12 Haziran 2015 Cuma

CTP’NİN OLAĞANÜSTÜ KURULTAYINDAN NOTLAR


29 Ocak 1995 tarihinde 13. Kurultayını yapan DP-CTP koalisyon hükümetinin ortaklarından Cumhuriyetçi Türk Partisi, aradan bir yıl geçmeden olağanüstü bir kurultay daha toplamak ihtiyacını hissetti. Son kurultayda 3 oy farkla Genel Başkanlık koltuğuna yeniden oturan Özker Özgür, 1976’dan beri yürütmekte olduğu bu görevden kurultay delegeleri tarafından alındı. 30 Ekim 1995 tarihinde DP-CTP Koalisyon hükümetindeki Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı görevinden istifa eden Özgür, CTP Parti Meclisi tarafından bu göreve getirilen Mehmet Ali Talat’ın aldığı 338 oya karşılık, sadece 206 oy toplayabildi. Geçen defaki rakibi Ferdi Sabit Soyer, Mehmet Ali Talat’ın yararına yarıştan çekilince, koalisyon hükümetine devam diyen partililer, Özker Özgür’e verdikleri desteği azalttılar. Geçen yıl 328 oy alan Özgür, bu defa 206’da kaldı. Yeni Parti Meclisi de Talat’çıların ezici çoğunluğundan oluştu.

Geçen Aralık ayında 25. kuruluş yıldönümünü çeşitli etkinliklerle kutlamış olan CTP’nin 14  Ocak 1996 günü Lefkoşa’daki Atatürk Spor Salonu’nda yapılan ve partinin kurucu ilk Genel Başkanı Ahmet Mithat Berberoglu tarafından 14. Olağanüstü Kurultay değil de, 2. Olağanüstü Kurultay olarak tanımlanan bu toplantıyla ilgili olarak günlük basında ve özellikle CTP’nin yayın organı olan Yeni Düzen gazetesinde haberler ve bazı yorumlar yer almıştır. Biz daha çok basına yansımayan ve bizim dikkatimizi çeken konular üzerinde durmak istiyoruz.

Kurultaya katılan 650 delegeye toplantı sabahı bir dosya içinde sunulan Genel Sekreterin Faaliyet Raporu ile Mali Sekreterin Mali Raporu, Berberoğlu’nun çok haklı bir şekilde vurguladığı gibi, delegalere en az bir hafta-on gün önceden incelenmek üzere iletilmeliydi. Son 5 kurultayda aynı konu üzerinde eleştirilerde bulunduğunu, ama ikazlarının degerlendirilmediğini belirten CTP’nin ilk Genel Başkanı, özellikle mali raporun Parti Denetim Kurulu tarafından denetlenmediğini vurguladı.

14.  dönem gelir-gider hesabına göre, CTP’nin 18,8 milyar TL geliri ve 26,2 milyar TL gideri olmuş. Devletten 4. 6 milyar TL yardım alan partiye milletvekilleri ve belediye başkanları toplam 2.4 milyar TL katkıda bulunmus. Ü’ye aidatları 241 milyonda kalırken, bağışlar 1, 7 milyar TL o’l muş. Giderler hanesinde ise Cumhurbaşkanlığı seçimleri gideri olarak 5,9 milyar TL’lik bir harcama yer alıyor. Parti gazetesi Yeni Düzen’e bu dönem içinde 1 milyar TL’den fazla katkıda bulunulmuş, ama içerik yönünden olduğu gibi, satış yönünden de herhangi bir iyileşmenin olmadığı, hatta kötüye gidiş olduğu ortada. 25. Kuruluş Yılı etkinlikleri kaleminde 1,5 milyar TL harcanmışken, partinin geçmişine ilişkin ne bir ciddi belgesel çalışma, ne de herhangi bir kitap-albüm hazırlanmış. Propaganda amaçlı bir video bandı hariç tutulursa, CTP’nin bu konuda da gerileme içinde olduğu ortaya çıkar. Partinin, kurultayın yapıldığı an 8,5 milyar TL borcu bulunduğunu açıklayan Mali Sekreter, 45 bin satılan parti piyangosu biletlerinin bir o kadar daha satılabilmesi halinde düzlüğe çıkılabileceğini açıkladı.
Gündemin”Genel Görüşme” maddesinde ilk sözü alan Ahmet Midhat Berberoğlu, kurultayın 14. değil, 2. Olağanüstü Kurultay diye adlandırılması ge­rektiğini vurgulayarak, bundan önce yeni tüzük-program kurultayının yapılmamasını bir hata olarak değerlendirdi. 1942’den beri politikanın içinde olduğunu söyleyen CTP’nin Onursal ve ilk Genel Başkanı, BM’nin “Statüko kabul edilemez” deyişini Denktaş’ın eleştirmesine karşı çıkarak şöyle konuştu: “Bugün hem Kıbrıs Cumhuriyeti, hem de KKTC, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’na göre aykırıdırlar. 4 Mart 1964 tarihli BM Güvenlik Konseyi kararı, zamanın Makarios hükümetini muhatap almıştır ve bugüne kadar bu böyle kalmıştır. Bu karara Türkiye de evet demiştir. Ama daha sonra, her 6 ayda bir BM Barış Gücü ‘nün görev süresi yenilendiği zaman, biz Rum  hükümetlerinin yasal olmadığını hiç söylemedik. Bu durumu 1964’den 1994’ e kadar görüşmecimiz olan Rauf Denktas’a hatırlattım, ama o konuyu gündeme getirmedi. Bunun büyük suçu Denktaş’tadır.

Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken imzalanan Garanti ve İttifak Anlaşmaları bir tarafta Kıbrıs Cumhuriyetini, öte tarafta da ikili olarak Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallığı Kıbrıs’ın toprak bütünlüğüne önem verme konusunda sorumluluk altına almıştır. Ama bu husus uygulanmamaktadır. Yu­nanistan ve Türkiye bunu yerine getirmemişlerdir. Barış Harekatı da uma­cına ulaşmamıştır. Yine Rum hükümetinin ambargoları altında yaşamayı sürdürüyoruz.

Yunanistan ve Türkiye’nin denenmiş ve sıfır almış garantilerini yeni anlaşmaya dahil etmemeliyiz. En az 10 yıl ABD garantisi olmalıdır.

Denktaş, Kıbrıs’ta bir millet yoktur diyor. CTP ise 1970’den beri iki toplumlu ve iki bölgeli federal bir sistem kurulursa, mutlaka bir millet doğacaktır demektedir. Bu mümkündür. Örneğin ABD’de, Kanada, Avustralya ve İsviçre Federasyonlarında da bir millet sonradan doğmuştur.

Entegrasyon çözün değildir, çözümden kaçmadır. Bize barış getirmeyecektir, huzur getirmeyecektir. Kıbrıs Kıbrıslılarındır, Türkiyelilerin değil. Entegrasyon olursa vay halimize. O zaman bizi kurtaracak hiç bir kimse olmayacaktır. Sesimizi yükseltmeliyiz ki Kıbrıs’ta barış, özgürlük ve iki bölgeli, iki toplumlu federasyon olabilsin.

Neden Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinde ısrar ediyorum? Çünkü Kıbrıs Anaya­sasına göre oluşmuş bir devlet ve hükümettir. 1960’da Cumhuriyet referandumla kabul edildi. Makarios ve Dr. Küçük, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kabul ettiler ve ar­dından halkın oylarıyla seçildiler. Türk kesiminde  Dr. Küçük’e rakip çık­mamıştı, ama Rum kesiminde Makarios’a karşı çıkan Yannis Kleridis, Cum­huriyete karşıydı ve seçimleri kaybetti. Rumlar % 90 ve Türkler de % 100 oyla Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bu referandumlarla kabul ettiler. Ben 10 yıl süreyle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir milletvekili olarak Cumhuriyetin yanında oldum. CTP de kurulurken, bir gün federal bir devlet şeklinde Kıbrıs Cumhuriyeti kurulacak sözü verdik. Partimiz buna sahip çıktı ve Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin birgün mutlaka kurulacağına inanıyoruz.”

Daha sonra söz alan kurultay delegelerinin yapmış oldukları konuşmaların ilginç bölümleri şöyleydi:

+Selim Yurdadöner: “KKTC’nin durumunu düzeltelim derken, CTP’nin mezarını kazmayalım. Partimiz, kişi partisi değil, emekçilerin partisidir, sol bir partidir. Parti örgütleri tam olarak çalışmıyor, iş işten geçtikten sonra bize danışılıyor. Bazı bakanlıkları bize vermediler, yoksa yasaklı bir parti miyiz? Halka durumun ne olduğunu anlatabildik mi? Önce kendimizi sorgulamalıyız. 303 imza toplandığı halde tabanın sesine kulak verilmedi ve tüzük kurultayı öne alınmadı.”

+ Ali Soydan: “Kim ne derse desin, şimdiki dönem daha iyidir, asgari ücret yükseldi, ancak partideki durumumuz çok kötüdür. MYK’yı göreve çağırıyoruz. Gelecek seçimlerde partinin milletvekili çıkarıp çıkarmayacağı bile belli değildir. Bana göre önce partimiz kurtulmalı, sonra devletimiz. Acaba karamsar mıyım? Daha eksik eleştirdim. Örgüt konularına değinmedim. Bu sorun yıllardır çözümlenmedi. Bu konuyu başka toplantılarda eleştireceğim. Benim istediğim şunlardır: Küskünler, partimize kazandırılrnalı, ilçelerle köylerin ilişkileri sağlanmalı, en az ayda bir değerlendirme toplantıları yapmalıyız. Partinin temel taşı olan militanlar yerlerinden kayıyorlar, onlara sahip çıkmazsak partimiz çökecek. Üyeler ve halkla temasımızı artırmalıyız.”

+ İzzet İzcan: Bu kurultayda partimizin strateji ve taktiklerini konuşmalıyız. Yaptıklarımızla gururlanmalı, yapamadıklarımızı konuşmalıyız. Geçirdiğimiz bazı yasaları uygulayamıyoruz. Politikaları, hükümet üze­rindeki bir Koordinasyon Kurulu ve Denktaş belirliyor. Ülkede 12 bin kaçak işçi vardır. Geçen gün Girne’den geri gönderilenler oldu. Ama bu­nu yapan muhacerat polisleri görevlerinden alındılar! TC Elçiliği kaçak işçilere para cezası kesilmesine bile izin vermemiştir. Bu ülkede yapılanları ve yapılamıyanları  konuşmalıyız. Birbirimizle sidik yarışına girmemeliyiz. Kişi başına düşen ulusal gelirimiz 3 binden, 2 bin dolara indi. Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu’nu dahi kuramadık. Denktaş, Baş­savcıyı engelledi. BRT, Denktaş ve DP’nin borozanıdır. Amme Hizmetleri Komisyonunun yapısı değiştirilemedi. Devlet, asker-sivil bürokrasinin devletidir. Egemenliğimiz sınırlıdır. Partimiz hükümette yama görüntüsü vermemelidir. Denktaş, istediğini sürekli yurttaş yapıyor. Çalışanların hakları ne zaman budanacaksa, hükümetteki CTP’lilere o zaman danışıyorlar.
Partimizdeki sorunlar son 2 yıldan beri yaşanıyor. Dünyadaki sol hareketteki değişiklikler izlenip partililere aktarılamıyor. Tüzük kurultayı için imza toplayanlar suçlandı, buna gerek yoktur dendi. Bunlar tarihi hatalardır. Oysa biz parti içindeki değişik gruplardan yararlanabilmeliyiz, tartışma platformları yaratmalıyız. Bunları yapmış olsaydık, bu durumlara düşmezdik. Bu, ne Özgür, ne de Talat meselesidir. Bu ortamdan kurtulmalıyız. Ben MYK’da başkalarının da çok hatalar yaptığını gördüm. Bunları ört-bas etmek yerine düzeltmeliyiz. Yeter ki bize bağlanan umutları boşa çıkarmayalım.”

+ Zeki Beşiktepeli: “1990’da dünya solunda yaşanan değişiklikleri CTP’ye taşıyamadığımız için bugünkü durumdayız. Esas kavga, tüzükte olacaktır. 1990’da değişen CTP tüzüğünde emek-sermaye çelişkisi reddedilmiştir. Sömürü, pahalılık, işsizlikle ilgili kelimeleri çıkarttığınız zaman, bugün pahalılığı nasıl açıklayabilirsiniz, emek-sermaye çelişkinini reddettiniz demektir bu. Bugün emekçilere zam üstüne zamdan başka birşey veremiyoruz. Her geçen gün partiyi hellim gibi törpülüyoruz. Bu ülkenin gerçeğini gayet iyi görmeliyiz. Her yerde asker vardır. Bayraktar, Elçilik ve Yönetim (BEY)’in yanına Kolordu kelimesini de koymalıyız. Hükümette esas sorunları deşecek Bakanlıkları almalıyız. Her şeyde önümüze Elçilik ve Kolordu çıkmaktadır. Kurtulus, Kıbrıs sorununun çözümündedir. 1996 yılında yapılacak görüşmeler beklenmeden, partimiz eğer barış istiyorsa hareketlenmelidir ki nücadeleci güce yeniden kavuşabilsin.”

+ Alpay Avşaroğlu: “Ekim 1995’de elektrik grevi, orta eğitimde sorunlar, KİT ve diğer devlet kurumlarında, ekonomide sıkıntılar, devlet maliyesinde sorunlar olduğu bir sırada ekonomik takvim hazırlanırken, Genel Başkanımız Ö. Özgür bir MYK toplantısında “sağlık nedeniyle” hükümetten ayrılmak istediğini söyledi. MYK bunu uygun görmedi. Bir süre sonra istemini yineledi ve bir bakan arkadaş daha ayrılmak istediğini söyledi. Biz o günün koşullarında bu arkadaşların bir süre beklemelerini istedik. Daha sonra başka sorunlar çıktı. Genel Başkan, sadece iki bakanın değil, bütün bakanların değiştirilmesini isteyince, “sağlık nedeni”nin ortadan kalktığı anlaşıldı. Bakanlar Kurulu’nun işleyişinde de sorunlar vardı. Elektrik Kurumu’nun STFA’ya devredilmesi önerisi geldi. Biz buna karşıydık. Tartışmalı toplantımız yarım kaldı. Genel Başkan, “siz beni tartışamazsınız, değiştiremezsiniz, beni kurultay seçti” diyordu. 26 Ekim günü bize istifasını gönderdi. O güne kadar sözünü etmediği rejim sorununu gündeme getirdi ve bizim “göreve devam” kararımıza uymayarak, uyumsuzluk olduğunu açıkladı. Oysa istifa gerekçeleri parti içinde tartışılmalıydı. Genel Başkanın farklı düşüncesi tavır bazına geçtiği için PM olağanüstü kurultay kararı aldı. Genel Başkan “seçimli kurultayda kellem istenecek” diyerek buna karşı çıkmıştı.”

+ Barış Burcu: “20 yıldır partiye hizmet etmiş bir insanımızı bu koşullarda götürmemeliydik... Federasyon diyoruz, ama barışı korumak zordur.Alt ve üst meclisler olduğunda buralara kimleri göndereceğiz? Yine Osman Örek’ler mi gidecek? Hazırlıklı olmalıyız... Ben partimi geri istiyorum.”

+Derman Saraçoğlu: “Parti yöneticisi arkadaşların pek çoğu, bu partide yasal değerlendirme yapmaktan, tartışmaktan ısrarla kaçınıyorlar. Tabandan gelen bir rahatsızlık var, geliniz bunları tartışalım, dediğimiz zaman, bize hiçbir sorun olmadığı söyleniyor. Oysa ki son iki kurultayda bu sorunlar yaşanmaktadır. Kaynak bulup sorunları çözeceğiz, Denktaş’ın entegrasyon mücadelesinin önünü alacağız, diyenler halkı yanıltıyorlar. Bunu yapamayacağımızı bildikleri halde, halkı aldatıyorlarve hayal kırıklıklarına açıyorlar. Kıbrıs Türk toplumunun temel çelişkisi, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüdür. Toplumsal muhalefeti bu sorunun çözümü doğrultusunda motive etmeliyiz.”

+ Mustafa Denizer: “Hükümette kalma uğruna, 29 Ağustos 1994 tarihli Meclis Kararını ve Meclis Başkanı’nın dönüşümlü göreve uymamasını sineye çeken CTP, bundan sonra geri saymaya başladı. Kurultay’dan Ö.Özgür’le uyum içinde çalışacak bir kadro çıkmadı. Parti içinde adam yemelerle bir yere varılamaz.”

+ Ahmet Derya: “Muhalefetin de iktidarın da zorlukları vardır... Rejimler ya devrimle, darbeyle değişir, ya da sabırla, bir bir değişir. 20 yılda bu toplumun bastığı zemin tahrip edildi. Biz sendikaların, siyasal partilerin ve toplumun bastığı bu zeminin tahtalarını teker teker çakıyoruz... Halka “bana oy vermeyin de muhalefette kalayım” mı diyeceksiniz? CTP iktidarda da, muhalefette de federasyon ve demokrasi-barış-insan hakları mücadelesini sürdürecektir.”

+ Salih Usar:   “Kimsenin CTP’liler hakkında kuşku yaratmaya hakkı yoktur... CTP’yi daha ileriye taşımak için buradayız. Birbirimizi eleştireceğiz diye bazen ifrata kaçıyoruz. Bizim dışımızdakiler ellerini ovuşturarak parçalanmamızı bekliyorlar. CTP’nin birlik ve bütünlüğü tamamdır. Bizim partimizde ne o’cu, ne de bu’cu vardır. CTP’ci vardır. Parti disiplinine sahip çıkıp sıkıntıları aşacağız.”

Genel görüşmenin sonunda, CTP Genel Başkanlığı için aday olan Özker Özgür ve Mehmet Ali Talat söz aldılar. Özgür 1 saat, Talat da 1 saat 20 dakika kendi görüşlerini delegelere sundular. İşte onların konuşmalarından ilginç bulduğumuz alıntılar:

+ Özker Özgür: Karşı aday kazanırsa, belki de birilerine işaret verecekler. Biz artık eski CTP değiliz, diye. Kimse CTP’lilerin sırtına istedikleri kıyafeti giydiremedi, giydiremez... Taban partinin çizgisini sorgulamakta haksız değildir.Mehmet Ali dostum, parti çizgisinin bulanık olduğunu söyleyenleri, kafa bulanıklığı ile suçlamaktadır... Partimin tehlikelerle karşı karşıya bulunduğunun farkında olduğum için yeniden aday oldum. Partiyi bu yanlış anlayışa terkedip bırakamazdım... Hükümette olmak için hükümete girilmez. Ne pahasına olursa olsun hükümet olunmaz. Yasaklı, vetolu parti iseniz, iktidar olamazsınız. Ortağımız bir sağ partidir, akıl hocası Denktaş’tır. Hükümet programı çiğnenirse ve sol kimliğinizi yeterince öne çıkaramıyorsanız, Ocak 1994’den beri fatura size çıkar. Ektikleri fırtınayı CTP’ye biçtiriyorlar. Buna yürek dayanmaz... Denktaş, ortaklığımıza dayanamıyor. Bizi muhalefette görmek istemediği, barış ve federasyon güçlerini daha iyi koordine etmememiz için iktidarda kalmamızı istiyor. Alınması kaçınılmaz olan tedbirler alınınca, CTP ve sendikalar başağrısı yapacak, ekonomik sorunların çözümlenememesiyle CTP güçlenecek diye korkuyorlar, Ücretlerin dondurulması da dahil önlemler alınacaksa, CTP’nin sessiz kalmasını istiyorlar. Denktaş, kendi amaçları için CTP’yi kullanıyor... CTP bu faturayı ödemek zorunda değildir... CTP rejimi sivilleştirip demokrasiyi kurmak için yola çıkmıştır. Yurttaşlık, ülkeye giriş-çıkış konularında kaçak işçilerle köşe kapmaca oynamaktan öte birşey yapamıyoruz. Ne pahasına olursa olsun hükümette kalmak anlayışı partiyi felakete götürecektir. Bu somut gerçekliği görmek istemiyorlar. Bütün olumsuzlukları sorumluluğunu Genel Başkan’ın omuzuna yıkmak istiyorlar... Parti Meclisi, halkın CTP’den beklentilerini duymak istememektedir. PM, rejimi değiştirmek için yola çıkan CTP’nin rejim tarafından değiştirilmekte olduğunun farkında değildir... Bana görev verseniz de, vermeseniz de, ben partimin emrindeyim. Her kadroya ihtiyacımız vardır. Daima birlikte olacağız.”

+ Mehmet Ali Talat: “CTP’nin önce kendi içinde demokrasi anlayışını tam anlamıyla gerçekleştirmesi, sonra da bunu halka benimsetmesi gerekir.. .Birlik, bütünlük ve disiplin en temel ilkelerimizdir. Partimizi gruplara ayırıp, o grubu seçmeyin demek partiyi hiziplere bölmek demektir... Partinin organ kararlarına uymak gerekirdi. CTP parti disiplini sayesinde bugünlere gelmştir... Partinin Genel Başkanı hiçbir zaman kendi kişisel eğilimlerini parti organlarına empoze edemez. 1993 Aralık seçimleri sonrasınla TV ekranından UBP ile CTP’nin birlikte hükümet kuramayacağını açıklayan Genel Başkanımız hata yapmıştır. Hani DP ile UBP çürük elmanın iki yarısıydı? Eğer sizin tercihiniz yürümemişse, hatanın bir kısmını üzerinize almanız gerekmektedir... İçişleri Bakanlığının Eğitim Bakanlığı karşılığında CTP’ye verilmesi önerilmiştir, ama parti Eğitim Bakanlığını geri vermek istememiştir... Genel Başkan bazı yerlerde Bakanlarımız için “koltuğa sevdalıdırlar” diye konuştu. Onun bu suçlamayı yapmaya hakkı yoktur. Ancak halka hizmet sevdansı olabilir... Çekilmek kolaydır. Zor olan hükümette kalmaktır...Eğitimde yaptıklarımız, 20 yıllık birikimin taşların oynatmaktır. Üzülmek değil, sevinmek gerekir. Partinin kararlaştırdığı eğitim politikasını hayata geçirdik. Hükümette olmamız sayesinde kaçak işçi sorunu dile getirilebildi, yoksa bu konuya değinenler vatan haini olarak kalacaktı.Yurttaşlıklar da artık 2. Koalisyondan başlayarak, bakanlar Kurulu kararı ile verilmemektedir... Eğer biz bir kenara çekileceksek, bu rejimi kim değiştirecek? Anavatanımız  Kıbrıs’ta var olmak istersek, Kıbrıs Türk toplumunun kimlik ve kişiliğini korumak istiyorsak, rejimi de, düzeni de biz değiştireceğiz. Karaya oturmuş gemiyi de biz yüzdüreceğiz... Rejime ortak olmakla taşlar oynatılabilir. Küsüp kaçmakla taşı oynatma olanağımız kalmaz... CTP’nin görüşleri, turna gözü gibi berraktır... Erimeye karşı sadece demeç vermek yetmez, eylem yapılması gerekir.”

(Yeni Çağ gazetesi için hazırlanan bu yazı, bir önceki yazımın sansür edilmesi nedeniyle, o gazeteye artık yazı vermeme kararı aldığımdan, herhangi bir yayın organında yayımlanmamıştır.)






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder