18 Aralık 2015 Cuma

İNSAN HAKLARI PANELİNDE DUYGUSALLIK


11 Aralık 1989’da bu sütunlarda çıkan yazımızda, 10 Aralık günü yapılan “Barış, demokrasi ve insan hakları” konulu panele 14 örgütün bildiri sunduğunu belirterek, bildirilerin tartışılmasının 5 gün sonraya ertelenmesini eleştirmiştik. Nitekim haklı çıktık. Çünkü 15 Aralık akşamı yapılan “tartışma” toplantısına katılım, hem daha az oldu, hem de bildirilerle ilgili soru soran pek olmadı, toplantı bir saat içinde sona erdi.
Anlaşılan 18 örgütün düzenlediği bu panel ve toplantı da, sıradan bir yıldönümü top lantısı olarak tarihimize geçecek. Çünkü bu panel, Haravgi gazetesinin şenliğine katıl­dıkları için YKP Genel Başkanı Alpay Durduran’ın evi ile CTP Genel Merkezi önüne bomba konması olaylarını protesto etmede ne kadar geç kalmışsa, insan haklan gününde Kıbrıs Türk insanının kısıtlanan veya ayaklar altına alınan insan haklarını savunmada da, katı­lan örgüt sayısının 18 olmasına rağmen, o kadar ses veremedi.
15 Aralık akşamı yapılan ikinci toplantı­da ilk sözü alarak, TKP’nin niçin panelde yer almadığını sorduğumuz zaman, başkanlık divanı adına CTP’li Fadıl Çağda bize şu yanıtı verdi: “TKP’ye çağrı yapılmadı. Onlar­dan da bir istek gelmedi!” Doğaldır ki bu, bir gerekçe bile sayılmazdı ve bizi tatmin etmekten uzak bir karışıklıktı. Nitekim sorunun kendisine yöneltilmemiş olmasına rağmen, eski TKP’li ve yeni YKP’nin Genel Başkanı olan Alpay Durduran, söz almak ihtiyacını hissetti ve “TKP’nin çağrılması konusu konuşulmadı. Bunu önermeme sorumluluğunu ben taşıyorum” dedi. Durduran, Ortam gazetesinde olayın veriliş şeklinden hoşnut olmadığını belirterek, “Memduh Asaf Sokak’ta bomba patladı, diyenler de sorumludur! Kıbrıs’ta susan ve oturanlar üzerinde kanlı olaylar yaşanıyor” şeklinde konuştu. Oysa ki duygusal davranmaktaydı. Tıpkı o haberi yazan kişi gibi. Kaldı ki haberde, bombanın önünde patladığı apartmanda Alpay Durduran’ın da oturduğu belirtilmişti. Aynı gün çıkan TKP Genel Sekreteri’nin bildirisin­de de hükümetin bu olaylar karşısında ses­siz kalmaması gerektiği ve olaylarn bir an önce aydınlanması talep ediliyordu. O halde TKP’nin “tavırsızlık ve ideolojisizlik”le suçlanması, duygusal bir yaklaşımdır. “Sureta kınama UBP ve Denktaş’tan da geldi” diyen YKP Başkanı, basın bildirileri dışında sıcağı sıcağına kitlesel bir eylemle, 1958’lerin havasını taşıyan bu olayın o günlerde, başta CTP olmak üzere, niçin diğer 17 ör­güt tarafından kınanıp protesto edilmediğini bilmem nasıl yanıtlar?
“Barış, demokrasi ve insan hakları” konusunun ülkemiz ve toplumumuz açısından ne kadar yaşamsal önemi haiz olduğunu tekrarlamak yersizdir. Mecliste temsil edilen ikinci büyük muhalefet partisi olan ve demokratlığından kuşku duymadığım TKP’nin de bu konuda, muhakkak ki söyleyecekleri vardı. Ama “biz yaparız, olur” mantığı ile hareket etmek, ya da “onlardan bir istek de gelmedi” demek, Kıbrıs Türk demokrasi güçlerinin işbirliği için yapıcı bir tavır değildir.
Hele katılım sağlanamayan örgüt, sıradan bir tabela derneği değil de, kitle tabanı olan bir siyasal parti olursa. Bazı örgütlerin kitlesellik iddiaları ile ilgili olarak yönelt­tiğimiz sorulara verilen yanıtlar da gayrı ciddiydi. Çünkü bir müzik konserine gelen­lerin sayısı ile satılan yılbaşı kartlarının sayısı bizatihi o örgütün gücünü göstermez. Örnek olarak verilen Barış Şenliği Konseri’ne katılımda da aynı ölçüt kullanılmıştır. Barış Gecesinde belaltı fıkra anlatan Müjdat Gezen ile şarkıcı Selda’ya koşan kalabalı­ğın niceliği ile siyasal bir partinin iktidarı protesto mitingine gidenlerin niteliğini kıyas­lamak, elma ile armutu kıyaslamaya benze­mez mi? Kaldı ki o müziksever kalabalığı da 11 örgüte değil de, CTP’ye mal eden yazılar yazılmıştır. O nedenle örgüt sayı­sının fazlalığı ve çeşitliliğinden çok, nitelik­leri ve kitlesellikleri önemlidir.
Sosyal demokrasiyi benimsediğini açık­layan TKP’nin duygusal nedenlerle CTP veya YKP tarafından bu tür etkinliklerden dış­lanması, onun solundakilere yarardan çok zarar verir ve demokrasi güçlerini zayıfla­tır. “Tavırsızlık ve ideolojisizlik” sözkonusu edilecekse, hangi örgütlerin daha tavırlı ve ideolojik oldukları belli olmayabilir.


(“Söz sizin” köşesinde, Ortam gazetesi, 18 Aralık 1989)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder