22 Nisan 2014 Salı

Ahmet Cavit An’ın Türkiye’ye karşı açtığı davanın mahkeme kararı (Özet)


20 Şubat 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin aldığı kararla ilgili olarak Mahkeme Mukayyidi’nin yaptığı basın açıklamasının tam metni:

Ahmet Cavit An’ın Türkiye’ye karşı açtığı davanın mahkeme kararı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ahmet Cavit An’ın Türkiye’ye karşı açtığı (başvuru numarası 20652/92) davanın kararını bugün (20 Şubat 2003) yazılı olarak duyurmuştur. Mahkeme,
- altı oya karşı bir oyla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesinin (toplantı yapma özgürlüğü) ihlal edildiğine; 
- altı oya karşı bir oyla, Sözleşmenin 13. maddesinin (etkin düzeltme/çare bulma hakkı) ihlal edildiğine;
- oybirliği ile, başvuran kişinin 10. madde altındaki (ifade özgürlüğü) şikayetinin ayrıca görüşülmesine gerek olmadığına karar vermiştir.

Sözleşmenin 41. maddesi (memnuniyet) uyarınca, mahkeme, başvuran kişiye, manevi tazminat olarak 15 bin euro ve masraflar olarak da 4 bin 715 euro ödenmesine karar vermiştir.

1.  İlkesel olgular:

1950 doğumlu, Türk kökenli bir Kıbrıslı yurttaş olan Ahmet Cavit An, “yeşil hat”tın kuzeyinde, Lefkoşa’da yaşamakta olan bir çocuk doktorudur.


Kıbrıs Türk makamlarını ve Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türk askeri varlığını  “işgal” olarak niteleyip eleştiren ve başvuruyu yapan kişi, ayrıca Lefkoşa’da 1989’da Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar tarafından kurulan ve kaydedilmemiş bir dernek olan “Bağımsız ve Federal Kıbrıs Hareketi”nin Kıbrıslı Türk koordinatörüdür. Bu hareket, iki toplum arasında yakın ilişkilerin geliştirilmesini hedeflemekte olup, siyasal, kültürel, tıbbi ve sosyal buluşmalar düzenlemektedir.

Başvuruyu yapan kişi, bu tür iki toplumlu buluşmalara katılmak için, “ara bölge”yi veya adanın güney kısmını ziyaret etmek için normalde izin alamamaktadır. 8 Mart 1992 ve 14 Nisan 1998 tarihleri arasında yapmış olduğu 46 talepten, sadece 6 tanesinde kendisine izin verilmiştir. Reddedilen izin talepleri arasında şu toplantılar bulunmaktadır: BM Barış Gücü’nün Lefkoşa Uluslararası Hava Alanı’nda Mayıs 1992’de düzenlediği İlkbahar Şenliği, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından Haziran 1992’de düzenlenen iki toplumlu tıbbi bir seminer, Ekim 1992’de Ledra Palace’da “Bağımsız ve Federal Kıbrıs Hareketi”nin Eşgüdüm Komitesi’nin bir toplantısı, ayrıca Haziran 1994’de UNHCR tarafından düzenlenen kardiyoloji semineri. Dahası, Mayıs 1992’de Kıbrıs Türk makamları, Kıbrıslı Rumların adanın kuzeyinde başvuruyu yapan kişi tarafından düzenlenen bir toplantıya katılmaları için izin vermeyi reddetmiştir. 

Başvuruyu yapan kişinin iddiasına göre, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” (KKTC) Bakanlar Kurulu, kendisinin Kıbrıslı Rumlarla temas kurmasına engel olan bir kararı kabul etmiştir. Bu kararla ilgili olarak, “KKTC” Sağlık Bakanlığı’nın başvuran kişiye hitaben yazdığı 3 Şubat 1992 tarihli bir mektuba atıf yapılmaktadır. Başvuran kişi, 7 Mayıs 1992 tarihinde “KKTC” Başbakanına gönderdiği bir mektupta, bu Bakanlar Kurulu kararının içeriği ile ilgili olarak bilgi talep etmiş, ama hiçbir yanıt almamıştır. Ayrıca, Türkiye Dışişleri Bakanlığına da bir protesto mektubu göndermiş, ama o da yanıtsız kalmıştır. “KKTC” Dışişleri ve Savunma Bakanlığı Konsolosluk ve Azınlıklar Dairesi, başvuruyu yapan  kişiye verdiği bilgide, kendisine izin verilmemesinin “güvenlik nedenleri, kamu yararı ve (başvuruyu yapanın) devlet aleyhine propaganda yapması”na bağladı.      

Başvuruyu yapan kişi, 24 Mayıs 1994’de “KKTC” Başbakan Yardımcısı’na mektup göndererek, ara bölgeye veya Lefkoşa’nın öteki tarafına geçmesine izin verilmemesinin devamı nedeniyle, Bakanlar Kurulu’nun önceki kararının yürürlükte olup olmadığını sormuş, ama herhangi bir yanıt almamıştır.

2. Mahkemenin işlemi ve bileşimi:

Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na 8 Eylül 1992 tarihinde yapılmıştır ve Mahkeme’ye 1 Kasım 1998’de iletilmiştir. 14 Nisan 1998 tarihinde kısmen kabul edilebilir bulunmuştur.
 
Karar, yedi kişilik bir yargıçlar kurulu tarafından verilmiş olup, şu kişilerden oluşmaktadır:

Lucius Caflisch (İsviçre), Başkan,
Pranas Kuris (Litvanya),
Botjan Zupancic (Slovenya),
John Hedigan (İrlanda),
Margarita Tsatsa-Nikolovska (Makedonya),
Kristaq Traja (Arnavutluk), yargıçlar,
Feyyaz Gölcüklü (Türkiye), geçici yargıç,
Ve ayrıca Vincent Berger, Bölüm Mukayyidi.

3.  Kararın özeti

Şikayetler:

Başvuru sahibi, Türkiye ve Kıbrıs Türk makamlarının, “yeşil hat”tı geçerek, iki toplumlu toplantılara katılması için Güney Kıbrıs’a gitmesine izin vermeyi reddetmelerini şikayet etmiştir.

Mahkeme Kararı:

Öne sürülen hak ihlalleri ile ilgili olarak Türkiye’nin sorumluluğu

Türkiye, Sözleşme altındaki sorumluluğunu tartışıp kabul etmeyerek, başvuruda öne sürülen iddiaların,  sadece Kıbrıs Türk toplumunun kendi kaderini tayin hakkının uygulaması olarak kurduğu bağımsız ve egemen bir devlet olan “KKTC” ye atfedilebileceğini belirtti. Türkiye özellikle, belirlenen geçiş noktalarındaki denetim ve her günkü yönetiminin ve izin verişlerin, Türkiye’nin değil de, “KKTC” makamlarının özel hukuku ve/veya sorumluluğunda olduğunu bildirmiştir.  

Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalayan ülkelerin, kendilerine ait toprakların dışında da etkiler yaratan makamların eylem ve ihmallerinden sorumlu tutulabileceklerini anımsatmıştır. Böylesi sorumluluk, söz konusu olan devlet, askeri bir eylem sonucu, kendi ulusal toprağı dışındaki bir bölgeyi etkin denetimi altında tutuyorsa da söz konusu olabilir. Böylesi bir bölgede, Sözleşmede konan hak ve özgürlükleri güvence altına alma yükümlülüğü, böylesi bir denetimin, doğrudan doğruya kendi silahlı kuvvetleri aracılığı ile veya kendisine tabi olan yerel bir yönetim tarafından yapılmasına bakılmaksızın söz konusudur. Türkiye’nin “KKTC” makamlarının politikaları ve eylemleri üzerinde gerçekten ayrıntılı bir denetimde bulunup bulunmadığına karar vermeye gerek yoktur. Kuzey Kıbrıs’taki büyük miktardaki askeri birliklerin varlığından açıkça görülmektedir ki, Türk ordusu adanın bu kısmında etkin bir denetim uygulamaktadır. Böylesi bir denetim, onun “KKTC”nin politika ve eylemleri için sorumlu tutulmasına neden olmaktadır. Bu tür politika veya eylemlerden etkilenenler, o nedenle Türkiye’nin “yargı yetkisi”ne girmektedir.

Bu yüzden Mahkeme, şikayet edilen hususların, Türkiye’nin “yargı" yetkisi”ne girdiğini ve Sözleşme uyarınca Türkiye’nin sorumluluğuna neden olduğu kararına varmıştır.

İç hukuk çarelerinin sonuna kadar kullanılması

Mahkeme, Türkiye hükümetinin, iç hukuk çarelerinin sonuna kadar kullanılmadığını öne sürmesini kabul etmemiştir. Çünkü hükümet, öne sürdüğü yolların herhangi birinin, başvuran kişiye herhangi bir şekilde telafi olanağı verip vermediğini gösterememiştir.

Mahkeme, kararının, “KKTC”de çare yollarının etkin olmadığı veya başvuran kişilerin var olan ve çalışan çare yollarına normal olarak başvurmaktan geri durmalarının bağışlanacağı şeklinde genel bir ifade olarak yorumlanmaması gerektiğini vurgulamıştır.

10. Madde

Mahkeme, davadaki ifade özgürlüğü sorununun, toplanma özgürlüğü sorunundan ayrılamayacağına dikkat çekmiştir. Kişisel görüşlerin korunması, Madde 11’de yer alan barışçı bir şekilde toplanma özgürlüğünün amaçlarından biridir. O nedenle, konuyu Madde 10 altında ayrı olarak incelemeye gerek görülmemiştir. Mahkeme, buna karşın, Madde 11’i inceleyip yorumlarken, Madde 10’u gözönünde bulundurmaya karar vermiştir. 

11. Madde

Mahkeme, sadece 8 Mart 1992’den 14 Nisan 1998’e kadar olan altı yıl bir aylık bir süreyi hesaba katabileceğini ifade etmiştir. Bu süre içinde Türk hükümeti, başvuru sahibine önemli miktarda izni vermeyi reddetmiştir; özellikle 46 talepten, sadece 6 tanesine izin verilmiştir. Bazı durumlarda da, izinler, izin talep eden başka kişilere verilmiş, ama başvuruyu yapana verilmemiştir. 2 Şubat 1996 ile 14 Nisan 1998 tarihleri arasında başvuru sahibi tarafından yapılan ve güney Kıbrıs’taki iki toplumlu toplantılara katılma talebinde bulunduğu bütün izin başvuruları reddedilmiştir (toplam 10 talep). 

Mahkeme, başvuru sahibinin katılmak istediği bütün toplantıların, diyaloğu ilerletmeye yönelik olup, adada barışı güvence altına alma ümidi ile, kuzeyde yaşayan Kıbrıslı Türkler ile güneyde yaşayan Kıbrıslı Rumlar arasında fikir ve görüş değiş-tokuşunu amaçlamakta olduğunu göz önünde bulundurmaktadır. Başvuru sahibine bu izinlerin verilmesinin reddi, sonuç olarak, onun iki toplumlu toplantılara katılmasına engel olmuş, iki toplumdan insanlarla barış içinde toplantı yapmasının önünü kesmiştir. Buna göre, Mahkeme, başvuru sahibinin barışçı toplanma özgürlüğü hakkına bir müdahalenin söz konusu olduğu sonucuna varmıştır. 

Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıslı Türklerin “yeşil hat”tı geçerek, güney Kıbrıs’a gidip Kıbrıslı Rumlarla barışçı bir şekilde toplantı yapması için izin veren herhangi bir yasanın olmadığı görülmektedir. Çünkü başvuru sahibinin toplantı özgürlüğünü kullanmasına konan kısıtlamalar, “yasa tarafından tanımlanmış” değildir. O nedenle 11. Madde’nin ihlali söz konusudur.

13. Madde


Mahkeme, Türk hükümetinin var olan iç hukuk çarelerinden herhangi birinin kullanılması halinde etkin olabileceğini gösteremediği için, 13. maddenin ihlalinin de söz konusu olduğunu gözlemlemiştir.   

Yargıç Gölcüklü, farklı olan görüşünü ifade etmiş olup, karara eklemiştir.


(Afrika gazetesi, 22 Şubat 2003, Çeviri: Ahmet An)

Kararın İngilizce tam metni için bkz. : http://echr.ketse.com/doc/20652.92-en-20030220/view/


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder