27 Mayıs 2015 Çarşamba

GEÇEN YÜZYIL: 1900'LÜ YILLARDA KIBRIS


1900: Kıbrıs yerel hükümeti bir komisyon oluşturarak, Evkaf'ın Türk toplumuna devredilmesi sorununu görüştü, ama bir sonuç alınamadı.

1901: İslam İttihar Sandığı kuruldu. (Bugünkü Türk Bankası'nın ilk şekli)

1902: Kavanin Meclisi'nin Türk üyelerinden Hafız Ziyai Efendi ile Ahmet Derviş Efendi'nin, meclis yetkilerinin genişletilmesi ve İngiliz yöneticilerin veto yetkisinin kaldırılması konularında Rum üyelerle birlikte davranmaları üzerine, fanatik Türkler tarafından "Rumculuk"la suçlandılar.

1903: Musa İrfan Bey, Evkaf'ın Türk murahhası olarak atandı ve 1925'teki ölümüne kadar bu görevde kaldı. 

1907: Dr.Hafız Cemal Lokmanhekim, Lefkoşa'da ilk sanat okulu ile ilk akşam dil okulunu kurdu, ama  gericilerin baskılarına dayanamayarak, 2 yıl sonra 1909'da adadan kaçmak zorunda kaldı. Churchill, İngiltere Sömürgeler Bakanı Yardımcısı olarak Kıbrıs'ı ziyaret etti.

1908: Rumların, Başpiskoposluk konusunda aralarındaki görüş ayrılığı oluşması yüzünden Lefkoşa'da Belediye seçimlerine katılmamaları üzerine, Bodamyalızade Mehmet Şevket Bey Lefkoşa Belediye Başkanlığına, Müsevvidzade Osman Cemal Efendi de Başkan Yardımcılığına seçildi. 1910 yılına kadar bu görevde kaldılar.

1912: Leymosun'da 4 Rum ve 1 Türkün ölmesi ve 134 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan ilk önemli toplumlararası çatışma oldu.

1914: 1878'de Kıbrıs'ı İngiltere'ye kiralamış olan Osmanlı İmparatorluğu'nun, 1. Dünya Savaşı çıkınca Almanya safında yer alması üzerine, İngiltere adayı kendine ilhak etti.

1915: 8 Mart'ta Lefkoşa'daki Sarayönü Meydanına "Dikilitaş" dikildi. İngiltere, Almanya'ya karşı savaşa girmesi halinde Kıbrıs adasını Yunanistan'a vermeyi önerdi.

1918: 11 Aralık'ta Lefkoşa'da Meclis-i Milli toplandı.

1919: Dr.Mehmet Esat, Dr.Hüseyin Behiç ve kasaplar-hammallar ağası Hasan Karabardak'ın oluşturduğu "Türkiye ile Birleşme Partisi"nin paskalya haftasında Rumların Türklere saldıracağı söylentisini yayması ve genel bir ayaklanma hazırlığı yapmalarının belirlenmesi üzerine tutuklandılar.

1923: Türkiye Cumhuriyeti, 24 Temmuz günü imzaladığı Lozan Anlaşması ile Kıbrıs adası üzerindeki bütün haklarından vazgeçti ve İngiltere'nin adayı ilhak kararını onayladı.

1924: Kıbrıslı Türklerin bilinen ilk siyasal örgütü olan Kıbrıs Türk Cemaat-ı İslamiyesi, Haziran ayında Mağusa'da yapılan genel kurulda oluşturuldu. 13 Nisan günü Lefkonuk'ta, 250 Rum ve 65 Türk çiftçi delegenin katıldığı tarihi kongre gerçekleştirildi.

1925: İngiltere, 10 Mart günü Kıbrıs'ı bir "Taç Kolonisi" olarak ilan etti. 1 Mayıs tarihli Emirname ile Kavanin Meclisi'ndeki Rum ve İngiliz üye sayısı artırıldı. İlginçtir, Rum üye sayısının 9'dan 12'ye çıkarılmasına karşılık, İngiliz üye sayısı da 6'dan 9'a çıkartılarak, Türk ve İngiliz üye toplamının, Rum üye toplamına eşit olmasıyla 1882'den beri sağlanan denge korundu. Haziran ayında, Lozan Anlaşması'nın 20 maddesi uyarınca Türkiye'ye göç etmek isteyen Kıbrıslı Türklerin göç işlemlerini tamamlamak üzere, Larnaka'da TC Konsolosluğu açıldı. 1931 yılına kadar, geri adaya dönmemek üzere toplam 5 bin kişi Anadolu'ya göç etti. 11 Ağustos'ta avukat Mehmet Münir Bey, Evkaf'ın Türk murahhas üyeliğine atandı.

1926: 14 Ağustos'ta Kıbrıs Komünist Partisi kuruldu. Milliyetçi Rum liderliğinin savunduğu Enosis (adanın Yunanistan'a bağlanması) hedefini "karşı devrimci bir slogan" olarak nitelendirdi ve adaya özerklik verilmesi fikrini destekledi.

1929: 1 Ocak tarihinden itibaren Müftülük makamı kaldırılarak, yerine Fetva Eminliği oluşturuldu.

1930: 15 Ekim günü yapılan tarihi seçimlerde, halkçıların adayı M.Necati Mısırlızade (1993 oy), Evkafçıların adayı Mehmet Münir Bey'i yenerek (1553 oy) Kavanin Meclisi üyeliğine seçildi. Necati Bey, bilahare Rum üyelerle birlikte oy kullanınca, Meclis'teki dengeler alt-üst oldu.

1931: 1 Mayıs günü Kıbrıs Türk Milli Kongresi Necati Bey öncülüğünde toplandı. 21 Ekim'de bir grup fanatik Rum milliyetçisi ayaklanarak, İngiliz Vali konağını yaktılar. 12 Kasım'da Kavanin Meclisi kapatılarak, bütün siyasi faaliyetler yasaklandı; özgürlüklere önemli ölçüde kısıtlamalar getirildi.

1937: Londra'da Kıbrıs'a özerklik verilmesini talep eden bir komite oluşturuldu.

1939: Eylül ayında 2. Dünya Savaşı'nda İngilizler yanında hizmet vermek üzere, "Kıbrıs Alayı" ve "Kıbrıs Gönüllü Kuvvetleri" kuruldu. Üçte biri Kıbrıslı Türk olmak üzere 30 bin Kıbrıslı bu birliklerde görev yaptı. Savaşta 650 kişi öldü veya kayboldu.

1941: Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL) 14 Nisan'da, Kıbrıs Umum Amele Birlikleri (PEO) de 13 Kasım'da kuruldu.

1942: Dr.M.Fazıl Küçük, 14 Mart'ta Halkın Sesi gazetesini yayımlamaya başladı.

1943: Mart ayında yapılan Belediye seçimlerinde AKEL, beş büyük yerleşim yerinin üçünde Belediye Başkanlıklarını kazandı. Lefkoşa'daki Belediye Meclisi seçimlerinde Dr.Fazıl Küçük (598 oy), Necati Özkan'ı (455 oy) saf dışı bıraktı. 18 Nisan'da "Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu" (KATAK), Kıbrıslı Türklerin ilk ciddi siyasal kurumu olarak oluşturuldu.

1944: 12 Ocak günü KATAK'tan istifa eden Dr.Küçük ve arkadaşları, 23 Nisan günü "Kıbrıs Milli Türk Halk Partisi"ni kurdular.

1948: 13 Ocak ile 17 Mayıs tarihleri arasında 125 gün süren tarihi Lefke Maden Grevi yapıldı.  11 Haziran'da "Türk İşleri Komisyonu" kuruldu. (Komisyonun ara raporu 1950 yılında yayımlandı.) 28 Kasım günü Enosis'e karşı Ayasofya Meydanında büyük bir miting yapıldı.

1949: Rum Başpiskopos başkanlığında siyasi partilerin de temsil edildiği "Etnarhlık Kurulu" oluşturuldu.
23 Ekim'de çeşitli kulüp ve birlikler, "Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu" adı altında birleştirildi. 6 Kasım'da da KATAK ile KMTHP birleştirilerek, Dr.Küçük başkanlığında "Kıbrıs Türk Milli Birliği" kuruldu.

1950: 3. Makarios, Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposluğuna seçildi. Kilise tarafından düzenlenen halk oylamasında, Kıbrıslı Rumların %96'sının Enosis istediği ortaya kondu.

1953: 30 Aralık'ta Dana Efendi Kıbrıs Müftülüğüne seçildi.

1954: Yunanistan, kendi kaderini tayin hakkı ilkesinin Kıbrıs için uygulanması talebiyle Birleşmiş Milletler'e başvurdu. 12 Mayıs'ta Faiz Kaymak başkanlığındaki bir heyet Kıbrıs Türklerinin sorunlarını anlatmak üzere Ankara'ya gitti.

1955: "Kıbrıslı Mücadelecilerin Ulusal Örgütü" (EOKA) adlı Rum yeraltı örgütü, 1 Nisan günü, üç yıl sürecek tedhiş hareketlerine başladı. Kıbrıs Türk liderliğinin oluşturduğu "Volkan" adlı yeraltı örgütü de, Eylül ayı içinde yayımladığı bir bildiride, Kıbrıslı Türklere karşı yöneltilecek Rum saldırılarına yanıt verileceği uyarısında bulundu. İngiltere, 29 Ağustos ile 7 Eylül tarihlerinde toplanan Londra Konferansı'na Türkiye ile Yunanistan'ı da davet ederek, onları Kıbrıs sorununa taraf yaptı.

1956: 14 Nisan'da Evkaf'ın yönetimi Kıbrıs Türk toplumuna devredildi. 19 Temmuz günü Avam Kamarasında yapılan bir tartışmada, Kıbrıs'taki sorunun çözüm şekli olarak taksim üzerinde ciddi bir şekilde düşünülmesi gerektiği resmen dile getirdi. TC Başbakanı Adnan Menderes ise, aynı yılın sonunda, adanın taksimini Türkiye'nin resmi tezi olarak açıkladı.

1957: Kıbrıslı emekçilerin mücadelesi sonucu ilk sosyal sigorta yasası 7 Ocak'ta yürürlüğe kondu. AKEL Türk Kolu İdaresi, Prof.Nihat Erim'e ilettiği 19 Ocak tarihli bir mektupta, Kıbrıs'ta Türk ve Rum halklarının ayrı ayrı iki bölgede yaşamamakta oluşu nedeniyle, adanın taksimi halinde ortaya bir muhaceret işi çıkacağını ve Kıbrıs'ın ikinci ve en büyük bir çıkmaza gireceği uyarısında bulundu. İngiliz Sömürge Yönetimi Başsavcı Yardımcısı Rauf Denktaş, Ekim ayı sonunda resmi görevinden ayrılarak, Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu Başkanlığına getirildi. Kasım ayı içinde Volkan'ın yasaklanması ardından kurulan "Türk Mukavemet Teşkilatı" (TMT)'nin 29 Kasım günü yayımladığı ilk bildirisinde "Ya taksim, ya ölüm" sloganı kullanılarak, olası muhalif güçler de tehdit edildi.

1958: 27-28 Ocak günleri Lefkoşa ve Mağusa'da yapılan taksim yanlısı gösterilerde, İngiliz askeri birlikleri tarafından halka ateş açılması sonucu 7 Kıbrıslı Türk öldü, 70 kadar kişi yaralandı. EOKA ise Kıbrıslı Rum solculara karşı maskeli saldırılara başladı. TMT'nin Kıbrıslı Türk solculara karşı Mayıs ve Haziran aylarında uyguladığı tedhiş ve yıldırma hareketleri sonucu, hareketin önde gelenleri ya öldürüldü, yaralandı, ya da sindirildi. Rumlarla ortak sendikal örgütlerden ayrılmaları sağlandı. Çeşitli kışkırtmalarla meydana gelen Türk-Rum çatışmalarında birçok kişi can ve mal kaybına uğradı. Kıbrıs'ın İngiltere, Yunanistan ve Türkiye tarafından bir Kondominiyum şeklinde yönetilmesini öngören Macmillan Planı açıklandı.

1959: 11 Şubat günü imzalanan Zürih Anlaşmaları ile Kıbrıs'ta yeni bir dönemin sayfası açıldı.

1960: Kıbrıs Cumhuriyeti devleti 16 Ağustos günü kuruldu.  Başpiskopos Makarios, Rumların %67.8'inin oyuyla Cumhurbaşkanı seçilirken, Dr.Küçük de başka Kıbrıslı Türk aday çıkmadığından Cumhurbaşkanı Yardımcılığına getirildi. Devletin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğü, üçü de NATO üyesi olan İngiltere, Yunanistan ve Türkiye tarafından güvence altına alındı. İngiltere, adadaki askeri üslerine çekilerek, yönetimi %70:30 oranında paylaşan Rumlarla Türklere devretti. Yeni Cumhuriyet BM ve İngiliz Uluslar Topluluğu'na üye oldu.

1961: Kıbrıs Cumhuriyeti, Avrupa Konseyi üyeliğine kabul edildi.

1962: 23 Nisan gecesi, Kıbrıs Türk liderliğinin ayrılıkçı politikasına muhalefet eden Cumhuriyet gazetesinin sahip ve yazarları olan Ahmet M.Gürkan (35) ile Ayhan M.Hikmet (33) öldürüldüler.

1963: Cumhurbaşkanı Makarios, 30 Kasım günü Kıbrıs Anayasasının 13 maddesinin değiştirilmesine ilişkin önerilerini Kıbrıs Türk tarafına iletti. 21 Aralık günü, Lefkoşa'da toplumlararası çarpışmalar başlatıldı.

1964: Makarios, Garanti Anlaşması ve Anayasanın yürürlükten kaldırıldığını açıklarken, Dr.Küçük de, adanın taksiminden yana olduğunu duyurdu. Türkiye, adadaki çarpışmalar durmazsa, Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunacağı ihtarını yaptı. 4 Mart tarihli BM Güvenlik Konseyi kararıyla adaya BM Barış Gücü gönderildi. Mayıs'ta  Kıbrıslı Türkler kendilerini (28 Aralık 1967'ye kadar) yönetecek olan "Genel Komite"yi oluşturdular.  3-4 Haziran'da ABD Başkanı Johnson, Kıbrıs'a müdahale etmemesi için TC Başbakanı İnönü'yü uyaran meşhur mektubunu gönderdi. Makarios, 30 Temmuz'da Acheson Planı'nı reddetti. Türk jetleri,  8-9 Ağustos'ta Erenköy bölgesini bombaladı.

1965: Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı Gromiko, 21 Ocak günü, federasyonun Kıbrıs'ta bir çözüm şekli olabileceğini söyledi. BM Arabulucusu Galo Plaza, 26 Mart'ta yayımlanan raporunda, Kıbrıslı Türklerin haklarının güvence altına alınmasını önerirken, adanın etnik gruplar arasında bölünmesi fikrine karşı çıktı. Türk tarafı, Plaza'nın raporu ile arabuluculuğunu reddetti. Kıbrıs'ın taksim edilmesi politikasına karşı mücadele veren Kıbrıslı Türk sendikacı Derviş Ali Kavazoğlu (41) ile Rum arkadaşı Kostas Mişaulis, 11 Nisan günü yeraltı tedhiş örgütü tarafından öldürüldü.

1967: 15-16 Kasım'da Geçitkale'de çarpışmalar oldu. 17 Kasım günü Türk uçakları Kıbrıs üzerinde uçtu.  28 Aralık günü Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi'nin kurulduğu açıklandı.

1968: Makarios, "mümkün olan çözüm" politikasına yöneldi ve Şubat ayında yapılan seçimlerde oyların %97'sini alarak yeniden Cumhurbaşkanı seçildi. Kıbrıs Türk Yönetimi Başkanı Dr.Küçük'ün Cumhurbaşkanı Yardımcılığı da Kıbrıs Türk toplumu tarafından onaylandı. 3 Haziran'da (20 Eylül 1971'e kadar sürecek olan) Denktaş-Kleridis arasındaki toplumlararası görüşmeler başladı.

1970: Lizbon'da yapılan gizli bir NATO toplantısında Kıbrıs'ın taksim edilmesi kararı alındı.

1971: Grivas Eylül ayında gizlice yeniden adaya gelerek, EOKA-B örgütünü kurdu ve Makariosçulara karşı tedhişe başladı. 27 Aralık'ta Cumhuriyetçi Türk Partisi kuruldu.

1973: Makarios, EOKA-B'ye kendi adayını çıkarması çağrısı yaparak meydan okudu ve yeniden Cumhurbaşkanlığa seçildi. Türk kesiminde ise Cumhurbaşkanı Yardımcılığı'nı Rauf Denktaş devraldı.

1974: Grivas 27 Ocak'ta öldü. Makarios, 2 Temmuz'da Yunanistan Cuntasına başvurarak Kıbrıs'taki subaylarını geri çekmesini talep etti.. 15 Temmuz'da Atina'daki faşist albaylar cuntasının Kıbrıs'taki uzantıları, Makarios'a karşı bir darbe düzenlediler, ama o adadan kaçmayı başardı. 20 Temmuz'da Türkiye adaya askeri müdahalede bulundu. 23 Temmuz'da Yunan cuntası düştü ve yerine Karamanlis hükümeti kuruldu. 25 Temmuz ile 13 Ağustos arasında yapılan Cenevre Konferansı'nda Rum tarafı "kantonal federasyon" önerisini kabul etmeyince, 14-16 Ağustos'ta 2. askeri harekat gerçekleştirilerek, adanın %37'lik kuzey bölümü Türk Silahlı Kuvvetleri'nin denetimi altına alındı. BM Genel Kurulu, 1 Kasım'da 3212 numaralı kararını kabul etti.

