20 Ekim 2017 Cuma

Sosyalistler Kıbrıs Olaylarını Nasıl Değerlendirdiler? KIBRIS OLAYLARI VE TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

Geçen sayımızda Kıbrıs meselesinin geçmişte nasıl değerlendirildiğini göstermek maksadıyla incelemeler yapmış ve başlıca iki sosyalist çevrenin, TİP’in ve Türk Solu dergisi etrafındaki sosyalistlerin 1967 Kıbrıs buhranı sırasındaki değerlendirmelerini eleştirmiştik. Ayrıca Aydınlık Sosyalist dergide yayınlanan ve Kıbrıs meselesini işçi sınıfı bilimi açısından doğru şekilde değerlendiren iki yazıyı, hem okuyucuya faydalı olmak, hem de yazıları yok farzedip haksızlık etmemek amacıyla bu sayfada yer vermiştik. Ancak bu yazıların takdim edildiği başlık, teknik bir yanılma yüzünden “Aydınlık Sosyalist Dergi ve Kıbrıs Sorunu” olarak çıkmıştır. Her ne kadar bu yazılar adı geçen dergide basılmışsa da Türk Solu dergisine yakınlığıyla bilinen bu derginin Kıbrıs meselesindeki tutumunun bu yazılar paralelinde olmadığı kolayca tahmin edilebilir. Nitekim aynı derginin 18. sayısının 470-473. sahifelerinde yayınlanan bir yazı, meseleye işçi sınıfının bilimi doğrultusunda yaklaşmayan Türk Solu tahlillerine bir hayli yakın muhtevadadır.
Öte yandan 1967 Kıbrıs buhranı sırasında yayınlanmakta olan bazı sol yayın organlarında, yine bazı sosyalistlerle Kıbrıs değerlendirmeleri mevcut. Kıbrıs meselesini, çoğunlukla sınıf meselesi olarak değil de, “Milli mesele” olarak ele alan ve bir çevreyi veya bir akımı temsil etmeyen bu yazarları ve yazılarını eleştirmeyi gerekli bulmadık.
Ayrıca 1964-65 yıllarında çıkan aylık Sosyal Adalet Dergisinde de Kıbrıs meselesi pek çok kereler haber ve yorum biçiminde ele alınmış. Bazı sayılarında yazı kurulu başkanlığını o zamanki TİP yöneticilerinden Sadun Aren’in yaptığı bu dergide Kıbrıs meselesine sınıfsal bir analizle yaklaşılmamış olmasına rağmen, Türkiye’nin bağımsızlığı açısından Kıbrıs meselesi, genellikle doğru değerlendirilmiş ve Amerikan emperyalizmine bağımlılığı gözler önüne sermesi bakımından Türkiyenin bağımsızlığı doğrultusunda propaganda ve ajitasyon yönünde kullanılmıştır.
Son Kıbrıs olaylarının günümüzde sosyalistler tarafından değerlendirildiğine gelince; Türkiye Sosyalist İşçi Partisi basın bültenleri ve bildirilerle ayrıca açık oturumlarda Kıbrıs politikasını halkımıza iletmeye çalışmıştır. Kitle dergisi de hem Parti’nin basın bültenlerini yayınlamış, hem de devamlı yorum getirmiştir. Ayrıca İlke Dergisi’nde de Kıbrıs meselesi, işçi sınıfı bilimi açısından ele alınmıştır. Bu arada bazı gençlik örgütleri, meslek örgütleri, sendikalar, eskiden sosyalist parti yöneticiliği yapmış bazı “devrimci” sendikacılar da görüşlerini açıkladılar. Bir kısmının meseleye doğru tahlil ve çözüm yolu getirdiği bu kuruluş ve çevreler sosyalist olmayıp, demokratik oldukları için bu görüşlerin eleştirisini buraya almıyoruz.
Bilebildiğimiz kadarıyla son Kıbrıs meselesinde TSİP, KİTLE ve İLKE dergileri dışında işçi sınıfı sosyalistlerinin herhangi bir yorumları olmadı. Ancak birçok “solcu” ve “sosyalist” Kıbrıs meselesi hakkında “görüş” belirttiler ki, şovenizm hummasıyla aceleye getirilmiş bu görüşlerin işçi sınıfı sosyalizmi ile hiçbir ilişkisi yok.
Bir de 1 Eylül 1974 tarihli Yeni Ortam gazetesinde kapatılan TİP’in son yöneticilerinden Sadun Aren’in görüşleri çıktı. Bu görüşlerin bazı bölümlerini aşağıya alıyoruz:
“Sadun Aren bir başka soruya karşılık olarak da şunları söylemiştir:
Zaten bu meseleyi, Ada üzerinde Türkiye’nin emellerini göz önünde tutarak değerlendirmek gerekir. Benim bildiğim kadarıyla Türkiye’nin Kıbrıs üzerinde herhangi bir toprak talebi yoktur. Bundan ötürü bir Anayasa ve hukuk düzeni kurulduktan sonra Türk Ordusunun Ada’dan çekileceğinden şüphe etmem. Kıbrıs savaşının Türk ekonomisine yüklediği yük konusundaki soruyu da cevaplayan Aren şöyle konuşmuştur:
Bunu fazla mübalağa etmemek gerekir. Türkiye’nin ekonomik gücü, bu yükü, şimdiki seviyesinde rahatlıkla kaldıracak düzeydedir.”
Kıbrıs meselesinin, İşçi Sınıfının bilimi açısından doğru bir şekilde konulduğu bir ortamda, şovenizm toz duman ardına gizlenerek yapılan bu kadar sorumsuzca, bu kadar işçi sınıfının ve tüm emekçilerin çıkarlarını hesaba katmayan, bu kadar bilim dışı “yorum”u neye yormak lazım bilemiyoruz!
İşçi sınıfı biliminin nasibi olmayan, ekonomik yükü emekçilerin yükleneceğini görmezlikten gelen bu görüşlerin, eleştiriye bile ihtiyacı olmadığı kanaatindeyiz.
Aşağıda sadece TSİP basın bülteni ve mektuplarından alınmış bir seri bölümleri veriyoruz. Kitle ve İlke’de çıkan yazı ve yorumların okuyucu tarafından temini mümkün olduğundan çok yönlü ve detaylı bir yorum getirmek gibi somut faydasına rağmen yerimizin kıtlığı ve Parti’nin açıklamalarının yeterli aydınlanmayı getireceğine olan kanaatimiz nedeniyle bu kadarını yeterli gördük.

Kıbrıs’a darbenin yapıldığı gün 
“…Bu darbe hareketi hiç kuşkusuz Amerikan emperyalizminin açık güdümündeki Yunan Cuntası tarafından hazırlanmıştır. Yıkılmak istene bağımsız ve anti-emperyalist Kıbrıs Devletidir. Türkiye bu olaya, Kıbrıs Rum kesiminin bir iç sorunu gözüyle bakamaz. Özellikle Cumhurbaşkanı yardımcısı ve Kıbrıs Türk Cemaati Başkanı Rauf Denktaş’ın darbe hareketini böyle nitelemeye kalkışması, Denktaş ve kliğinin ABD eğitimli ve ulusal bağımsızlık ilkeleriyle taban tabana çelişik politikasının yeni bir belgesi ve kanıtıdır. Türk Hükümetinin olaya aktif bir tavırla eğilmesi ve önümüzdeki günlerde başlayabilecek faşist terörü ve katliamı önlemek üzere gerekli tedbirleri cesaretle alması gerekir.” (TSİP Bülteni, Sayı:12, 15.7.1974)

Darbeden bir gün sonra
… Kıbrıs’ta tezgâhlanan darbe, Amerikan emperyalizminin ve uşağı Yunan Cuntasının ne denli bağımsızlık ve demokrasi düşmanı olduğunu Dünya halklarına bir kez daha apaçık gösterdi.
Kıbrıs’ı bir NATO ülkesi haline getirmek isteyen emperyalizmin bu konudaki nihai planı “ikili Enosis” olduğu açıkça biliniyordu. Bu pek bilinen planın uygulanabilmesi için her şeyden önce emperyalizme karşı bağımsızlık ve demokrasiden yana Kıbrıs Rum halkının karşıya alınması, onların direnmesini önleyecek komplolar tertip edilmesi gerekiyordu. Bu iş için en uygun maşa kuşkusuz Yunan Cuntası idi.
Şu ana kadarki gelişmeler, Kıbrıs Rum halkının bağımsızlık ve demokrasiye sahip çıkarak, direnmede kararlı bir mücadele vereceğini göstermektedir.
Emperyalizm, ya adadaki iki cemaat arasında çıkacak bir çatışmayı, ya da Yunanistan veya Türkiye’den birinin adaya askeri müdahalesini vesile ederek her iki ülkenin de aralarında kendilerine düşen kesimi işgal etmelerini sağlamak ve böylece “ikili enosis”i bir oldu bitti haline getirmek istemektedir.
Faşist Yunan cuntası bugün adada fiili bir durum yaratmıştır. Bu fiili durum, Kıbrıs halkının özgürlüğünü ve Kıbrıs’ın bağımsızlığını yok edici yönde geliştiği takdirde, Türkiye meseleye mutlaka aktif olarak eğilmeli, ancak bu konuda alacağı tedbirler mutlaka Kıbrıs’ın bağımsızlığını sağlayacak yönde olmalıdır.” (TSİP Bülteni, Sayı:16.7.1974)

Başbakan’a mektup
“… Kaçmaz TSİP adına Başbakan Bülent Ecevit’e yolladığı mektupta, Kıbrıs’ın bir ABD veya NATO üssü haline getirilmesinin “Kıbrıs halkının, halkımızın, Arap halklarının ve hatta Yunan halkının sömürü ve tahakkümden uzak, özgür ve bağımsız uluslar olarak yaşama istek ve mücadeleleriyle kesin olarak çelişeceğini” belirtti.
TSİP Genel Başkanının Başbakan Bülent Ecevit’e yolladığı mektup şöyle sona ermektedir: “Faşist Yunan Cuntası bugün Ada’da fiili bir durum yaratmış bulunmaktadır. Bu fiili durum Kıbrıs halkının özgürlüğünü ve Kıbrıs’ın bağımsızlığını yok edici bir yönde geliştiği takdirde, Türkiye soruna mutlaka aktif olarak eğilmeli, ancak bu konuda alacağı tedbirler mutlaka Kıbrıs’ın bağımsızlığını sağlayacak yönde olmalıdır. Emperyalizmin “taksim” oyununa gelmekten, hangi koşullar altında olursa olsun kaçınılmalıdır.” (TSİP Bülteni, Sayı:14, 18.7.1974)

Türkiye’nin, Ada’ya müdahalesinden sonra
“… Türkiye Sosyalist İşçi Partisi emperyalist etkilerden, NATO üslerinden arınmış, bağımsız ve demokratik bir Kıbrıs devletini Kıbrıs sorununun, Akdeniz’de barışın, halkımızın çıkarlarına da uygun tek çözümü olarak görmüştür.
Bugün, başta Ecevit hükümeti olmak üzere, özgürlük ve demokrasiden yana tüm güçlere, her zamankinden daha önemli görevler düşmektedir. Bu görevlerin başında dünya barışı ve Türkiye halkının çıkarları doğrultusunda, müdahalenin açıklanan amaçlarını sonuna kadar izlemek ve savunmak gelmektedir. Emperyalizmin çeşitli plan ve oyunları karşısında her an uyanık bulunmak, emperyalizmin, Ada’nın bir NATO üssü olarak kalması için her türlü imkânı kullanacağını bilmek zorundayız. Ayrıca emekçi halkların birbirlerine kırdırılmasından başka bir sonuç vermeyecek şoven tutumlara karşı olduğumuzu bildirirken, eğer Ada’da bağımsızlık, özgürlük ve demokrasinin yeniden kurulması içtenlikle isteniyorsa bu konuda çok dikkatli ve titiz olunması gereğine de dikkati çekeriz.
Partimiz, Kıbrıs’ın bağımsızlığı, özgürlüğü ve demokrasi yani Kıbrıs halkının kendi kaderini tayin hakkı olarak anladığı amaçların sonuna kadar sürdürülmesi, emperyalizmin her türlü oyun ve planına ve şovenizme karşı uyanık bulunulması gerektiğini bir kere daha tekrarlarken, yurdumuzun ve dünyanın tüm yurtsever, ilerici ve barışsever güçlerinin, üslerden arınmış bağımsız Kıbrıs’ın kurdurulması içim sürdürecekleri çabaları destekleyecektir.” (TSİP Bülteni, Sayı:16, 21.7.1974)

Emperyalizmin oyunlarına karşı uyarı
“… Ecevit Hükümeti, Kıbrıs’ın bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü adına ve Kıbrıs’da demokrasi, özgürlük ve kardeşlik sloganlarıyla Kıbrıs’a müdahale yetkisini kullandı. Ne var ki, özellikle ABD’nin araya girmesiyle sağlanan ateşkesle birlikte, ilk gün ileri sürülen “Kıbrıs’ın bağımsızlığı, Kıbrıs halkının özgürlüğü ve Kıbrıs’ın toprak bütünlüğünden söz edilmez oldu.
Bugünden sonra diplomatik yollar denenecektir, masaya oturulacaktır. Ama bütün bu temas ve tartışmaların birinci maddesi olarak Kıbrıs’ın bağımsızlığı şart koşulmadıkça, varılacak her türlü çözüm emperyalist kuvvetlerin işine yarayacaktır.
Emperyalizmin çıkarına olan bir çözümün ise halkımıza ve dünya halklarına yararlı olmasına imkân yoktur.” (TSİP Bülteni, Sayı:17, 23.7.1974)

Başbakan’a ikinci mektup
“… 20 Temmuz müdahalesi sırasında, emperyalizmin oyununa gelmemek için son derece dikkatli davranmak gerektiğini ve müdahalenin amaçları olarak belirtilen “Kıbrıs’ın bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve demokratik anayasal düzenin iadesi” esasının mutlaka korunması gerektiğini belirttik. Bu amaçtan sapan bir müdahale, emperyalizmin taksim oyununa gelmek olacaktır. Bugün, bu kuşkularımızın doğru çıkma yolunda olduğunu üzülerek görüyoruz.
Bağımsızlık amacıyla başladığı ileri sürülen müdahalenin bir amacı kısa zamanda unutuldu, hatta bağımsızlığın ve toprak bütünlüğünün başlıca savunucusu olduğunuz halde, olaylar aksi yönde gelişti ve hâlâ da gelişmekte.
Şovenizmin sıçradığı yeri saran bir alev olduğunu ve bir kere yerleşti mi, yıllar yılı kökleşeceğini ve barış için, halkların kardeşliği için ve Türkiye halkının uzun vadeli çıkarları için nasıl bir engel olduğunu çok iyi bildiğinizi tahmin ediyoruz. Bugün Türkiye’de şovenizm, artık en umulmadık yerleri bile sarmıştır. Artık ok yaydan çıkmış ve kamuoyu Kıbrıs konusunda hiçbir şeyle yetinmez duruma gelmiştir. Bu ortamın yaratılmasında, emperyalist güçlerin ve yerli ortaklarının büyük payı olmuştur.
Cenevre konferansı ve sonrası, Yunanistan’ın saldırganlık sürdürmediğini, şu ana kadar Türkiye’nin müdahalesine tepki göstermediğini ortaya koymuştur. Buna rağmen, Kıbrıs’ta sürdürülen harekât bir güç gösterisi görünümünü kazanmış ve artık Ada’nın bağımsızlığı, bütünlüğü kavramları büsbütün unutulmuştur. Bu arada Akdeniz dengesi ve dünya barışı büyük yaralar almakta; Türkiye halkını Yunanistan halkına düşman etmekte çıkarları bulunanların, savaştan kâr umanların, Kıbrıs’ı bir emperyalist üs haline getirmek isteyenlerin istekleri gerçekleşmektedir.
Artık Ada’nın bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü amacından uzaklaşan girişimlerin, günlük heyecanlara ve şovenizme kapılarak desteklediği, şoven duyguların, kinlerin en üst seviyeye vardığı şu günlerde bir başka gelişme daha olmuştur. Yunanistan’ın ABD’ye olan küskünlüğünü göstermek amacıyla NATO’nun askeri bünyesinden çekildiğini bildirmesi ve şu sıralarda komşu ülkede oluşan ciddi anti-Amerikan hava da ABD’yi Türkiye’ye destek olmaya itmektedir. ABD gayet iyi bilmektedir ki, Kıbrıs’ın Türkiye’nin istediği veya razı olabileceği şartlarda taksim edilmesini desteklerse ve bu taksim orta sol bir iktidar vasıtasıyla gerçekleştirilirse, Türkiye’de geniş kitleler arasında kısa vadeli de olsa Amerikan düşmanlığının gelişmesi önlenecek, hatta ABD dostluğundan bahsedilebilinecektir. Bütün bunların üstüne, “solcu” başbakan elde edilen sonucu “Amerikan dostluğu”na bağlıyor ve bunu kendi ağzıyla bütün Türkiye halkına duyuruyorsa, ABD için artık “Türkiye’ye ölüm yoktur”. Bu şartlarda, ABD emperyalizminin Türkiye’ye ve Türkiye’nin kontrolündeki Kıbrıs kesimine daha güçlü bir şekilde yerleşmek için bütün imkânları kullanacağından şüphe edilmemelidir. Ve pek bilinen bir gerçek, emperyalizme elini kaptıranın kolunu kurtaramadığıdır.
Artık Ada’nın bağımsızlığını ortadan kaldırmaya yönelmiş olan emperyalist güçlerin ve yerli ortaklarının gösterdikleri doğrultuda gelişen Kıbrıs politikası, yanlış bir yola girmiştir. Her geçen gün Türkiye ABD emperyalizmine biraz daha itilmeye başlanmıştır.  
Kıbrıs konusundaki görüşlerinizi bildirirken, son Kıbrıs politikası sebebiyle ülkemizin bütün dünya halkları karşısında haksız ve yalnız bir durumda bırakıldığına dikkatinizi çeker, dünya halklarının kardeşliğini savunan bağımsızlıkçı ve özgürlükçü bir politikaya dönülmesi için zatıalinizi uyarmayı tarihi bir görev biliriz.” (15 Ağustos 1974)
“… Başbakan Ecevit’in dün verdiği beyanat ise Kıbrıs meselesinin siyasi iktidar açısından nasıl çözümlendiğinin noktalanması olmaktadır. Başbakan’ın, halkımızın en büyük düşmanı ABD emperyalizmi yönetimindeki Nato’dan Yunanistan’ın ayrılmasıyla boşalacak yeri Türkiye’nin doldurabileceğini söylemesi, bütün emekçi halkımız, tüm ilerici yurtseverlerimiz tarafından büyük bir üzüntü ve tepki ile karşılanacak niteliktedir. Halkımız, kendisinin ve tüm dünya (… eksik satır) Kıbrıs”ı gerçekleştirmek yerine, bağımsızlığı yok edilmiş bir Kıbrıs, Nato’ya ve ABD emperyalizmine daha bağımlı hale getirilmiş bir Türkiye’nin yaratılmasında emperyalistlerin oyunlarına angaje olan yerli sosyal demokrasinin bu sınır tanımayan tutarsızlığını büyük bir kırgınlık ve ibretle izlemektedir.” (TSİP Bülteni, Sayı:24, 24 Ağustos 1974)
“Partimizin tüm üslerden arınmış, bağımsız ve demokratik Kıbrıs tezi, Ortadoğu ve Kıbrıs’ta emekçi halkların çıkarlarını temsil eden tek doğru politikadır.
Bugün yaratılmış olan fiili durumda Kıbrıs’ın bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir.
Kıbrıs’taki Türk emekçilerine uygulanan baskı ve terörün Kıbrıs’taki Rum faşistleri tarafından uygulandığı açıktır. Türkeş komandolarının cinayetlerinden, kontr-gerilla işkencelerine kadar ülkemizde de faşistler aynı uygulamaları yapmışlardır. Ayrıca Kıbrıs’lı Türk faşistleri de Kıbrıs’lı Türk devrimciler üzerinde aynı terörü sürdürmektedir. Gene Kıbrıs’lı Rum faşistleri Rum emekçileri ve devrimcileri üzerinde aynı cinayetleri ve baskıları uygulamaktadırlar.
“… Daha önceki olaylarda da belirttiğimiz gibi, Kıbrıs’daki Türk asıllı emekçiler üzerine öteden beri uygulanmakta olan jenosid hareketi emperyalizmin uşağı çeşitli Rum faşistleri tarafından sürdürülmektedir. Kıbrıs’taki EOKA’cı faşistler masum Türk emekçilerini kitle halinde katlederek süfli ideolojilerine ve onun arkasındaki uluslararası sermayeye uşaklıklarını ispat etmektedirler. Son olarak açığa çıkan jenosid olaylarını, emekçi halklar adına, sosyalizm ve demokrasi adına şiddetle telin ederiz.
Rum faşistleri Yunan subayları ile birlikte bir buçuk ay önce binlerce Rum sosyalist ve yurtseverleri katlettiklerini ve gene Kıbrıs’lı Türk faşistlerin, Kıbrıs’lı Türk devrimcileri öldürdüğünü düşünürsek, faşizmin kara yüzünüm dünyanın her yanında aynı olduğunu görürüz.
Partimiz, Kıbrıs’taki faşizmin bu yeni cinayetini şiddetle telin eder, halkların bağımsızlığı ve kardeşliği, emekçilerin birliği adına, tüm dünya devrimci, emekçi güçlerinin kinini paylaşır.” (TSİP Bülteni, Sayı:25, 2 Eylül 1974)

Emperyalizm ergeç çöküp gidecek
Orta Doğu’yu terketmek istemeyen emperyalizm Amerika aracılığıyla Kıbrıs’da faşist Sampson çetesini bir CİA darbesiyle işbaşına getirmiş ve emekçi halkın öncü militanlarının bir kısmını katletmiştir.
Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, Kıbrıs’ın kendi toprak bütünlüğü içinde bağımsız ve demokratik, özgür bir ülke olarak kalması, adadaki tüm emekçi halkın haklarının korunması ve geliştirilmesi ve kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmeleri için sonuna kadar mücadele etmeği görev bilir.
Emperyalizm er geç ve mutlaka göçüp gidecek, yeryüzünde barışın ve özgürlüğün, kardeşliğin zafer bayrağı mutlaka ama mutlaka daha da yükselerek dalgalanacaktır. Gerçek ve kalıcı barışı kuracak güç ise hiç şüphesiz özgür, demokrat ve yiğit emekçi kitleler olacaktır.” (TSİP’nin 4 Ağustos 1974, “Emekçi Halkımıza” bildirisinden)

Yukarıya almış olduğumuz bölümler TSİP’nin Kıbrıs görüşü açık bir şekilde gözler önüne seriyor. Ayrıca bir bültenin kapsam ve sınırları içine sığması mümkün olmayan, işçi sınıfı bilimi doğrultusunda tahlili ve yorumları gerek Kitle, gerekse İlke’de bulmak mümkün. Şovenizmin böylesine yoğun bir şekilde ortalığı kapladığı bir ortamda, işçi sınıfı ve emekçi halkın çıkarlarından ve işçi sınıfı biliminden en ufak bir taviz verilmediği apaçık ortada.
Şovenizmin, bu kadar güçlü olmasa da bir hayli etkin olduğu 1967 buhranında ise, o zamanki sosyalist çevreleri günün şartlarından nasıl etkilendiklerini, nasıl sınıf gerçeğini bir kenara bırakıp “millici” kesildiklerini, basıl anti-emperyalist mücadeleyi Kıbrıs’tan başlatmayı düşlediklerini önceki sayılarımızda örnekleriyle gördük. Bu tutumda dozaj bakımından çizmeyi bir hayli aşmış olan Türk Solu dergisinin “zinde güçlere” seslenmek ve onları “ajite” etmek gibi çok özel ve çok “devrimci” bir niyeti olduğunu görmemek imkânsız. Ancak bir daha belirtelim ki, her iki çevre de, sınıf tahlilini esas almasa bile, Kıbrıs’daki şu veya bu çözümün, gerek emekçi halkımız, gerekse Kıbrıs ve tüm dünya halkları açısından nasıl bir sonuç vereceğini göz önünde tutmasa bile, serin kanlı olduklarında “Bağımsız, tüm yabancı üslerden arınmış ve demokratik bir Kıbrıs” şiarını doğru olarak benimsemiş ve daima savunmuştur.   

(Kitle dergisi, 17 Eylül 1974, Sayı:26)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder