iyileştirilmesi hususunda çok yardım etmiş ve Merkez kadın işçiler Dairesinin de yapmış olduğu iyi iş sayesinde kadın işçileri arasında iyi iş yapmıya muvaffak olmuştur. Fakat hâlâ eksiklik ve zayıflıklarımız vardır. Meselâ kadın işçilerin teşkilâtlanmasına gereken ehemmiyeti vermiyoruz.
            Bu devre içerisinde en iyi işi Bodamyada yaptık. Orada bulunan Türk ve Rum kadın işçileri aynı teşkilâtta teşkilâtlanarak bir çok haklar kazandılar. 1954 senesinde 1,900, 1955’te 2,500 ve bugün defterlerimizde 4,500 kadın işçi üyemiz vardır.
            Kadın işçi üyemizi daha fazla artırabiliriz. Çünkü bir çok teşkilâtsız kadın işçileri mevcuttur. Bundan dolayı kadın işçilerinin teşkilâtlanmasına daha fazla ehemmiyet vermeliyiz. En yüksek sendika makanizmamızdan en aşağısına kadar kadın işçilerinin teşkilatlanmasına ehemmiyet vermeli ve çalışmalıyız.”[6]

1960’DAKİ DURUM
            Mayıs-Haziran 1958’de Kıbrıs Türk yer altı örgütü TMT’nin ölüm tehditleri sonunda, PEO’dan istifa etmek zorunda olan Kıbrıslı Türk işçilerin önde gelenleri, ya tedhişle öldürüldü veya sindirildi, ya da adayı terk etmek zorunda bırakıldı.[7]         
            13 Ağustos 1958’de Lefkoşa’daki Majestik Otel’de Kıbrıslı Rumların solcu PEO, sağcı SEK, bağımsız POAS sendika federasyonları ile Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri Federasyonu’nun katılımı ile yapılan bir toplantıda, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk işçilerin, toplumlararası çatışmaların tekrarlanmasından kaçınmaya çağrılması çok anlamlı bir girişimdi. Ama emperyalist merkezlerden yönetilen her iki topluma ait yer altı örgütleri, düzenledikleri bir dizi kışkırtma olayı ile Kıbrıs işçi sınıfının birlik ve beraberliğine gölge düşürerek, milliyetçi ve bölücü politikaları egemen kılmayı başardılar.
Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 yılında kurulduğu zaman, cinsiyet ve milliyet ayrımı gözetmeksizin verilen ortak mücadeleler sonucu kazanılmış olan sosyal sigortalar sisteminden yararlanmakta olan toplam Kıbrıslı çalışan sayısı 165,336 idi. Bunlardan 122,815’i erkek, 42,521’i de kadın işçi idi. Yasa ile güvence altına alınmış olan kazanımlar arasında evlilik, annelik, hastalık, işsizlik, dulluk, yetimlik, yaşlılık ve ölüm yardımları bulunmaktaydı. [8]
           
(Üç yazılık dizi olarak hazırlanan bu makalenin ilk yazısı, Afrika gazetesinin Pazar ekinde (15 Mart 2009) çıktı, ama diğer iki yazı yayımlanmadı. Üç yazının tamamı, daha sonra haftalık “Birleşik Kıbrıs” gazetesinde (8, 15 ve 29 Haziran 2009) yayımlanabildi. “İşçi Sınıfının İlk Öncüleri” kitabımda da (Lefkoşa 2011, s.199-218) Ek.3 olarak yer aldı.)


[1] PEO: 50 Yıl, Mart 1991, s.11
[2] agy, s.13.
[3] agy, s.19
[4] agy, s.164
[5] agy, s.166
[6] Kıbrıs İşçi Federasyonu tarafından 10uncu Kıbrıs Sendikalar Kongresine sunulacak 9uncu Kongreden 10uncu Kongreye kadar geçen devre içindeki Faaliyet Raboru, K.İ.F.Yayımları, Aralık 1956, s.26
[7] A.An, Kıbrıs’ta Fırtınalı Yıllar, Lefkoşa 2005, s.107-111
[8] John Fryer, Labor in Cyprus, Washington D.C. 1962, s.41