1975: 14 Ocak'ta Makarios, adaya dönerek, Cumhurbaşkanlığı görevini Kleridis'ten devraldı. 5 Şubat'ta ABD, Türkiye'ye karşı  (26 Eylül 1978'e kadar sürecek olan) silah satış ambargosu koydu. 13 Şubat'ta "Kıbrıs Türk Federe Devleti" ilan edildi. 28 Nisan'da 5 tur sürecek Viyana görüşmelerine başlandı. 2 Ağustos'ta nüfus mübadelesi anlaşması yapıldı. 11 Ekim'de Ulusal Birlik Partisi kuruldu.

1976: 19 Mart'ta Toplumcu Kurtuluş Partisi kuruldu. Makarios, 22 Haziran tarihli Milliyet gazetesine verdiği bir demeçte, Kıbrıs'ın bir kısmının Kıbrıslı Türkler tarafından yönetilmesine rıza göstereceğini açıkladı.  7 Temmuz'da Türk kesiminde ilk Ulusal Birlik Partisi hükümeti kuruldu. 5 Eylül'de yapılan Rum tarafı seçimlerinde Kiprianu'nun DİKO partisi 21, AKEL 9 sandalye kazandı.

1977: 12 Şubat'ta Makarios-Denktaş Doruk Anlaşması yapıldı ve 4 maddelik ilkeler kabul edildi. 31 Mart-7 Nisan arasında Viyana görüşmeleri yapıldı. 3 Ağustos'ta Makarios öldü ve yerine Kiprianu getirildi.

1978: 11 Şubat'ta Kiprianu 5 yıl için Cumhurbaşkanlığına seçildi. 13 Ağustos'ta Kıbrıs Türk tarafı önerilerini sundu. Eylül-Kasım aylarında İngiltere-Kanada-ABD girişimi yapıldı. 9 Kasım tarihli BM Genel Kurulu kararında, bütün yabancı askerlerin adadan geri çekilmesi istendi.

1979: 19 Mayıs'ta Kiprianu-Denktaş Doruk Anlaşmasında 10 ilke kabul edildi. 22 Haziran'da G. Yuannidis ile S.Onan arasında toplumlararası görüşmeler başlatıldı. 20 Kasım tarihli BM kararında adadaki yabancı askerlerin geri çekilmesi yeniden talep edildi.

1980: 9 Ağustos'ta görüşmelere devam kararı alındı. (14 Nisan 1983'e kadar 251 toplantı yapıldı.)

1981: 21 Ocak'ta Kıbrıs Türk önerileri yapıldı ve Mart ayında ABD'nin öneri paketi sunuldu. 20 Nisan'da DİKO-AKEL işbirliği açıklandı. 24 Mayıs'ta Kıbrıs Rum tarafında genel seçimler yapıldı. 28 Haziran'da Rauf Denktaş yeniden Devlet Başkanı seçildi.

1983: 13 Şubat seçimlerinde Kiprianu yeniden Cumhurbaşkanlığına seçildi. 13 Mayıs'ta BM Genel Kurulu 37/253 sayılı kararı aldı ve yabancı askerlerin Kıbrıs'tan geri çekilmesi talebini yineledi. 17 Haziran'da KTFD Meclisi aldığı bir kararda, Kıbrıslı Türklerin kendi kaderini tayin hakkının varlığını vurguladı. BM Genel Sekreteri de Cuellar tarafından Kıbrıs sorununun çözümü için sunulan öneriler, Türk tarafınca reddedildi. 15 Kasım'da "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti"nin kurulduğu ilan edildi. BM Güvenlik Konseyi, 18 Kasım'da aldığı bir kararda, tek taraflı bağımsızlık ilanını kınadı ve BM üyesi devletlerin KKTC'yi tanımaması çağrısında bulundu.

1984: 11 Ocak'ta Kiprianu, BM Genel Sekreterine Kıbrıs sorununun çözümü için yazılı önerilerini sundu. 17 Nisan'da KKTC ile TC arasında karşılıklı olarak Büyükelçiler atandı. BM, 11 Mayıs'ta bu eylemi kınadı. 6-7 Ağustos'ta Viyana'da görüşmeler yeniden başlatıldı ve dolaylı görüşmeler şeklinde Eylül-Aralık ayları arasında sürdürüldü.

1985: 17-20 Ocak'ta New York'ta yeniden buluşan Kiprianu ile Denktaş anlaşamadılar. 9 Mayıs'ta KKTC Anayasası halk oyuna sunuldu. 9 Haziran'da yapılan seçimlerde Denktaş, KKTC Cumhurbaşkanı seçildi. 19 Temmuz'da Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP), UBP ile koalisyon hükümeti oluşturdu. 8 Aralık'ta Kıbrıs Rum tarafında seçimler yapıldı ve Kleridis'in DİSİ partisi çoğunluk oyunu elde etti.

1986: 21 Ocak'ta Sovyetler Birliği, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin kendi önerilerini açıkladı. 29 Mart'ta BM Genel Sekreteri de Cuellar kendi "taslak çerçeve anlaşması" önerilerini sundu. 27 Nisan'da Denktaş önerileri kabul etti, 10 Haziran'da Kiprianu reddetti.

1988: 1 Ocak'ta Kıbrıs-AB Gümrük Birliği Anlaşması yürürlüğe girdi. 21 Şubat'ta Vasiliu Cumhurbaşkanlığına seçildi ve 24 Ağustos'ta Cenevre'de Denktaş ile buluştu. Toplumlararası görüşmeler 15 Eylül'de yeniden başlatıldı ve ilk turu 25 Eylül-7 Kasım arasında yapıldı.

1989: İkinci tur 9 Aralık 1988- 28 Mart 1989 arasında yapıldı. 30 Ocak'ta Rum tarafı "Federal Kıbrıs"a ilişkin yazılı önerilerini sundu. Türk tarafı bu önerileri 13 Şubat'ta reddetti. Toplam 100 saat süren bu görüşmelerin üçüncü turu da 9 Mayıs-10 Haziran arasında yapıldı. 29 Haziran'da New York'ta de Cuellar başkanlığında yapılan Vasiliu-Denktaş toplantısında BM Genel Sekreterinin yaptığı öneriler Denktaş tarafından reddedildi.

1990: 26 Şubat-2 Mart'ta New York'ta yapılan Vasiliu-Denktaş Doruk Toplantısı başarısızlıkla sonuçlandı ve ardından BM Güvenlik Konseyi'nin 12 Mart 1990 tarihli ve 649 numaralı kararı çıktı. Kararda KKTC yeniden kınandı. 6 Mayıs'taki seçimlerde CTP, TKP ve YDP, Demokratik Mücadele Partisi adı altında seçimlere girerek 16 sandalye kazandı, ama hükümeti yine, 34 sandalye kazanan UBP kurdu. Kıbrıs Rum tarafı 4 Temmuz'da Kıbrıs Cumhuriyeti adına AB'ye üyelik başvurusunda bulundu.  1 Ekim'de TC Başbakanı Turgut Özal KKTC'yi ziyaret etti. Öte yandan Rum tarafı, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 30. yıldönümünü kutladı.

1991: 19 Mayıs seçimlerinde DİSİ 20, AKEL 18 sandalye kazandı. 20 Eylül'de BM Genel Sekreteri, Kıbrıs'taki toplumlararası görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasından Türkiye'yi sorumlu tuttu. 10 Ekim tarihli BM Güvenlik Konseyi kararı, Kıbrıs Cumnuriyetinin toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini istedi.

1992: BM Genel Sekreteri tarafından hazırlanan "Fikirler Dizisi", 1 Ağustos'ta New York'ta buluşan liderlere sunuldu, ama yine sonuç alınamadı. Genel Sekreter, 19 Kasım tarihli raporunda "iki toplum arasında derin bir güvensizlik" bulunduğunu açıkladı.

1993: Kliridis, 14 Şubat'ta Cumhurbaşkanlığına seçildi. Kleridis ile Denktaş, 30 Mart'ta BM'de biraraya geldiler. 15 Nisan ile 19 Mayıs arasında toplam 50 saat süren 34 dolaylı toplantı yapıldı. 24 Mayıs'ta BM'nin sunduğu "Güven Artırıcı Önlemler" paketi kabul edilmedi ve Denktaş 1 Haziran'da New York'u terketti.  30 Haziran'da AB-Komisyonu Kıbrıs Cumhuriyeti adına yapılan üyelik başvurusunu olumlu buldu. Denktaş, 5 Temmuz'da Başbakan Eroğlu ile olan görüş ayrılığını öne sürerek görüşmelerden geri çekildi. 20-22 Ekim tarihlerinde Kıbrıs'ta yapılan İngiliz Uluslar Topluluğu Zirve Toplantısı'nda kabul edilen bir karar metninde, adaya Anadolu'dan getirilip yerleştirilen bütün göçmenler ile bütün Türk askerlerinin geri çekilmesi talep edildi.  12 Aralık'ta yapılan yeni seçimlerde UBP mecliste çoğunluğu yitirdi (17 sandalye).

1994: 2 Ocak günü Demokrat Parti (15 sandalye)-Cumhuriyetçi Türk Partisi (13 sandalye) koalisyon hükümeti kuruldu. 5 Temmuz tarihinde Lüksemburg'taki Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından alınan bir kararda, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti belgelerini kullanarak AB'ne yaptıkları tarım ürünleri ihracatına yasak koydu. BM Güvenlik Konseyi, 29 Temmuz tarihli yeni bir kararında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenliğinin bölünmezliğine saygı gösterilmesini istedi. Kleridis ile Denktaş arasında 18-31 Ekim tarihlerinde yapılan "Güven Artırıcı Önlemler"e ilişkin beş ayrı toplantı da sonuçsuz kaldı.

1995: 6 Mart'ta AB-Bakanlar Konseyi , Kıbrıs'ın üyelik görüşmelerinin, Hükümetlerarası Konferans'tan en geç 6 ay sonra başlamasını kararlaştırdı. 22 Nisan'da Denktaş, yeniden KKTC Cumhurbaşkanlığına seçildi.

1996: 1 Mart'ta Denktaş, bir Rum TV'sine yaptığı açıklamada, 1974'de kaybolan Kıbrıslı Rumların ölü olduğunu açıkladı. 26 Mayıs seçimlerinde DİSİ 20, AKEL 19 sandalye kazandı. 6 Temmuz günü, Kıbrıs Türk liderliğine muhalif yazarlardan Kutlu Adalı bir yeraltı örgütü tarafından öldürüldü. Ağustos ayında DP-CTP koalisyon hükümeti sona erdi. 

1997: 10 Nisan'da, toplumlararası dolaylı görüşmelere iki buçuk yıllık aradan sonra yeniden başlandı, ama herhangi bir ilerleme kaydedilemedi.

1998: 15 Şubat'ta Kleridis yeniden Cumhurbaşkanlığına seçildi. 31 Mart'ta Kıbrıs Türklerinin katılımı olmadan AB üyelik görüşmelerine başlandı. 6 Aralık seçimlerinde UBP 24 sandalye kazanıp, TKP ile (7 sandalye) koalisyon hükümetini oluşturdu. DP 13, CTP de 6 sandalye kazanabildil.

1999: 3 Aralık'ta New York'ta Kleridis-Denktaş arasında yeniden dolaylı görüşmeler başlatıldı...


(İmzasız, Kıbrıslı dergisi, Sayı:53, Ocak 2000)


NEŞE VE ŞÜREKASININ İSVEÇ MACERALARI


            Kıbrıslı Türk ve Rum sanatçılardan oluşan bir grubun, İsveç'in Gotland adasında buluştuğu haberi basınımızda yer aldı. 25 Temmuz ile 1 Ağustos 1999 tarihleri arasında yapılan bu iki-toplumlu atölye çalışmasını, UNESCO'nun finanse ettiği duyuruldu. İsveç Sanatçı ve Yazarlar Birliği ise ev sahipliğini yaptı.
            Anımsanacağı gibi 31 Mart-2 Nisan 1998 tarihlerinde Stokholm'da düzenlenen "Kültürün Gücü" zirvesine de Güney Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıslı Türk şair Neşe Yaşın ile Kıbrıslı Rum şair arkadaşı Niki Marangu yine birlikte katılmışlardı. Neşe Yaşın, bu uluslararası toplantıda yaptığı veciz konuşmada özgürlük adına önce babasına, sonra kocasına, daha sonra da siyasi otoriteye nasıl karşı geldiğini anlatmış ve Kıbrıslı dergisinin Mayıs 1998 tarihli sayısında, Doğan Harman'ın "Kültür, herşeyin inkarı temelinde büyüyen bir çiçek değildir" başlıklı makalesine konu olmuştu. 
            İsveç'e bu kez daha geniş bir grupla gidildi. Neşe Yaşın ve onun titiz bir seçimle oluşturduğu KKTC'nin "Sanat Elçileri" grubu, konuyla ilgilenen sanat çevrelerinde çok tartışıldı, ama sonunda İsveç gezisi de gerçekleştirildi.
            Grubun önde gelen üyelerinden şair Fikret Demirağ, izlenimlerini "Baltık'ta "Sanat Buluşması" başlığı altında (herhalde yazarın da kuşkuları var ki "Sanat Buluşması" kelimeleri tırnak içine alınmış!) üç gün süreyle Kıbrıs gazetesinde okuyuculara aktarırken (12-14 Ağustos 1999), Osman Alkaş da Torba adlı TV  programında gezinin turistik yanlarını yansıttı. Demirağ'ın üç günlük yazı dizisi içinde yayımladığı 8 fotoğraftan 7'sinde kendisinin görüntülenmiş olması da gülümsemeyle karşılandı.
            Kamuoyu, Demirağ'ın "Kıbrıslı Türk ve Rum sanatçıların, kültürel ve sanatsal alışveriş yoluyla birbirini tanıma ve bu çerçevede barışa dolaylı katkıda bulunma düşüncesi" diye tanımladığı amacın ne derecede gerçekleştiği konusunda yeterince aydınlatılamadı. Yazılanlardan anlaşılan, yine 6 gün boyunca, kişisel tanıtım ve promosyonun önde olduğu şeklinde. Toplum bundan pek bir yarar sağlayamadı.
            Her zaman olduğu gibi, yine F. Demirağ ve N.Yaşın'dan 3-4'er şiirin çevrildiği, Rum kesiminden de bu tür etkinliklerin değişmez kadro elemanı Yorgo Moleskis'ten çeviriler yapıldığı kaydedilmiş. Neşe Hanım'ın Londra'daki dostlarından olup da  heyete katılan Gürgenç ile Kıbrıs'tan Feriha Altıok da seçkin şairler kadrosundan olup, şiirleri çevrilenlerden olmalı.
            Kıbrıs Türk resminin olmazsa olmaz isimlerinden Çizenel ve Mene, yenilerden R. Atakan ile Rum ressam arkadaşları da birlikte resim çalışmışlar. Kıbrıs Türk tiyatrosunun olmazsa olmazı Yaşar Ersoy, dostu Osman Alkaş ve Rum tiyatrocu arkadaşları, herhangi yabancı ortak bir dile egemen olamadıklarından "beden dili" ile bir oyunu kotarma çalışmaları yapmışlar. Kıbrıs Türk fotoğraf sanatının bilinmeyen dehalarından Mehmet Ali Serak ile CR çalışmalarından tanıştığı ve Demirağ'ın "yapışık ikiz"i diye nitelendirdiği Rum kızı ile birlikte eşsiz çalışma anlarını ölümsüzleştirmişler. Ünal Dede ile iki Rum meslektaşı bir müzik resitalinin provalarını gerçekleştirirken, Türkiye'de yerleşmiş Kıbrıslı Türk sinemacı Derviş Zaim'in uzun, Kıbrıs Türk kesiminde "ünlü" Rum sinemacı Panikos ile Hristos'un da kısa filmleri gösterilmiş. Ama Demirağ'ın kaydettiğine göre, hepsinden önemlisi İsveç'in dünyaca ünlü yönetmeni Igmar Bergman'ın gönderdiği kameramanı tarafından, yönetmenin 'dünyada tek' olduğu söylenen kamerasıyla parktaki bir ortak gezinti filme alınmış.
            F.Demirağ'ın belirttiğine göre, tüm etkinlikler büyük ilgi görmüş ve görüntülü olarak da belgelenmiş. Ama İsveç medyasına nasıl yansıdığı hakkında henüz bilgi edinilememiş.
            Oysa, Lefkoşa'daki Ledra Palas Geçiş Kapısı'nın yasak duvarlarının yıkılması ve dileyen herkesin kültürel temas kurabilmesi ve toplumlararası karşılıklı anlayış köprülerinin kurulması mücadelesi, İsveç'tekinden tamamen farklı bir boyutta ve Lefkoşa'da sürdürülmeli.


(Kıbrıslı Türkün Sesi dergisi, Sayı:50, Ekim 1999)

KKTC BU YIL 176.3 TRİLYON TL HARCAYACAK


2 hafta süreyle KKTC Meclisinde görüşülen UBP-TKP Hoalisyon Hükümeti'nin 1999 Mali Yılı Bütçesi, 5 Mart 1999 akşamı Cumhuriyet Meclisinde oyçokluğu ile onaylandı. 176 trilyon 321 milyar 641 milyon TL'ya ulaşan bütçede, 55 trilyon lira personel maaşlarına, 10 trilyon lira cari harcamalara, 32 trilyon lira yatırımlara, 64 trilyon lira sosyal ve ekonomik transferlere, 15 trilyon lira da savunma harcamalarına ayrıldı.
***
Yaklaşık 13 bin 500 memur, 10 bin 500 emekli, 4 bin şehit ailesi, malul gazi, mücahit, 4 bin dolayında KİT ve Belediye çalışanı olmak üzere 40 bin'e yakın yurttaşını, maaş ve para yardımına bağlamış olan KKTC'de, sosyal transferler için toplam 42 trilyon 962 milyar 689 milyon TL ödenmekte olup, başlıcaları şu şekilde harcanmaktadır:
* Emekli maaşları....23 trilyon
* Şehit ve hadise kurbanı aileleri ile malül gazi ödenekleri....1 trilyon 725 milyar
* Burslar ve nakdi yardımlar....1 trilyon 100 milyar 
* Sosyal Sigortalar Fonuna katkı....4 trilyon 970 milyar
* Emekli ikramiyeleri....5 trilyon
* Türkiye ve Türkiye dışında tedavi görenlere yardım...1 trilyon
* Muhtaç yoksullara yardım....1 trilyon 500 milyar
* Muhtaç öğrencilerin yurt ücretleri ile okullara gidiş-dönüş ödenekleri....400 milyar
***
1999 Mali Yılı Bütçesinin gelir tahminleri ise şu şekilde yapılmış:
Yerel gelirler 97 trilyon TL, fon gelirleri 7 trilyon TL, savunma, yatırım ve Emekli Fonu'na katkı için verilen TC yardımları 51 trilyon 230 milyar TL, iç borçlanmalar 21 trilyon 91 milyar 641 milyon TL ve BM ve üçüncü ülkelerden sağlanan insancıl yardımlar olmak üzere toplam 176 trilyon 321 milyar 641 milyon TL'lık gelir öngörülmüştür. 
***
KKTC'nin bütçe açığı, 1997 mali yılında 3 trilyon 494 milyar 295 milyon TL olarak gerçekleşmişken, 1998 mali yılına ait açığın da 9 trilyon TL civarında olacağı tahmin edilmektedir.
***
Cumhurbaşkanı Denktaş'a örtülü ödenek olarak tabir edilen kalem altında 60 milyar TL, Başbakan Eroğlu'na 50 milyar TL ve Başbakan Yardımcısı Akıncı'ya da 50 milyar TL verimesi öngörülüyor...Aynı çerçevede "davetli zevatın yolluk ve ağırlama gideri" yanısıra, "temsil ve ağırlama gideri" olarak Cumhurbaşkanına 250 milyar TL, Başbakana 50 milyar TL ve Başbakan Yardımcısına 41 milyar ayrılmış. Başbakan Yardımcısı Akıncı'ya ayrıca "yurtdışı görev yollukları" kalemi altında 11 milyar TL verildi. Başbakanlık konutunun "bakım ve idame giderleri" için bütçeden tam 16 milyar TL ayrılmış, yani ayda 1 milyar 300 milyon TL'den fazla para. Bir başka deyişle 85 milyon TL alan bir işçinin asgari ücretinin 15 katı kadar para, konuta gidecek.
***
1999 yılı için Cumhurbaşkanlığı Bütçesi 1 trilyon 148 790 milyon TL olarak belirlenmiş. Bunun 300 milyar 450 milyon TL'si personel giderlerini kapsıyor. Halen Saray'da 46 memur, 14 işçi, 1 ek kadrolu ve 22 de sözleşmeli personel/danışman çalışıyor.
Bu yıl içinde, Cumhurbaşkanlığı tarafından "davetli zevatın yolluk ve ağırlama giderleri" olarak 130 milyar TL, "temsil ve ağırlama giderleri" olarak 120 milyar TL, yurtdışı yolluklar için 90 milyar TL, PTT masrafları için 20 milyar TL, kırtasiye-basımevi giderleri için  50 milyar, beklenmedik giderler ve diğer ödemeler için de 60 milyar TL harcanması öngörülmüş. 
1999'da Cumhurbaşkanına tahsis edilmiş 2 Mersedes ve 1 BMW marka araba ile diğer personelin kullandığı 8 salon araba (2 Doğan, 1 Kartal marka), 1 jip, 1 minibüs ve 4 motosiklet için ne kadar harcama öngörüldüğü öğrenilemedi.
Başkanlık Sarayında görevli 83 kişilik personele 1999 yılı içinde 300 milyar 450 milyon TL maaş ödenmesi kararlaştırılmışken, KKTC Meclisinde çalışan 139 kişiye 303 milyar 736 milyon TL maaş parası ödenecek. Cumhuriyet Meclisi Bütçesi ise 828.6 milyar TL olarak belirlenmiş bulunuyor. Meclis'e tahsis edilmiş taşıt araçları ise, 9 salon araba ve 2 motosiklet.
***
KKTC'nin üst düzey bürokratlarının 1999 yılında alacakları %42 zamlı aylık net maaşların dökümü şöyle veriliyor:
* Cumhurbaşkanı....970 milyon TL
* Meclis Başkanı/Başbakan/Başsavcı/Yüksek Mahkeme Başkanı....848 milyon TL
* Meclis Başkan Yardımcısı/Bakan/Başsavcı Yardımcısı/Yüksek Mahkeme Yargıcı....792 milyon TL
* Milletvekili....715 milyon TL
* Müsteşar....523 milyon TL
* Müdür....438 milyon TL
***
Dünya tarafından tanınmamış bir ülke olan KKTC'nin ödenekli 12 Dış Temsilciliği için ayrılan 1 trilyon 122 milyar 441 milyon TL tutarındaki yıllık harcamalardan bazıları şöyle belirlenmiş:
* Londra Temsilciliği....276 milyar 362 milyon TL
* Ankara Temsilciliği....112 milyar 367 milyon TL
* Brüksel Temsilciliği....111 milyar 171 milyon TL
* New York Temsilciliği....110 milyar 267 milyon TL
Bazı Dış Temsilciliklerde çalışan memurlar için ayrılan yıllık maaşlar ise şöyle:
New York  Temsilciliğindeki 2 kişi için 67 milyar 611 milyon TL (makam arabası Lincoln), Washington Temsilciliğindeki 2 kişi için 63 milyar 302 milyon (makam arabası Cadillac), Brüksel Temsilciliğindeki 2 kişi için 60 milyar 426 milyon TL (makam arabası Jaguar), Londra Temsilciliğindeki 7 kişi için 165 milyar 624 milyon TL (makam arabası Mersedes, Londra Temsilciliğinin izaz ve ikram kalemine de 7 milyar 423 milyon TL konmuş.) KKTC'nin Ankara Temsilcisinin makam arabası ise Mersedes.


(Kıbrıslı Türkün Sesi dergisi, Sayı:44, Nisan 1999)

MECLİS'TEKİ BÜTÇE GÖRÜŞMELERİ KKTC'DEKİ SORUNLARININ AYNASI GİBİ


Kenan Akın (DP): "Bütçe olarak bizi günah keçisi ilan ediyorlarsa, şunu söyleyeyim, günah keçisinin anası da, babası da UBP'dir...Halka şov yapmak için konuşma yapmıyorum, doğru bildiklerimi söyleyeceğim. Emeklilerin bu devletten ikinci maaşı çekmesini hangi milletvekili hazmeder? Emeklilerin istihdamını önleyen yasaya DP olumlu oy verecek. Bu memlekette, DAÜ'de emekli olmuş yüzlerce kişi çalıştırılıyor. Oysa yüzlerce gencimiz bu ülkeden İngiltere'ye göç ediyor...Benzin ve mazot yok diye RHA'lar göreve çıkamıyor, oysa müdür ve müsteşarlar, çocuklarını okuldan RHA'larla aratıyor...Ulufe gibi T izni dağıtılarak, taksi ağaları yaratıldı...İpini koparanın buraya gelmemesi gerektiğini söylüyoruz. Ama hiç önlem alınmıyor. Parasız insanların KKTC'ye gelmemesi için Türkiye ile konuşmak ve tedbir almak gerekmektedir...Cezaevlerindeki vatandaşların büyük bir bölümü, kimlik kartıyla seyahat etmeyi seçen insanlardır. Bu insanları cezaevinde boşu boşuna besliyoruz. Böyle devam ederse, 3 gün sonra benim ve sizin arabanızı da çalacaklar. Kimlikle seyahat etme konusunda tedbirler alınmalıdır."
Sonay Adem (CTP): "1998'de verilen T izinleri tamamen rüşvettir. Bu parti rüşvet vermektedir. 25 bin Mark tanesi T izinleri satılmaktadır. Bu rüşvet, oy maksatları için verilmektedir."
İlkay Kamil (UBP): "Bu yalandır."
***
Ünal Üstel (DP): "Muhtarlıklar siyasi rozetten çıkarılmalıdır...Belediyelerin zor durumdan kurtarılması şarttır...Partizanca T izni verilmektedir ve bazı UBP'liler T izinlerini ticarete çevirmiştir. Bu konuda yasa değişikliği gerekmektedir...Vatandaşlık verilmesinde de partizanlık yapılmaktadır...Gelişigüzel tabanca izni verilmektedir."
***
Derviş Eroğlu (UBP): "Eskiden bavul ticareti lehimize çalışıyordu, bugün ters döndü. Hükümet olarak bazı tedbirler almak zorundayız. Gümrük vergileriyle bu konuya el atacağız...Kimlik kartıyla girenleri takip etsin diye polise görev verildi. Yasal düzenleme hazırlıyoruz. Cezayı ödeyip ucuz kaçak işçi çalıştırmayı tercih edenler var. İşverene cezayı artıracağız. Kaçak çalışanı da sınırdışı etme yetkimiz var."
***
Ahmet Kaşif(DP): "TKP muhalefette iken 06 plakalı araçlar fink atıyor diyordu. Şimdi hükümettesiniz. Mağusa'da dün çakıl taşıyan kamyonlar hangi plakayı taşıyordu?...Askeri kantinler olayına artık "dur" deme zamanı gelmiştir. Askeri kantinlere gelen mallar kontrolsuz dağıtılıyor ve halkın sağlığıyla oynanıyor. Tüccarın getirdiği 3 kamyon biber imha edildi. Peki ama aynı gün askeri kantinlere 16 plakalı kamyonlarla gelen biberler de kontrol edildi mi?"
***
Mehmet Ali Talat (CTP): "Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, 'Kıbrıslı diye bir millet yoktur. Kıbrıs'a özgü bir şey varsa, o da Kıbrıs eşeğidir' şeklinde konuşmuş ve Kıbrıslı eşeklerle, Kıbrıslılığı bir tuttuğu anda kendisine Kıbrıslı Türk diyen insanlara eşek benzetmesi yaparak büyük bir hakarette bulunmuştur. Kendisini protesto ediyoruz.  Sayn Cumhurbaşkanı bunu ilk kez söylemiyor. Böyle bir yaklaşım asla kabul edilemez."
Sonay Adem (CTP): "Mussolini yaklaşımı."
Talat: "Türkiye'de okurken bazı arkadaşlar bize 'Kıbrıs eşeği' derdi. Buna çok bozulur, alınırdık. Şimdi Cumhurbaşkanı yüzümüze karşı söylüyor bunu...Şimdi tek yol konfederasyon deniyor. Aklıma geldi, söyleyim., Miroğlu da bilecek. Türkiye'de bir grup vardı, tek yol devrim derdi. Şimdi tek yol  konfederasyon. Ama Meclis tek yol konfederasyon demedi. Bilmem hükümet mayna ederse...Tek yol konfederasyon söylemleri tamamen dayanaksızdır. Cumhurbaşkanı'nın Kıbrıs eşeği benzetmesi gibi halkına karşı saygısızlığıdır...Cumhurbaşkanı'nın binbir çeşit danışmanı var. Meclis'e b,ile danışmayan Cumhurbaşkanı bilmem bu danışmanlara ne danışır?"
Ferdi Soyer (CTP): "Bizde diktatörlük yok. Her bakanlığa bağlı dükalıklar var. Bizde 10 ayrı dükalık, 3 tane de hükümet var. Biri Meclis'te, biri Saray'dan feyz alan hükümet, biri de karşıda olan hükümettir."
Sonay Adem (CTP): "Yeme içme gırla, başka bir şey yok."
Soyer: "Danışan saraya, danışmayan saraya!"
***
Talat: "Askerdeki sivil personel sendikalaşamıyor. Şimdi bayan personel de dahil her sabah içtimaya gidiyor."
Ferdi Soyer (CTP): "Daha Derviş Beyi de çağıracaklar sabah içtimasına...Güvenlik Kuvvetleri'nin başına bir Kıbrıslı Türk generalin bulunmasının ne ayıbı var? Bu konular Kuran-ı Kerim'in ayetleri gibi 'aman konuşma' konusu olmamalıdır. Biz bunu söyledik diye Deli Dumrul misali herkes bize söner, varsın sövsün."
***
Derviş Eroğlu (UBP): "Talat'ın döneminde de Bazı Bakanlar Kurulu kararları Resmi Gazete'de yayımlanmadı. Örneğin CTP döneminde 3 bin 500 TC'li ve bin 125 Bulgaristan göçmeni vatandaş yapıldı. Bunlar Resmi Gazete'de yayımlanmadı."
Mehmet Ali Talat: (Öfkeyle) "Rüyasında gördü size o bilgiyi veren. Bir daha sorun o danışmanınıza."
Eroğlu: "Ben danışmanımdan almıyorum. Bilgisayardan alıyorum."
Talat: "300 kişiyi geçmez o sayı."
Türkay Tokel (UBP): "Ortağınız aldattı sizi. Sizden habersiz yaptı."
***
Serdar Denktaş (DP): "Dış temsilciliklerimizin denetlenmesi çok güzel, ama Sayıştay Başkanı'nın ne işi var İngiltere'de?"
Hüseyin Öztoprak (DP): "ABD temsilciliğinde 2 görevli var, 4 kişi gitti denetlemeye."
Denktaş: "Sayın Soyer biraz önce 3 devlet vardır dedi. Savcılık ve Sayıştay, birer devlet de onlar. Nerden seçtik yahu biz bu adamı? Savcının da yerine geçer, her şeyi yapar.
Soyer: "Ah bu CTP'ye ah. Hükümet olduk 2.5 sene. Her gün kavga ettik Başsavcıynan. Ama ortağımız ana muhalefetle savcının yanında oldu."
Denktaş: "Eh yanlış yaptık. Korkma UBP'yi dövmez, ama başlayacak TKP'ye tokat vurmaya."
***
Denktaş: "Dışişleri Bakanlığı, nüfus politikasını ele almalıdır. Bizim ihtiyacımız daha az belki, ama zengin bir nüfustur. Dolaşan nüfusun artması önemlidir."
Mustafa Akıncı (TKP): "Bugün duyduğum en sürpriz açıklama bu oldu. Bunu lazım en başta saraya anlatalım."
Denktaş: "Bu konuya hükümet karar verecek, saray değil."
Akıncı: "Mühür nerde be Ferdi?"
Denktaş: "Be Akıncı, dinlemedin beni herhalde biraz önce."
***
F. Soyer: "Neden hükmünüz ve kılıcınız Türkiye'nin yüzde 51 hissesi olan KİT'lerde kesmez de bizimkilerde keser? Bizim rakımızı almayan ve bizim yasalarımızı takmayanların karşısında bu hükümet, onuru ve yasaları ile durmak zorundadır. Bu ülkede kaçak işçiden sonra kaçak işyerleri de var. Bu ülkeye gelir Ali, şirket kurar, dolandırır Hüseyin'i, sonra Ali şirketi olur Veli, sonra bulursan bul. Artık üzüm üzüme baka baka karardığı için, dolandırıcılık marifeti de zenginleşmiştir. Adam artık nikah kıyar bir Nataşa'ya, vatandaş yapar, boşanır sonra, dost hayatı yaşar...Bu memlekette yapıcı ustası mı yok? Hatay'dan gelir. Mistiri tutmayı burda öğrenir...Hiç çalışmamış kişiler, sigortalardan emekli edilmektedir. Eşekten düşmüş malül gazi olan adam gibi, bu kişilere emekli maaşı bağlandı."
***
S. Denktaş: "Devlet, çalışanlara şirin görünsün diye yüzde 42 net maaş artışı verdi. Memur memnun oldu, ancak özel sektör düşünülmedi."
Ersoy İnce (UBP): "E verin vay, vermen vay!"
***
Sonay Adem: "UBP'nin geçmişte 'Kaçak işçi bizim veli nimetimizdir' dediğini de unutmamak gerekir. Hatay'ın küçüğü Lefkoşa'nın Suriçi oldu artık. İşyeri, işyeri gezmenize gerek yoktur ya. Gidin Suriçi'ne hepsi orda. Gece turist olurlar, gündüz işçi."
***
Osman İmre (DP): "Barış Harekatı gazilerinin hala iskan ve tapu gibi sorunlar yaşaması üzücüdür. Bu kesime daha önce verilen sözler doğrultusunda 2 yıllık sosyal sigorta hakkı tanıbnması için yasa değişikliği hazırlanmasında yarar vardır...Barış Harekatına katılan ve KKTC'ye yerleşen 2 bin dolayında gazinin hemen hemen yarısı bugün yurtdışına göç etmiştir."
***
F. Soyer: "Kamu görevlilerine yapılan maaş artışlarının çok önemli bir bölümü borç taksitlerine gitti. Çünkü, memurlar lüks araba almaya başladı. Ancak bu para çarşıya düşmedi."
Mehmet Bayram (UBP): "Galeriye gitti."
***


(Kıbrıslı Türkün Sesi dergisi, Sayı:44, Nisan 1999) 

TATİL BELDESİ KKTC


Ülkemizin turistler için ideal bir tatil beldesi olduğu hep bilinir, ama kamu görevlileri için de bir tatil beldesi olduğu pek bilinmez. Genç gazetecilerimizden Cenk Mutluyakalı, 3 Ocak 1999 günü gazetesindeki köşesinde yayımladığı bir tabloda "1999 yılının 365 gününde kim, kaç gün, kaç ay çalışacak?" sorusuna bulduğu yanıtları duyurdu:
- Memurlar: 183 gün (6 ay)
- Doktorlar: 91.5 gün (3 ay)
- Öğretmenler: 76 gün (2.5 ay)
- Özel sektör: 285 gün (9.5 ay)
- Gazeteci: 292 gün (9.7 ay)
- Kaçak işçi: 365 gün (12 ay)

DOKTOR VE ÖĞRETMENLER YARIM GÜN ÇALIŞIYOR
Mutluyakalı'nın hesaplarına göre, KKTC'nin memurları, bir yıl içerisinde sadece 6 ay çalışıyor. 104 gün hafta sonu tatili, 16 gün milli ve dini günlere ait resmi tatil, 42 gün yıllık izin hakkı, 21 gün yıllık hastalık izni hakkı derken, 6 ay çalışmadan maaş çekiyor. "Yarım gün" mesai yapan doktorlar ile öğretmenlerde çalışma günleri daha da az. Öğretmenler, ayrıca sömestir ve yaz tatillerinden yararlanıyor. Bayan olanların 40 gün önce ve 40 gün sonraki doğum izinleri ayrı.
Özel sektör çalışanlarının Pazar gün tatilleri 52 gün tutarken, izin hakları ise 15 günle sınırlandırılmış.

ANA MUHALEFET NE DİYOR?
Ana muhalefet DP'nin yayın organı Yeni Demokrat gazetesi ise, 6 Ocak 1999 günü şu haberi verdi:
"Anayasadan kaynaklanan ve kamu görevlisinden 'tam verim alınmazken' UBP-TKP Koalisyon Hükümetinin tüm kamu görevlilerine siyasal partilere üye olma hakkı verileceği ve bu yolda çalışma başlatıldığı duyurulmaktadır.
KKTC'de çalışma günü vaatlerinin kısıtlı olduğu, Anayasanın çalışmayanı koruduğu ve yasaların da bu çizgide yapıldığı bilinirken, artık memurların yakalarında aleni parti rozetleri taşımaları, halkla devlet arasına duvar örülmesini getirecektir...
Hekimlerin tam gün çalışmaları ve öğretmenlerin tam gün eğitim vermeleri istenen ve beklenen bir olaydır. Ancak bunların ikisi de bilinerek TKP'ye bırakıldı. Yarın TKP uygulama yaparken UBP, DP'ye yaptığı gibi "Bunu TKP yaptı, biz karışmayız" diyecek mi? Ve de bunun olmayacağını kim garanti edecektir?" 

KKTC MECLİSİ 5 YILDA NE KADAR ÇALIŞMIŞ?
Avrupa gazetesi de 3 Aralık 1998 günü, "Avantacılar!" diye attığı bir manşet haberinde, geçen 5 yıl içinde KKTC Meclisi'nde görev yapan milletvekillerinin, toplam 378 toplantıyı 1470 saata sıkıştırdığını duyurdu. Bu durumda, ayda toplam 24.5 saat çalışmış olan KKTC'nin geçen dönem milletvekillerinin günlük mesaisi de 8 dakika 16 saniye imiş! Geçen 5 yıl içerisinde Meclis'te kabul edilen yasa sayısı 296 iken, genel nitelikli 7 karar alınmış, 20 Meclis Araştırması açılmış, ancak araştırmaların büyük bölümü beş yıl içinde tamamlanamamış.


(Kıbrıslı Türkün Sesi dergisi, Sayı:43, Mart 1999)

BİR SEÇİM KAMPANYASINDAN GERİYE KALANLAR (İncir Çekirdeği)


6 Aralık 1998 günü yapılan, milletvekili seçimleri için siyasal partilerimiz kaç para harcamayı planlamışlardı? Yüzde kaç oy topladılar? (Kaç sandalye kazandılar?)
- Devlet kuran parti Ulusal Birlik Partisi: 40 milyar TL - %40.33 (24)
- Yavru parti Demokrat Parti: 40 milyar TL - %22.61 (13)
- Sosyal demokrat Toplumcu Kurtuluş Partisi: 10 milyar TL - %15.36 (7)
- Güçlü çağdaş sol Cumhuriyetçi Türk Partisi: 20 milyar TL - %13.35 (6)
- Yedek Ulusal Diriliş Partisi: 2 milyar TL - %4.57 (-)
- Marjinal Yurtsever Birlik Partisi: 3 milyar TL - %2.51 (-)
- İslamcı Bizim Parti: İmanın reklamı olmaz - %1.24 (-)
- İki Bağımsız Aday: - %0.03 (-)
***
M.A.Talat (CTP): "Güçlü Sol, toplumsal katmanların ve toplumsal sınıfların uyumunu sağlamaktadır."
***
R.R.Denktaş: "Ben bağımsız, bağlantısızım diye yalan mı söyleyeceğim. Tabiatıyla oğlumun partisini destekleyeceğim...Seçimlerden milliyetçi kanat güçlü çıkmalı. Milli davaya hizmet eden bir partinin, aynı yolda olan bir partiyle koalisyon yapması yine düşünülecektir. Şimdi 'güçlü sol' bana saldıracak. Benim görevim devleti korumaktır. 'Bu devleti yaşatacağız' desinler, o zaman sözümü değiştireyim. 'Bu devlet Rumlarla yapılacak barışa esdas olacak' demeleri lazım."
***
F.S.Soyer (CTP): "Bugün artık sağ siyaset telaşa kapılıp 'Entegrasyon ilhak değildir' demeye başlamışsa, CTP'nin öne sürdüğü yaklaşımlar yerine oturmuş demektir."
***
M.A.Talat : "Güçlü sol, Denktaş'ı da Avrupa'ya taşıyacak tek güçtür."
***
R.R.Denktaş: "Beni kaç okka, kaç kilo addediyor ama, ben 65 milyon 195 bin kiloyum ve beni hiçbir güç Türkiye'den başka, AB'ye taşıyamaz."
***
E.Emin (UDP): "Milletvekili maaşlarını asgari ücrete endekslemek istiyoruz. Böylece asgari ücretli çalışan, vekilin aklına daha sık gelecek."
***
Bizim Parti (BP): "Ey Kıbrıs Türkü uyan artık!...(15 senelik icraatları yapanları) tekrar denemek ahmaklıktır...Hala onların sana yaptıklarını veya yapmak istediklerini anlayamadıysan, o zaman artık ne yaparlarsa sana müstahak olacaktır. Onları seçme. Onlara bir kere daha iktidar olma imkanı, olasılığı verme. Yoksa işin bitiktir."
***
M.A.Talat : "Eğer bu ülkede şu an herşey tartışılabiliyorsa, bu bizim hükümet ortağı olduğumuz dönemde başladı...1993 yılında UBP'nin tek başına iktidar olduğu zaman bir takım yasaklar mevcuttu. Hatta kendisine de yasak konan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BRT'de haberlerine yer verilmediği için 'Sesimi kısmak istiyorlar' diye feryat ediyordu. Bu da gösteriyor ki, ülkemizin ve Cumhurbaşkanı Denktaş'ın güçlü bir sola ihtiyacı var."
***
Serdar Denktaş (DP): "UBP, çetelerin partisidir...Bu ülkeyi çetelere ve mafyaya teslim etmesinler diye ayak bağı olduk ve olmaya da devam edeceğiz."
***
Mustafa Akıncı (TKP): "Biz sosyal demokrat bir siyaset güdüyoruz. Ne CTP gibi sağ gösterip, sol vuruyoruz; ne de Denktaş gibi sahte milliyetçiliğe itibar etmiyoruz. Sahte milliyetçilik, bin 500 gencin iltica talebini, ölen üretimi, işsizliği, yok olan narenciyeyi ve daha birçok olumsuz şeyi gizliyor."
***
Soyer: "Sağ en temel meselemiz olan TL enflasyonuna bile çareyi farklılığından ötürü öneremezken TKP, CTP'den farklılaşacak diye Türkiye ile aramızdaki sağlıksız ilişkilerin düzenlenmesinden söz eden CTP'ye saldırıyor. Güçlü sol söyleminden ürküyor! Buna karşı "sosyal demokrat" parti söyleminini geliştirip, CTP'yi toplumu sağ-sol diye bölmekle suçluyor. Pes doğrusu. Sosyal demokrasi sol değil mi? Solcu olduğunu söylemekten korkan sosyal demokrat olamaz!..
CTP'yi "Güçlü Sol" sloganı için eleştirip "toplumun güçlü sola değil, güçlü Kıbrıs Türk toplumuna ihtiyacı var" diyen YBH, şimdi çağdaş, sol parti diye kendini tanımlıyor...Peki o kadar kavganın gürültünün tüzük kurultayını terk edip kaçmanın, ayrı parti kurmanın gerekçeleri ne oldu? Döndü dolaştı "Çağdaş Parti"ye geldi!"
***
Ö.Özgür (YBH): "Beni sorgusuz sualsiz ihraç eden CTP'yi bağışladım. Ülkenin çıkarları için bütün sol partiler, barış ve demokrasi güçleri birlikte hareket etmeli."
***
İ.İzcan (YBH): "Kıbrıslı Türk kimliğini öne çıkarıyoruz. Ancak hiç bir zaman ırkçı olmadık. Kıbrıslı Türk kimliğinden kastımız, insanından, molohiyasına, hellimli bittasından, selesine kadar her şeyi kapsıyor...Boykot dahil, bütün önerileri bu iki sol partiye yaptık. Ama cevap alamadık. Biri 'sosyal demokratım' diyor, diğeri "Güçlü solum' diyor. Rejime teslim oldular. Denktaş oğlunu destekleyeceğini söylüyor ve seçimler yapılmadan önce milli bir hükümet kuruyor...Türkiye'yi Kıbrıs'ta yok saymak mümkün değildir. Türkiye'nin burada çıkarları vardır...Biz değerli bir halkız. Kıbrıslı Türkler devletlerine sahip çıkacaktır."
***
D.Eroğlu (UBP): "Biz oy isterken yüzümüz kızarmıyor...UBP'siz hükümetlerle ulusal davanın götürülemeyeceği ortaya çıkmıştır. UBP'siz ulusal dava da elden gidiyordu."
***
R.R.Denktaş: Seçimlerde milli davaya sahip çıkan, Anavatan Türkiye'ye bağlı ve KKTC'ye inanan partiler büyük başarı sağladı. Bu, takip ettiğimiz siyaset için referandum niteliğindedir. Sadece bu amaçla referanduma gitmiş olsaydık, yüzde 90-95'i bulurduk. Yeni döneme bu rahatlık içerisinde girmenin mutluluğunu yaşıyorum. Ankara'ya da aynı mesajı götüreceğim. Bütün diller dün sustu. Dün beni ziyaret eden diplomatlar, bu gerçek karşısında başka birşey söyleyemedi...TKP ile milli çizgide bir ayrılığımız yok."


(“Derleyen: A.An” imzasıyla, Kıbrıslı Türkün Sesi dergisi, Sayı:41, Ocak 1999)

KUYUDAN ÇIKARILAMAYAN TAŞ...


 "Bir "kötü taklitler manzumesi" oluşturan 1940-60 dönemi "şiirleri"ni de Kıbrıs Türk şiiri (edebiyatı) içinde saymak gerçekçi gelmiyor bana...Kıbrıs Türk Şiiri'ni 1960'lı yıllarda kendini göstermeye başlayan "genç bir şiir" olarak tanımlıyorum ben...Kendi politikasını kurabilmiş, bilinçli, süregen üretim yapabilen şairlerin sayısı oldukça az." (T.Öncül, Yaşasın Edebiyat dergisi, Temmuz 98)
Yıllardır eleştirdiğimiz hastalık, demek ki şimdi de seni sarmış. Reçetenizi baba Özker Yaşın, son çıkardığı "Yüreğimin Yarısı Sende" kitabında yer alan "Kıbrıs'ta yaşayan bazı şiir heveskarları üzerine yazılmış hiciv denemeleri"nde yazmış bulunuyor. (s.109-128) Acil şifalar dileriz!
***
"Önce Demirağ vardı, şimdi bir de Öncel çıktı...Kıbrıs Türk Şiiri bunlarla başlayıp, bunlarla bitiyormuş!...Yapmayın. Ayıptır. Yalnızca ayıp da değil, genelde Kıbrıs Türk kültürüne, özelde de Kıbrıs Türk şiirine emek vermiş onlarca insanımızın alın terlerine ve özverili çabalarına ihanettir de yaptığınız" (B.Fevzioğlu, Kıbrıslı, Ekim 98)
Yıllardır, pohpohlanmış "sanat cuntası"nın bencilliğine karşı vermekte olduğumuz mücadeleye katkıda bulunduğu için Bülent'e teşekkürler.
***
"Nerdeyse herkes sanatçı, şair yazar. Nereye dönseniz 50 adet şaire, sanatçıya, yazara çarpıyorsunuz...Bunları niye yazıyoruz? Çünkü, bu işin iyice cılkı çıkmıştır da ondan. Kim sahici, kim sahte, birbirine karışmıştır, ya da da öyle sanılıyor. Elbette, bu sahiciler ve sahteler karmaşasında ülkemizde eleştirinin kurumlaşamamasının, herkesin kendi ahbaplarını karşılıklı övme çiğliğinin rolü büyük." (F.Demirağ, Kıbrıs, 2.10.98)
Yazdığımız eleştiri yazılarını, hoşgörüyle karşılayıp, elinizde tuttuğunuz yayın organlarında basma dürüstlüğünü ve demokratlığını gösteremezseniz, eleştiri kurumu nasıl gelişecek?
***
"201 yılda yazılan ve yayınlanan bütün şiirler BOŞ, tek DOLU olanları Demirağ'la Öncül'ün yazdıkları. Akıl işi mi bu?...Müminlik bizden, imamlık sizden. Sizi, önümüze alalım lütfen. (B.Fevzioğlu, Avrupa, Vatan, Birlik, 7.10.98)
***
"Birtakım şeyleri deştik, kedinin pisliğini örtmesi gibi görmezlikten-bilmezlikten gelmedik diye, hemen savunma ve saldırıya geçenler...Kıbrıslı Türk şair ve yazar sayısının neden yıllardır ve hala 3-5'i geçemediği üzerinde düşünmelidirler...Kimseden akıl almayız, doğru bildiğimizi yazarız; kendi üretimimize güvenir, hiç kimseden çekinmez ve bir şey de beklemeyiz." (F.Demirağ, Kıbrıs, 8.10.98)
Kargaya sümüğü tatlı gelirmiş derler...
***
"Kendini 'her ilmin alimi' sanan kişiler, birşey üretmek yerine, üretilen her şeyde 'kusur' aramaktan öteye geçemezler...
Dikkat, yazının sonuna "zorunlu üçüncü not"u koymayı unutmuşsun! (T.Öncül, Yeni Düzen, 8.10.98)
***
"Bugüne kadar eleştiri mekanizmasının oluşturulamaması, hedefleri saptırıyor. Kimin hangi ilişkilerle nereye gittiği, kaç saniye alkış aldığı, hangi ünlüyle fotoğraf çektirdiği, falanca dergide kaç sayfa yer tuttuğu gündemi belirlemeye devam ediyor." (F.Naldöven, Yeni Düzen, 13.10.98)
***
"Yanlış ve haksız bir yaklaşıma zorunlu bir yanıt: ...Eğer benim (ve benim gibi yaptıklarını görmezden geldiklerinin) bugüne değin neler yaptığımı(zı), neler ürettiğimi(zi) bilmiyorsa bu kendi defosudur...Hele de başkasını yok sayarak sizin varolmanız mümkün değildir." (N.Cahit, Ortam, 15.10.98)
***
"Benmerkezci tutum ve davranışları sergileyenler, K.T.Edebiyatına zararlı oluyorlar...(M.Kansu, Avrupa, 15.10.98)
***
"Ve...üç yazının sahibine de tek soru: Biz, medyada 'çarşaf çarşaf yer' kaptık da onlar geri mi kaldı; üçünün de gazetelerde sütunları, hemen tüm gazetelerde çoğunun ürünlerine çarşaf çarşaf yer veren sayfalar...anlı şanlı ekranlarda kendileriyle ahbaplarının reklamlarına dönük, ahkam kestikleri programları yok mu?" (F.Demirağ, Kıbrıs, 16.10.98)
Üzüm üzüme bakarak kararmıyor mu?
***
"Bizim gocunacak hiçbir şeyimiz yok." (F.Demirağ, Kıbrıs, 20.10.98)
O halde niye bu hiddet, niye bu celal!
***
"Mitolojiye angaje olmak, mitolojiden isim ve esin araklayarak çarşaf çarşaf şiir yazmak, hazır imgelere konarak papatyayla sayfa süsler gibi şiir yazmak ne kadar özgünlük olur bilmem. Türk şiirinden import ettiği yazınsal değerlere yasemin, zeytin ve Limnidi ateşi katarak Kıbrıs Türk şiiri yaratma yanılgısına kapılırken, şiirini belagata dayalı illüstratif bir şiire indirgeyen Fikret Demirağ mı özgünlük örneği olacak?" (Ümit İnatçı, Avrupa, 21.10.98)
Doğru söze ne denir?
***
"Bir yazı yazdım, ortalık karıştı." (T.Öncül, Yeni Düzen, 22.10.98)
***
"Bana gelince...Hiçbir zaman 'en önde, en üstte olmak' gibi bir derdim olmadı. 'En iyisi benim' gibi bir iddiam da olmadı." (F.Demirağ, Kıbrıs, 27.10.98)
Sen git bunları bir de Orbay Deliceırmak'a anlat.
***
"Doğru! Siz büyüklerimiz, ancak sizi övdüğümüz zaman bizi takıyorsunuz. Yerdiğimiz zaman ise nerdeyse peşimize DDT ile düşeceksiniz. Şunu artık kavrayınız: biz sadece zırıltı çıkaran sinekler değiliz. Bize konuşma hakkı sağlayan tahsilimiz var." (Ümit İnatçı, Avrupa, 30.10.98)
***
"Tartışmanın kurallarını öğrenmek durumundayız...Kimse, başkasının varlığını, kimliğini görmezlikten gelemez, yok sayamaz, kendini hep öne çıkarıp küfürler yağdıramaz." (M.Kansu, Halkın Sesi, 3.11.98)
***
"Amatör şairimize yanıt: ...Peki sen (T.Öncül) 14 edebiyatçıyı bir araya getirebilir misin? Kaldı ki senin başkanlık döneminde Sanatçı ve Yazarlar Birliği mum gibi eriyip, akıp gitmedi mi?" (Kemal Ankaç, Ortam, 5.11.98)

(Kıbrıslı Türkün Sesi dergisi, Sayı:40, Aralık 1998)