10 Ocak 2014 Cuma

HİKMET AFİF MAPOLAR "BİR GEÇMİŞİN ACI HİKAYESİ"Nİ ANLATIYOR


Kıbrıs Türk toplumunun siyasal geçmişine bakıldığı zaman, değerli fikir adamlarının daima basında kalem oynattığını ve toplumsal sorunlara çıkış yolları önerdiklerini görürüz. Bu yazarlar, İngiliz sömürge yönetimi tarafından kısıtlanan çeşitli  toplumsal haklarımızın geri alınması için uzun ve kararlı mücadeleler vermişlerdir. Ama ne yazık ki günümüzde, onların bu fikir mücadelesini yansıtan eserler, yok denecek kadar azdır.

Geçmişte yapılan fikir kavgalarının izlenebileceği yerler, sadece o günün gazeteleridir. Çünkü yazar ve politikacılarımız, ne yazık ki, ne deneyimlerini bizlere aktaracak anı kitapları yayımlamışlar, ne de gazetelerdeki yazılarını kitaplaştırmışlardır.

Kıbrıslı dergisinin Eylül 1998 tarihli (Sayı:37) sayısında çıkan bir yazımızda "Tarihimizin bilinmeyenleri bizi düşündürmeli" başlığı altında şöyle yazmıştık:  

"Necati Özkan'ın kişiliğinde temsil edilen Kıbrıs Türk halk muhalefetinin, başta Dr.Fazıl Küçük olmak üzere, onun ardılları tarafından nasıl dümura uğratıldığı, yılların toplumsal mücadelelerinin nasıl birkaç kişinin hanesine yazıldığı ve ulaşılan tek sesliliğin nelere mal olduğu, Türkiye'deki siyasetin Kıbrıs Türkleri tarafından yıllarca önce yapılan yerinde uyarıların nasıl da haklı çıktığı vb konular, tarihçilerimiz tarafından tekrar tekrar araştırılıp, yazılmalıdır."

İşte bu yazıda, Halkın Sesi gazetesinin sahip ve başyazarı Dr.Fazıl Küçük ile ilgili olarak gazeteci-yazar Hikmet Afif Mapolar'ın bazı değerlendirmelerini ve anılarını özetlemeye çalışacağız. Toplum liderliğini ele geçirme kavgasında, basın yoluyla yapılan kavga ve polemiklerin hangi boyutlara taşındığı hakkında bize ilginçbilgiler veren bu yazılar, bugün de ibretle okunabilmektedir. (Ahmet An)

MAPOLAR  HALKIN SESİ GAZETESİNİ ELEŞTİRİYOR

23 Şubat 1950 tarihli İstiklal gazetesinde "Mücadelemize devam edeceğiz" başlığı altında yazan Hikmet Afif Mapolar,  şöyle demekteydi:

"Yedi senelik neşir hayatında memleketin her sınıfına küfür savurmakle şöhret almış olan "Halkın Sesi" gazetesi(nin)...sayfalarını tetkik edenler, kendilerini baştanbaşa bir küfür edebiyatının nezaketsizliği içinde bulacaklardır. Bu gazete öğretmenlerimize mi saldırmadı? Bu gazete maarifimizi mi baltalamadı? Bu gazete kulüblerimize mi hücum etmedi? Bu gazete partilerimizi mi yıkmadı? Bu gazete münevverlerimize mi saldırmadı? Hatta daha ileri giderek söyleyebiliriz ki, bu gazete memleketimizde tek tek şahıslara mı küfretmedi? Tevil götürmez bir hakikat olan bu hadiseler vesika ile karşımızda dururken, başkalarını lekelemiye kalkışmak bir küstahlık nümunesidir...Bu şahısların bugüne kadar cemiyetimiz leyhine bir tek eserleri mevcuttur: Başarısızlık!"

Mapolar 1 Mart 1950 günü kaleme aldığı "Garaz ve kin" başlıklı yazısında da diğer şeyler yanında şunları yazmaktaydı:

"Halkın Sesi'ne gelince, bu gazetenin de bir tek gayesi vardır: Memlekette ne yeni gazete çıkmalıdır ve ne de parti kurulmalıdır. Memleketimizde neşir hayatına atılan ve başta "Hürsöz" olmak üzere, sıra ile "İnkılap" ve "Ateş", "Kurun" ve "Kıbrıs" gazeteleri bu gazetenin devamlı surette hücumlarına maruz kalmış ve çekiştirilmiştir. Hiçbir yazıyı beğenmeyen ve hiçbir fikre hürmet etmiyen bu gazetenin gayesi daima sağa sola çatmaktan ibarettir..."

 
"BİR GEÇMİŞİN ACI HİKAYESİ"

Hikmet Afif Mapolar, daha sonra "Bir geçmişin acı hikayesi" başlığı altında 4 ayrı yazı yazarak, basın tarihimizin bir dönemiyle ilgili şu bilgileri vermekteydi:

"Halkın Sesi gazetesi sahibi Dr.Fazıl Küçük Bey çok tuhaf bir adamdır. Bu gazeteci ve başyazara göre, herşeyi yapan, başaran ve cemaatına fayda sağlayan kahraman yalnız kendisidir. Herşeyinde "ben, ben" diye hareket eden Küçük Bey, "benci"liğin tam bir nümunesidir...Küçük Bey, yazılarında bize çatmak sevdasına kapıldı mı; ikide birde, ben onları kapıdışarı ettim, diyerek böbürlenir. Halbuki bu geçmişin öyle acı bir hikayesi vardır ki...

Dr.Fazıl Küçük'ü nasıl tanıdım? Avukat (şimdi Lefke hakimi) Bay Hakkı Süleymanle birlikte 1939-40 yılında "Vakit" gazetesini çıkarıyorduk...O zamanlar Dr.Küçük Lefkoşa Türk Spor Kulübünden bazı kafadarlarıyle birlikte muhalefet bayrağını çekerek ayrılmışlar ve bugünkü Halk Kulübünü kurmuşlar. Bazı arkadaşların teşviki ve ısrarı üzerine Halk Kulübüne ben de kaydolmuştum...(Vakit için kendisiyle röportaj yapmaya gittiğimde) "Vaz geç. Bu cemaat ıslah olmaz! Ben şahsen bu işlerden bıktım usandım artık" demişti. (İstiklal, 28 Haziran 1950)

"Vakit" gazetesi harbin kağıt buhranı karşısında kapanmak zorunda kaldı. O günlerde "Söz" gazetesinden başka bir Türk gazetesi intişar etmiyordu. Dr.Fazıl Küçük de hırsla cemaatın başına geçmek için çırpınıyor ve durmadan Halk Kulübünü emellerine vasıta etmek istiyordu. Cemaat lideri olmak sevdasıyle çırpınan bu adamın gizli emelleri olduğunu zaman zaman ortaya döküyordu.

 
TC KONSOLOSU'NUN RİCASI

1941 yılında "Söz" gazetesi sahibi ve başyazarı Bay Remzi Okan birdenbire hastalandı ve uzun müddet rahatsız yattıktan sonra tedavisi için İstanbul'a nakledildi, fakat çok geçmeden Bay Remzi Okan hayata gözlerini kapadı. Bay Okan'ın rahatsızlığı günlerinde gazeteyi kızları Vedia Okan idare ediyordu. Babalarının ölümü üzerine kanunen gazetenin imtiyazı da bitiyordu. Şimdi ortada kimsesiz kalan rahmetli Remzi Okanın eşi ve çocukları, maddi zorluklarını yenebilmek için çalışmak ve yeniden Söz'ü çıkarmak mecburiyetindeydiler. Fakat hiçbirisinin de yaşları, gazete imtiyazı almağa müsait değildi.

Bu ailenin uğrıyacağı fecaati düşünen Konsolos Bay Recep Yazgın, Dr.Fazıl Küçük'ten bir gazete müsaadesi almasını rica etti. Küçük de maddi kar ve zarara karışmamak üzere Konsolos Yazgan Beyin ısrarı üzerine "Halkın Sesi" gazetesinin imtiyazını aldı."

Mapolar devamla o günlerde Türk sahnesinde sık sık piyeslerinin oynandığını ve kendisiyle tanışan Recep Yazgan'ın kendisinden bu gazetede yazmasını rica ettiğini, kendisinin de bunu reddetmeyerek, hiçbir para almadan "birkaç gün sonra Halkın Sesi'nde 6 ay devamlı "Yaprağı Çevirdikçe" sütununda fıkralar ve başyazılar" yazdığını belirtmekte ve şöyle demektedir:

"Birkaç ay kadar Halkın Sesi'ni rahmetli Remzi Okan'ın kızları idare etti. Fakat o günlerde memlekette yalnız Türk gazetesi olarak Halkın Sesi intişar ettiği için, hükümetin bütün resmi ilanları ve gayrı resmi ilanlar yalnız bu gazeteye veriliyor ve hiç olmazsa birkaç yüz lira ayda bir kar sağlanıyordu. Bunu hisseden gazete sahibi Dr. Fazıl Küçük, kızlarle olan alakasını birdenbire kesti ve gazetenin idaresini tamamen eline aldı. Tabiidir ki yazı ailesinde bulunduğumuz bir gazeteden birdenbire ayrılamazdık. Bu gazeteye meccani işlediğimiz için, o günlerde "gönüllü kahraman ve idealist çocuklardık."

 
DR. KÜÇÜK'ÜN İLK İHTİRASI

Çok geçmeden Dr.Fazıl Küçük işi büyüterek cemaat işlerine dal atmağa başladı ve nihayet ilk ihtirasını belediye meclisi üyeliğine namzetliğini koymak suretiyle tatmine çıktı. Bu sırada bazı sebeplerden dolayı gazetesi de kapatılmıştı. Gazetenin muvakkaten tatilini emreden kanun tahtındaki kapanış münasebetiyle beni hemen çağırtarak vaziyeti anlattı ve "bunun sebebinin ne olduğunu ben pek iyi biliyorum" dedi. Dr.Fazıl Küçük o gün bana "Hükümet Okanlar'a imtiyaz vermek için benim gazetemi kapattı" diye ısrar ediyordu. Hakikaten bir müddet sonra Vedia Okan "Söz"ün yeniden intişarını sağlayabilmek için müracaatta bulundu ve birçok ileri gelen Türk şahsiyetlerinin yardımıyle Okan ailesine "Söz" imtiyazı yeniden verildi. Ve "Söz" o tarihten sonra yeniden başladı. 3 ay kapanış emri sona erdikten sonra Halkın Sesi de neşriyatına devam etti. Tabiatıyle biz yine Halkın Sesi sütunlarında "gönüllü kahraman" olarak yazılar yazıyorduk. (İstiklal, 29 Haziran 1950- Bu olayın Dr.Küçük tarafından değerlendirmesi için Bak. A.An, Kıbrıs Türk Liderliğinin Oluşması (1900-1942), Lefkoşa 1997, s.265)  

Fakat Dr.Fazıl Küçük ile aramızda; belediye seçimi günlerinde küçük bir ayrılık başgöstermeye başladı. Küçük Bey, Rum Komünist Partisi olan Akel teşkilatına sık sık girip çıkıyordu. Bir akşam kendisine, bu hareketin zararlarını izah ettiğim zaman: "Aldırma, dedi; rey koparacağız."

Doktorun bu cevabı karşısında, hayret içinde kalmıştım. Bir başyazarın ve bir doktoruın görüşünün bu kadar basit olabileceğini hiç de tasavvur etmiyordum...Gizliden gizliye solcu Rum belediye namzetleriyle de anlaştığını ve seçimi kazandıkları takdirde Belediye reisi seçiminde solcu Rumları destekleyeceklerini işitiyorduk...

Lidra Caddesinde giderken, bazı Rum işçileri seçimi Türklerden kim(in) kazandıklarını bize sordular. Dr.Fazıl Küçük'ün ve iki arkadaşının kazandığını söylediğimiz zaman Rum işçilerin "Öyleyse belediye reisini de biz çıkaracağız" dediklerine o arkadaşımle birlikte şahit oldum...Bir gün Dr.Fazıl Küçük Bey ve arkadaşları, Akel binasından Yunan ve Türk bayraklariyle çıkarak, Rum solcu işçilerle bir gösteri yaptığını ve daha sonra muhalif tarafın da bu hususta nutuklarında açıklamalarda bulundukları inkar edilemez bir hakikattır...Tekzip etmek cesaretini göstermemişti. Bilindiği gibi Rum solcuları o intihabı kaybettiler. Bundan sonra bazı Akel'de kayıtlı kimselerin Halkın Sesi gazetesinde sık sık yazıları çıkmıya başladı."

 
"ÜÇ AHBAP ÇAVUŞ"UN  GAZETEDEN AYRILIŞ NEDENİ

Mapolar, kendisi ve arkadaşlarının bu duruma sinirlendiklerini belirterek şöyle devam ediyor:

"Bu yüzden Halkın Sesi gazetesinden çekilmek mecburiyetini hissediyordum. Doktoru ikna etmek için çok çalıştım, fakat hiçbir fayda sağlayamadım. Hatta Dr.Küçük Bey, daha ileri giderek Akel'deki birisine kendi gazetesinde bir yazı neşrettirerek; bu zavallıyla "bizi Marksın rüyalarıyla başbaşa bırakınız" dedirtecek kadar ileriye gitti.

Artık sabrımız başımızdan aşmıştı. Kendi milli duygularımızın hançerlenmesine daha fazla tahammül edemiyordum. Kati kararı kendisine bildirmek için yazıhanesine gittim ve bundan böyle Halkın Sesi gazetesinde yazamıyacağımı söyledim. Hiç de aldırmadı, yalnız sebebini sormaktan da kendini alamadı. İzah ettim; "Menfaatıma karışıyorsunuz" dedi.

Daha fazla birşey söylemeği fuzuli buluyordum. Son yazımın gazetesinde intişar ettiği günün ertesi sabahı aleyhimde bir yazı intişar etti..." (İstiklal, 1 Temmuz 1950)

Mapolar 4. ve son yazısında da Dr.Küçük'ün üç ahbap çavuşlar dediği kendisi, Mim Varoğlu ve Nazif Süleyman'ın Halkın Sesi gazetesinden koğulmuş olmadıklarını, kendi arzularıyla ayrıldıklarını ve birkaç gün önce de Yavuz'un kendi arzusuyla çekilmek zorunda kaldığına değinerek, şöyle bitirmekteydi:

"Ağzını biraz daha toplu tutmasını kendisine halisane tavsiye ederiz. Yoksa daha ileriye gidecek olursak, bu cemaat için gizli toplantıda aldığı kararı bu sütunlarda açıklamak mecburiyetinde kaldığımız gün, bu memleketten kaçmaktan başka bir kurtuluş çaresi bulamıyacaktır.

Fakat Dr.Küçük Beye alenen söyliyelim ki, biz vicdanlı insanlarız ve vicdanımızın hükümleri dahilinde hareket eden kimseleriz; bundan emin olarak bir derece olsun teselli bulabilirler." (İstiklal, 2 Temmuz 1950)

 
(Kıbrıslı dergisi, Ekim 1998, Sayı:38)

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder